Aşikâr ki ölüm dikkatini yitirmeden dünyanın -ve iç dünyamızın- ayartıcılarına tam anlamıyla kapılamıyoruz. Bunun farkında olarak çarklarını döndürmek isteyen sistem, ölüm düşüncesini hayatın büsbütün dışına atmak için elinden geleni yapıyor. Bunu yapamadığındaysa ona alışmamızı ve sıradan bir hadise olarak yorumlamamızı istiyor.
Bir rüyanın fevkinde
Fevkalade bir gezegende
Yürüyordum durmadan
Ebediyet filizlerini görmek için
Sonsuzluk bahçesinde
Biraz seyrettikten sonra
Nehir kıyısında rastladım
Bir âheng-i hümâya
Susuzluktan bîtâb düşmüştü
Yorgun kanatlarıyla selamladı beni
Dedim: Ey biçare dilhûn!
Neden bekler durursun?
Yudumla âb-ı hayatı
Güneş rengi dudaklarıyla
Uzanıp semaya
Sildi gözlerindeki demi…
Koşarak anlatıyoruz kendimizi. Evdeysek evimizi ya da sokağı, sakinleşmek için adımlarımızı saydığımız sahil yolunu, iş çıkışlarını, buluşmaları, ayrılmaları koşturuyoruz. Küçücük bir çay ocağını bile bir sonraki işin peşine takıyoruz. Sonra ayaklarımız zonkluyor gece olunca. Ayaklarımız yetişemediğimiz ne varsa ona göre zonkluyor. Neye geç kaldık, neyin cevabını zamanında veremedik de içimizde büyüdü sözler…
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez. Bu cihetle iki kavram arasında doğrudan bir ilinti kurmaktan önce temel teşkil edici yapıya işaret edilmesi gerekir. Bu, insana daha geniş bir perspektif sunar. Bütünlük ve tutarlılık hissi kazandırır. Lakin yine de iş, inceleme ve eleştiriye gelince muhtemel ilişkilerin gözler önüne serilmesi ve somut karşılıkların sunulması icap eder.
Hayatın anlamlı olması, başkalarınca anlamlı görülmesi için ne yapmak gerekiyor? İyi bir iş; gül yetiştiriciliği olur mu mesela, hatta kaygı gidericiliği, belki de tebessüm dağıtıcılığı kim bilir! İyi bir ev; ilk eşyasının sürekli ertelendiği, duvarları sevgi geçirgeni, nefret sızdırmaz bir alan mı kastettiğiniz? İyi bir eş; gerçeklerdeki ayrı düşüşün umursanmadığı, hayallerin birlikte kurulduğu, kendini ondan bildiğin, kendisini ona bildirdiğin bir artı bir eşittir bir kişilik birliktelik… Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?..
MÜDA-Fİ-İL
Ülkesi olmayan GAZZE’ye
Lütfen beni anla
Bir ağaç değilim sadece gölgeden
Yapraklarım yok karşılıksız besin üreten
Yaralarım var karşılıklı dünyayla ahidleşen.
Sevmek acımasına katlanmayı öğrendiğimden beri
bir yaprağın sonbahar gelince söylediği şarkı:
-Ne zamana kadar ya rab?
-Uykusuzluğumuz toprağa düşene kadar.
Hayatın çizdiğini oyun sanıp;
Çizip kanattığını hiç görmedim.
Ne oyun oynayacak dar sokaklar
Ne ağıt yakacak kadar akustik var.
Kan tutması bir bedenin acizliğini
Burada anladım;
‘’Düşmanım ne zamana kadar
-benden güçlü olur ya rab?’’
Bir oyun gibi yaşadığınız dünya hayatı
-Erken mi başladınız yaşamaya
-Başlamak gerekmeden mi?
‘Karanlık basmadan ışıklar toparlanmadan.’
Lütfen anla beni
Bir duman değilim alabildiğine sarayım azotu oksijeni
Dünyamı karanlık bir A’rafa
Adını koyamadığın ülkenin kız çocuğunu
Ellerimle toprağa
Ellerimle arastalara
-Lütfen affet beni
Dinlen ey meskeni bir anlık ülkende
Dinlen uykun bitince alacak seni melekler
Oyunun sonunda bir ah ağacına ihtiyaç duyarsan
Dua inlemesinden korkan ellerim
Sana da merhamet dilenecek.
Bir dağ yapıp zirvesinden izleyeceksin Rabbi.
Oyuncaklarını yanında getir
-Oyun değil bu
-Oyun benim ellerimde parlayan fosfor
-Sonu gelmeyecek
-İki bakışının arasında gizlenen toprağın,
Sonu gelecek…
-Duvarları yıkınca elleri kelepçeli çocuklar
Sonu gelecek…
Savunma makamı ya da aman dileme;
Sözün ve yolun son bulduğu.
Lütfen bana da izlediğin yerden
Manzarası olmasa da bir kırık akılla geldiğim
Topal bir atla tırmanarak geldiğim
Topraklarında ırgat da olabilirim.
Oyun senin duanın bittiği yerden
Kulaklarımızı kapattığımız yere doğru
Rahme süreğen talanlar getirirken.
Tarafı olabilirim belki’nin.
Belki amniyon sıvısından beslenen bir bebeğin
Annesini ararken düştüğü karanlıkta
Bir ışık da ben yakabilirim.
Lütfen ellerim…
-Ben de seninle gelebilirim
Hasat zamanı gelmiş insanların arasında
Son gününde ellerini açarak koşan bir müdafinin
Duasına kapılabilirim.
İlk ve son şehirde, senin gölgende
Kadim bir ırktan gelen karınca ve termitler
Savaşa tutuştuğunda,
Dumanların içinde parlayan bir çift gözle
Dua veya melanetle
Güçlü veya zayıf arasında
Seçim yapma hakkını gizli tutan ellerim.
-Yapraklarım ayaklar altında
-Toprağın ve gecenin süsü altında
-İlk ve son şehirde,
-Ellerim lütfen
Beni de o günün listesine yaz.
Ellerim, dilim ve güçsüzlüğüm.
İlgili Yazılar
Gassal: Randevuyla Çalışmıyoruz
Aşikâr ki ölüm dikkatini yitirmeden dünyanın -ve iç dünyamızın- ayartıcılarına tam anlamıyla kapılamıyoruz. Bunun farkında olarak çarklarını döndürmek isteyen sistem, ölüm düşüncesini hayatın büsbütün dışına atmak için elinden geleni yapıyor. Bunu yapamadığındaysa ona alışmamızı ve sıradan bir hadise olarak yorumlamamızı istiyor.
Seyir
Bir rüyanın fevkinde
Fevkalade bir gezegende
Yürüyordum durmadan
Ebediyet filizlerini görmek için
Sonsuzluk bahçesinde
Biraz seyrettikten sonra
Nehir kıyısında rastladım
Bir âheng-i hümâya
Susuzluktan bîtâb düşmüştü
Yorgun kanatlarıyla selamladı beni
Dedim: Ey biçare dilhûn!
Neden bekler durursun?
Yudumla âb-ı hayatı
Güneş rengi dudaklarıyla
Uzanıp semaya
Sildi gözlerindeki demi…
Konuşularak Yapılan Masallar
Koşarak anlatıyoruz kendimizi. Evdeysek evimizi ya da sokağı, sakinleşmek için adımlarımızı saydığımız sahil yolunu, iş çıkışlarını, buluşmaları, ayrılmaları koşturuyoruz. Küçücük bir çay ocağını bile bir sonraki işin peşine takıyoruz. Sonra ayaklarımız zonkluyor gece olunca. Ayaklarımız yetişemediğimiz ne varsa ona göre zonkluyor. Neye geç kaldık, neyin cevabını zamanında veremedik de içimizde büyüdü sözler…
Ahmet Örs’ün Öykülerinde “Edebiyatın Asıl Damarı” / Hak ve Adalet Arayışı
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez. Bu cihetle iki kavram arasında doğrudan bir ilinti kurmaktan önce temel teşkil edici yapıya işaret edilmesi gerekir. Bu, insana daha geniş bir perspektif sunar. Bütünlük ve tutarlılık hissi kazandırır. Lakin yine de iş, inceleme ve eleştiriye gelince muhtemel ilişkilerin gözler önüne serilmesi ve somut karşılıkların sunulması icap eder.
Anlam Dolu Hayatın Harika Anları: Jacominus’nün Hayırlı Ömrü
Hayatın anlamlı olması, başkalarınca anlamlı görülmesi için ne yapmak gerekiyor? İyi bir iş; gül yetiştiriciliği olur mu mesela, hatta kaygı gidericiliği, belki de tebessüm dağıtıcılığı kim bilir! İyi bir ev; ilk eşyasının sürekli ertelendiği, duvarları sevgi geçirgeni, nefret sızdırmaz bir alan mı kastettiğiniz? İyi bir eş; gerçeklerdeki ayrı düşüşün umursanmadığı, hayallerin birlikte kurulduğu, kendini ondan bildiğin, kendisini ona bildirdiğin bir artı bir eşittir bir kişilik birliktelik… Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?..