Düşünce tarihindeki bazı fikirlerin tohumları gün geçtikçe başka ağaçlara boy vermiştir. Bunların bazılarının meyveleri güzel iken, bazıları zakkum ağaçları olmuştur. Öjenizm ise bu zakkum ağaçlarının bir örneği. Yunanca “iyi” anlamına gelen eû (εύ̃) ve “doğum, soy, ırk” anlamına genos (γένος) köküne -ēs (-ης) son eki (suffix) getirilen genḗs (-γενής ) kelimelerinden mürekkeb eugenics; “iyi doğumlu, iyi soy” (Çelgin, 2018, s.329, 152; OED, 1978, s.318) anlamına gelmektedir. Öjeni, gelecek nesilleri iyileştirmek amacıyla, arzu edilen kalıtsal özellikleri seçerek kimlerin ebeveyn olacağına ve üreyeceğine karar verip üremeyi kontrol etmeyi amaç edinir (Wilson). Francis Galton’un iş başında olduğu bu fikrin temelleri 19. yüzyılda Büyük Britanya’da atıldı (Bowman, s.491). Öjenizmin felsefi temelleri, Whitehead’in, bütün Batı düşüncesinin kendisine bir dizi dipnottan ibaret olduğunu söylediği (Whitehead, 2021, s.91) Platon’a kadar götürülebiliyor. Biz bu yazıda Platon’un Politeia, Politikos, Meneksenos, Euthydemus gibi diyalogları üzerinden öjenizmin ilk-el (arkhe) nüvelerinin tahlilini yapmaya çalışacağız.
Başlangıçta Platon Vardı: Eugenia’dan Eugenics’e
Platon’a bugünkü noktası ile öjeni hareketini nispet eden bir okumanın anakronizme düşme riskini taşıyacağını baştan söylemek mümkün. Bununla birlikte modern Batı düşüncesinin canlanışının bir “return to Platon” olduğunu da kaçırmamak gerekir. Eğer Whitehead haklı ise öjenizm fikrine açılan pencereyi onun düşüncelerinde bulmak çok da zor olmayacaktır. Platon düşüncesinin omurgası olan eseri Politeia -bizdeki çevirisi ile Devlet– diyaloguna baktığımız zaman burada polis (şehir/kent/site) için bir evlilik, ilişki, nesil düzenlemesini içeren şu cümleleri karşılar bizi:
“[…] her iki cinsin de en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmeleri gerekir. Ayrıca en kötülerin değil, en iyilerin çocuklarını büyütmeliyiz ki sürünün cinsi bozulmasın.” (Devlet, 459d).
Pasajı biraz kontekstine oturtarak okumaya çalışalım. Sokrates, bir zorunluluk olan çiftleşmenin oluruna bırakılmasına, ne devletin ne de dinin müsaade edeceğini söyleyerek karşı çıkar (Devlet, 458c-e). Evlenmelerin hangi şekilde faydalı olacağını anlatmak için hayvanların çiftleştirilmesi anolojisini kullanır ve nasıl ki onları çiftleştirirken iyilerini, gürbüzlerini seçiyorsak, insan cinsi için de aynı şeyin geçerli olması gerektiğini söyler (Devlet, 459b-c). Böylelikle kendi diyalektikleri ile Sokrates, çiftleşmenin en doğru ve güzel yolunu söylemiş olduğunu düşünmektedir. Ancak at sineğimiz bununla yetinmek istemez ve elindeki kozu artırır, toplumu şekillendiren şairlerden bu evlenmeleri kutsayan şiirler isteme kurnazlığı yapar (459e). Böylelikle dini de işin içine karıştırarak fikirlerini hâkim kılmak istemektedir. Bu pasajlar öjeniyi imleyen fikirleri bize vermekle birlikte öjeni kavramını doğrudan içermez. Ancak yine de bu pasajların güçlü bir ojeni fikrini ima ediyor olması gözden kaçırılabilecek gibi değildir. Diyalogun V. ve VI. kitapları bu konuları farklı cihetlerden genişleterek işleyen verilere sahiptir.
Devlet diyalogunun X. Kitap 618d pasajında eugeneiai (εὐγένειαι) kavramının kendisini görürüz. Burada iyi ve kötü hayatları tespit etmeye muktedir bir adamı bulmanın hayali vardır. Bu adam bize iyi doğum (eugeneiai) ile silik doğumları (dusgeneiai) ayırt etmeyi gösterecektir ki biz iyi ile kötü hayatları ayırt edebilelim. Böylece polis (kent) için iyilerin varlığını devam ettirmemiz mümkün olsun. Burada iyi hayattan kastının ve muradının, ruhu (psykhe) daha iyi edecek bir hayat olduğunu söyleyerek fikrini bir ölçüde meşrulaştırmaktadır. Ancak şunu sormalıyız, sırf ruhlara iyi bir hayat yaşatmak için böyle bir fikrin tohumunu atmaya değer miydi?
Görünen o ki, matematiksel kesinliğe tutkulu Platon, eugenia için böyle bir kesinlikten mahrum olduğunun farkındadır.
Strauss’un da Politeia üzerine seminerlerinde işaret ettiği üzere böyle bir işe kalkışmak için öncelikle evrim biyolojisinden ve Mendel yasalarından daha fazlasının bilgisine ihtiyacınız var. Ayrıca İyi (agathóō/ἀγαθόω) hakkında bilgimizin mükemmel olması gerekmektedir. Çünkü Sokrates’e göre her şeyin temelini bu iyi bilgisi ile atabilmemiz mümkün (Strauss, 1957, Seminer: XI). O halde eugenia gerçekleştirmek için hem iyinin bilgisinin mükemmel haline hem de düzenlenecek evliliklerden çıkacak sonuçlara dair tüm olasılıkların bilgisine sahip olmamız gerekiyor. Nitekim bu iş safça bir öngörünün değil, rasyonel imkânların tamamına muhtaç. İşte bu yüzden yana yakıla arayarak, böyle bir adam keşke olsa da bulsak diyor. Zaten milletin birlikteliklerine ve üremesine karışıp iyi soyu söyleyecek bir adamın en başta iyi soydan gelen yani eugenik birisi olması lazım. Eugenik olmayan birisinin başkasına karışıp ‘durun sizin çocuklarınız olamaz’ demesine kim aldırış edecektir? Eugenik birisi ise bu ayrıcalığını paylaşmak ister mi mesela? Sanki eugenik birisinin hiçbir iktidar hırsı ve ego savaşı olmayacakmış gibi, eugenik bir adamı bulup ondan medet umulacak. Nitekim öjeni gibi bir fikir için tüm sırların da bilinmesi gerektiği kabak gibi ortada duruyor. Biraz matematik konusunda bilgili bir insan bunun imkânsızlığını anlamakta zorluk yaşamayacaktır (Strauss, 1957, Seminer: XII). Platon’da eugenia kavramı sadece bu diyalog ile kalmamaktadır tabi ki. Meneksenos, 237a ve Euthydemus, 279b pasajlarında da geçmektedir.
Meneksenos’da kişinin, erdemini anne babasından tevarüs ettiği söylenir. O halde bu asil doğuşluları (eugeneian; noble birth) övmemiz gerekmektedir (237a). Bir nutuk aktarımının içerisinde geçmektedir bu ifade. Nutkun ana temasında şehrin atalarının kökenine dair bir tez vardır ve bu tez onların asillilikleri (eugenia) ile temellendirilmiş olur. Bu asillerin doğduğu toprak da o halde asildir ve özeldir. Bu yüzden, bu toprağı Tanrı övmüş ise biz insanlar nasıl övmekten kaçınabiliriz (237c-d). Bu toprağın Atinalılar tarafından değil sadece tüm insanlar tarafından övgülenmesi için iki delil sunulur.
Birincisi ve en önemli olanı Tanrıların sevgisine mazhar olması, diğeri ise Tanrıların bu topraklar için tartışmış olmalarıdır. Geleneksel olan bu hikâyeye göre Athena ve Poseidon, Atina’ya sahip olmak için tartışmış ve mesele Tanrısal mahkeme ile çözülmüştür
(Greckol 30). Görüldüğü gibi burada da mitolojiye başvurarak poetik (şiirî, muheyyelât), retorik (hatâbe, makbûlât) ve diyalektik (cedel, meşhurât) kıyas sanatları ile muhataplarında bir ikna oluşturmaya çalışmaktadır. Yani Sokrates burada bir nevi apodeiksis (burhan) mahrumudur. O sıçramayı yapamıyor maalesef. Eğer öjeni fikri ile bir soylu doğum ile iyi nesiller yetiştirme projesini düşünürsek ve buradaki bir kentin asillere sahip olmasının Tanrı’nın o kenti bu şekilde takdis ettiği anlamına geldiğine dair ifadeleri birleştirirsek, karşımıza çıkan tablo çok da netlikten uzak durmuyor. Şimdi diğer pasaja bakalım.
Euthydemus diyalogunda ise Sokrates, “Şimdi, arayalım, dünyada bizim için iyi olan şeyler hangileridir?” (279a) diyerek bazı insana dair iyilerden bahsetmeye başlamaktadır. Zenginlik, sağlık, güzellik sayıldıktan sonra söz eugenia (εὐγένειαί/eugeneiai)’ya gelir: “İyi bir aileden olmak… da hiç şüphe yok, iyi şeylerdir.”[1] (279b) Buradan da görüldüğü üzere iyi bir soydan geliyor olmanın Sokrates/Platon düşüncesinde durduğu önemli bir nokta vardır. Zaten erdemli bir insanı gelmiş olduğu aile üzerinden dikkate alarak, önce ailesini överek işe başlayan bir adam için iyi bir aileden geliyor olmanın o tutkunu olduğu İyi (agathon) şeylere dâhil olması fazla da şaşırtıcı olmuyor bir saatten sonra. Bu iki diyalagonun birbirine olan tamamlayıcılığı ve Devlet’te geçen fikri açma konusundaki katkısının yanında bakmamız gereken bir diyalog daha söz konusu. O da bir devlet adamı portresi oluşturulan Politikos diyalogu.
Platon, kalemini ustalıkla kullandığı Politikos diyalogunun sonlarında bazı erdemler sayar ve bu erdemlerin ise ancak tanrısallıkla ilişkili olacağını söyler.
Sonrasında bu tanrısallığın ise ancak bir tanrısal ırk/soy ile devam etmesi gerektiğini düşünür. Söz konusu ifadeleri şu şekildedir:
“[…] onur, adalet, iyilik ve bunların karşıtları hakkında gerçekten doğru ve emin bir görüş tanrısaldır ve insanların ruhlarında ortaya çıktığında, daimoníōi géneide ortaya çıkar.” (Statesman, 309c).
Bu ifadelerinden önce Sokrates, kafasındaki eğitimi (paideia) uygulayabileceği insanların ileride birleşmelerine bir uzman ile karışabildikten sonra doğalarının da soyluluk (nobility) yönünde düzenlenmesi ile bir istikrar kazandırmaktan bahseder (Statesman, 309a-b). Ancak sonrasında ise burada evlendirmeler konusunda bir takım mizaç teorisini işin içine sokar. Buradaki mizaç doktrini öjeni politikasının kalbine yerleştirilecektir (Fertenbaugh, s.283). Yasalar (Nomos)’da yanlış çiftleşmenin polise zarar veriyor olması reddedilmediği gibi, Devlet’de de koruyucu sınıfa atıf yapılarak bu nokta daha net gözükmüştü. İşte Devlet Adamı (Politikos, Statesman) diyalogunda bu mesele tüm polisi kapsayacak şekilde geliştirilmiş görünmektedir (Statesman, 307e1-308a9, 310c4-e3; Fertenbaugh, s.297). Tekrar alıntılanan pasaja dönelim.
309c’de yer alan “daimoníōi … génei” (δαιμονίῳ γίγνεσθαι γένει) Harold N. Fowler’in çevirisinde “godlike race” şeklinde (Plato, 1925, s. 189) karşılanırken; C. J. Rowe çevirisinde ise “…more than human.” (Plato, 1997, s. 355) şeklinde çevrilerek, bu erdemlerin insan sınıfından daha fazlası olan bir sınıfta çıkacağı anlamı takdir edilmiş. Burada biraz duralım. Pasajı sağlıklı anlamak için “daimonioi” ile “genei” kelimelerinin Platon’da kazandığı mefhumlara odaklanmamız gerekiyor.[2] Sözlüklere geçmeden önce Kratylos diyalogunda Sokrates’in daimonas (ilahlar) kavramını çözümleyişine bakalım. İlahların daimonas olarak adlandırılmasının sebebinin, onların basiretli ve tecrübeli (daemones) olmalarına dayandığını; iyi bir insanın ise yaşamı sonunda sahip olacağı büyük nasip ve itibar ile bir “daimon (ilah)” haline gelerek daimonion (ilahi) olduğunu ve onun daimona (ilah) olarak çağrıldığını söylemektedir (397e-398c4). Sokrates’in diyaloglarda kendisinde olduğunu söylediği daimónion sözlükte “tanrı, tanrısal iktidar, üstün güç, insanın içindeki tanrısal ses” gibi anlamlara gelirken; daimónios, “tanrıdan gelen, tanrı tarafında gönderilen, tanrısal/ilahi, olağanüstü” anlamlarına gelmektedir (Çelgin s.163). Peters’in açıklaması ile “tanrı (theos) ile kahraman arasında bir yerde bulunan doğaüstü varlık veya şey” (Peters s.60) olan bu daimon, Aristoteles etiğinin baş kavramı olan eudaimonia’da da kendisini gösterir. Genellikle mutluluk ile karşılanan bu kavram daha çok Türklerin kültüründeki ‘kut’lanmak[3] ile ilişkilidir. Tam da kavramın içindeki daimon sebebi ile. Diğer kavram génei ise sözlüklere baktığımız zaman bizim cins kelimemizin kendisinden geldiği, tür/cins; soy/ırk gibi anlamları olan bir kavram (Çelgin s.154).
Platon yorumcusu olan Cornford’un çeşitli daimon tiplerinden bahsederken kullandığı bir diğer tip daimon ise gens’e ait olan daimondur. Bu tip bir daimon, yapısını gerçek kan bağlarının oluşturduğu bir topluluğun yeni birlikçi (üniter) grubuna işaret eder. Artık burada kalıtsal nitelikler aktarılmış ve kanla süreklilik sağlanmış olmaktadır (Cornford s.162-3). Pasaja baktığımız vakit sayılanların bir kutlanmış genei’de ortaya çıkacağı söyleniyor. Nihayetinde diyalogun sonlarına doğru yöneticinin kentteki evlilikleri nasıl düzenleyeceğini ele aldıktan sonra artık tanrısal ırkı doğuracak olan birliktelikleri söyler ve şu şekilde diyalogu kapatır:
“Kraliyet sanatı (tekhne) onları dostluk ve duygu birliği ile ortak bir yaşama çektiğinde ve tüm dokuların en görkemlisini ve en iyisini mükemmelleştirdiğinde, devletin tüm sakinlerini, hem köleleri hem de özgürleri onunla giydirdiğinde, onları bu kumaşla bir arada tuttuğunda ve mutlu bir devlete ait olması gereken hiçbir şeyi ihmal etmediğinde, onları yönetir ve gözetir.” (311c)
Yukarıda ele alınan önceki pasajları da hatırlarsak eğer, böyle bir genei’yi bulan Sokrates/Platon ise bu fırsatı kaçırmayacaktır, sonuçta yana yakıla arıyorlardı böyle birisini.
Sonuç Yerine
Devlet’in aktarılan pasajlar ile Politikos, Meneksenos ve Euthydemus pasajlarını birbiri ile bağlantılandırarak okursak, önümüze çıkan yapbozun bütünlüğü daha açık bir tablo çıkarmaktadır. Şimdi o yapbozu biraz daha yapıp bozarak okuyalım.
Bir yerin asillerinin varlığı orayı asil kılıyorsa ve buradaki asiller ile Tanrı orayı kutsamış ise (Meneksenos, 237a-d) buradaki asillerin ise anne babalarından aldıkları asalet ve erdemler dolayısı ile önce annelerini ve babalarını övmek gerekiyorsa (Euthydemus, 279b) bütün parçalar öjeninin ilk-el (arke) fikrini -tüm anakronik risklere rağmen- Platon’da bulmanın mümkün olduğunu göstermektedir.
Bir insanın erdemler sahibi olmasının Sokrates açısından muhakkak ki İyi’nin bilgisine sahip olmak ile bir bağı vardır.
Böyle bir insanın varlığı ise daima tanrısal olana en yakın olan bir insanın ruhu (psykhe) olmalıdır. Peki, tanrısallığa böyle yakın bir ruh, kutsal bir ruh olmayacak mıdır? Elbette. Bunları doğuranları öncelikle takdis etmeli, sonra ise böylesine ruhlara sahip çıkmalı ve onları çokça övgüleyerek el üstünde tutmamız gerekmektedir. Böylelikle erdemli ruhlara sahip olanların üremesini sağlayacak, erdemin öğretilebilir olan bilgisi (bkz. Menon, Pratygoras) ile uğraşmakla vakit kaybetmeyip direkt genlerle aktaracağız. Ya erdemliliği anne-babasının geni ile aktardığımız bir evlat ihanet ederse bu genlerine? Ne yapacak yüksek Atina mahkemeleri bu evladı?
Sokrates/Platon, bir fikir koyacağım derken bin tane yeri dinamitleyip bozuyor. Strauss’un da söylediği gibi, aslında Platon, Devlet’te aileyi yok etmekten başka bir şey yapmıyor (Strauss, 1957, Seminer: XV). Nitekim Platon, burada insan doğasını da işin içine pek sokamıyor gözüküyor. Böyle bir kent (polis) içerisinde, böylelerinin el üstünde tutulduğunu gören halk, bir süre sonra erdemliliğin kalpazanını yaratmaktan geri durabilir mi? O halde İyi’nin bilgisi yanında bizim için erdemliliği kalpazanından ayırt edecek bir şeyler gerekecektir. Zaten İyi’nin bilgisine tam olarak vukufiyet kesbedememiş iken, eugenia’yı sağlayacak bir bilgiye sahip o insanı bulamamışken, bir de bunların üstüne bununla mı uğraşacağız? Yoksa Sokrates, yeter ki insanlar erdemli bir yaşama yaklaşsın diyerek kent(polis)inde erdem kalpazanlarına göz yumacak bir taviz mi verecek? Görünen o ki Sokrates, çok iyi bir fikre parmak bastığını düşünürken, bir yandan da olması gerek diye düşündüğü filozof-kralın omuzlarına çok fazla görev yüklemektedir. Anlaşılan o ki Sokrates’i burada ne devlet ne de o şiirlerine başvurarak işe karıştırdığı kutsalın şairleri kurtarabilir.
Bugünün dünyasında Nazi kampları, Kuzey Amerika ve Asya’daki seçici yetiştirme kampları ve Holokost gibi trajediler ile örneğini gördüğümüz öjeni için de dipnot görülmeli Platon. Mademki Batı bir dipnot ise Platon’a, bu sadece başarılı, ilerlemeci işlerinde değil; dünyayı soktukları sömürü, zulüm haline de dipnot olarak görülmelidir. İyi, güzel neleri varsa Antik Yunan’a kendilerini nispet etmeleri ile malûl olan Batı’nın, bir o kadar da kendisine refah yaratırken talan ettiği Refah sınırındaki malûm kafalarının da bir Platon ve Antik Yunan mahsulü olduğunu kaçırmamak gerekiyor. Bugün Siyonizm’in uyguladığı soykırımın psikolojik ve mitolojik temellerinden birisi olan seçkinlik efsanesinin (bkz. Roger Garaudy, İsrail Mitler ve Terör) de Meneksenos 237d pasajındaki “Tanrıların övdüğü bir yeri, nasıl olur da bütün insanlık övmez?” şeklindeki şu ifadelerden bir farkı var mıdır? Haham Cohen’in “Dünya insanları, İsrail ve bir bütün olarak ele alınan diğer milletler olarak ikiye ayrılabilir. İsrail seçkin bir millettir. Bu, temel dogmadır.” (akt. Garaudy, 2020, s.45) şeklinde sarfettiği sözler Platon’un bu kafasına düşülen bir dipnot değil midir?
Kaynakça
Bowman, James E. «The Road to Eugenics.» The University of Chicago Law School Roundtable. 1996: 491-517.
Cornford, Francis M. Dinden Felsefeye: Batı Nazariyatının Kökenleri Üzerine. Çev. Özgüç Orhan. İstanbul: Albaraka, 2020.
Çelgin, Güler. Eski Yunanca-Türkçe Sözlük. İstanbul: Alfa, 2018.
Fertenbaugh, William W. “Plato: Temperament And Eugenic Policy” Arethusa, 1975: 293-305.
Garudy, Roger. İsrail Mitler ve Terör. Çev. Cemil Aydın. İstanbul: Timaş, 2020.
Greckol, Allison. A Commentary on Plato’s Menexenus, Canada: University of Alberta, 1999.
Peters, Francis E. Antik Yunan Felsefesi Terimleri Sözlüğü, çev.: Hakkı Hünler. İstanbul: Paradigma Yayıncılık, 2004
Plato. Complete Works. ed.: John M. Cooper ve D. S. Hutchinson. USA: Hackett Publishing Company, 1997.
—. Statesman, Philebus, Ion. Çev. W. R. M. Lamb Harold North Fowler. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1925.
Platon. Euthydemus. Çev. Halil V. Eralp. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı, 1997.
—. Meneksenos. Çev. İrfan Şahinbaş. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı, 1964.
Strauss, Leo. Plato’s Republic. ed.: Peter Ahrensdorf. The University of Chicago, 1957. Kasım 2024. <https://leostrausstranscripts.uchicago.edu/navigate/4/table-of-contents>.
The Oxford English Dictionary. Cilt III. London: Oxford University Press, 1978.
Whitehead, Alfred North. Süreç ve Gerçeklik. Çev. Kevser Çelik. İstanbul: Fol, 2021.
Wilson, P. K. eugenics. Encyclopedia Britannica, 2024. 25 Kasım 2024. <https://www.britannica.com/science/eugenics-genetics.>.
Dipnotlar:
[1] good birth (W.R.M. Lamb,Loeb); noble birth (R. K. Sprague ,Complete Works).
[2] Bu pasajı yorumları ile daha doğru anlamamı sağlayan Y. Gurur Sev, Özgüç Orhan, Saygın Günenç ve Beheşti Zehra hocalarıma müteşekkirim.
[3] Bu karşılığa daha önce dikkatimi çekmiş olan Saygın Günenç hocamdır.
Daha önce toplumsal ilişkilerce belirlenen insan modeli, toplumsal ilişkilerin belirlediği, ahlakın belirlediği, dinin belirlediği ya da daha çok böyle pagan toplumlarında da olsa oradaki kabilevi töre ilişkilerinin belirlediği insan modeli Sanayi Devrimi ve hemen sonrasında 19. yüzyılda ise bu defa daha iktisadi içerikle tanınmaya başlanıyor. Burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor: Acaba insan doğasını nasıl tanımlayabiliriz, bir insan doğası var mı, bu insan doğası gerçekten hani toplumsal ilişkiler tarafından mı belirleniyor yoksa ekonominin merkezde olduğu ve ekonominin diğer tüm toplumsal ilişkileri belirlediği bir insan doğası mı, bu insanı nasıl tanımlayabiliriz?
Dolayısıyla gerek âyetlerin gerekse rivâyet malzemesinin dinî irşad ve öğretim faaliyetleri ya da akademik araştırmalarda kullanılabilmesi için bir tetkik sürecinden geçmesi gerektiği açıktır. Bu dikkate alınmadan yapılan iktibaslar, ilgili metinlerin ihtiva etmediği, maksadı aşan çok sayıda açıklamaya (tefsir) ve yorumlamaya (tevil) kapı aralamakta, sonuç olarak “Kontrolsüz Nas Kullanımı” diye isimlendirmeyi tercih ettiğimiz tablo ortaya çıkmaktadır. Buna göre “Kontrolsüz Nas Kullanımı”: Bir nassın ilmî tetkik süzgecinden geçirilmeden, gelenekten devralınan biçimleri ve bunlar üzerine yapılan yorumlar üzerinden dolaşıma sokulması, bir dinî öğretim ya da bilimsel araştırma materyali olarak işlev görmesi anlamına gelmektedir.
Ahlâk ve hukuk arasındaki bölünmez bütünlüğün gözardı edilmesi ve aslında parçalanması, “Kur’an’ı bir hukuk kitabı olarak değil, teolojik bir metin olarak gören ve ahlâk kitabına indirgeyen” sömürgeci mantığın inşâ ettiği tüm alanlarda, kimsenin aradığını bulamadığı, bulmak için yapay ışık kaynaklarının lütfuna muhtaç olan, dumûr halindeki zihinleri yaratmıştır.
Felsefe Tarihinin Zakkum Ağacı: Öjenizm
Düşünce tarihindeki bazı fikirlerin tohumları gün geçtikçe başka ağaçlara boy vermiştir. Bunların bazılarının meyveleri güzel iken, bazıları zakkum ağaçları olmuştur. Öjenizm ise bu zakkum ağaçlarının bir örneği. Yunanca “iyi” anlamına gelen eû (εύ̃) ve “doğum, soy, ırk” anlamına genos (γένος) köküne -ēs (-ης) son eki (suffix) getirilen genḗs (-γενής ) kelimelerinden mürekkeb eugenics; “iyi doğumlu, iyi soy” (Çelgin, 2018, s.329, 152; OED, 1978, s.318) anlamına gelmektedir. Öjeni, gelecek nesilleri iyileştirmek amacıyla, arzu edilen kalıtsal özellikleri seçerek kimlerin ebeveyn olacağına ve üreyeceğine karar verip üremeyi kontrol etmeyi amaç edinir (Wilson). Francis Galton’un iş başında olduğu bu fikrin temelleri 19. yüzyılda Büyük Britanya’da atıldı (Bowman, s.491). Öjenizmin felsefi temelleri, Whitehead’in, bütün Batı düşüncesinin kendisine bir dizi dipnottan ibaret olduğunu söylediği (Whitehead, 2021, s.91) Platon’a kadar götürülebiliyor. Biz bu yazıda Platon’un Politeia, Politikos, Meneksenos, Euthydemus gibi diyalogları üzerinden öjenizmin ilk-el (arkhe) nüvelerinin tahlilini yapmaya çalışacağız.
Başlangıçta Platon Vardı: Eugenia’dan Eugenics’e
Platon’a bugünkü noktası ile öjeni hareketini nispet eden bir okumanın anakronizme düşme riskini taşıyacağını baştan söylemek mümkün. Bununla birlikte modern Batı düşüncesinin canlanışının bir “return to Platon” olduğunu da kaçırmamak gerekir. Eğer Whitehead haklı ise öjenizm fikrine açılan pencereyi onun düşüncelerinde bulmak çok da zor olmayacaktır. Platon düşüncesinin omurgası olan eseri Politeia -bizdeki çevirisi ile Devlet– diyaloguna baktığımız zaman burada polis (şehir/kent/site) için bir evlilik, ilişki, nesil düzenlemesini içeren şu cümleleri karşılar bizi:
“[…] her iki cinsin de en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmeleri gerekir. Ayrıca en kötülerin değil, en iyilerin çocuklarını büyütmeliyiz ki sürünün cinsi bozulmasın.” (Devlet, 459d).
Pasajı biraz kontekstine oturtarak okumaya çalışalım. Sokrates, bir zorunluluk olan çiftleşmenin oluruna bırakılmasına, ne devletin ne de dinin müsaade edeceğini söyleyerek karşı çıkar (Devlet, 458c-e). Evlenmelerin hangi şekilde faydalı olacağını anlatmak için hayvanların çiftleştirilmesi anolojisini kullanır ve nasıl ki onları çiftleştirirken iyilerini, gürbüzlerini seçiyorsak, insan cinsi için de aynı şeyin geçerli olması gerektiğini söyler (Devlet, 459b-c). Böylelikle kendi diyalektikleri ile Sokrates, çiftleşmenin en doğru ve güzel yolunu söylemiş olduğunu düşünmektedir. Ancak at sineğimiz bununla yetinmek istemez ve elindeki kozu artırır, toplumu şekillendiren şairlerden bu evlenmeleri kutsayan şiirler isteme kurnazlığı yapar (459e). Böylelikle dini de işin içine karıştırarak fikirlerini hâkim kılmak istemektedir. Bu pasajlar öjeniyi imleyen fikirleri bize vermekle birlikte öjeni kavramını doğrudan içermez. Ancak yine de bu pasajların güçlü bir ojeni fikrini ima ediyor olması gözden kaçırılabilecek gibi değildir. Diyalogun V. ve VI. kitapları bu konuları farklı cihetlerden genişleterek işleyen verilere sahiptir.
Devlet diyalogunun X. Kitap 618d pasajında eugeneiai (εὐγένειαι) kavramının kendisini görürüz. Burada iyi ve kötü hayatları tespit etmeye muktedir bir adamı bulmanın hayali vardır. Bu adam bize iyi doğum (eugeneiai) ile silik doğumları (dusgeneiai) ayırt etmeyi gösterecektir ki biz iyi ile kötü hayatları ayırt edebilelim. Böylece polis (kent) için iyilerin varlığını devam ettirmemiz mümkün olsun. Burada iyi hayattan kastının ve muradının, ruhu (psykhe) daha iyi edecek bir hayat olduğunu söyleyerek fikrini bir ölçüde meşrulaştırmaktadır. Ancak şunu sormalıyız, sırf ruhlara iyi bir hayat yaşatmak için böyle bir fikrin tohumunu atmaya değer miydi?
Strauss’un da Politeia üzerine seminerlerinde işaret ettiği üzere böyle bir işe kalkışmak için öncelikle evrim biyolojisinden ve Mendel yasalarından daha fazlasının bilgisine ihtiyacınız var. Ayrıca İyi (agathóō/ἀγαθόω) hakkında bilgimizin mükemmel olması gerekmektedir. Çünkü Sokrates’e göre her şeyin temelini bu iyi bilgisi ile atabilmemiz mümkün (Strauss, 1957, Seminer: XI). O halde eugenia gerçekleştirmek için hem iyinin bilgisinin mükemmel haline hem de düzenlenecek evliliklerden çıkacak sonuçlara dair tüm olasılıkların bilgisine sahip olmamız gerekiyor. Nitekim bu iş safça bir öngörünün değil, rasyonel imkânların tamamına muhtaç. İşte bu yüzden yana yakıla arayarak, böyle bir adam keşke olsa da bulsak diyor. Zaten milletin birlikteliklerine ve üremesine karışıp iyi soyu söyleyecek bir adamın en başta iyi soydan gelen yani eugenik birisi olması lazım. Eugenik olmayan birisinin başkasına karışıp ‘durun sizin çocuklarınız olamaz’ demesine kim aldırış edecektir? Eugenik birisi ise bu ayrıcalığını paylaşmak ister mi mesela? Sanki eugenik birisinin hiçbir iktidar hırsı ve ego savaşı olmayacakmış gibi, eugenik bir adamı bulup ondan medet umulacak. Nitekim öjeni gibi bir fikir için tüm sırların da bilinmesi gerektiği kabak gibi ortada duruyor. Biraz matematik konusunda bilgili bir insan bunun imkânsızlığını anlamakta zorluk yaşamayacaktır (Strauss, 1957, Seminer: XII). Platon’da eugenia kavramı sadece bu diyalog ile kalmamaktadır tabi ki. Meneksenos, 237a ve Euthydemus, 279b pasajlarında da geçmektedir.
Meneksenos’da kişinin, erdemini anne babasından tevarüs ettiği söylenir. O halde bu asil doğuşluları (eugeneian; noble birth) övmemiz gerekmektedir (237a). Bir nutuk aktarımının içerisinde geçmektedir bu ifade. Nutkun ana temasında şehrin atalarının kökenine dair bir tez vardır ve bu tez onların asillilikleri (eugenia) ile temellendirilmiş olur. Bu asillerin doğduğu toprak da o halde asildir ve özeldir. Bu yüzden, bu toprağı Tanrı övmüş ise biz insanlar nasıl övmekten kaçınabiliriz (237c-d). Bu toprağın Atinalılar tarafından değil sadece tüm insanlar tarafından övgülenmesi için iki delil sunulur.
(Greckol 30). Görüldüğü gibi burada da mitolojiye başvurarak poetik (şiirî, muheyyelât), retorik (hatâbe, makbûlât) ve diyalektik (cedel, meşhurât) kıyas sanatları ile muhataplarında bir ikna oluşturmaya çalışmaktadır. Yani Sokrates burada bir nevi apodeiksis (burhan) mahrumudur. O sıçramayı yapamıyor maalesef. Eğer öjeni fikri ile bir soylu doğum ile iyi nesiller yetiştirme projesini düşünürsek ve buradaki bir kentin asillere sahip olmasının Tanrı’nın o kenti bu şekilde takdis ettiği anlamına geldiğine dair ifadeleri birleştirirsek, karşımıza çıkan tablo çok da netlikten uzak durmuyor. Şimdi diğer pasaja bakalım.
Euthydemus diyalogunda ise Sokrates, “Şimdi, arayalım, dünyada bizim için iyi olan şeyler hangileridir?” (279a) diyerek bazı insana dair iyilerden bahsetmeye başlamaktadır. Zenginlik, sağlık, güzellik sayıldıktan sonra söz eugenia (εὐγένειαί/eugeneiai)’ya gelir: “İyi bir aileden olmak… da hiç şüphe yok, iyi şeylerdir.”[1] (279b) Buradan da görüldüğü üzere iyi bir soydan geliyor olmanın Sokrates/Platon düşüncesinde durduğu önemli bir nokta vardır. Zaten erdemli bir insanı gelmiş olduğu aile üzerinden dikkate alarak, önce ailesini överek işe başlayan bir adam için iyi bir aileden geliyor olmanın o tutkunu olduğu İyi (agathon) şeylere dâhil olması fazla da şaşırtıcı olmuyor bir saatten sonra. Bu iki diyalagonun birbirine olan tamamlayıcılığı ve Devlet’te geçen fikri açma konusundaki katkısının yanında bakmamız gereken bir diyalog daha söz konusu. O da bir devlet adamı portresi oluşturulan Politikos diyalogu.
Sonrasında bu tanrısallığın ise ancak bir tanrısal ırk/soy ile devam etmesi gerektiğini düşünür. Söz konusu ifadeleri şu şekildedir:
“[…] onur, adalet, iyilik ve bunların karşıtları hakkında gerçekten doğru ve emin bir görüş tanrısaldır ve insanların ruhlarında ortaya çıktığında, daimoníōi géneide ortaya çıkar.” (Statesman, 309c).
Bu ifadelerinden önce Sokrates, kafasındaki eğitimi (paideia) uygulayabileceği insanların ileride birleşmelerine bir uzman ile karışabildikten sonra doğalarının da soyluluk (nobility) yönünde düzenlenmesi ile bir istikrar kazandırmaktan bahseder (Statesman, 309a-b). Ancak sonrasında ise burada evlendirmeler konusunda bir takım mizaç teorisini işin içine sokar. Buradaki mizaç doktrini öjeni politikasının kalbine yerleştirilecektir (Fertenbaugh, s.283). Yasalar (Nomos)’da yanlış çiftleşmenin polise zarar veriyor olması reddedilmediği gibi, Devlet’de de koruyucu sınıfa atıf yapılarak bu nokta daha net gözükmüştü. İşte Devlet Adamı (Politikos, Statesman) diyalogunda bu mesele tüm polisi kapsayacak şekilde geliştirilmiş görünmektedir (Statesman, 307e1-308a9, 310c4-e3; Fertenbaugh, s.297). Tekrar alıntılanan pasaja dönelim.
309c’de yer alan “daimoníōi … génei” (δαιμονίῳ γίγνεσθαι γένει) Harold N. Fowler’in çevirisinde “godlike race” şeklinde (Plato, 1925, s. 189) karşılanırken; C. J. Rowe çevirisinde ise “…more than human.” (Plato, 1997, s. 355) şeklinde çevrilerek, bu erdemlerin insan sınıfından daha fazlası olan bir sınıfta çıkacağı anlamı takdir edilmiş. Burada biraz duralım. Pasajı sağlıklı anlamak için “daimonioi” ile “genei” kelimelerinin Platon’da kazandığı mefhumlara odaklanmamız gerekiyor.[2] Sözlüklere geçmeden önce Kratylos diyalogunda Sokrates’in daimonas (ilahlar) kavramını çözümleyişine bakalım. İlahların daimonas olarak adlandırılmasının sebebinin, onların basiretli ve tecrübeli (daemones) olmalarına dayandığını; iyi bir insanın ise yaşamı sonunda sahip olacağı büyük nasip ve itibar ile bir “daimon (ilah)” haline gelerek daimonion (ilahi) olduğunu ve onun daimona (ilah) olarak çağrıldığını söylemektedir (397e-398c4). Sokrates’in diyaloglarda kendisinde olduğunu söylediği daimónion sözlükte “tanrı, tanrısal iktidar, üstün güç, insanın içindeki tanrısal ses” gibi anlamlara gelirken; daimónios, “tanrıdan gelen, tanrı tarafında gönderilen, tanrısal/ilahi, olağanüstü” anlamlarına gelmektedir (Çelgin s.163). Peters’in açıklaması ile “tanrı (theos) ile kahraman arasında bir yerde bulunan doğaüstü varlık veya şey” (Peters s.60) olan bu daimon, Aristoteles etiğinin baş kavramı olan eudaimonia’da da kendisini gösterir. Genellikle mutluluk ile karşılanan bu kavram daha çok Türklerin kültüründeki ‘kut’lanmak[3] ile ilişkilidir. Tam da kavramın içindeki daimon sebebi ile. Diğer kavram génei ise sözlüklere baktığımız zaman bizim cins kelimemizin kendisinden geldiği, tür/cins; soy/ırk gibi anlamları olan bir kavram (Çelgin s.154).
Platon yorumcusu olan Cornford’un çeşitli daimon tiplerinden bahsederken kullandığı bir diğer tip daimon ise gens’e ait olan daimondur. Bu tip bir daimon, yapısını gerçek kan bağlarının oluşturduğu bir topluluğun yeni birlikçi (üniter) grubuna işaret eder. Artık burada kalıtsal nitelikler aktarılmış ve kanla süreklilik sağlanmış olmaktadır (Cornford s.162-3). Pasaja baktığımız vakit sayılanların bir kutlanmış genei’de ortaya çıkacağı söyleniyor. Nihayetinde diyalogun sonlarına doğru yöneticinin kentteki evlilikleri nasıl düzenleyeceğini ele aldıktan sonra artık tanrısal ırkı doğuracak olan birliktelikleri söyler ve şu şekilde diyalogu kapatır:
“Kraliyet sanatı (tekhne) onları dostluk ve duygu birliği ile ortak bir yaşama çektiğinde ve tüm dokuların en görkemlisini ve en iyisini mükemmelleştirdiğinde, devletin tüm sakinlerini, hem köleleri hem de özgürleri onunla giydirdiğinde, onları bu kumaşla bir arada tuttuğunda ve mutlu bir devlete ait olması gereken hiçbir şeyi ihmal etmediğinde, onları yönetir ve gözetir.” (311c)
Yukarıda ele alınan önceki pasajları da hatırlarsak eğer, böyle bir genei’yi bulan Sokrates/Platon ise bu fırsatı kaçırmayacaktır, sonuçta yana yakıla arıyorlardı böyle birisini.
Sonuç Yerine
Devlet’in aktarılan pasajlar ile Politikos, Meneksenos ve Euthydemus pasajlarını birbiri ile bağlantılandırarak okursak, önümüze çıkan yapbozun bütünlüğü daha açık bir tablo çıkarmaktadır. Şimdi o yapbozu biraz daha yapıp bozarak okuyalım.
Bir yerin asillerinin varlığı orayı asil kılıyorsa ve buradaki asiller ile Tanrı orayı kutsamış ise (Meneksenos, 237a-d) buradaki asillerin ise anne babalarından aldıkları asalet ve erdemler dolayısı ile önce annelerini ve babalarını övmek gerekiyorsa (Euthydemus, 279b) bütün parçalar öjeninin ilk-el (arke) fikrini -tüm anakronik risklere rağmen- Platon’da bulmanın mümkün olduğunu göstermektedir.
Böyle bir insanın varlığı ise daima tanrısal olana en yakın olan bir insanın ruhu (psykhe) olmalıdır. Peki, tanrısallığa böyle yakın bir ruh, kutsal bir ruh olmayacak mıdır? Elbette. Bunları doğuranları öncelikle takdis etmeli, sonra ise böylesine ruhlara sahip çıkmalı ve onları çokça övgüleyerek el üstünde tutmamız gerekmektedir. Böylelikle erdemli ruhlara sahip olanların üremesini sağlayacak, erdemin öğretilebilir olan bilgisi (bkz. Menon, Pratygoras) ile uğraşmakla vakit kaybetmeyip direkt genlerle aktaracağız. Ya erdemliliği anne-babasının geni ile aktardığımız bir evlat ihanet ederse bu genlerine? Ne yapacak yüksek Atina mahkemeleri bu evladı?
Sokrates/Platon, bir fikir koyacağım derken bin tane yeri dinamitleyip bozuyor. Strauss’un da söylediği gibi, aslında Platon, Devlet’te aileyi yok etmekten başka bir şey yapmıyor (Strauss, 1957, Seminer: XV). Nitekim Platon, burada insan doğasını da işin içine pek sokamıyor gözüküyor. Böyle bir kent (polis) içerisinde, böylelerinin el üstünde tutulduğunu gören halk, bir süre sonra erdemliliğin kalpazanını yaratmaktan geri durabilir mi? O halde İyi’nin bilgisi yanında bizim için erdemliliği kalpazanından ayırt edecek bir şeyler gerekecektir. Zaten İyi’nin bilgisine tam olarak vukufiyet kesbedememiş iken, eugenia’yı sağlayacak bir bilgiye sahip o insanı bulamamışken, bir de bunların üstüne bununla mı uğraşacağız? Yoksa Sokrates, yeter ki insanlar erdemli bir yaşama yaklaşsın diyerek kent(polis)inde erdem kalpazanlarına göz yumacak bir taviz mi verecek? Görünen o ki Sokrates, çok iyi bir fikre parmak bastığını düşünürken, bir yandan da olması gerek diye düşündüğü filozof-kralın omuzlarına çok fazla görev yüklemektedir. Anlaşılan o ki Sokrates’i burada ne devlet ne de o şiirlerine başvurarak işe karıştırdığı kutsalın şairleri kurtarabilir.
Bugünün dünyasında Nazi kampları, Kuzey Amerika ve Asya’daki seçici yetiştirme kampları ve Holokost gibi trajediler ile örneğini gördüğümüz öjeni için de dipnot görülmeli Platon. Mademki Batı bir dipnot ise Platon’a, bu sadece başarılı, ilerlemeci işlerinde değil; dünyayı soktukları sömürü, zulüm haline de dipnot olarak görülmelidir. İyi, güzel neleri varsa Antik Yunan’a kendilerini nispet etmeleri ile malûl olan Batı’nın, bir o kadar da kendisine refah yaratırken talan ettiği Refah sınırındaki malûm kafalarının da bir Platon ve Antik Yunan mahsulü olduğunu kaçırmamak gerekiyor. Bugün Siyonizm’in uyguladığı soykırımın psikolojik ve mitolojik temellerinden birisi olan seçkinlik efsanesinin (bkz. Roger Garaudy, İsrail Mitler ve Terör) de Meneksenos 237d pasajındaki “Tanrıların övdüğü bir yeri, nasıl olur da bütün insanlık övmez?” şeklindeki şu ifadelerden bir farkı var mıdır? Haham Cohen’in “Dünya insanları, İsrail ve bir bütün olarak ele alınan diğer milletler olarak ikiye ayrılabilir. İsrail seçkin bir millettir. Bu, temel dogmadır.” (akt. Garaudy, 2020, s.45) şeklinde sarfettiği sözler Platon’un bu kafasına düşülen bir dipnot değil midir?
Kaynakça
Bowman, James E. «The Road to Eugenics.» The University of Chicago Law School Roundtable. 1996: 491-517.
Cornford, Francis M. Dinden Felsefeye: Batı Nazariyatının Kökenleri Üzerine. Çev. Özgüç Orhan. İstanbul: Albaraka, 2020.
Çelgin, Güler. Eski Yunanca-Türkçe Sözlük. İstanbul: Alfa, 2018.
Fertenbaugh, William W. “Plato: Temperament And Eugenic Policy” Arethusa, 1975: 293-305.
Garudy, Roger. İsrail Mitler ve Terör. Çev. Cemil Aydın. İstanbul: Timaş, 2020.
Greckol, Allison. A Commentary on Plato’s Menexenus, Canada: University of Alberta, 1999.
Peters, Francis E. Antik Yunan Felsefesi Terimleri Sözlüğü, çev.: Hakkı Hünler. İstanbul: Paradigma Yayıncılık, 2004
Plato. Complete Works. ed.: John M. Cooper ve D. S. Hutchinson. USA: Hackett Publishing Company, 1997.
—. Statesman, Philebus, Ion. Çev. W. R. M. Lamb Harold North Fowler. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1925.
Platon. Euthydemus. Çev. Halil V. Eralp. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı, 1997.
—. Kratylos. Çev. Erman Gören. İstanbul: Dergah, 2020.
—. Meneksenos. Çev. İrfan Şahinbaş. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı, 1964.
Strauss, Leo. Plato’s Republic. ed.: Peter Ahrensdorf. The University of Chicago, 1957.
Kasım 2024. <https://leostrausstranscripts.uchicago.edu/navigate/4/table-of-contents>.
The Oxford English Dictionary. Cilt III. London: Oxford University Press, 1978.
Whitehead, Alfred North. Süreç ve Gerçeklik. Çev. Kevser Çelik. İstanbul: Fol, 2021.
Wilson, P. K. eugenics. Encyclopedia Britannica, 2024. 25 Kasım 2024. <https://www.britannica.com/science/eugenics-genetics.>.
Dipnotlar:
[1] good birth (W.R.M. Lamb,Loeb); noble birth (R. K. Sprague ,Complete Works).
[2] Bu pasajı yorumları ile daha doğru anlamamı sağlayan Y. Gurur Sev, Özgüç Orhan, Saygın Günenç ve Beheşti Zehra hocalarıma müteşekkirim.
[3] Bu karşılığa daha önce dikkatimi çekmiş olan Saygın Günenç hocamdır.
İlgili Yazılar
Hayatın Merkezine Oturan Kaygı: Ekonomik Kaygılı İnsan Çağı
Daha önce toplumsal ilişkilerce belirlenen insan modeli, toplumsal ilişkilerin belirlediği, ahlakın belirlediği, dinin belirlediği ya da daha çok böyle pagan toplumlarında da olsa oradaki kabilevi töre ilişkilerinin belirlediği insan modeli Sanayi Devrimi ve hemen sonrasında 19. yüzyılda ise bu defa daha iktisadi içerikle tanınmaya başlanıyor. Burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor: Acaba insan doğasını nasıl tanımlayabiliriz, bir insan doğası var mı, bu insan doğası gerçekten hani toplumsal ilişkiler tarafından mı belirleniyor yoksa ekonominin merkezde olduğu ve ekonominin diğer tüm toplumsal ilişkileri belirlediği bir insan doğası mı, bu insanı nasıl tanımlayabiliriz?
Din Dilinde “Kontrolsüz Nas Kullanımı” Olgusu: “Faiz Yiyen, Annesiyle Kâbe’de Zina Etmiş gibidir.” Rivâyeti Örneği
Dolayısıyla gerek âyetlerin gerekse rivâyet malzemesinin dinî irşad ve öğretim faaliyetleri ya da akademik araştırmalarda kullanılabilmesi için bir tetkik sürecinden geçmesi gerektiği açıktır. Bu dikkate alınmadan yapılan iktibaslar, ilgili metinlerin ihtiva etmediği, maksadı aşan çok sayıda açıklamaya (tefsir) ve yorumlamaya (tevil) kapı aralamakta, sonuç olarak “Kontrolsüz Nas Kullanımı” diye isimlendirmeyi tercih ettiğimiz tablo ortaya çıkmaktadır. Buna göre “Kontrolsüz Nas Kullanımı”: Bir nassın ilmî tetkik süzgecinden geçirilmeden, gelenekten devralınan biçimleri ve bunlar üzerine yapılan yorumlar üzerinden dolaşıma sokulması, bir dinî öğretim ya da bilimsel araştırma materyali olarak işlev görmesi anlamına gelmektedir.
Bir Başyapıt Üzerine Deneme: Şeriat Yahut Beyaz Adam
Ahlâk ve hukuk arasındaki bölünmez bütünlüğün gözardı edilmesi ve aslında parçalanması, “Kur’an’ı bir hukuk kitabı olarak değil, teolojik bir metin olarak gören ve ahlâk kitabına indirgeyen” sömürgeci mantığın inşâ ettiği tüm alanlarda, kimsenin aradığını bulamadığı, bulmak için yapay ışık kaynaklarının lütfuna muhtaç olan, dumûr halindeki zihinleri yaratmıştır.
E. W. Saıd ve Filistin’ in Kayıp Halkası: Self Determinasyon
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
Bir ben, gençliğin yüreğiyim her daim,
Yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.