Filmler algılarımızı yeniden kavramaya ve bilme ilişkilerine açan değişik coğrafyalara götürür ve dünyayı kavramaya yönelik bakışımızı çoğaltabilme potansiyeline sahiptir (Süalp, 2014)[2]. Filmler hem bir başka bilme alanı açar, hem de bir toplumu bir başka topluma açmanın/tanıştırmanın yollarını gösterir. Her iki toplumun da geçerli bakış açıları ve dünya görüşleri olduğunu ve bunların sorgulanmasının okurun/seyircinin bakış açısına çok taraflı bir zenginlik kazandırabileceği söylenir.
Robert McKee Hikâye[3] adlı eserinde seyircinin beklentilerini ve tepkilerini anlamadan film yapmanın olanaksız olduğunu söyler. Bu sebeple bir filmin hikâyesi, senaryosu oluşturulurken onu ortaya koyan kişinin kendi bakış açısı kadar izleyicinin beklentilerinin de tatmin edecek şekilde biçimlendirilmesinden söz eder. Filhakika okur ya da seyirci, öykünün biçimlendirilmesinde diğer öğeler kadar belirleyici bir güçtür. Yani McKee’nin de dediği gibi seyirci/okur olmazsa yapıtın bir anlam ifade edemeyeceğidir. Seyirci olarak hikâyeye duyulan açlık, sadece zihinsel bir egzersiz olarak izah edilemez, kişisel ve duygusal bir deneyim içinde yaşam biçimlerini anlamaya yönelik derin insani ihtiyacın da yansıması burada önem arz eder.
Kısa videolar ve kısa filmler izleyiciye neden hitap ediyor sorusu belki de önemli bir soru olabilir. Hem kısa videoların hem de kısa filmlerin ortak bir noktası olduğu düşünüldüğünde, burada “zaman/film süresi” karşımıza çıkar. Kısa filmlerin çoğu, uzun metraj bir film “başlangıç-gelişme-doruk noktası-son” şeklinde devam eder. Ve Jia[4], kısa videolar ya da filmler için en alımlı nedenin, doruk noktasının filmin tam başlangıcında konumlandırılmasında yattığını söyler. Bunun yanında kısa filmlerde çatışma veya dramatik olay örgüsünün izleyicileri çoğunlukla büyülediği düşünülebilir.
Kısa filmler de uzun metrajlı filmler gibi senaryo, oyuncu, çekim aşaması, görsel efektler, kamera ekipmanları, ses-kayıt ekipmanı, müzik, SFX ve VFX gibi, filmlerin üretim süreci tamamlanana kadar daha fazla finansal ve maddi kaynak gerektirmektedir. Bu anlamda “kısa filmlerin en etkili silahı, düşündürücü” olmasıdır. Burada bahsedilecek iki kısa film, toplumdaki kötü biçimlendirilmiş eğitimin farkında olup olamadığımızı en temelde anlatmaktadır.
Eğitim üzerine çok sayıda uzun metraj film olduğu gibi, bu konunun kısa filmlerde de ele alındığı görülür. David Maddox’un Alternative Maths (Alternatif Matematik, 2017) ve Kristóf Deák’ın Mindenki (Şarkı Söylemek, 2016) adlı kısa filmleri buna örnek olarak verilebilir. Söz konusu kısa filmlerde eğitim, eğitimci, öğrenci, okul konusuna nasıl bir bakış açısı getirildiği önemli olduğu kadar, eğitime atfedilen değer ve eğitime yanlış bir perspektiften yaklaşmak da bir o kadar kıymetlidir. Bu yönüyle kısa filmlerin de eğitimle ilgili meseleleri anlamada görünenden fazlasını aktardığı, katmanlı bir yapıya sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Sesimiz her yere ulaşsın.
İyi dileklerimiz gerçek olsun.
2016 yapımı Mindenki adlı 25 dakikalık kısa film, Budapeşte’deki bir ilkokulda, 1991’de yaşanan gerçek bir hikâyeden esinlenir. Filmin ana karakterlerinde kız öğrenciler vardır. Bunlardan ilki Zsófi, diğeri ise daha sonradan yakın arkadaşı olacak Lisa’dır. Okulda uzun bir süredir koro çalışmaları devam etmekte ve çocukların koro eğitimini Erika öğretmen üstlenmektedir. Zsófi için her şey gayet iyi giderken ilk koro çalışması sonrasında Erika’nın ona söylediği sözler onu ziyadesiyle yaralar. Öğretmene göre Zsófi’nin sesi yeterince iyi değildir ve koronun ahengini bozduğu gerekçesiyle çalışmalara sessizce eşlik etmesi istenir. Çünkü ulusal koro yarışmasına az bir zaman kalmıştır ve öğretmen de bu gerekçeye dayanarak ses tonu ve vurgularını iyi derecede yapamayan çocukların seslerinin koro için bir engel/tehdit olacağını düşünür.
Öğretmene veya koronun şefine göre çocuklar koro için beklenen düzeydeki yeteneğe sahip değillerdir ya da aldıkları eğitim sonrasında istenen düzeye erişememişlerdir, yeteri kadar pratik yapamamışlardır, yeteri kadar iyi değillerdir. Bundan dolayı da çoğunluk/koro içinde sessiz bir şekilde kalmalıdırlar. Bu filmde dikkat çeken husus, öğretmenin eğitim metodunun ve çocuklara yaklaşımının eleştirilmesidir.
Öğretmen bir taraftan koroyu, çok sesliliği önemserken, iyi olmadığını düşündüğü sesleri kısmakta, onlara bir imkân oluşturmanın yolunu tıkamaktadır. Bu salt anlamda öğretmene değil, mevcut eğitim sistemine getirilen ve başarılı ya da gayretli öğrencilerin yeterince önemsenmediği, onlarla doğru bir etkileşim kurulmadığını göstermektedir.
Zsófi’nin koroda sadece ağzını oynattığını ancak şarkı söylemediğini anlayan Lisa, arkadaşından bunun nedenini öğrenmeye çalışır. İlk başta Zsófi bunun nedenini açıklayamaz ancak sonrasında arkadaşının ısrarı üzerine durumu anlatır. Koro şefinin/yöneticisinin sadece Zsófi’yi değil, birçok öğrenciyi de uyardığını ve onların şarkı söylüyormuşçasına koroda yer almalarını istediğini anlarız. Lisa bunu fark ettiğinde, çocukların balık gibi ağızlarını oynatmalarından rahatsız olduğunu söyler ve koroda yer almak istemez. Erica ise “hayatın hiçbir zaman adil olmadığını, iyi bir sesten mahrum kalmanın da adil olmadığını” dile getirir ve herkesin Lisa kadar şanslı, yetenekli olamadığını savunur. Öğretmenin aktardığı şu cümle oldukça düşündürücüdür: Herkesin şarkı söylemesine izin verirsek hiçbir zaman en iyi olamayız. Bu sözün altında acı ama gerçek bir düşünce yatmakta ve çocukların dünyasını merkeze alarak onlara değer biçen bir anlayışı öne çıkarmaktadır. Herkese aynı değerin, önemin verilmemesi Mindenki’de olduğu gibi yapay bir birlikteliği doğurur. Oysaki çocukların arzuladıkları bundan çok daha farklıdır. Koroda “tempoyu ayarlamak, hazırlıklar yapmak ve vuruş/ölçüleri uygulamak ve eleştirel bir şekilde dinlemek, koronun sesini şekillendirmek/dönüştürmek Erika’nın vazifesidir. Ancak burada iyi sesler merkeze alınırken, görece daha zayıf sesler dışarıda bırakılarak onların ötekileştirilmesi görevi ifa edilmektedir.
Mindenki, bir yönüyle eğitimcinin bakış açısını ve eğitim sisteminin aksak yönlerine eleştirel bir bakış açısı sunar. Çözümü çocuklara ve onların saf dünyasına bırakan film, bir sınıftaki ya da korodaki her öğrencinin değerli olduğu ya da en azından onlara fırsat verilmesi gerektiğini anlatır. Şayet mesele adalet ise o zaman sesi/meziyeti iyi olanlarla onlara yakın derecede olanların da aynı ekibin içinde yer alabileceğinin hikâyesine ortak oluruz.
Alternatif Matematik’te ilk kısa filme benzer biçimde eğitim sisteminin çarpıklığına, sorunsallarına yer verildiğini anlayabiliriz.
David Maddox’un yönettiği dokuz dakikalık kısa film, derin katmanlı yapısıyla ve dikkat çekici derecede sofistike komedi türüyle dikkat çekmektedir.
İlkokul çağındaki bir çocuk (Danny) ile öğretmeni (Wells) arasında başlayan, “2+2”nin sonucunun ne olduğu açıkken, bunun tartışma haline getirilmesi oldukça ilginçtir. Öğretmenin gösterdiği sonucun, gerek ebeveynler gerekse okul idaresi tarafından sorgulanması ve en nihayetinde kadın öğretmenin tazminatının ödenmesiyle kurumdan gönderilmesi hem bir trajedi hem de komediden ibarettir.
Matematik öğretmeni Bayan Wells’in, sınavda bazı soruları yanlış cevaplayan öğrencisine “hatalarımızdan ders çıkarabileceğimiz” hakikatini söylemesi üzerine ortalık alevlenir. İlk önce çocuğun ebeveynleri komik bir tartışma başlatır ve bilimsel olarak ispatlanmış “2+2” bir işlemin sonucunu alaycı biçimde reddedip “22”nin gerçek sonuç olduğunu söyleyerek çocuklarının ulaştığı sonucu doğrularlar. Bu çalışma aynı zamanda İran yapımı[5] bir filmi de anımsatarak, gücün, otoritenin, egemen anlayışların bir gerçeği çarpıtabileceğine ışık tutmaktadır. Önemli olan “doğrular” değil, doğrunun yeniden çarpıtılmak suretiyle “post-truth” yani gerçek-sonrası bir söylemin dayatılmasıdır. Filmde bu kavramla Donald Trump dönemine ve politikalarına bir muaheze yapılır ve “hakikatin çarpıtıldığı veya yok edildiği bir mecraya uygun politikacıların varlığının[6]” kaçınılmaz olduğuna atıf yapılır. Selim’e göre Trump benzeri dönemin/çağın ruhuna yaraşır tipteki politikacılar “post-truth çağın birer nedeni hem de sonucudurlar. Koşulsuz gücün peşine düşen bu liderler ya da politikacılar, ironinin/alaycılığın, korkunun ve bıkkınlığın kişileri hileye ve yalan söylemeye yönelteceğini tahmin etmekteydiler”. Kısa filmde, doğrunun ironik biçimde yalanlanması, buradaki tespiti anlamaya dönük bir işaret sunar. Bu yalana öğretmen dışındaki herkes ortak olmakta, Wells karakteri bir simgeye, hakikati temsil eden bir konuma karşılık gelmektedir.
Wells’in doğruyu söylemesi onu dokuz köyden kovacak ve onun Nazi Almanya’sında yaşadığını düşünenler bile olacaktır. Okul müdürü ona yaptığının yanlış olduğunu söyleyecek ve öğrencinin ebeveynlerini söyleyerek tam bir akıl tutulması yaşandığını izleyiciye gösterecektir. Çünkü Wells’in dışındakilerin söyledikleri akla, mantığa, hakikate aykırıdır ve bir insanı ötekileştirerek, onu gerçek dünyanın dışına itmektedir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi ülkede bir infial olur ve bunun nedeni de “insanları alaya alan, çocukları duygusal açıdan olumsuz etkileyen, bilindik doğrulara savaş açan” öğretmendir. Daha doğrusu düzmece doğrulara karşı her zaman sesini yükselten ana karakteri burada hatırlarız.
Wells’in yargılandığı kurulda “söylemini değiştirmesi yani bildiği doğrulardan vazgeçmesi” gerektiği açıkça söylenir. Kuruldakilere göre öğretmenin tutum ve davranışlar, kendisi dışındaki herkesi aptal olarak görmek anlamına gelir. Onlara göre bir şeyin birden fazla seçeneği olabileceği bilinmeli, insanlara tek bir doğrunun dayatılmasının mantık dışı olduğu ifade edilir. Hatta öğretmenin bu söylemi ve tavırları çocukların radikalleşmesine neden olacağı için ve medya da bu savaşta öğretmenin karşısında olduğu için tek bir yol vardır: Kovulmayı kabullenmek.
Alternatif Matematik, öğretmenin alacağı tazminatın hesaplanmasında komik bir göndermeyle tamamlanarak, insanların yeri geldiğinde kendi gerçeklerini üretebildiği gibi yeri geldiğinde bu gerçeklerini uygulamaya döktüklerinde ikiyüzlü davrandıklarının mesajını verir. Filmin yönetmeni Maddox, bu öykünün “temel gerçekler üzerinde anlaşamadığınız biriyle sohbet etmeye çalışmanın yarattığı hayal kırıklığından ortaya çıktığını” dile getirir. Yönetmene göre “eskiden herkesin kendi fikrini söyleme hakkı vardı ancak şimdi herkesin kendi gerçeklerini söyleme hakkına sahip olduğu[7]” bir zamanda yaşıyoruz. Son olarak, yönetmen bu filminin; “hem okul sistemi, çocukların nasıl aldanamayacağı hem de Trump, alternatif gerçekler, politik doğruculuğun çıldırması, medyanın olayları orantısız hale nasıl getirdiği” hakkında olduğunu da söyleyerek, bir kısa filmin eğitim ve eğitimcileri, öğrencileri ele alsa da farklı anlam düzeylerini, eleştirileri içinde barındırabileceğini bir kez daha hatırlatır.
Tavsiye Filmler
2+2= 5 (Kısa Film)
Sonuç (Kısa Film, 2015)
Neml-i Kâğıt (Kısa Film, 2019)
Hakkâri’de Bir Mevsim (1983)
Okul Tıraşı (2021)
Dipnotlar:
[1] Doç. Dr, Fırat Üniv. İletişim Fak., Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü [email protected]
[2] Z. Tül Akbal Süalp, Zaman Mekân; Kuram ve Sinema, Bağlam Yayınları, 2004, s.15. Süalp bu eserin girişinde şu soruyu sorar. “Siz hiç sokaklarda dolanırken, elleriniz dolu koştururken, bir kafenin penceresinden dışarı bakarken, kalabalık içinde bir yabancıyla göz göze geldiğinizde ya da alışveriş sırasında sepetinizi doldururken, kendinizi herhangi bir filmin oyuncusu gibi hissettiniz mi? Ve tam öyle hissettiğiniz bir anda kameranın yavaşça size doğru gelerek, yakın plandan aldığını düşünüp, bakışlarınızı yerden kaldırarak uzaklara baktığınız oldu mu? Mutlaka bunu başkaları da hissetmiştir der Süalp ve eserinde sinemanın zaman-mekân ilişkisini sorgular.
[3] Yazarın bu eseri İstanbul Medya Akademisi Yayınlarından (2018) ve yakın zamanda İnka Kitap’tan (Mart 2024) Türkçeye iki farklı tercümesi yapılmıştır. Eserin 2018 baskısı Öykü adını taşırken, 2024’teki baskı Hikâye adıyla yayınlanmıştır. Bakınız 2018, s.17-21.
[4] Lu Jia, 2023, “Analysis of Short Film from the Perspective of Filmmakers and Audiences”, The International Conference on Interdisciplinary Humanities and Communication Studies, May 2023 Communications in Humanities 3(1):1163-1167.
[5] Filmin yönetmeni Babak Anvari’dir ve “Two and Two” (2013) ismini taşır ve “2+2=5” değildir olarak da izleyicilerin zihninde yer edinmiştir.
[6] Post-Truth kavramı için Ferdi Selim’in çalışmasına bakılabilir (2023, s.500): Selim, F. (2023). Post-Truth Kavramı Üzerine Yeniden Düşünmek. Kaygı. Bursa Uludağ Üniv. Fen-Edebiyat Fak. Felsefe Dergisi, 22 (1), 498-543.
Bir karanlık bul ve onu yıka.
Akıl kıyısında eşelenme, kalp denizine dal. Karanlığı karanlıkla yenebileceğin düşüncesinden tevbe et.
Uyanmak karanlığı bulmaktır aslında. Yüzümüzde ezbere bildiğimiz mahmurlukla karanlığı bileklerinden yakalamaktır uyanmak.
Karanlığı yıkamak neyi değiştirir fikri seni eylemesin.
Kur’a hep kendi içimizdeki günahkâra çıkar.
Sen kendi aksini izlemeye meyledip denize düşeni ve içinde haksızlık olan karanlığı yutan balığı hatırla.
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.
Varlık gayemizin dışında yaşamak; iğne ile kesmeye, makas ile dikmeye çalışmak gibi. Bu nedenle, sorunun nedeni, sancının merkezi dile getirilirken konu burada kilitleniyor. Derdin devası, sorunun cevabı, problemlerin çözümü belli. Hükmün sahibi ne diyorsa o…
Gazze’de … kişi daha öldürüldü. Bir hastane ve iki okul bombalandı. Güvenli bölgeye geçmeye çalışan sivillere ateş açıldı. Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana katledilen kişilerin sayısı … oldu.
Kaydıramadı.
Eli, parmakları uyuşmuştu sanki. Sustu, içinden sustu ve telefonu aldığı yere koydu.
Kısa Filmlerde Eğitimin Katmanlı Boyutlarına Bakmak
Filmler algılarımızı yeniden kavramaya ve bilme ilişkilerine açan değişik coğrafyalara götürür ve dünyayı kavramaya yönelik bakışımızı çoğaltabilme potansiyeline sahiptir (Süalp, 2014)[2]. Filmler hem bir başka bilme alanı açar, hem de bir toplumu bir başka topluma açmanın/tanıştırmanın yollarını gösterir. Her iki toplumun da geçerli bakış açıları ve dünya görüşleri olduğunu ve bunların sorgulanmasının okurun/seyircinin bakış açısına çok taraflı bir zenginlik kazandırabileceği söylenir.
Robert McKee Hikâye[3] adlı eserinde seyircinin beklentilerini ve tepkilerini anlamadan film yapmanın olanaksız olduğunu söyler. Bu sebeple bir filmin hikâyesi, senaryosu oluşturulurken onu ortaya koyan kişinin kendi bakış açısı kadar izleyicinin beklentilerinin de tatmin edecek şekilde biçimlendirilmesinden söz eder. Filhakika okur ya da seyirci, öykünün biçimlendirilmesinde diğer öğeler kadar belirleyici bir güçtür. Yani McKee’nin de dediği gibi seyirci/okur olmazsa yapıtın bir anlam ifade edemeyeceğidir. Seyirci olarak hikâyeye duyulan açlık, sadece zihinsel bir egzersiz olarak izah edilemez, kişisel ve duygusal bir deneyim içinde yaşam biçimlerini anlamaya yönelik derin insani ihtiyacın da yansıması burada önem arz eder.
Kısa videolar ve kısa filmler izleyiciye neden hitap ediyor sorusu belki de önemli bir soru olabilir. Hem kısa videoların hem de kısa filmlerin ortak bir noktası olduğu düşünüldüğünde, burada “zaman/film süresi” karşımıza çıkar. Kısa filmlerin çoğu, uzun metraj bir film “başlangıç-gelişme-doruk noktası-son” şeklinde devam eder. Ve Jia[4], kısa videolar ya da filmler için en alımlı nedenin, doruk noktasının filmin tam başlangıcında konumlandırılmasında yattığını söyler. Bunun yanında kısa filmlerde çatışma veya dramatik olay örgüsünün izleyicileri çoğunlukla büyülediği düşünülebilir.
Kısa filmler de uzun metrajlı filmler gibi senaryo, oyuncu, çekim aşaması, görsel efektler, kamera ekipmanları, ses-kayıt ekipmanı, müzik, SFX ve VFX gibi, filmlerin üretim süreci tamamlanana kadar daha fazla finansal ve maddi kaynak gerektirmektedir. Bu anlamda “kısa filmlerin en etkili silahı, düşündürücü” olmasıdır. Burada bahsedilecek iki kısa film, toplumdaki kötü biçimlendirilmiş eğitimin farkında olup olamadığımızı en temelde anlatmaktadır.
Eğitim üzerine çok sayıda uzun metraj film olduğu gibi, bu konunun kısa filmlerde de ele alındığı görülür. David Maddox’un Alternative Maths (Alternatif Matematik, 2017) ve Kristóf Deák’ın Mindenki (Şarkı Söylemek, 2016) adlı kısa filmleri buna örnek olarak verilebilir. Söz konusu kısa filmlerde eğitim, eğitimci, öğrenci, okul konusuna nasıl bir bakış açısı getirildiği önemli olduğu kadar, eğitime atfedilen değer ve eğitime yanlış bir perspektiften yaklaşmak da bir o kadar kıymetlidir. Bu yönüyle kısa filmlerin de eğitimle ilgili meseleleri anlamada görünenden fazlasını aktardığı, katmanlı bir yapıya sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Sesimiz her yere ulaşsın.
İyi dileklerimiz gerçek olsun.
2016 yapımı Mindenki adlı 25 dakikalık kısa film, Budapeşte’deki bir ilkokulda, 1991’de yaşanan gerçek bir hikâyeden esinlenir. Filmin ana karakterlerinde kız öğrenciler vardır. Bunlardan ilki Zsófi, diğeri ise daha sonradan yakın arkadaşı olacak Lisa’dır. Okulda uzun bir süredir koro çalışmaları devam etmekte ve çocukların koro eğitimini Erika öğretmen üstlenmektedir. Zsófi için her şey gayet iyi giderken ilk koro çalışması sonrasında Erika’nın ona söylediği sözler onu ziyadesiyle yaralar. Öğretmene göre Zsófi’nin sesi yeterince iyi değildir ve koronun ahengini bozduğu gerekçesiyle çalışmalara sessizce eşlik etmesi istenir. Çünkü ulusal koro yarışmasına az bir zaman kalmıştır ve öğretmen de bu gerekçeye dayanarak ses tonu ve vurgularını iyi derecede yapamayan çocukların seslerinin koro için bir engel/tehdit olacağını düşünür.
Öğretmene veya koronun şefine göre çocuklar koro için beklenen düzeydeki yeteneğe sahip değillerdir ya da aldıkları eğitim sonrasında istenen düzeye erişememişlerdir, yeteri kadar pratik yapamamışlardır, yeteri kadar iyi değillerdir. Bundan dolayı da çoğunluk/koro içinde sessiz bir şekilde kalmalıdırlar. Bu filmde dikkat çeken husus, öğretmenin eğitim metodunun ve çocuklara yaklaşımının eleştirilmesidir.
Zsófi’nin koroda sadece ağzını oynattığını ancak şarkı söylemediğini anlayan Lisa, arkadaşından bunun nedenini öğrenmeye çalışır. İlk başta Zsófi bunun nedenini açıklayamaz ancak sonrasında arkadaşının ısrarı üzerine durumu anlatır. Koro şefinin/yöneticisinin sadece Zsófi’yi değil, birçok öğrenciyi de uyardığını ve onların şarkı söylüyormuşçasına koroda yer almalarını istediğini anlarız. Lisa bunu fark ettiğinde, çocukların balık gibi ağızlarını oynatmalarından rahatsız olduğunu söyler ve koroda yer almak istemez. Erica ise “hayatın hiçbir zaman adil olmadığını, iyi bir sesten mahrum kalmanın da adil olmadığını” dile getirir ve herkesin Lisa kadar şanslı, yetenekli olamadığını savunur. Öğretmenin aktardığı şu cümle oldukça düşündürücüdür: Herkesin şarkı söylemesine izin verirsek hiçbir zaman en iyi olamayız. Bu sözün altında acı ama gerçek bir düşünce yatmakta ve çocukların dünyasını merkeze alarak onlara değer biçen bir anlayışı öne çıkarmaktadır. Herkese aynı değerin, önemin verilmemesi Mindenki’de olduğu gibi yapay bir birlikteliği doğurur. Oysaki çocukların arzuladıkları bundan çok daha farklıdır. Koroda “tempoyu ayarlamak, hazırlıklar yapmak ve vuruş/ölçüleri uygulamak ve eleştirel bir şekilde dinlemek, koronun sesini şekillendirmek/dönüştürmek Erika’nın vazifesidir. Ancak burada iyi sesler merkeze alınırken, görece daha zayıf sesler dışarıda bırakılarak onların ötekileştirilmesi görevi ifa edilmektedir.
Mindenki, bir yönüyle eğitimcinin bakış açısını ve eğitim sisteminin aksak yönlerine eleştirel bir bakış açısı sunar. Çözümü çocuklara ve onların saf dünyasına bırakan film, bir sınıftaki ya da korodaki her öğrencinin değerli olduğu ya da en azından onlara fırsat verilmesi gerektiğini anlatır. Şayet mesele adalet ise o zaman sesi/meziyeti iyi olanlarla onlara yakın derecede olanların da aynı ekibin içinde yer alabileceğinin hikâyesine ortak oluruz.
Alternatif Matematik’te ilk kısa filme benzer biçimde eğitim sisteminin çarpıklığına, sorunsallarına yer verildiğini anlayabiliriz.
İlkokul çağındaki bir çocuk (Danny) ile öğretmeni (Wells) arasında başlayan, “2+2”nin sonucunun ne olduğu açıkken, bunun tartışma haline getirilmesi oldukça ilginçtir. Öğretmenin gösterdiği sonucun, gerek ebeveynler gerekse okul idaresi tarafından sorgulanması ve en nihayetinde kadın öğretmenin tazminatının ödenmesiyle kurumdan gönderilmesi hem bir trajedi hem de komediden ibarettir.
Matematik öğretmeni Bayan Wells’in, sınavda bazı soruları yanlış cevaplayan öğrencisine “hatalarımızdan ders çıkarabileceğimiz” hakikatini söylemesi üzerine ortalık alevlenir. İlk önce çocuğun ebeveynleri komik bir tartışma başlatır ve bilimsel olarak ispatlanmış “2+2” bir işlemin sonucunu alaycı biçimde reddedip “22”nin gerçek sonuç olduğunu söyleyerek çocuklarının ulaştığı sonucu doğrularlar. Bu çalışma aynı zamanda İran yapımı[5] bir filmi de anımsatarak, gücün, otoritenin, egemen anlayışların bir gerçeği çarpıtabileceğine ışık tutmaktadır. Önemli olan “doğrular” değil, doğrunun yeniden çarpıtılmak suretiyle “post-truth” yani gerçek-sonrası bir söylemin dayatılmasıdır. Filmde bu kavramla Donald Trump dönemine ve politikalarına bir muaheze yapılır ve “hakikatin çarpıtıldığı veya yok edildiği bir mecraya uygun politikacıların varlığının[6]” kaçınılmaz olduğuna atıf yapılır. Selim’e göre Trump benzeri dönemin/çağın ruhuna yaraşır tipteki politikacılar “post-truth çağın birer nedeni hem de sonucudurlar. Koşulsuz gücün peşine düşen bu liderler ya da politikacılar, ironinin/alaycılığın, korkunun ve bıkkınlığın kişileri hileye ve yalan söylemeye yönelteceğini tahmin etmekteydiler”. Kısa filmde, doğrunun ironik biçimde yalanlanması, buradaki tespiti anlamaya dönük bir işaret sunar. Bu yalana öğretmen dışındaki herkes ortak olmakta, Wells karakteri bir simgeye, hakikati temsil eden bir konuma karşılık gelmektedir.
Wells’in doğruyu söylemesi onu dokuz köyden kovacak ve onun Nazi Almanya’sında yaşadığını düşünenler bile olacaktır. Okul müdürü ona yaptığının yanlış olduğunu söyleyecek ve öğrencinin ebeveynlerini söyleyerek tam bir akıl tutulması yaşandığını izleyiciye gösterecektir. Çünkü Wells’in dışındakilerin söyledikleri akla, mantığa, hakikate aykırıdır ve bir insanı ötekileştirerek, onu gerçek dünyanın dışına itmektedir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi ülkede bir infial olur ve bunun nedeni de “insanları alaya alan, çocukları duygusal açıdan olumsuz etkileyen, bilindik doğrulara savaş açan” öğretmendir. Daha doğrusu düzmece doğrulara karşı her zaman sesini yükselten ana karakteri burada hatırlarız.
Wells’in yargılandığı kurulda “söylemini değiştirmesi yani bildiği doğrulardan vazgeçmesi” gerektiği açıkça söylenir. Kuruldakilere göre öğretmenin tutum ve davranışlar, kendisi dışındaki herkesi aptal olarak görmek anlamına gelir. Onlara göre bir şeyin birden fazla seçeneği olabileceği bilinmeli, insanlara tek bir doğrunun dayatılmasının mantık dışı olduğu ifade edilir. Hatta öğretmenin bu söylemi ve tavırları çocukların radikalleşmesine neden olacağı için ve medya da bu savaşta öğretmenin karşısında olduğu için tek bir yol vardır: Kovulmayı kabullenmek.
Alternatif Matematik, öğretmenin alacağı tazminatın hesaplanmasında komik bir göndermeyle tamamlanarak, insanların yeri geldiğinde kendi gerçeklerini üretebildiği gibi yeri geldiğinde bu gerçeklerini uygulamaya döktüklerinde ikiyüzlü davrandıklarının mesajını verir. Filmin yönetmeni Maddox, bu öykünün “temel gerçekler üzerinde anlaşamadığınız biriyle sohbet etmeye çalışmanın yarattığı hayal kırıklığından ortaya çıktığını” dile getirir. Yönetmene göre “eskiden herkesin kendi fikrini söyleme hakkı vardı ancak şimdi herkesin kendi gerçeklerini söyleme hakkına sahip olduğu[7]” bir zamanda yaşıyoruz. Son olarak, yönetmen bu filminin; “hem okul sistemi, çocukların nasıl aldanamayacağı hem de Trump, alternatif gerçekler, politik doğruculuğun çıldırması, medyanın olayları orantısız hale nasıl getirdiği” hakkında olduğunu da söyleyerek, bir kısa filmin eğitim ve eğitimcileri, öğrencileri ele alsa da farklı anlam düzeylerini, eleştirileri içinde barındırabileceğini bir kez daha hatırlatır.
Tavsiye Filmler
2+2= 5 (Kısa Film)
Sonuç (Kısa Film, 2015)
Neml-i Kâğıt (Kısa Film, 2019)
Hakkâri’de Bir Mevsim (1983)
Okul Tıraşı (2021)
Dipnotlar:
[1] Doç. Dr, Fırat Üniv. İletişim Fak., Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü [email protected]
[2] Z. Tül Akbal Süalp, Zaman Mekân; Kuram ve Sinema, Bağlam Yayınları, 2004, s.15. Süalp bu eserin girişinde şu soruyu sorar. “Siz hiç sokaklarda dolanırken, elleriniz dolu koştururken, bir kafenin penceresinden dışarı bakarken, kalabalık içinde bir yabancıyla göz göze geldiğinizde ya da alışveriş sırasında sepetinizi doldururken, kendinizi herhangi bir filmin oyuncusu gibi hissettiniz mi? Ve tam öyle hissettiğiniz bir anda kameranın yavaşça size doğru gelerek, yakın plandan aldığını düşünüp, bakışlarınızı yerden kaldırarak uzaklara baktığınız oldu mu? Mutlaka bunu başkaları da hissetmiştir der Süalp ve eserinde sinemanın zaman-mekân ilişkisini sorgular.
[3] Yazarın bu eseri İstanbul Medya Akademisi Yayınlarından (2018) ve yakın zamanda İnka Kitap’tan (Mart 2024) Türkçeye iki farklı tercümesi yapılmıştır. Eserin 2018 baskısı Öykü adını taşırken, 2024’teki baskı Hikâye adıyla yayınlanmıştır. Bakınız 2018, s.17-21.
[4] Lu Jia, 2023, “Analysis of Short Film from the Perspective of Filmmakers and Audiences”, The International Conference on Interdisciplinary Humanities and Communication Studies, May 2023 Communications in Humanities 3(1):1163-1167.
[5] Filmin yönetmeni Babak Anvari’dir ve “Two and Two” (2013) ismini taşır ve “2+2=5” değildir olarak da izleyicilerin zihninde yer edinmiştir.
[6] Post-Truth kavramı için Ferdi Selim’in çalışmasına bakılabilir (2023, s.500): Selim, F. (2023). Post-Truth Kavramı Üzerine Yeniden Düşünmek. Kaygı. Bursa Uludağ Üniv. Fen-Edebiyat Fak. Felsefe Dergisi, 22 (1), 498-543.
[7] Filmle ilgili bir değerlendirme https://annmichaelsen.com/2022/01/11/alternative-math/ adlı sitede yer almaktadır. Metindeki yönetmen görüşü bu siteden alınmıştır.
İlgili Yazılar
Şair Tutanağı: Yağmur Duası
Bir karanlık bul ve onu yıka.
Akıl kıyısında eşelenme, kalp denizine dal. Karanlığı karanlıkla yenebileceğin düşüncesinden tevbe et.
Uyanmak karanlığı bulmaktır aslında. Yüzümüzde ezbere bildiğimiz mahmurlukla karanlığı bileklerinden yakalamaktır uyanmak.
Karanlığı yıkamak neyi değiştirir fikri seni eylemesin.
Kur’a hep kendi içimizdeki günahkâra çıkar.
Sen kendi aksini izlemeye meyledip denize düşeni ve içinde haksızlık olan karanlığı yutan balığı hatırla.
Çocuklarımız Bizim mi?
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.
Mektup XII
Varlık gayemizin dışında yaşamak; iğne ile kesmeye, makas ile dikmeye çalışmak gibi. Bu nedenle, sorunun nedeni, sancının merkezi dile getirilirken konu burada kilitleniyor. Derdin devası, sorunun cevabı, problemlerin çözümü belli. Hükmün sahibi ne diyorsa o…
Kaydıraç
Gazze’de … kişi daha öldürüldü. Bir hastane ve iki okul bombalandı. Güvenli bölgeye geçmeye çalışan sivillere ateş açıldı. Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana katledilen kişilerin sayısı … oldu.
Kaydıramadı.
Eli, parmakları uyuşmuştu sanki. Sustu, içinden sustu ve telefonu aldığı yere koydu.