Görsel bir çağda yaşıyoruz ve hareketli görüntüler, hayatımızı şekillendirmede büyük bir rol oynuyor.[2] Filmler bize bir şeyler öğretebilir, bazı konular hakkında bizleri haberdar edebilir ve aynı zamanda bizi eğlendirebilir. Ancak 21. yüzyılda sadece “izlemek” denilen olgu üzerinde daha fazla derinlemesine düşünmemiz gerekiyor. Filmleri doğru anlamak, yorumlamak ve eleştirel bir gözle değerlendirmek, bir yönüyle filmleri daha derin anlamak gerekiyor. Tıpkı kitap okur gibi, Sinema Okuryazarlığının da artık bir ihtiyaç haline geldiği fark edilmelidir!
Sinema okuryazarlığı, bir filmin sadece “eğlence” olmadığını kabul ederek başlamak demektir. Filmlerin nasıl bir dil kullandığını, hangi mesajları verdiğini ve bunları hangi yöntemlerle aktardığını anlamayı içerir. Yani bir filmi izlerken;
Görüntüler, sesler ve diyaloglarne anlatıyor?
Yönetmenbizi etkilemek için hangi teknikleri kullanıyor?
Karakterler ve hikaye, gerçek hayatla nasıl bağlantı kuruyor?
Buna benzer sorular sormak, sinema okuryazarı olmanın ilk adımı olarak anlaşılabilir. Sinema ya da Film Okuryazarlığı kavramı, sosyal bir inşa sürecidir ve film/sinema okuryazarı olmaktan bahsederken görüntü, ses, metindeki farklı sosyal bağlamları uygun şekilde değerlendirme, bir dili üretme, yorumlama ve anlama becerisine sahip olmak anlamına geldiğini ifade etmekteyiz. Sinemanın dili ya da bir filmin dili dediğimizde, bilginin görülmesini, hayal edilmesini veya deneyimlenmesini sağlayan her türlü yol ve seçenek olduğunu kastediyoruz. Film ya da sinema okuryazarlığı, “filmlerin sadece bir eğlence aracı olarak görmenin ötesine geçerek, onların anlamı nasıl ürettiğini, anlamın üretiminde hangi araçları kullandığını ve bunları farklı bağlamlarda nasıl yorumlandığını anlamayı” içeren bir süreci ifade eder.[3]
Sinema/Film Okuryazarlığı, filmler aracılığıyla bilgi ve değerleri tartışma eylemidir. Bir film hakkında okuryazarlıktan söz edebilmek için görsel-işitsel sembolleri okumak oldukça önemlidir. Dolayısıyla burada sinema/film okuryazarı olmak, izlenen çalışmanın kişisel ve sosyal gelişim için kullanılabilmesini gerektirir. Film Okuryazarlığı, bir izleyicinin, ‘sinefil’in (sinemaya düşkün/ sinema sevdalısı), filmin nasıl üretildiğini bilmesini sağlar, hayali bir dünya üzerine eğilmesini sağlar. Çünkü bir filmdeki sembolik işaretler, göstergeler ve kodlar bir anlam ifade etmek için üretilir.
Film okuryazarlığının temel unsurlarından biri, filmleri eleştirel bir bakış açısıyla izleyebilme ve çözümleyebilme yeteneğidir. Bu anlamda ebeveynler ve çocuklar bir filmi izleme aşamasında “nedir” ve “neden” gibi sorular sorarak anlatıyı, öyküyü oluşturan yapıyı, göstergeleri, karakterleri anlamaya başlar. Yönetmenin bir filmiyle diğer filmi arasındaki bağlantıyı anlamaya çalışır. Bu süreç, sadece kişisel beğenileri ifade etmekten ziyade, mantıklı bir açıklama yapmayı ve filmi belirli bir kuramsal çerçeve içinde incelemeyi gerektirir.
Burada belirtmemiz gereken önemli bir husus vardır. Popüler film okumaları daha çok kişisel izlenimlere ve haz duygusuna odaklanırken, film/sinema okuryazarlığında eleştirel okuma süreci ön plandadır. Bu okumada bir filmin söylemini, sunuluş biçimini ve potansiyel anlamlarını derinlemesine incelemeye öncelik verilir. Ve bu okuma sürecinde “iletinin kim/hangi mecra tarafından oluşturulduğu, izleyicinin dikkatini çekmek için filmde ne gibi teknikler kullanıldığı, izleyicilerin filmin mesajlarını nasıl anlamlandırdığı, hangi temalara dikkat çekildiği, filmde anlatılan yaşam tarzlarının ve düşünme biçimlerinin hangi değerlerle temsil edildiği” gibi birçok soru geliştirmek mümkündür.
Aileler ve çocuklar için bir sinema rehberi ne kadar önemliyse girişten itibaren kaleme aldığımız film/sinema yazarlığını anlamak da o kadar önemlidir. Çünkü bu yazı dizisindeki amacımız filmleri salt bir izleyici olarak okumak ya da izlemek değildir. Filmleri anlamaya yönelik eleştirel bir okuma pratiği geliştirerek tüketim alışkanlıkları, seyir zevki, birlikte zaman geçirme eylemine dair öneriler ortaya koymak, anne-babalar ile çocukları arasında nitelikli film izleme alışkanlıklarına öneriler getirmek, filmlerdeki hem olumlu hem de olumsuz mesajları fark edebilme, filmin aktardığı mesajlara derinlemesine bir bakış geliştirmek bu yazı dizisindeki asıl amaçlarımız arasındadır. Her yazı öncesinde sinemayı anlama, film/sinema okuryazarlığına değinerek bir filmin eleştirisinin, analizinin mümkün yollarını okuyucuyla paylaşmayı amaçlamaktayız.
Demir Dev: Bir Çocuğun Merakı ve Büyük Dostluğu
1 Uzun 1 Kısa’da ilk yazıda, Demir Dev filminden ve Ben Filistinliyim adlı kısa animasyondan biraz söz etmiştik. Şimdi ilk olarak Demir Dev’le başlayalım. Aslında Demir Dev’in hikâyesi aslında bir animasyon stüdyosundan çok daha önce, tam 30 yıl önce, İngiliz yazar Ted Hughes’un hayal dünyasında doğmuştur denilebilir. Hughes, bu öyküyü eşi Sylvia Plath’in anısına, adeta bir modern peri masalı olarak kaleme almıştır. The Iron Man (Demir Adam, 1968) adlı çocuk romanı, zamanla bir müzik albümüne, sonra da 1996’da Brad Bird’ün yönetmenliğinde beyaz perdeye uyarlanmıştır.[4] Ancak uyarlamanın, kitabın adı ve ana konusu dışında kitaptan çok az şey ödünç aldığı da belirtilmiştir.[5] Filmin hikayesine baktığımızda, bir gün Maine sahiline devasa metal bir yaratık düştüğünü ve böylelikle Demir Dev’in hikayesinin başladığını anlarız. Küçük Hogarth, bu gizemli devle ilk karşılaşmasında onun korkulacak bir canavar olmadığını anlar, öğrettiği insani değerler sayesinde Demir Dev’in giderek dostça davranmaya başlayan bir varlık olduğunu fark eder. Fakat hükümet ajanı Kent ise farklı düşünür ve bölgedeki esrarengiz olayları öğrenmek için gönderilir. Devin tehlikeli olduğuna inanan Kent, devin yok edilmesi için bir füze ayarlanmasını ister fakat füzenin gönderileceği bölgede sadece Dev değil, tüm kasaba halkının da bulunması bazı anlaşmazlıklar çıkmasına neden olacaktır.
Filmdeki küçük kahramanımız Hogarth, tipik bir çocuk merakıyla etrafını keşfetmeye bayılan biridir. Ancak tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, yetişkinler onun bu heyecanını bazen göz ardı edebiliyor. Mesela Hogarth, sevimli sincabını bir kutu içerisinde annesinin çalıştığı restorana getiriyor ama tabii minik kaçak çoktan kutudan firar etmiş ve ortalığı birbirine katmak üzeredir! Tam da bu sırada Hogarth’ın kulağına ilginç bir şey çalınıyor: Bir adam, Marslıların Dünya’ya geldiğinden bahsediyor! Bu gizemli sözler, Hogarth’ın merakını iyice ateşliyor ve onu gece karanlığında ormanda devasa bir varlıkla karşılaşmaya kadar götürüyor. İşte bu karşılaşma, beklenmedik bir dostluğun başlangıcı olacaktır. Bu sahnenin sonlarında çok tanıdık bir durum vardır: Hogarth, gördüğü inanılmaz şeyi annesiyle paylaşıyor ama annesi onu ya duymazdan geliyor ya da konuyu kapatmaya çalışıyor. Hogarth’ın içindeki keşfetme arzusu öyle büyük ki, ertesi gün okul defterine, dün gece karanlık ormanda gördüğü devin resmini çiziyor.
Demir Dev’e Soğuk Savaş’ın gölgesinde fantastik bir masal olarak bakabiliriz. Hogarth ve arkadaşları okulda sohbet ederken, projeksiyondan perdeye yansıyan görüntüler dönemin ruhunu ele veriyor: Soğuk Savaş’ın korku dolu havası, sığınaklar, bombalama tehditleri, haberlere ve gazetelere konu olan devletlerarası güç mücadeleleri, sürekli “saklanmaya” davet eden şarkı sözleri aslında ne kadar gergin bir dönemden geçildiğinin birer göstergesi olarak duruyor. Bu durumu anlamak için Demir Dev’le ilgili olarak Horton’un[6] tespitlerine de kulak vermemiz gerekebilir. Bize göre uzaylılar şu üç nedenden biri için dünyaya uğrarlar: Bizleri sömürgeleştirmek, yok etmek ya da rahatsız edici yerlerimizi araştırmak. İçgüdümüz bize benzemeyen şeylere güvensizlik duyar ve bu güvensizlik bir tür olarak kendimize yöneldiğinde, kişilerarası sorunların temelini bulmaya başlarız. Ama neden bu dünyanın dışından gelen herhangi bir varlığı ya da varlığı “canavar” olarak adlandırıyoruz?
Ama bu kasvetli havaya rağmen, Hogarth ile Demir Dev arasında sıcacık bir dostluk filizleniyor. Hogarth, devi elektrik çarpmasından kurtarıyor; dev de -makine diliyle de olsa- minnettarlığını gösteriyor. Çocukla metal bir dev arasındaki bu dostluk bize ilk etapta tuhaf gözükse de, film bize şunu fısıldıyordur: Dostluk sınır tanımaz! Hogarth, önyargıları aşmayı, farklılıklara rağmen sevgi bağı kurabileceğimizi gösteriyor adeta.
Tabii herkes Demir Dev’in iyi niyetli olduğunu anlamıyor. Onun gerçekte bir canavar olmadığını, iki çocuğu son anda kurtardığında anlıyoruz. Ne yazık ki silahlar ona doğrultulunca, dev de kendini savunmak zorunda kalıyor. Asıl mesele, Demir Dev’in güvende hissetme ihtiyacından kaynaklanıyor. Hogarth’ın yaralanması ise bardağı taşıran son damla oluyor ve dev, bir savaş makinesine dönüşüyor. Ama unutmayalım: O, sevgiyi öğrenmiş bir varlık. Kendini feda etmeye bile hazır…
Demir Dev aslında şunu anlatıyor: En “metal” yürekler bile sevgiyle, anlayışla, güler yüzlülükle şekillenebilir. Hogarth’ın saf iyiliği, kocaman bir makineye bile ahlakı, şiddetten uzak durmayı ve fedakarlığı öğretiyor. Belki de hepimizin öğrenmesi gereken dersler yatıyor burada: Önyargılarımızı kırabilirsek, en beklenmedik dostluklar bile filizlenebilir. Film ayrıca, yaşam tarzı ve refah, topluluk ve ilişkiler, bilim ve teknoloji, sanat, güzellik ve yaratıcılık, toplum ve kültür, dünya görüşü ve din gibi konuları da içinde barındırır.
Ben Filistinliyim: Mekanın Sahibi Olmak ve Bir Kimlik Arayışı
Sözünü edeceğimiz kısa film, Filistinli küçük kızın yurt dışında yaşadığı kimlik, aidiyet temsiliyet konusu etrafında dönen bir öyküyü ele alıyor. Filmin dijital platformlardan izlenmeye sunulmasındaki en önemli etken, İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılar ve bu saldırılarda binlerce kişinin öldürülmesi. Ben Filistinliyim adlı kısa film, “Baba, What Does My Name Mean? A Journey to Palestine” adlı hikayenin bir uyarlaması. Türkçeye “Baba, Adımın Anlamı Ne? Filistin’e Yolculuk” olarak tercüme edilebilir. Kitabı kaleme alan Filistin asıllı ABD’li yazar Rifk Ebeid[7], filmin senaryosunu Iman Zawary’le beraber tamamlamış.
2023 yapımı I Am From Palestine, kendi vatanınızdan uzak bir ülkede olmanın nasıl bir duygu olduğunu düşündürtüyor bize, sana!
Günün birinde yabancı bir ülkede okula gideceğin ilk gün neler hissederdin? Endişe, uyum, yeni sınıf arkadaşları, dil öğrenme… Eminim aklına daha fazlası geliyordur. Çantanda her şey yerli yerinde, baban elinden tutmuş, okula girmek üzeresin. Ama göz ucuyla babana şöyle bir bakıp onun elini sıkıyorsun, bir endişe var gibi ya da onunla karışık bir korku duygusu. Babana son bir defa bakıp sarılıyor, güven tazeliyor ve sınıfa giriyorsun. Okulun ilk günü ya, öğretmeniniz yoklama alıyor haliyle. Herkes “burada” olduğunu söylüyor ve sen de adının okunmasını bekliyorsun heyecanla. Adını söylüyorsun, birkaç kez daha telaffuz ediyorsun ama öğretmenin bir türlü “Saamidah” diyemiyor.
O gün sınıfta öğretmenin, bizi benzersiz kılan özelliklerimizin ne olduğunu soruyor. Çeşitliliğimizi dünya haritası üzerinden gösteren öğretmen, herkesin ülkesini sormaya başlar. Bir tuhaflık baş gösteriyor çünkü geldiğin ülke Filistin, haritada yok! “Ben Filistinliyim” ama dünya haritasında Filistin’in adı, yeri yok öyle mi? Bunu nasıl açıklarsın peki? Doğduğum ülke var ama bunun haritada yeri yok! Orada adı “İ” ile başlayan başka bir yerden söz ediliyor! Ve bu ülke denilen yer, senin ülkenin tamamı olarak kamuoyunda biliniyor. Sahi, tam olarak sen ya da ben ne hissediyoruz buna dair? Boynunda kocamaaaan harflerle FİLİSTİN yazan kolyeni öğretmenine gösteriyorsun. O da “haritada Filistin yok! Senin için İsrail’i işaretleyeceğim” diyor. Yani ait olduğun, kimliğin, ailen, vatanın başka bir yer olarak işaretleniyor, bu kadar açık!
Ben Filistinliyim sana ve bize Saamidah karakteri üzerinden bir kimlik arayışını sorguluyor ve kayıp edilen şeyler üzerine düşüncelere sevk ediyor. Kısa animasyonda Saamidah’ı merkeze alan öykünün, Filistin halkının yaşadığı kimlik bunalımını dokunaklı bir şekilde ele alan güçlü bir çalışma olduğunu öğrenmeye başlıyoruz. Metaforların ve sembollerin ne anlama geldiğini bilmesen de Filistinli bir ferdin iç dünyasına odaklanıyor ve onun yaşadıklarını anlamaya çalışıyorsun.
Filistin kimliğinin tarih boyunca maruz kaldığı zorlukların ne kadar derin olduğunu tahmin etmeye başlıyorsun. Filistinli çocuk Saamidah’ın vatan kavramını ve aidiyet duygusunu yitirmesine neden olan yıkımları anlamaya çalışıyor.
Animasyonda yıkımın, göçün ve ayrılık gibi unsurların kullanıldığını anlıyor, Filistin halkının yaşadığı travmayı ve sürekli devam eden mücadelelerini anlatan bir öyküye şahitlik ediyorsun. Üstelik çocuğun geçmişle olan bağlantısını sembolize eden aile fotoğrafları da var! Bunun yanında zeytin ağaçları ve geleneksel motifler de hem kayıp ve hem de özlem duygusunu pekiştiren unsurlar olarak karşına çıkıyor. Son olarak filmdeki renklerin ve müziklerin, öyküyü destekleyici bir özellik taşıdığını unutma! Renklerin soluk ve müziğin dramatik bir tonda olması, sana ve bize Filistin halkının yaşadığı acıları ve umutsuzluğu vurguluyor ancak önemli bir ayrıntı daha var: Zaman zaman beliren canlı renkler görüyor ve umut dolu melodileri duyuyorsun. İşte bunlar, direnişin ve yeniden doğuşun sembolü olarak yorumlayacağımız bazı işaretlerdir! Kısa filmi Rifk Books YouTube kanalından izleyebileceğini unutma!
Son Olarak
Demir Dev ve Ben Filistinliyim adlı filmler, bize sadece hikayeler anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda değerleri, korkuları ve toplumsal mesajları aktarma çabası güdüyor. Bu tür filmler özellikle ebeveynler ve çocukların dünyayı anlama biçimlerini şekillendirmeye yönelik içerikler olarak okunabilir. Bu yüzden bir filmi izlerken;
Bu sahnede ne anlatılmak isteniyor?
Bu karakter neden böyle davranıyor?
Bu film bana ne hissettiriyor ve neden?
Bu film çocuklara, ailelere olumlu ya da olumsuz ne gibi mesajlar içeriyor?
Buna benzer sorularla düşünmek, hem çocukların hem de yetişkinlerin filmleri daha bilinçli tüketmesini sağlar. Filmleri “sadece izlemek” yerine, “anlamak” üzerine kurulu bir bakış açısı sunmak, birlikte film izlemek, aile içinde kaliteli zaman geçirmenin en güzel yollarına odaklanmak önem arz ediyor. Filmleri anlamak için izleme eylemi sonrasında birtakım adımlar atmak gerekirse:
Film sonrası çocuklarla sohbet edilebilir. Bu filmde seni en çok etkileyen sahne hangisi, neden? gibi sorular yöneltilebilir.
Mesajları tartışmak/müzakere etmek önemlidir.Bu film bize olumlu ya da olumsuz neler anlatmak istiyor, filmin amaçları ne olabilir? Bu konu hakkında sen neler düşünüyorsun denilebilir.
Yönetmeni ve filmi keşfetmek:Bu filmi diğer izlediğin filmlerden farklı kılan ne? Bu yönetmenin diğer filmleri de kıymetli mi? Filmin müziğini yapan müzisyen başka hangi filmlerin müziğini yapmış olabilir?
Film izlerken bile aslında derin mesajlar bulabiliriz. Filmleri eleştirel gözle izlemek, hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim sunar. Amacımız, çocuklarınızla birlikte film izlerken “daha fazla sohbet, daha fazla keşif ve daha bilinçli bir seyir zevki” yakalamanıza yardımcı olmak!
Sinema Yolculuğum: Perdeye Yansıyan Hikâyeler
2015’ten bu yana iki özel yazı dizisiyle sizlerle buluştuk. İlki, “İslam, Müslümanlar ve Sinema” ilişkisini ele aldığımız yazılardan müteşekkildi. Bu metinler, Sinematik Söylemler adlı ilk kitabımda bir araya getirildi. İkinci yazı dizimiz ise “Eğitim ve Sinema” üzerineydi. Filmlerdeki öğretmen-öğrenci ilişkilerini, okul hayatının perdedeki yansımalarını ve eğitimin hikâyelerle nasıl harmanlandığını incelemiştik. Sırada bu ikinci seriyi bir kitaba dönüştürme hayalim var, tamamlandığında sizlerle paylaşmanın heyecanını şimdiden taşıyorum. Bu yolculukta dualarınızı bekler, yazılara dair görüş, öneri ve eleştirilerinizi e-posta adresime iletmenizi beklerim.
[4] Cristina Formenti, 2021, Between a “Rock” and a Hard Place: The Hybridization of Analog and Digital in The Iron Giant, https://tinyurl.com/2danlj9w
[5] T. S. Miller, Frankenstein without Frankenstein: The Iron Giant and the Absent Creator, Journal of the Fantastic in the Art, Vol. 20, No. 3, 2009, s.385.
[6] H. Perry Horton, The Iron Giant, Xenophobia, and Learning to Love a “Monster”, filmschoolrejects.com, 28 Ekim 2016.
Yüzündeki öfkeyi kim görmüş başka bir yüzde?
Başka yüzlerin öfkesi, anlata anlata bitirilemeyecek borçlar çıkarır.
Küsmüş suratlar dökülür insanların öfkelerinden.
Haklı ile haksız birbirine girer.
Alacaklı çıkarır bizim alışık olduğumuz öfkeler.
Hiçbir yüzde göremediğimiz bu öfke hâlbuki,
Kaşını malayani görünceye çatan pirifânininki sanki.
Temiz yüzlü, pak.
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Bir karanlık bul ve onu yıka.
Akıl kıyısında eşelenme, kalp denizine dal. Karanlığı karanlıkla yenebileceğin düşüncesinden tevbe et.
Uyanmak karanlığı bulmaktır aslında. Yüzümüzde ezbere bildiğimiz mahmurlukla karanlığı bileklerinden yakalamaktır uyanmak.
Karanlığı yıkamak neyi değiştirir fikri seni eylemesin.
Kur’a hep kendi içimizdeki günahkâra çıkar.
Sen kendi aksini izlemeye meyledip denize düşeni ve içinde haksızlık olan karanlığı yutan balığı hatırla.
Anneden, babadan uzaklaşan çocukların (ölüm, ayrılık vs.) başat temalardan biri olduğu çocuk edebiyatında, hem yol hikâyesi anlatıp hem de temel ihtiyaçlardan mahrum kalışı duygu sağanağının altında sakince önümüze seren kitaplardan biriyle kesişti yolum.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Demir Dev ve Ben Filistinliyim
Görsel bir çağda yaşıyoruz ve hareketli görüntüler, hayatımızı şekillendirmede büyük bir rol oynuyor.[2] Filmler bize bir şeyler öğretebilir, bazı konular hakkında bizleri haberdar edebilir ve aynı zamanda bizi eğlendirebilir. Ancak 21. yüzyılda sadece “izlemek” denilen olgu üzerinde daha fazla derinlemesine düşünmemiz gerekiyor. Filmleri doğru anlamak, yorumlamak ve eleştirel bir gözle değerlendirmek, bir yönüyle filmleri daha derin anlamak gerekiyor. Tıpkı kitap okur gibi, Sinema Okuryazarlığının da artık bir ihtiyaç haline geldiği fark edilmelidir!
Sinema okuryazarlığı, bir filmin sadece “eğlence” olmadığını kabul ederek başlamak demektir. Filmlerin nasıl bir dil kullandığını, hangi mesajları verdiğini ve bunları hangi yöntemlerle aktardığını anlamayı içerir. Yani bir filmi izlerken;
Buna benzer sorular sormak, sinema okuryazarı olmanın ilk adımı olarak anlaşılabilir. Sinema ya da Film Okuryazarlığı kavramı, sosyal bir inşa sürecidir ve film/sinema okuryazarı olmaktan bahsederken görüntü, ses, metindeki farklı sosyal bağlamları uygun şekilde değerlendirme, bir dili üretme, yorumlama ve anlama becerisine sahip olmak anlamına geldiğini ifade etmekteyiz. Sinemanın dili ya da bir filmin dili dediğimizde, bilginin görülmesini, hayal edilmesini veya deneyimlenmesini sağlayan her türlü yol ve seçenek olduğunu kastediyoruz. Film ya da sinema okuryazarlığı, “filmlerin sadece bir eğlence aracı olarak görmenin ötesine geçerek, onların anlamı nasıl ürettiğini, anlamın üretiminde hangi araçları kullandığını ve bunları farklı bağlamlarda nasıl yorumlandığını anlamayı” içeren bir süreci ifade eder.[3]
Sinema/Film Okuryazarlığı, filmler aracılığıyla bilgi ve değerleri tartışma eylemidir. Bir film hakkında okuryazarlıktan söz edebilmek için görsel-işitsel sembolleri okumak oldukça önemlidir. Dolayısıyla burada sinema/film okuryazarı olmak, izlenen çalışmanın kişisel ve sosyal gelişim için kullanılabilmesini gerektirir. Film Okuryazarlığı, bir izleyicinin, ‘sinefil’in (sinemaya düşkün/ sinema sevdalısı), filmin nasıl üretildiğini bilmesini sağlar, hayali bir dünya üzerine eğilmesini sağlar. Çünkü bir filmdeki sembolik işaretler, göstergeler ve kodlar bir anlam ifade etmek için üretilir.
Film okuryazarlığının temel unsurlarından biri, filmleri eleştirel bir bakış açısıyla izleyebilme ve çözümleyebilme yeteneğidir. Bu anlamda ebeveynler ve çocuklar bir filmi izleme aşamasında “nedir” ve “neden” gibi sorular sorarak anlatıyı, öyküyü oluşturan yapıyı, göstergeleri, karakterleri anlamaya başlar. Yönetmenin bir filmiyle diğer filmi arasındaki bağlantıyı anlamaya çalışır. Bu süreç, sadece kişisel beğenileri ifade etmekten ziyade, mantıklı bir açıklama yapmayı ve filmi belirli bir kuramsal çerçeve içinde incelemeyi gerektirir.
Burada belirtmemiz gereken önemli bir husus vardır. Popüler film okumaları daha çok kişisel izlenimlere ve haz duygusuna odaklanırken, film/sinema okuryazarlığında eleştirel okuma süreci ön plandadır. Bu okumada bir filmin söylemini, sunuluş biçimini ve potansiyel anlamlarını derinlemesine incelemeye öncelik verilir. Ve bu okuma sürecinde “iletinin kim/hangi mecra tarafından oluşturulduğu, izleyicinin dikkatini çekmek için filmde ne gibi teknikler kullanıldığı, izleyicilerin filmin mesajlarını nasıl anlamlandırdığı, hangi temalara dikkat çekildiği, filmde anlatılan yaşam tarzlarının ve düşünme biçimlerinin hangi değerlerle temsil edildiği” gibi birçok soru geliştirmek mümkündür.
Aileler ve çocuklar için bir sinema rehberi ne kadar önemliyse girişten itibaren kaleme aldığımız film/sinema yazarlığını anlamak da o kadar önemlidir. Çünkü bu yazı dizisindeki amacımız filmleri salt bir izleyici olarak okumak ya da izlemek değildir. Filmleri anlamaya yönelik eleştirel bir okuma pratiği geliştirerek tüketim alışkanlıkları, seyir zevki, birlikte zaman geçirme eylemine dair öneriler ortaya koymak, anne-babalar ile çocukları arasında nitelikli film izleme alışkanlıklarına öneriler getirmek, filmlerdeki hem olumlu hem de olumsuz mesajları fark edebilme, filmin aktardığı mesajlara derinlemesine bir bakış geliştirmek bu yazı dizisindeki asıl amaçlarımız arasındadır. Her yazı öncesinde sinemayı anlama, film/sinema okuryazarlığına değinerek bir filmin eleştirisinin, analizinin mümkün yollarını okuyucuyla paylaşmayı amaçlamaktayız.
Demir Dev: Bir Çocuğun Merakı ve Büyük Dostluğu
1 Uzun 1 Kısa’da ilk yazıda, Demir Dev filminden ve Ben Filistinliyim adlı kısa animasyondan biraz söz etmiştik. Şimdi ilk olarak Demir Dev’le başlayalım. Aslında Demir Dev’in hikâyesi aslında bir animasyon stüdyosundan çok daha önce, tam 30 yıl önce, İngiliz yazar Ted Hughes’un hayal dünyasında doğmuştur denilebilir. Hughes, bu öyküyü eşi Sylvia Plath’in anısına, adeta bir modern peri masalı olarak kaleme almıştır. The Iron Man (Demir Adam, 1968) adlı çocuk romanı, zamanla bir müzik albümüne, sonra da 1996’da Brad Bird’ün yönetmenliğinde beyaz perdeye uyarlanmıştır.[4] Ancak uyarlamanın, kitabın adı ve ana konusu dışında kitaptan çok az şey ödünç aldığı da belirtilmiştir.[5] Filmin hikayesine baktığımızda, bir gün Maine sahiline devasa metal bir yaratık düştüğünü ve böylelikle Demir Dev’in hikayesinin başladığını anlarız. Küçük Hogarth, bu gizemli devle ilk karşılaşmasında onun korkulacak bir canavar olmadığını anlar, öğrettiği insani değerler sayesinde Demir Dev’in giderek dostça davranmaya başlayan bir varlık olduğunu fark eder. Fakat hükümet ajanı Kent ise farklı düşünür ve bölgedeki esrarengiz olayları öğrenmek için gönderilir. Devin tehlikeli olduğuna inanan Kent, devin yok edilmesi için bir füze ayarlanmasını ister fakat füzenin gönderileceği bölgede sadece Dev değil, tüm kasaba halkının da bulunması bazı anlaşmazlıklar çıkmasına neden olacaktır.
Filmdeki küçük kahramanımız Hogarth, tipik bir çocuk merakıyla etrafını keşfetmeye bayılan biridir. Ancak tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, yetişkinler onun bu heyecanını bazen göz ardı edebiliyor. Mesela Hogarth, sevimli sincabını bir kutu içerisinde annesinin çalıştığı restorana getiriyor ama tabii minik kaçak çoktan kutudan firar etmiş ve ortalığı birbirine katmak üzeredir! Tam da bu sırada Hogarth’ın kulağına ilginç bir şey çalınıyor: Bir adam, Marslıların Dünya’ya geldiğinden bahsediyor! Bu gizemli sözler, Hogarth’ın merakını iyice ateşliyor ve onu gece karanlığında ormanda devasa bir varlıkla karşılaşmaya kadar götürüyor. İşte bu karşılaşma, beklenmedik bir dostluğun başlangıcı olacaktır. Bu sahnenin sonlarında çok tanıdık bir durum vardır: Hogarth, gördüğü inanılmaz şeyi annesiyle paylaşıyor ama annesi onu ya duymazdan geliyor ya da konuyu kapatmaya çalışıyor. Hogarth’ın içindeki keşfetme arzusu öyle büyük ki, ertesi gün okul defterine, dün gece karanlık ormanda gördüğü devin resmini çiziyor.
Demir Dev’e Soğuk Savaş’ın gölgesinde fantastik bir masal olarak bakabiliriz. Hogarth ve arkadaşları okulda sohbet ederken, projeksiyondan perdeye yansıyan görüntüler dönemin ruhunu ele veriyor: Soğuk Savaş’ın korku dolu havası, sığınaklar, bombalama tehditleri, haberlere ve gazetelere konu olan devletlerarası güç mücadeleleri, sürekli “saklanmaya” davet eden şarkı sözleri aslında ne kadar gergin bir dönemden geçildiğinin birer göstergesi olarak duruyor. Bu durumu anlamak için Demir Dev’le ilgili olarak Horton’un[6] tespitlerine de kulak vermemiz gerekebilir. Bize göre uzaylılar şu üç nedenden biri için dünyaya uğrarlar: Bizleri sömürgeleştirmek, yok etmek ya da rahatsız edici yerlerimizi araştırmak. İçgüdümüz bize benzemeyen şeylere güvensizlik duyar ve bu güvensizlik bir tür olarak kendimize yöneldiğinde, kişilerarası sorunların temelini bulmaya başlarız. Ama neden bu dünyanın dışından gelen herhangi bir varlığı ya da varlığı “canavar” olarak adlandırıyoruz?
Ama bu kasvetli havaya rağmen, Hogarth ile Demir Dev arasında sıcacık bir dostluk filizleniyor. Hogarth, devi elektrik çarpmasından kurtarıyor; dev de -makine diliyle de olsa- minnettarlığını gösteriyor. Çocukla metal bir dev arasındaki bu dostluk bize ilk etapta tuhaf gözükse de, film bize şunu fısıldıyordur: Dostluk sınır tanımaz! Hogarth, önyargıları aşmayı, farklılıklara rağmen sevgi bağı kurabileceğimizi gösteriyor adeta.
Tabii herkes Demir Dev’in iyi niyetli olduğunu anlamıyor. Onun gerçekte bir canavar olmadığını, iki çocuğu son anda kurtardığında anlıyoruz. Ne yazık ki silahlar ona doğrultulunca, dev de kendini savunmak zorunda kalıyor. Asıl mesele, Demir Dev’in güvende hissetme ihtiyacından kaynaklanıyor. Hogarth’ın yaralanması ise bardağı taşıran son damla oluyor ve dev, bir savaş makinesine dönüşüyor. Ama unutmayalım: O, sevgiyi öğrenmiş bir varlık. Kendini feda etmeye bile hazır…
Demir Dev aslında şunu anlatıyor: En “metal” yürekler bile sevgiyle, anlayışla, güler yüzlülükle şekillenebilir. Hogarth’ın saf iyiliği, kocaman bir makineye bile ahlakı, şiddetten uzak durmayı ve fedakarlığı öğretiyor. Belki de hepimizin öğrenmesi gereken dersler yatıyor burada: Önyargılarımızı kırabilirsek, en beklenmedik dostluklar bile filizlenebilir. Film ayrıca, yaşam tarzı ve refah, topluluk ve ilişkiler, bilim ve teknoloji, sanat, güzellik ve yaratıcılık, toplum ve kültür, dünya görüşü ve din gibi konuları da içinde barındırır.
Ben Filistinliyim: Mekanın Sahibi Olmak ve Bir Kimlik Arayışı
Sözünü edeceğimiz kısa film, Filistinli küçük kızın yurt dışında yaşadığı kimlik, aidiyet temsiliyet konusu etrafında dönen bir öyküyü ele alıyor. Filmin dijital platformlardan izlenmeye sunulmasındaki en önemli etken, İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılar ve bu saldırılarda binlerce kişinin öldürülmesi. Ben Filistinliyim adlı kısa film, “Baba, What Does My Name Mean? A Journey to Palestine” adlı hikayenin bir uyarlaması. Türkçeye “Baba, Adımın Anlamı Ne? Filistin’e Yolculuk” olarak tercüme edilebilir. Kitabı kaleme alan Filistin asıllı ABD’li yazar Rifk Ebeid[7], filmin senaryosunu Iman Zawary’le beraber tamamlamış.
Günün birinde yabancı bir ülkede okula gideceğin ilk gün neler hissederdin? Endişe, uyum, yeni sınıf arkadaşları, dil öğrenme… Eminim aklına daha fazlası geliyordur. Çantanda her şey yerli yerinde, baban elinden tutmuş, okula girmek üzeresin. Ama göz ucuyla babana şöyle bir bakıp onun elini sıkıyorsun, bir endişe var gibi ya da onunla karışık bir korku duygusu. Babana son bir defa bakıp sarılıyor, güven tazeliyor ve sınıfa giriyorsun. Okulun ilk günü ya, öğretmeniniz yoklama alıyor haliyle. Herkes “burada” olduğunu söylüyor ve sen de adının okunmasını bekliyorsun heyecanla. Adını söylüyorsun, birkaç kez daha telaffuz ediyorsun ama öğretmenin bir türlü “Saamidah” diyemiyor.
O gün sınıfta öğretmenin, bizi benzersiz kılan özelliklerimizin ne olduğunu soruyor. Çeşitliliğimizi dünya haritası üzerinden gösteren öğretmen, herkesin ülkesini sormaya başlar. Bir tuhaflık baş gösteriyor çünkü geldiğin ülke Filistin, haritada yok! “Ben Filistinliyim” ama dünya haritasında Filistin’in adı, yeri yok öyle mi? Bunu nasıl açıklarsın peki? Doğduğum ülke var ama bunun haritada yeri yok! Orada adı “İ” ile başlayan başka bir yerden söz ediliyor! Ve bu ülke denilen yer, senin ülkenin tamamı olarak kamuoyunda biliniyor. Sahi, tam olarak sen ya da ben ne hissediyoruz buna dair? Boynunda kocamaaaan harflerle FİLİSTİN yazan kolyeni öğretmenine gösteriyorsun. O da “haritada Filistin yok! Senin için İsrail’i işaretleyeceğim” diyor. Yani ait olduğun, kimliğin, ailen, vatanın başka bir yer olarak işaretleniyor, bu kadar açık!
Ben Filistinliyim sana ve bize Saamidah karakteri üzerinden bir kimlik arayışını sorguluyor ve kayıp edilen şeyler üzerine düşüncelere sevk ediyor. Kısa animasyonda Saamidah’ı merkeze alan öykünün, Filistin halkının yaşadığı kimlik bunalımını dokunaklı bir şekilde ele alan güçlü bir çalışma olduğunu öğrenmeye başlıyoruz. Metaforların ve sembollerin ne anlama geldiğini bilmesen de Filistinli bir ferdin iç dünyasına odaklanıyor ve onun yaşadıklarını anlamaya çalışıyorsun.
Animasyonda yıkımın, göçün ve ayrılık gibi unsurların kullanıldığını anlıyor, Filistin halkının yaşadığı travmayı ve sürekli devam eden mücadelelerini anlatan bir öyküye şahitlik ediyorsun. Üstelik çocuğun geçmişle olan bağlantısını sembolize eden aile fotoğrafları da var! Bunun yanında zeytin ağaçları ve geleneksel motifler de hem kayıp ve hem de özlem duygusunu pekiştiren unsurlar olarak karşına çıkıyor. Son olarak filmdeki renklerin ve müziklerin, öyküyü destekleyici bir özellik taşıdığını unutma! Renklerin soluk ve müziğin dramatik bir tonda olması, sana ve bize Filistin halkının yaşadığı acıları ve umutsuzluğu vurguluyor ancak önemli bir ayrıntı daha var: Zaman zaman beliren canlı renkler görüyor ve umut dolu melodileri duyuyorsun. İşte bunlar, direnişin ve yeniden doğuşun sembolü olarak yorumlayacağımız bazı işaretlerdir! Kısa filmi Rifk Books YouTube kanalından izleyebileceğini unutma!
Son Olarak
Demir Dev ve Ben Filistinliyim adlı filmler, bize sadece hikayeler anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda değerleri, korkuları ve toplumsal mesajları aktarma çabası güdüyor. Bu tür filmler özellikle ebeveynler ve çocukların dünyayı anlama biçimlerini şekillendirmeye yönelik içerikler olarak okunabilir. Bu yüzden bir filmi izlerken;
Buna benzer sorularla düşünmek, hem çocukların hem de yetişkinlerin filmleri daha bilinçli tüketmesini sağlar. Filmleri “sadece izlemek” yerine, “anlamak” üzerine kurulu bir bakış açısı sunmak, birlikte film izlemek, aile içinde kaliteli zaman geçirmenin en güzel yollarına odaklanmak önem arz ediyor. Filmleri anlamak için izleme eylemi sonrasında birtakım adımlar atmak gerekirse:
Film izlerken bile aslında derin mesajlar bulabiliriz. Filmleri eleştirel gözle izlemek, hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim sunar. Amacımız, çocuklarınızla birlikte film izlerken “daha fazla sohbet, daha fazla keşif ve daha bilinçli bir seyir zevki” yakalamanıza yardımcı olmak!
Sinema Yolculuğum: Perdeye Yansıyan Hikâyeler
2015’ten bu yana iki özel yazı dizisiyle sizlerle buluştuk. İlki, “İslam, Müslümanlar ve Sinema” ilişkisini ele aldığımız yazılardan müteşekkildi. Bu metinler, Sinematik Söylemler adlı ilk kitabımda bir araya getirildi. İkinci yazı dizimiz ise “Eğitim ve Sinema” üzerineydi. Filmlerdeki öğretmen-öğrenci ilişkilerini, okul hayatının perdedeki yansımalarını ve eğitimin hikâyelerle nasıl harmanlandığını incelemiştik. Sırada bu ikinci seriyi bir kitaba dönüştürme hayalim var, tamamlandığında sizlerle paylaşmanın heyecanını şimdiden taşıyorum. Bu yolculukta dualarınızı bekler, yazılara dair görüş, öneri ve eleştirilerinizi e-posta adresime iletmenizi beklerim.
Dipnotlar:
[1] Doç. Dr. Yunus NAMAZ [email protected]
[2] Film Literacy: Instruction in Color and Sound, Victoria L. Deschere
[3] Film Eleştirisi, Lale Kabadayı
[4] Cristina Formenti, 2021, Between a “Rock” and a Hard Place: The Hybridization of Analog and Digital in The Iron Giant, https://tinyurl.com/2danlj9w
[5] T. S. Miller, Frankenstein without Frankenstein: The Iron Giant and the Absent Creator, Journal of the Fantastic in the Art, Vol. 20, No. 3, 2009, s.385.
[6] H. Perry Horton, The Iron Giant, Xenophobia, and Learning to Love a “Monster”, filmschoolrejects.com, 28 Ekim 2016.
[7] Ahmet Esad Şani’nin röportajı şu kısa bağlantıdan okunabilir: https://tinyurl.com/23xbkr8n 03.01.2024
Anadolu Ajansı: “Ben Filistinliyim” kısa filmi Filistinlilerin yaşadığı sorunlara dikkati çekiyor.
İlgili Yazılar
Sinvar’ın Âsası
Yüzündeki öfkeyi kim görmüş başka bir yüzde?
Başka yüzlerin öfkesi, anlata anlata bitirilemeyecek borçlar çıkarır.
Küsmüş suratlar dökülür insanların öfkelerinden.
Haklı ile haksız birbirine girer.
Alacaklı çıkarır bizim alışık olduğumuz öfkeler.
Hiçbir yüzde göremediğimiz bu öfke hâlbuki,
Kaşını malayani görünceye çatan pirifânininki sanki.
Temiz yüzlü, pak.
Yaşı zindanlara sığmayan bir öfke.
Ölümü Anlayabilmek…
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Şair Tutanağı: Yağmur Duası
Bir karanlık bul ve onu yıka.
Akıl kıyısında eşelenme, kalp denizine dal. Karanlığı karanlıkla yenebileceğin düşüncesinden tevbe et.
Uyanmak karanlığı bulmaktır aslında. Yüzümüzde ezbere bildiğimiz mahmurlukla karanlığı bileklerinden yakalamaktır uyanmak.
Karanlığı yıkamak neyi değiştirir fikri seni eylemesin.
Kur’a hep kendi içimizdeki günahkâra çıkar.
Sen kendi aksini izlemeye meyledip denize düşeni ve içinde haksızlık olan karanlığı yutan balığı hatırla.
Kaybolmamak İçin Yola Çıkanlara; Hiç Durmayanlara
Anneden, babadan uzaklaşan çocukların (ölüm, ayrılık vs.) başat temalardan biri olduğu çocuk edebiyatında, hem yol hikâyesi anlatıp hem de temel ihtiyaçlardan mahrum kalışı duygu sağanağının altında sakince önümüze seren kitaplardan biriyle kesişti yolum.