Filmler günümüz kültürünün o kadar büyük bir parçasını oluşturuyor ki hiç var olmadıkları bir zamanı hayal etmek meşakkatli bir duruma benziyor. 1890’larda hayalet misali şekillerin gözler önünde canlandığı ve hareketli resimlere ilk defa şahit olan seyircilerin, duyduğu hayranlık ve korkuyu takdir etmek de bir o kadar meşakkatli… Fakat 21. yüzyıl bakış açısındaki asıl taaccübün, ilk video kayıtlarının ya da “filmlerin”, sonraki otuz yıl müddetince uzun metrajlı filmlere hızla evrilerek geçirdikleri değişim olduğunu düşünebiliriz.[1]
Sinema hakkında düşünme ile yazmanın birbiriyle bağlantısı olduğunu söyleyen Corrigan[2], filmler üzerine yapılan her türden incelemenin ondan alacağımız hazzı engelleyebileceği yönünde dile getirilmemiş bir varsayım olduğundan bahsetse de şunun altını çizer:
Bir film hakkındaki analitik yazılar da aynı ölçüde bir doyum sunmaktadır. O hâlde Corrigan’ın başladığı yere geri dönüp “izlemek ve anlamak filmlerden aldığımız keyfin bir parçası ise filmler üzerine yazmak ve filmleri anlamak da ayrı bir keyif kaynağı” olabilir.
Belki de filmler Corrigan’ın dediği üzere diğer sanat ya da eğlence türlerinden daha güçlü bir duygusal ve entelektüel tepkiye neden olmalarıyla daha fazla ön plandadır. Ancak bir filme ilişkin tepkimizin nedeni, çoğunlukla, dikkatlice düşünme ve bu tepkiyi neyin harekete geçirdiğini ifade etme fırsatı bulana kadar belirsiz kalır. Böylece filmi değerlendirme, analiz etme süreciyle belirsizlikler ve anlaşılmayan hususlar yavaş yavaş kaybolmaya başlayabilir.
Bu yazı dizisinde çocuklar ve sinema ilişkisine yoğunlaşarak, sinemada çocuklara hitap eden nitelikli filmleri ortaya çıkarmak, bu filmlerden ebeveynleri de haberdar etmek suretiyle onların birlikte vakit geçirmelerini sağlamak ve filmler üzerine konuşmanın, düşünmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak amaçlanmaktadır. Her yazıda biri uzun, biri kısa olmak üzere toplam iki filmin değerlendirmesi yapılmak istenmektedir. Dilerseniz burada alandaki çalışmalara göz atalım, daha sonrasında ise filmlerin analizine geçelim.
Türkiye’de sinema ve çocuk, sinema okuryazarlığı üzerine yazılan tezler, makaleler ve bazı kitaplar var. Ancak gerek çocuklar için bir film rehberi ya da sinema rehberi, gerekse sinema okuryazarlığı bağlamında yazılan eserlerin oldukça sınırlı olduğunu belirterek söze başlayalım. Bu yazı dizisiyle amacımızın, daha evvelki çalışmalarda olduğu üzere sinema ve çocuk üzerine bir ufuk açması, ebeveynler ve çocukları için film izleme rehberine giriş üzerine bir bakış açısı geliştirilmesi olduğunun altını çizmek isterim. Çocukla Sinema adlı eser ve bu eserin sahibinin yönettiği www.cocuklasinema.com adlı web sitesi, “çocuk, filmler, sinema” üçgeninde öne çıkan, çocuklar için film rehberi üzerine önemli bir boşluğu nispeten dolduran bir çalışmadır. Burak Göral, bu çalışmasında çocuklarla izlenebilecek pek çok filmden söz etmiş, filmlerden sözler ve görseller alıntılamış, yaş aralığına göre hangi filmlerin izlenebileceğine dair listelere yer vermiştir. Ancak Göral’ın eserinde filmleri tahlil etmek ve anlamaktan ziyade, filmlerin ana hatlarını anlatmak tercih edilmiştir, bu durum yazarın yürütücülüğünü yaptığı web sitesinde de fark edilebilir. Elbette böyle bir durum yazarın tercihidir ve eser, Türkiye’de “çocuk ve sinema” deyince akla gelen ilk eserlerden biridir, önemli bir boşluğu doldurduğu düşünülebilir. Bizim açımızdan önemli bir ayrıntıya yer veren Göral, okurların filmleri izledikten sonra cevap verebilmesi için eserinde tablolar geliştirmiş ve bu tabloda “kaçıncı filmin, filmin adı, bence bu film, çünkü en sevdiğim sahne, en sevdiğim karakter” gibi başlıklar oluşturmuştur. Buna ek olarak “Sinema Okuryazarlığı” üzerine doğrudan yapılan çalışmaların ise yok denecek kadar az olduğu ifade edilebilir.
Günümüzde film izleme eylemi ya da video izleme hayatımızın her anını kuşatmış durumda. Hâl böyle olunca da anne ve babalar, çocukları için uygun içerikleri bulma noktasında sorun yaşayabiliyor. Nereye bakılacağı, neyin izlenebileceği, hangi mecraların çocuklar için daha elverişli olduğu önemli bir sorunsal ama bu sorunları aşabilmek adına 2025’te Nida dergisinde çocukları ve ebeveynleri ilgilendirecek film izleme alışkanlıklarını, bir filmi okumanın önemini ve en önemlisi Sinema Okuryazarlığı mefhumunu masaya yatırmanın zamanı geldi de geçti. Esasında 2021’de pandemi sürecinde ilk ve ortaokul, lise ve üniversite öğrencileri için Nida dergisi çevresinden dostlarımızla çevrimiçi olarak uzunca bir süre devam ettirdiğimiz “Sinema Okuryazarlığı” buluşmaları, bu yazının temelini oluşturdu ya da oradan neşet eden bir fikir olarak şimdi daha fazla konuşulması gerektiğini düşündüğüm bir konuya dönüştü diyebilirim. Bahsi geçen program 15 haftadan fazla sürdü ve gençler, uzun bir yolculuk sonrası kendilerinde bir değişim yaşadıklarını, dijital dünyaya ait içerikleri izlerken, okurken, dinlerken daha öncesindeki film izleme ve okuma alışkanlıklarına nazaran bir gelişim/değişim kaydettiklerini belirtmişlerdi. Böyle bir neticeye varmamız kelimenin tam anlamıyla büyük bir mutluluk kaynağıydı bizim için. İşte oradaki çocuklar, gençler gibi etrafımızda da binlerce çocuk, genç bir kitlenin var olduğunu biliyoruz. Bu insanlar için filmleri eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmek, filmlerin bizlere aktardığı her şeyin masum olamayacağı hakikatini bilmek ve bir filmin, görüntünün içeriğinin nasıl okunması/analiz edilmesi gerektiğine dair bir giriş yapmak, 2025’e girdiğimiz bu zamanlarda yeni bir yazı dizisini zorunlu kıldı.
Çocuklar için hem kısa filmler hem de animasyon türündeki uzun metraj filmlere dair analizleri, okumaları paylaşacağımız bu yazı dizisi, alandaki bir boşluğu doldurmanın gayesini taşıma iddiasındadır. Burada kastedilen boşluk, salt tüketime, eğlenceye, popülariteye, boş zamanı doldurmaya ayarlanmış film izleme alışkanlıklarını ve film tavsiyelerini aşarak, çocukların ebeveynlerle güzel vakit geçirebilecekleri, öğretmenlerin öğrencileriyle okul ortamında ya da farklı ortamlarda kayda değer filmleri bulabileceği, okuyabileceği ve tavsiye edeceği bir görsel havuzun oluşturulması gerektiğine dayanmaktadır. Ancak şöyle bir açmazımız var: Filmleri aradığımız ortamlar, küresel ölçekte gösterim ve dağıtım ağına sahip büyük animasyon şirketlerinin ürettikleri içeriklerden oluşabiliyor. Özellikle de bunların birçoğu boykot listesinde yer alıyor ve bu şirketler eliyle üretilen filmler aileyi, gençliği, çocukları birer meta, deney malzemesi olarak görebiliyor. Mesela animasyon türündeki filmler Pixar, Walt Disney ve Dreamworks’un başını çektiği, ayrıca Stüdyo Ghibli, Nickelodeon, Warner Brothers, Cartoon Network, Toei Animation, Sony Pictures Animation, Oriental Light and Magic gibi şirketlerin de yer aldığı bir dünyada üretilmektedir.
O hâlde şöyle başlanabilir mi? Çocuklara, gençlere ve büyüklere film tavsiyesinde bulunulması şimdiye kadar yapılmamış bir şey mi? Yoksa burada kastedilen, filmleri anlamada, okumada veya değerlendirme sürecinde nasıl bir yol izlendiği mi? Bu çalışmanın ana çıkış noktası ya da bu sorulara cevap verebilmenin asıl maksadı çocuklar için nitelikli kısa filmler ve elbette uzun metraj filmler üzerine yoğunlaşmanın üzerine konuşmanın zamanının çoktan geçtiğidir. Kısmet olursa uzun bir yazı dizisi boyunca filmleri, hem bizlerin hem de çocukların, gençlerin nasıl okuyabileceğine dair bir girizgâh yapıp hakikati anlamada, değerli olanı bulmada bize yol gösterecek yapımlar üzerine uzun uzadıya konuşmaktır. Filmleri salt tüketmekten ziyade, anlamlı olanı aramak gayesidir. Sözünü edeceğimiz filmlerin izlenilmiş olması ya da izlenecek olması, seyir zevkini bozar mı endişesi olursa şunu düşünebiliriz: Bu filmi nasıl okudum, bu yapım bana ve çevreme, düşünce dünyama ne kattı, benden ne aldı? Bir filmi okumak neden önemlidir ya da filmi okumak da neyin nesidir?
Biliyorum, birçoğunuz izlemediğiniz bir film üzerine okuma yapmanın amacı nedir diye düşüneceksiniz. Burada yoğunlaşacağımız husus, bizleri ve çocukları kuşatan sanal âlemde ekran başında geçirdiğimiz süre olabilir. Kendimizi ve yakınlarımızı ekran başında her zaman kontrol etmek güç bir mesele. Ancak çocuklarla güzel vakit geçirmenin mümkün olduğunu, tavsiye edeceğimiz filmlerle size hatırlatmayı amaçlıyorum. Şurası kabul edilmelidir ki, büyüklerin çocuklarla ya da çocuklarıyla içerisinde yer alacağı etkinliklerin artırılması ve onlarla beraber filmlerin değerlendirilmesi, anlaşılması, tartışılması ve yorumlanması hem bizim için hem de çevremiz için oldukça ehemmiyetlidir.
Birbirimize, özümüze tavsiye edeceğimiz mecraların, kanalların, içeriklerin, filmlerin müzakere edilmesi zaruri bir mesele olsa gerek. Bunun değerli olduğunu ve yazılarda eksik, aksak yönleri olsa da yola bir an evvel koyulmak gerektiğini düşünüyorum.
Sizlerin değerli katkılarının çok elzem olduğunu söylemek isterim. Bizim gözümüzden kaçan ya da sizin değinmek istediğiniz noktaları birlikte müzakere edebilmek biiznillah daha makbûl olacaktır.
Ülkemizde film, film eleştirisi, tavsiyeleri ve yorumları ile ilgili pek çok web sitesi mevcut. Ancak her sitedeki verinin, paylaşımın, enformasyonun neyi kapsadığı, neye odaklandığını bilmek, hesaba katmak gerekmektedir. Düzinelerce film listesi ve birçok tavsiyenin içinin doldurulamadığı, neden bu içeriğin izlenmesi gerektiğine dair izlenimlerin detaylı aktarılamamış olması, bu sayfaları ziyaret eden kullanıcıları düşündürtmeye devam etmektedir. Tesadüfen bulunan bir film, izleme sonunda bir vakit kaybına davetiye çıkarabilir. Bu nedenle bir filmi sevdiğiniz ve takip ettiğiniz sinema eleştirmenlerinden, sinema sayfalarından, sitelerinden, TV programlarından, sosyal medya mecralarından veya blog yazarlarından, kıymetli yorumculardan okuyup yola koyulmak ilk adımlar arasında yer alabilir. O zaman sessizce düşünelim: Film izleme alışkanlıklarımızı kim veya ne belirler? Kimin önerilerine itibar ederiz, hangi yorumlar bir filmi izlemenin gerekliliği konusunda bizi ikna edebilir? Film seçme kriterlerimiz nelerdir, neleri esas alarak bir filtreleme yapıyoruz? Önümüze gelen bir filmi kabul veya reddetmeyi nasıl anlamlandırırız? Bir filmin yönetmeni, oyuncu kadrosu, müzisyen ya da senaristini araştırır mıyız? Ya da belli türdeki filmleri mi seyreder, yönetmen sinemasını, ülke sinemalarını mı önceleriz? Bir film bittiğinde üzerine düşünüp tartışır mıyız, hangi filmleri çevremize tavsiye ederiz? Bunca soru uzayıp gider ve hâlen şunu sorarız: Bir film neden izlenir/okunur? Filmler hayatımızı, hayallerimizi, düşüncelerimizi nasıl etkiler?[3]
1 Uzun 1 Kısa adıyla başlayacağımız yeni yazı dizisinde bir kısa filmden ve bir uzun metraj animasyon filmden bahsedeceğiz. Ancak her iki filmin çocuklar ve aileler için önemini bir sonraki yazımızda etraflıca irdeleyeceğiz. İlk olarak uzun bir animasyon olan 1999 yapımı “Demir Dev“e değinelim. Brad Bird tarafından yönetilen, 1950’lerin Soğuk Savaş dönemini anlatan bu film, bir çocuğun uzaydan gelen dev bir robotla dostluğuna değinir. Ted Hughes’un 1968’teki kitabından uyarlanan filmde, “insanlık, özgürlük ve seçimler” temalarının ağırlıklı olarak işlendiği görülür. Mizahı ve gerilimi iç içe geçiren yönetmen Bird, sade ve özgün hikâye yapısıyla Disney tarzı müzikallerden ayrışıyor. Ailece izlenebilecek bu filmde, hem çocuklar hem de anne babalar için oldukça önemli mesajların aktarıldığı fark edilir bir durumdur.
Demir Dev’de ilk göze çarpan ayrıntılar; çocukların düşüncelerinin kıymetli olduğu ve onların tercihlerine değer verilmesi gerektiği ve ebeveynlerin, çocuklarına özgüven ve sorumluluk aşılamaları gerektiği üzerinedir. Değerleri öncelemek ve değerler eğitimini merkeze alarak ebeveyn-çocuk ilişkisini sağlıklı biçimde yürütmenin ne kadar önemli olduğu hikâyede sıklıkla karşımıza çıkar. Zira, ana karakterimiz Hogarth’ın, annesiyle olan iletişim biçiminin sıcaklığı, samimiyeti ve sürekli azmetme çabası, ebeveynlerin çocuklarla empati kurmasına olanak sağlayan bir mesaj olarak okunabilir. Hogarth’ın çağımızın anne ve babalarına iletmek istediği çokça mesaj olduğunu düşünüyorum. Özellikle de çocukların yetiştirilme biçimine dair ve ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları iletişim biçimine yönelik üzerinde düşünülmesi gereken bir filmden söz ediyorum.
Bu yazıda değineceğimiz ikinci film, Ben Filistinliyim (I Am from Palestine, 2023) adlı kısa animasyondur. Kadın yönetmen ve sinema profesörü Iman Zawahry[4], bu filmde bir kız çocuğunun yeni gittiği okulda yaşamış olduğu temsil, aidiyet, kimlik, vatan konularını izleyiciye anlatır. Aslında Demir Dev ve bu filmin yalın bir hikâyeye sahip olduğu düşünülse de filmlerin aktardıklarının bundan daha fazlası olduğunu anlarız. Yönetmen Iman, Batı’da gereği gibi temsil edilmeyen Müslüman kadınların sesini yükseltmek için emek gösteren bir isim. Kişisel web sitesinde yer alan bilgiye göre, ülke çapında “Filmlerde Müslümanlar” konusunda danışmanlık yaptığı, bu konuda konuşmalar yaptığı, yapmış olduğu filmlerle pek çok ödül aldığı belirtilmiştir.
Bahsettiğimiz üzere ikinci yazımızda, Demir Dev ve Ben Filistinliyim filmlerini nasıl değerlendirebileceğimiz, bu yapımlar üzerine düşünmenin ve yazmanın olanaklarından daha ayrıntılı bahsedeceğiz. Bu filmlerle başlayarak amaçladığımız şey, çocuklar ve aileler için nitelikli filmlere yoğunlaşmaktır. Ebeveynlerin çocuklarıyla güzel vakitler geçirmesi için tavsiye edeceğimiz filmlere katmanlı bir yolculuk, derinlikli bir okuma yapma olanağı getirmeyi amaçlıyoruz. Filmlerden ne gibi dersler çıkaracağımızı, filmleri izlerken ne gibi sorular soracağımızı ve bunların cevabını nasıl arayacağımızı sizlerle değerlendirip uzun bir yazı dizisi üretmeyi, çocuklarla sinemayı yeniden keşfedebilmenin olanaklarını sorgulamayı hedefliyoruz. Gayret bizden, takdir ve tevfik Rabbimiz’dendir.
Dipnotlar:
[1] Bu paragraf, Alfa Yayınları tarafından çıkarılan Sinema Kitabı (2018) adlı eserin 16. sayfasında yer alır.
[2] Timothy Corrigan, Film Eleştirisi El Kitabı, Dipnot Yayınları, Çev: Ahmet Gürata, 2022, s. 18.
[3] Yakın zamanda okumaya başladığım David Thomson’un iki eserini buraya not düşmek isterim. Filmler Hayatımızı Nasıl Etkiler ve Bir Film Nasıl İzlenir adlı iki eser, sinemanın ilk ortaya çıktığı zamanlardan başlayarak ekranla tanışma sürecine, perdeyle olan ilişkimizi sorgulamaya davet etmektedir.
[4] Amerikalı Müslüman film yapımcısı Zawahry hakkındaki bilgiye www.imanzawahry.com/about adresinden erişim sağlanabilir.
Frankfurt Okulu’nun önemli temsilcilerinden Adorno’nun deyişiyle “kültür endüstri”sine rağmen bir şeyler yapmak, akıntıya karşı küreklere davranmaya benziyor. Bu nedenle farklı yaş grubundaki bireylerin, dayatılan tek tip müzik endüstrisinden sıyrılıp aynı şarkılara, ezgilere gönlünde yer açması gittikçe türüne az rastlanan bir durum.
Takip edilecek akıl yürütme, duygular üzerinden olabildiği gibi müziğin özü, mânâsı üzerinden olabilir. Hatta katılımcılardan gelen neden-sonuç zincirlerine göre duygular üzerinden yapılan akıl yürütmeye müziğin özü, mânâsı eklemlenebilir.
Eğitime ve eğitimciye kendi sinemamızdan bakmamız için münasip bir misal olan Öğretmen filmi, Anadolu’nun bir köşesinde öğretmenlik yapan ancak daha sonra İstanbul’a tayini çıkan Hüsnü karakterinden (Kemal Sunal), onun ailesinden ve yaşadıklarından bahseder.
Bir Film Nasıl İzlenir?‘Kısa’dan ‘Uzun’a Çocuklar ve Aileler için Film Rehberine Giriş
Filmler günümüz kültürünün o kadar büyük bir parçasını oluşturuyor ki hiç var olmadıkları bir zamanı hayal etmek meşakkatli bir duruma benziyor. 1890’larda hayalet misali şekillerin gözler önünde canlandığı ve hareketli resimlere ilk defa şahit olan seyircilerin, duyduğu hayranlık ve korkuyu takdir etmek de bir o kadar meşakkatli… Fakat 21. yüzyıl bakış açısındaki asıl taaccübün, ilk video kayıtlarının ya da “filmlerin”, sonraki otuz yıl müddetince uzun metrajlı filmlere hızla evrilerek geçirdikleri değişim olduğunu düşünebiliriz.[1]
Sinema hakkında düşünme ile yazmanın birbiriyle bağlantısı olduğunu söyleyen Corrigan[2], filmler üzerine yapılan her türden incelemenin ondan alacağımız hazzı engelleyebileceği yönünde dile getirilmemiş bir varsayım olduğundan bahsetse de şunun altını çizer:
Belki de filmler Corrigan’ın dediği üzere diğer sanat ya da eğlence türlerinden daha güçlü bir duygusal ve entelektüel tepkiye neden olmalarıyla daha fazla ön plandadır. Ancak bir filme ilişkin tepkimizin nedeni, çoğunlukla, dikkatlice düşünme ve bu tepkiyi neyin harekete geçirdiğini ifade etme fırsatı bulana kadar belirsiz kalır. Böylece filmi değerlendirme, analiz etme süreciyle belirsizlikler ve anlaşılmayan hususlar yavaş yavaş kaybolmaya başlayabilir.
Bu yazı dizisinde çocuklar ve sinema ilişkisine yoğunlaşarak, sinemada çocuklara hitap eden nitelikli filmleri ortaya çıkarmak, bu filmlerden ebeveynleri de haberdar etmek suretiyle onların birlikte vakit geçirmelerini sağlamak ve filmler üzerine konuşmanın, düşünmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak amaçlanmaktadır. Her yazıda biri uzun, biri kısa olmak üzere toplam iki filmin değerlendirmesi yapılmak istenmektedir. Dilerseniz burada alandaki çalışmalara göz atalım, daha sonrasında ise filmlerin analizine geçelim.
Türkiye’de sinema ve çocuk, sinema okuryazarlığı üzerine yazılan tezler, makaleler ve bazı kitaplar var. Ancak gerek çocuklar için bir film rehberi ya da sinema rehberi, gerekse sinema okuryazarlığı bağlamında yazılan eserlerin oldukça sınırlı olduğunu belirterek söze başlayalım. Bu yazı dizisiyle amacımızın, daha evvelki çalışmalarda olduğu üzere sinema ve çocuk üzerine bir ufuk açması, ebeveynler ve çocukları için film izleme rehberine giriş üzerine bir bakış açısı geliştirilmesi olduğunun altını çizmek isterim. Çocukla Sinema adlı eser ve bu eserin sahibinin yönettiği www.cocuklasinema.com adlı web sitesi, “çocuk, filmler, sinema” üçgeninde öne çıkan, çocuklar için film rehberi üzerine önemli bir boşluğu nispeten dolduran bir çalışmadır. Burak Göral, bu çalışmasında çocuklarla izlenebilecek pek çok filmden söz etmiş, filmlerden sözler ve görseller alıntılamış, yaş aralığına göre hangi filmlerin izlenebileceğine dair listelere yer vermiştir. Ancak Göral’ın eserinde filmleri tahlil etmek ve anlamaktan ziyade, filmlerin ana hatlarını anlatmak tercih edilmiştir, bu durum yazarın yürütücülüğünü yaptığı web sitesinde de fark edilebilir. Elbette böyle bir durum yazarın tercihidir ve eser, Türkiye’de “çocuk ve sinema” deyince akla gelen ilk eserlerden biridir, önemli bir boşluğu doldurduğu düşünülebilir. Bizim açımızdan önemli bir ayrıntıya yer veren Göral, okurların filmleri izledikten sonra cevap verebilmesi için eserinde tablolar geliştirmiş ve bu tabloda “kaçıncı filmin, filmin adı, bence bu film, çünkü en sevdiğim sahne, en sevdiğim karakter” gibi başlıklar oluşturmuştur. Buna ek olarak “Sinema Okuryazarlığı” üzerine doğrudan yapılan çalışmaların ise yok denecek kadar az olduğu ifade edilebilir.
Günümüzde film izleme eylemi ya da video izleme hayatımızın her anını kuşatmış durumda. Hâl böyle olunca da anne ve babalar, çocukları için uygun içerikleri bulma noktasında sorun yaşayabiliyor. Nereye bakılacağı, neyin izlenebileceği, hangi mecraların çocuklar için daha elverişli olduğu önemli bir sorunsal ama bu sorunları aşabilmek adına 2025’te Nida dergisinde çocukları ve ebeveynleri ilgilendirecek film izleme alışkanlıklarını, bir filmi okumanın önemini ve en önemlisi Sinema Okuryazarlığı mefhumunu masaya yatırmanın zamanı geldi de geçti. Esasında 2021’de pandemi sürecinde ilk ve ortaokul, lise ve üniversite öğrencileri için Nida dergisi çevresinden dostlarımızla çevrimiçi olarak uzunca bir süre devam ettirdiğimiz “Sinema Okuryazarlığı” buluşmaları, bu yazının temelini oluşturdu ya da oradan neşet eden bir fikir olarak şimdi daha fazla konuşulması gerektiğini düşündüğüm bir konuya dönüştü diyebilirim. Bahsi geçen program 15 haftadan fazla sürdü ve gençler, uzun bir yolculuk sonrası kendilerinde bir değişim yaşadıklarını, dijital dünyaya ait içerikleri izlerken, okurken, dinlerken daha öncesindeki film izleme ve okuma alışkanlıklarına nazaran bir gelişim/değişim kaydettiklerini belirtmişlerdi. Böyle bir neticeye varmamız kelimenin tam anlamıyla büyük bir mutluluk kaynağıydı bizim için. İşte oradaki çocuklar, gençler gibi etrafımızda da binlerce çocuk, genç bir kitlenin var olduğunu biliyoruz. Bu insanlar için filmleri eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmek, filmlerin bizlere aktardığı her şeyin masum olamayacağı hakikatini bilmek ve bir filmin, görüntünün içeriğinin nasıl okunması/analiz edilmesi gerektiğine dair bir giriş yapmak, 2025’e girdiğimiz bu zamanlarda yeni bir yazı dizisini zorunlu kıldı.
Çocuklar için hem kısa filmler hem de animasyon türündeki uzun metraj filmlere dair analizleri, okumaları paylaşacağımız bu yazı dizisi, alandaki bir boşluğu doldurmanın gayesini taşıma iddiasındadır. Burada kastedilen boşluk, salt tüketime, eğlenceye, popülariteye, boş zamanı doldurmaya ayarlanmış film izleme alışkanlıklarını ve film tavsiyelerini aşarak, çocukların ebeveynlerle güzel vakit geçirebilecekleri, öğretmenlerin öğrencileriyle okul ortamında ya da farklı ortamlarda kayda değer filmleri bulabileceği, okuyabileceği ve tavsiye edeceği bir görsel havuzun oluşturulması gerektiğine dayanmaktadır. Ancak şöyle bir açmazımız var: Filmleri aradığımız ortamlar, küresel ölçekte gösterim ve dağıtım ağına sahip büyük animasyon şirketlerinin ürettikleri içeriklerden oluşabiliyor. Özellikle de bunların birçoğu boykot listesinde yer alıyor ve bu şirketler eliyle üretilen filmler aileyi, gençliği, çocukları birer meta, deney malzemesi olarak görebiliyor. Mesela animasyon türündeki filmler Pixar, Walt Disney ve Dreamworks’un başını çektiği, ayrıca Stüdyo Ghibli, Nickelodeon, Warner Brothers, Cartoon Network, Toei Animation, Sony Pictures Animation, Oriental Light and Magic gibi şirketlerin de yer aldığı bir dünyada üretilmektedir.
O hâlde şöyle başlanabilir mi? Çocuklara, gençlere ve büyüklere film tavsiyesinde bulunulması şimdiye kadar yapılmamış bir şey mi? Yoksa burada kastedilen, filmleri anlamada, okumada veya değerlendirme sürecinde nasıl bir yol izlendiği mi? Bu çalışmanın ana çıkış noktası ya da bu sorulara cevap verebilmenin asıl maksadı çocuklar için nitelikli kısa filmler ve elbette uzun metraj filmler üzerine yoğunlaşmanın üzerine konuşmanın zamanının çoktan geçtiğidir. Kısmet olursa uzun bir yazı dizisi boyunca filmleri, hem bizlerin hem de çocukların, gençlerin nasıl okuyabileceğine dair bir girizgâh yapıp hakikati anlamada, değerli olanı bulmada bize yol gösterecek yapımlar üzerine uzun uzadıya konuşmaktır. Filmleri salt tüketmekten ziyade, anlamlı olanı aramak gayesidir. Sözünü edeceğimiz filmlerin izlenilmiş olması ya da izlenecek olması, seyir zevkini bozar mı endişesi olursa şunu düşünebiliriz: Bu filmi nasıl okudum, bu yapım bana ve çevreme, düşünce dünyama ne kattı, benden ne aldı? Bir filmi okumak neden önemlidir ya da filmi okumak da neyin nesidir?
Biliyorum, birçoğunuz izlemediğiniz bir film üzerine okuma yapmanın amacı nedir diye düşüneceksiniz. Burada yoğunlaşacağımız husus, bizleri ve çocukları kuşatan sanal âlemde ekran başında geçirdiğimiz süre olabilir. Kendimizi ve yakınlarımızı ekran başında her zaman kontrol etmek güç bir mesele. Ancak çocuklarla güzel vakit geçirmenin mümkün olduğunu, tavsiye edeceğimiz filmlerle size hatırlatmayı amaçlıyorum. Şurası kabul edilmelidir ki, büyüklerin çocuklarla ya da çocuklarıyla içerisinde yer alacağı etkinliklerin artırılması ve onlarla beraber filmlerin değerlendirilmesi, anlaşılması, tartışılması ve yorumlanması hem bizim için hem de çevremiz için oldukça ehemmiyetlidir.
Sizlerin değerli katkılarının çok elzem olduğunu söylemek isterim. Bizim gözümüzden kaçan ya da sizin değinmek istediğiniz noktaları birlikte müzakere edebilmek biiznillah daha makbûl olacaktır.
Ülkemizde film, film eleştirisi, tavsiyeleri ve yorumları ile ilgili pek çok web sitesi mevcut. Ancak her sitedeki verinin, paylaşımın, enformasyonun neyi kapsadığı, neye odaklandığını bilmek, hesaba katmak gerekmektedir. Düzinelerce film listesi ve birçok tavsiyenin içinin doldurulamadığı, neden bu içeriğin izlenmesi gerektiğine dair izlenimlerin detaylı aktarılamamış olması, bu sayfaları ziyaret eden kullanıcıları düşündürtmeye devam etmektedir. Tesadüfen bulunan bir film, izleme sonunda bir vakit kaybına davetiye çıkarabilir. Bu nedenle bir filmi sevdiğiniz ve takip ettiğiniz sinema eleştirmenlerinden, sinema sayfalarından, sitelerinden, TV programlarından, sosyal medya mecralarından veya blog yazarlarından, kıymetli yorumculardan okuyup yola koyulmak ilk adımlar arasında yer alabilir. O zaman sessizce düşünelim: Film izleme alışkanlıklarımızı kim veya ne belirler? Kimin önerilerine itibar ederiz, hangi yorumlar bir filmi izlemenin gerekliliği konusunda bizi ikna edebilir? Film seçme kriterlerimiz nelerdir, neleri esas alarak bir filtreleme yapıyoruz? Önümüze gelen bir filmi kabul veya reddetmeyi nasıl anlamlandırırız? Bir filmin yönetmeni, oyuncu kadrosu, müzisyen ya da senaristini araştırır mıyız? Ya da belli türdeki filmleri mi seyreder, yönetmen sinemasını, ülke sinemalarını mı önceleriz? Bir film bittiğinde üzerine düşünüp tartışır mıyız, hangi filmleri çevremize tavsiye ederiz? Bunca soru uzayıp gider ve hâlen şunu sorarız: Bir film neden izlenir/okunur? Filmler hayatımızı, hayallerimizi, düşüncelerimizi nasıl etkiler?[3]
1 Uzun 1 Kısa adıyla başlayacağımız yeni yazı dizisinde bir kısa filmden ve bir uzun metraj animasyon filmden bahsedeceğiz. Ancak her iki filmin çocuklar ve aileler için önemini bir sonraki yazımızda etraflıca irdeleyeceğiz. İlk olarak uzun bir animasyon olan 1999 yapımı “Demir Dev“e değinelim. Brad Bird tarafından yönetilen, 1950’lerin Soğuk Savaş dönemini anlatan bu film, bir çocuğun uzaydan gelen dev bir robotla dostluğuna değinir. Ted Hughes’un 1968’teki kitabından uyarlanan filmde, “insanlık, özgürlük ve seçimler” temalarının ağırlıklı olarak işlendiği görülür. Mizahı ve gerilimi iç içe geçiren yönetmen Bird, sade ve özgün hikâye yapısıyla Disney tarzı müzikallerden ayrışıyor. Ailece izlenebilecek bu filmde, hem çocuklar hem de anne babalar için oldukça önemli mesajların aktarıldığı fark edilir bir durumdur.
Demir Dev’de ilk göze çarpan ayrıntılar; çocukların düşüncelerinin kıymetli olduğu ve onların tercihlerine değer verilmesi gerektiği ve ebeveynlerin, çocuklarına özgüven ve sorumluluk aşılamaları gerektiği üzerinedir. Değerleri öncelemek ve değerler eğitimini merkeze alarak ebeveyn-çocuk ilişkisini sağlıklı biçimde yürütmenin ne kadar önemli olduğu hikâyede sıklıkla karşımıza çıkar. Zira, ana karakterimiz Hogarth’ın, annesiyle olan iletişim biçiminin sıcaklığı, samimiyeti ve sürekli azmetme çabası, ebeveynlerin çocuklarla empati kurmasına olanak sağlayan bir mesaj olarak okunabilir. Hogarth’ın çağımızın anne ve babalarına iletmek istediği çokça mesaj olduğunu düşünüyorum. Özellikle de çocukların yetiştirilme biçimine dair ve ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları iletişim biçimine yönelik üzerinde düşünülmesi gereken bir filmden söz ediyorum.
Bu yazıda değineceğimiz ikinci film, Ben Filistinliyim (I Am from Palestine, 2023) adlı kısa animasyondur. Kadın yönetmen ve sinema profesörü Iman Zawahry[4], bu filmde bir kız çocuğunun yeni gittiği okulda yaşamış olduğu temsil, aidiyet, kimlik, vatan konularını izleyiciye anlatır. Aslında Demir Dev ve bu filmin yalın bir hikâyeye sahip olduğu düşünülse de filmlerin aktardıklarının bundan daha fazlası olduğunu anlarız. Yönetmen Iman, Batı’da gereği gibi temsil edilmeyen Müslüman kadınların sesini yükseltmek için emek gösteren bir isim. Kişisel web sitesinde yer alan bilgiye göre, ülke çapında “Filmlerde Müslümanlar” konusunda danışmanlık yaptığı, bu konuda konuşmalar yaptığı, yapmış olduğu filmlerle pek çok ödül aldığı belirtilmiştir.
Bahsettiğimiz üzere ikinci yazımızda, Demir Dev ve Ben Filistinliyim filmlerini nasıl değerlendirebileceğimiz, bu yapımlar üzerine düşünmenin ve yazmanın olanaklarından daha ayrıntılı bahsedeceğiz. Bu filmlerle başlayarak amaçladığımız şey, çocuklar ve aileler için nitelikli filmlere yoğunlaşmaktır. Ebeveynlerin çocuklarıyla güzel vakitler geçirmesi için tavsiye edeceğimiz filmlere katmanlı bir yolculuk, derinlikli bir okuma yapma olanağı getirmeyi amaçlıyoruz. Filmlerden ne gibi dersler çıkaracağımızı, filmleri izlerken ne gibi sorular soracağımızı ve bunların cevabını nasıl arayacağımızı sizlerle değerlendirip uzun bir yazı dizisi üretmeyi, çocuklarla sinemayı yeniden keşfedebilmenin olanaklarını sorgulamayı hedefliyoruz. Gayret bizden, takdir ve tevfik Rabbimiz’dendir.
Dipnotlar:
[1] Bu paragraf, Alfa Yayınları tarafından çıkarılan Sinema Kitabı (2018) adlı eserin 16. sayfasında yer alır.
[2] Timothy Corrigan, Film Eleştirisi El Kitabı, Dipnot Yayınları, Çev: Ahmet Gürata, 2022, s. 18.
[3] Yakın zamanda okumaya başladığım David Thomson’un iki eserini buraya not düşmek isterim. Filmler Hayatımızı Nasıl Etkiler ve Bir Film Nasıl İzlenir adlı iki eser, sinemanın ilk ortaya çıktığı zamanlardan başlayarak ekranla tanışma sürecine, perdeyle olan ilişkimizi sorgulamaya davet etmektedir.
[4] Amerikalı Müslüman film yapımcısı Zawahry hakkındaki bilgiye www.imanzawahry.com/about adresinden erişim sağlanabilir.
İlgili Yazılar
Barış’a da Bir Sorsalar
Frankfurt Okulu’nun önemli temsilcilerinden Adorno’nun deyişiyle “kültür endüstri”sine rağmen bir şeyler yapmak, akıntıya karşı küreklere davranmaya benziyor. Bu nedenle farklı yaş grubundaki bireylerin, dayatılan tek tip müzik endüstrisinden sıyrılıp aynı şarkılara, ezgilere gönlünde yer açması gittikçe türüne az rastlanan bir durum.
Felsefe Atölyeleri ve Müzik
Takip edilecek akıl yürütme, duygular üzerinden olabildiği gibi müziğin özü, mânâsı üzerinden olabilir. Hatta katılımcılardan gelen neden-sonuç zincirlerine göre duygular üzerinden yapılan akıl yürütmeye müziğin özü, mânâsı eklemlenebilir.
1980’li Yıllarda Türkiye’de Öğretmen (1988) Olmak
Eğitime ve eğitimciye kendi sinemamızdan bakmamız için münasip bir misal olan Öğretmen filmi, Anadolu’nun bir köşesinde öğretmenlik yapan ancak daha sonra İstanbul’a tayini çıkan Hüsnü karakterinden (Kemal Sunal), onun ailesinden ve yaşadıklarından bahseder.
Özgür Ruhların ve Tutsak Bedenlerin Şehri
Jetler, tanklar, silahlar ve kurşunlar
Kuşlardan daha fazla uçuyorlar
Ortadoğuda, bilhassa Gazze’de
Anne sütünden daha fazla, yağmurdan da…