Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik. Farabi’ye göre müzik, nağmeler ve nağmelerin icra edilmesidir.
Çok yönlü bir etkinlik alanına sahiptir müzik olgusu. Toplumsal bir dil olma özelliği belki de en önemli yönüdür. Müzik toplumların değer yargılarının, yaşam biçimlerinin, kültürlerinin sözcüsü, aktarıcısıdır çünkü. Bütün sanatlar gibi müzik de bir araçtır. İnsanın kendisini, yaşantılarını başkalarıyla paylaşmaya çalışabileceği bir araç… İnsan kendisini anlatabilmek, istek ve yakınmalarını iletebilmek ve ruhsal ihtiyaçlarını giderebilmek için sese ihtiyaç duyar.
Müzik evrenseldir ve müziğin dili birdir. Eski Mısır, Çin, Hint ve Grek gibi kültür ve medeniyetlere sahip düşünür ve müzisyenlerin müziğe yükledikleri anlamlar arasında pek fark bulunmamaktadır. Konfüçyüs, “Müzik, gök ve toprak arasında bir ahenktir.” tanımlamasını yaparken, İbni Sina’ya göre, ses, hayat mücadelesinde ve çeşitli ihtiyaçların karşılanmasında canlılara bahşedilen bir haberleşme aracıdır. Sadi Şirazi ise “Kalbi uyanık olan kişi atın yürümesinden bile etkilenir.” der.
İnsan beynindeki bir nokta seslerle ilgilidir. İnsanın sese karşı duyarlılığını ve sesin niteliğine göre yargısını bu merkez belirler. İmam Gazali, “Beşikteki çocukta bile güzel sesin etkisi vardır.” der. Ruhsal bakımdan dinlendiren, sakinleştiren bir müzikle şekillenen insan bunun izlerini hayatı boyunca taşır. Bu nedenle Müslüman bir ailede doğan çocuğun duyacağı ilk sesin, kulağına okunacak ezan sesi olması istenir.
Hayatı doğru ve güzel algılamada müziğin etkisi büyüktür kuşkusuz. Ruhsal etkileşim sosyalleşmeyi, doğru davranışlar edinmeyi, var olan yetenekleri keşfedip kullanmayı da beraberinde getirir. Arthur Schopenhauer, “Müzik, insanı bayağılıklardan arındırır.” diyerek müziğin insan doğası üzerindeki etkisini belirtir. İnsan ruhunu müzikten daha dolaysız, daha derin bir biçimde etkileyen başka bir sanatın olmadığı söylenir. Bunun bilincinde olup da müzik kuramı üzerinde kafa yoran ve müziğe ilişkin çalışmaları günümüze kadar ulaşan, başta Kindî ve Farabî olmak üzere, İslam âlimlerinin çabaları kayda değerdir.
Kâtip Çelebi, “Mutlak seslerin ruhlarda ve bedenlerde etkisi büyüktür, inkâr olunamaz. Ses ölçüsüz ve çirkin olursa nefret yönünden, ölçülü ve güzel olursa rağbet ve benimseme yönünden etki eder. Ruhlar ondan etkilendiği zaman bedenlerde izi olur ve sahibi o izi bilir. Meğerki tedaviye muhtaç, mizacı bozulmuş biri olsun.” derken, Gazzâlî, “Bahar ve yeşillik, ud ve keman bir kimseyi harekete geçiremiyorsa onun mizacı bozuktur; o kimse tedavisi imkânsız bir ruh hastasıdır.” diyor.
Müzik unsurlarının temel gerekleri melodi, ritim ve armonidir. Bu üç unsura karşı her insan bir şekilde bir tepki verir; tepkiler farklı olsa da. Çünkü her insan etrafında duyduğu ahenkli, güzel seslerden haz duyar. Ahenkli, güzel seslerden hoşlanmayan insan bedii zevki körelmiş, selim yaratılışı bozulmuş bir kimse demektir.
Müzik yalnızca günlük hayatta dinlenen müzikten ibaret değildir kuşkusuz. Güzel sesle okunan bir Kur’an nağmesi, bülbül sesi, deniz dalgalarının sesi ve evrende Allah’ın varlığını terennüm eden “kozmik senfoni” müziğin yalnızca bir eğlence aracı olmadığını, insan ruhunun ve vicdanının derinliklerinden zihin ve düşünce dünyasına kadar uzanan bir iletişim yolu olduğunu gösterir. Evrendeki sesler de müzikteki gibi uyumlu ve armonik seslerden oluştuğu için hoşa gider. Rüzgârın cisimlere vurarak çıkardığı ses… Kuşların cıvıltısı, yaprakların hışırtısı, suların şırıltısı… Yağmurun sesi…
Evrendeki bu sesleri, ritmi, ahengi algılayamayanlar için bu sesler gürültüden başka bir şey değildir. Duyulan seslerin melodi mi yoksa gürültü mü olduğu her sesin ritmik özelliklerine, tınısına, ahengine bağlı olduğu gibi kişinin niyetine ve algılama gücüne de bağlıdır. Evrendeki güzel sesler inanan bir insana Yaratıcı’yı hatırlatırken; inanmayan biri için bu sesler yalnızca dinlendiren ve doğa ile bütünleştiren seslerdir.
Müzik, insanların duygusal iletişiminde önemli bir araçtır. Müziğin duygusal mesajları oldukça güçlüdür çünkü. Farabî’nin, müziğin bu gizemli gücü sayesinde çaldığı ezgilerle insanların ruh hallerini değiştirebildiği; örneğin, onları mutlu veya uykulu hale getirdiği söylenir.
Müzik güçlendirir, duyguları ayağa kaldırır. İnsanlara göre şekil alır; yalnızca onların duygularına değil, bedenlerine ve ruhlarına da seslenir. Ahenkli sesler insanların duygularını etkilediği gibi onların ruh ve beden sağlığını da etkiler çünkü.
Evrenin her yerinde büyük bir uyum içinde devam eden ritim ve melodi beraberliği bulunmaktadır. Bu ise farklı yoğunlukta olsa da, hemen her insanı etkilemektedir. Bu etki nedeniyle müzik terapisi yoluna başvurulmaktadır. Müzik terapisinin insan davranışları üzerinde pozitif etkisinin olduğu bilinmektedir. Müzik terapisi sosyal, duygusal, bilişsel, algısal alanlarda gelişimin sağlanması için müzik ile sağlığın bir arada kullanılmasıdır aslında. Müzik, iletişimin sözsüz biçimidir çünkü. Öğrenme zorluğundan iletişim bozukluğuna, dikkat eksikliği sendromundan otizme, yorgunluktan depresyona varıncaya kadar çok değişik alanlarda müzik terapisi yoluna başvurulmaktadır.
Farklı müzik türleri, ritimler, makamlar ve icra biçimleri farklı duyguların ortaya çıkmasına neden olurlar. Örneğin rast makamının neşe ve rahatlık verdiği, hüseyni makamının ferahlatıcı özelliğinin bulunduğu; saba makamının cesaret ve güç, uşşak makamının sevinç ve kahramanlık duyguları verdiği söylenir. Müslümanların, müziği, akıl ve ruh hastalıklarında tedavi amacıyla kullandıkları bilinmektedir. Bu amaçla da Darüşşifa denilen kurumlar ortaya çıkmış, farklı makamlarla hastalığa iyi geldiği düşünülen parçalardan istifade edilmiştir.
Hangi türden olursa olsun müzik, insanları çeşitli duygulara sürüklemektedir. Bu yüzden hayatın vazgeçilmezleri arasında yer alır. Yüksek insani özellikleri güçlendiren türlerin yanında insanı isyana, onların zamanlarını öldürmeye, gayri ahlâkiliği enjekte etmeye yönelik türler de vardır. Bu nedenle müzik, insanın ya ruhuna etki ederek onda yüce duyguların canlanmasına neden olur ya da süfli duygularına hitap ederek ondaki yüce duyguların körelmesine neden olur.
Müzik hem fıtri hem de sosyolojik bir olgudur. Bu da onu yararlı veya zararlı bir araç haline getirebilmektedir. Nasıl bir etki isteniyorsa ona uygun bir müzik seçilir çoğu zaman. Oynatan, düşündüren, uyutan, uyandıran, ağlatan, isyan ettiren… Her ses insan ruhunda olumlu etkiler bırakmaz. Bazı müzik parçaları insanı mutsuz, bazıları ise mutlu eder ve onun hayatta başarılı olmasına yardımcı olur. Güzel bir müzik parçasının bilgi ve sağlık sunan, canlandıran, uyaran, dinlendiren, sakinleştiren etkileri vardır.
Platon’un, “Müzik, terbiyenin esaslı aracıdır. Müzik bir eğlence aracı değil, güzellik, iyilik ve eğitim aracıdır.” der. Güzel sanatların bu dalı, yerinde kullanıldığı takdirde, insanın ve insan topluluklarının daha anlamlı ve mutlu hayatlar yaşamalarına imkân hazırlar.
Yeter ki doğru kullanılsın. Örneğin, çocuğa öğretilen müzik yalnızca sesini veya zihin yeteneğini kullanacağı bir uğraş değil, aynı zamanda onun dünyasının gizli kalmış hazinelerini keşfetmeye yönelik atılmış bir adım olacaktır. Uygun ortamda, uygun müzikle bu mümkündür elbette.
Her şeyin karmakarışık olduğu bir dönemden geçilmektedir. İnsanlara dayatılmaya çalışılan bir sürü şey var. Giyimden yemeğe, ev eşyasından telefona, saç modelinden tatil yerine… Böyle bir ortamda saf bir ürün beklemek mümkün değildir. Saf bir ürün isteyen var mı, o da belli değil. Klasik kimliklerin nefes almasına izin verilmediği bu dönemde müzik tarihine yabancılaşmış, zamanın aktüel ruhunu yakalayamamış ve gelecek perspektifi inşa edememiştir. Yeterli kültürel altyapıya sahip olmayan ve yalnızca satılmak için yapılan müzik… Ruhsuz, haz tatminine odaklanmış…
Diğer sanat dallarında olduğu gibi müzik alanında da hızlı bir kirlenme gözlenmektedir. Kirlenmiş müzik eserlerinin ruhun gıdası olması mümkün mü? Kirlenmenin temelinde “kullan at, hızlı tüket” ekonomisi vardır. İnsanların ayaküstü tüketilen sanat ürünlerine müşteri olmaları istenmektedir. Günümüzde müzik üretim endüstrisi, en zengin endüstrilerden biridir. Kullanım biçimi ve değeri psikolojik, kültürel ve ideolojik karakter taşısa da bu kullanımı teşvik eden, yönlendiren endüstriler için müzik, alışveriş değerine sahip olan bir maldır. Müzik endüstrisi ilaç endüstrisinin bir kaç katı büyüklüğündedir. Müzik elbette kapitalist kültür endüstrisinden çok daha önce vardı, ama bu endüstri ile birlikte müzik, hem ekonomik hem de kültürel egemenliğin perçinlenmesinde ve pazar mekanizmalarının, ürün satışlarının çeşitlenmesi ve yaygınlaşmasında önemli bir konuma getirilmiştir.
Bu kargaşa ortamının kendine özgü bir müziği olabilir ama karışık olmayan bir kafa ile yaklaşıldığı takdirde. Her şey değişiyor. Bunu fırsata çevirip bir armoni ortaya koymak mümkün olabilir. Bir kaos haline getirilebilir de. Böyle bir eğilimin olduğu göz ardı edilemez. Müzikle ilgili bir arayış yok değil ama bu arayış genellikle eskiye yöneliktir. Kimilerine göre, müzik ne kadar geçmişe ait ise bozulma o kadar az demektir.
Müzik etkin bir mesaj ileticisidir. Bu nedenle müziğin her zaman yalnızca müzik olmadığını görmek gerek. Müzik etkili bir mesaj ileticisi olduğu için insanları belli noktalara yönlendirme amacıyla kullanılabilmektedir. İşin bu yönü düşünüldüğünde bugünkü müziğin hiç de masum olmadığı söylenebilir. İnsanların düşünmelerini ellerinden alıp onları oyuna, eğlenceye sevk eden veya karamsarlığa iten bir müzik kurgulanıp piyasaya sürülmektedir. Özellikle gençlik üzerindeki etkisi düşünülerek onların istenilen kalıba sokulması için müzik bir araç olarak kullanılmaktadır. Büyük bir müzik endüstrisi ile toplumlar ideolojik ve kültürel olarak sarmalanmıştır. Müziğin bir isyan aracı olarak kullanılması… Zorlu hayat koşullarında kendilerini ezilmiş görenlerin müziği sığınak olarak görmesi… Müzik icra edenlerin gençler arasında hayranlıkla izlenip yaptıklarının taklit edilmesi… Alkolün, sapkınlığın, uyuşturucunun, başıboşluğun müzik aracılığıyla benimsetilip yaygınlaştırılmaya çalışılması…
Günümüzde, diğer sanat dalları gibi, müzik de salt estetik bir olgu olarak değil; aynı zamanda ideolojik ve toplumsal mücadele için araç olarak kullanılmaktadır. Müziğe ilişkin olarak ortaya konulan açıklamalar bir dünya görüşünden bağımsız değildir. Bu nedenle müzik konusuna bir Müslüman olarak nasıl bakılması gerektiği hususunda kafa yormak gerek.
İslam açısından konuyu değerlendirenler, bu konuda verilecek hükmün müzikten ne anlaşıldığının ortaya konmasıyla mümkün olabileceğini ileri sürerler. İslam fıtrat dinidir ve bozulmamış, fıtrata muhalif olmayan hiçbir şeye karşı çıkmaz. Yaratılışın derinliklerinde yatan duyguları harekete geçiren ve insanı ruhsal bakımdan iyilikleri, güzellikleri düşünmeye sevk eden güzel seslere haram demenin imkânı yoktur. Zaten İslami kaynaklarda bunu engelleyici bir bilgi mevcut değildir.
Geçmişte Müslümanlar müziğin gizemli dünyasından bir şekilde yararlanmış, müzik nedeniyle ortaya çıkan bazı olumsuzluklardan da yakınmışlardır. Bu nedenle müziğin meşruiyeti konusunda tartışmalar olmuştur. İslam hukukuna bakıldığında müzikle ilgili olarak farklı yaklaşımların olduğu görülür: Kimileri müziğin tamamen haram veya mekruh olduğunu, kimileri de mubah olduğunu ileri sürmüşlerdir. Müziğe karşı tamamen haram veya mekruh şeklinde görüş bildiren âlimler genellikle müziğin yalnızca söz sanatı olarak icra edilmesini değil, onun yanında yer alan bazı unsurları da dikkate alarak söz konusu değerlendirmelerde bulunmuşlardır: Cinsellik, kadın, dans, insanın Allah’a ibadet etmekten alıkonulması… Bu nedenlerle İslam âlimlerinin bir kısmı müziği hoş görmemiştir.
İslam boş işleri hoş görmez. İnsanı olumsuz duygulara sevk edip başıboşluğa iten bir müziğin olumlu yanından söz edilemez. İnsanı, Allah’a kulluktan alıkoyan, onun derin düşünmesini engelleyen bir müziğin hoş karşılanması doğru değildir. Müziğin haram olduğuna ilişkin rivayet edilen hadislerde ağırlıklı olarak boş sözlerin satın alınması dile getirilmiştir.
Müziği, bir anlayışla değerlendirmemek gerek. Haram işlemeye ya da vesile olmaya sevk eden şeyler dışında kalan güfte, beste ve icra, kişinin vicdanına yaptığı etkiye göre hüküm alır. Olumsuz duygular uyandırıyorsa o müzik parçası kabul edilemez, olumlu duygular uyandırıyorsa ondan istifade edilmesi söz konusu olabilir. Nitekim tasavvuf ehline bakıldığında onların farklı düşündükleri görülmektedir. Tasavvuf ehlinin büyük bir kısmı müzikten olabildiğince istifade etmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de müzik kavramını ifade eden özel bir kavram bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Kur’an’ın vermek istediği ana mesaj dikkate alınarak bazı saptamalarda bulunulabilir: Müziğin insanları Allah yolundan alıkoymaması… İslami sorumluluk ve görevleri ihmal edecek düzeyde olmaması… İslam’a aykırı konularda propaganda özelliği taşımaması… Söz veya icrasında iftiraya, yalana, zinaya, isyana, inkâra teşvik edici hususların yer almaması… Kur’an okuma ve dinlemenin önüne geçmemesi… İnsanları faydasız şeylerle meşgul edip onların zamanlarını çalmaması…
İslam âlimleri yalnızca müziği değil, müzikle birlikte icra edilen bazı yan unsurları da dikkate alarak değerlendirmede bulunmuşlardır. Müziğe eşlik eden kadının sesi, içki, çıplaklık ve Allah’ı anmaktan uzaklaşma gibi nedenler müziğe olumsuz bakışın gerekçelerinden bazılarıdır. Gerçekten de tarihe bakıldığında, müziğin genellikle dinen yasak olan işleri yapmak için kullanıldığı görülecektir. Müziği haram, mekruh ya da mubah sayan âlimlerin, müziğin kullanılış biçimine ve toplumların sosyo-kültürel yapısına göre değerlendirme yaptıkları anlaşılmaktadır. Doğru olan da bu olsa gerek.
İslam hukukunda müziğe karşı doğrudan olumsuz bir tutum almaktan ziyade müzik nedeniyle ortaya çıkan olumsuz durumları engellemeye yönelik bir tutum sergilendiği söylenebilir. İslam dini insanın yaratılışının gereği olan bedensel ihtiyaç ve isteklerinin yanında ruhsal ve estetik ihtiyaç ve isteklerini de meşruiyet çerçevesinde karşılamasını mubah hatta bazı durumlarda vacip görmüştür. Müzik konusunda daha ayrıntılı hükümler koymak yerine genel ilke ve amaçlar belirlenerek bir çerçeve çizilmiştir. Söz konusu genel ilke ve amaçlar gözetilerek müzik alanındaki boşluğun bir şekilde doldurulması gerek.
1980’li, 90’lı yıllarda İslami kesimde müzik alanındaki boşluk, kısmen de olsa, doldurulmaya çalışılmıştır. Adına şarkı değil, ezgi denmiştir o zaman. Ana tema olarak cihad, şehadet, Afganistan, çocuk, anne gibi kavramlar seçilmiştir. İnsanları uyuşturan, boş işlerle meşgul eden parçalar yerine onlara mesaj veren parçalar sunulmuştur. Müzik alanındaki deneyimsizlik, yapılan yoğun eleştiriler, maddi imkânsızlıklar bu dönemde sözel içeriğin melodik yapıyı, estetiği ikinci plana itmesi sonucunu doğurmuştur.
Müziğin estetik formdan yoksun olması düşünülemez ama estetik kaygılar nedeniyle inanç ve değerlerden ödün vermek de doğru değildir. Çünkü sanatın ortaya konuluş biçimlerinin tamamı bünyesinde bir şekilde bir ideolojiyi barındırmaktadır.
Belli bir ideolojiye dayanmayan herhangi bir sanat anlayışı yoktur neredeyse. Kimileri müzik konusunu sıradan bir iş olarak görmektedir. Güya dindar nesil yetiştirme hedefinde olan bu kesim müzik denilince yalnızca maytaplı Ramazan etkinliklerini düşünmektedir. Oysa resmin tamamına bakıp ona göre önlemler almak gerek. İslami kesim müzik yoluyla mesajını kitlelere sunma konusunda aciz kalmaktadır. İslami ölçüler çerçevesinde bir müzik kültürü geliştirilmediği takdirde çeşitli ideolojiler ve pagan kültürü çocukları, gençleri kendi müzikleriyle biçimlendirmeye davam edecektir. Bu nedenle müzik alanında Müslümanların köklü bir çaba içerisine girmeleri gerek.
Sahip olunan İslami değerlerin müziğe de yansıtılması asıl olandır elbette. Hatta bir Müslüman bu değerleri yansıtmak zorundadır da. Ancak mesajlar müzik yoluyla iletilmek isteniyorsa inanç ve değerlerden ödün vermeden bir estetik formu gözetmek zorunluluğu bulunmaktadır. Çünkü sanatı sanat yapan belirleyici özellik onun taşıdığı estetik değerdir.
Sözel içerik, melodik form ve müziğin icra ediliş tarzı üzerinde epeyce kafa yormak gerek. Önemli olan, popüler kültürün izlerini taşımayan bir müzik ortaya koyabilmektir. Onun bunun bestesini, güftesini çalarak değil; özgün parçalar üreterek bu alana katkıda bulunulabilir ancak.
Yalnızca duyguların tatmini için değil, kitleleri harekete geçirmek ve onları ortak bir paydada buluşturmak için de müzik önemli bir araçtır. Otoriteler tarafından birçok zaman tehdit olarak da görülmesi, müziğin söz konusu etkisi nedeniyledir. Bu etki de gerçek sanatçılarla sağlanabilir ancak.
Sanatın her alanında gerçek sanatçılara ihtiyaç var. Çünkü onlar zulme karşı adaleti, köleliğe karşı özgürlüğü savunan öncü kişiler olacaktır. Müzik konusunda haram kaygısıyla yeteneklerini sergileyemeyen birçok Müslüman eserlerini sundukları zaman birçok şey değişebilir. Yanlışları başkalarından önce sezen, güzellikleri keşfeden bilinç örnekliği o zaman ortaya çıkabilir ancak. “Biz varsak müzik de olmalı.” diyen Yusuf İslam, “İşimizi düzgün yaparsak dünyaya gerekli mesajı vermiş oluruz.” diyen Sami Yusuf gibi. Ortalığa name savurmak ya da modayı takip etmek amacında olunmadığı takdirde kalıcı ve eski olanların üzerine olumlu bir şeyler eklemek zor değildir. Müslüman sanatçının gerçekleştireceği eser kuşkusuz hayatı dönüştürmeye ve ıslah etmeye adanmış olmak zorundadır. Tuğyana, fesada karşı cesaret, umut, aşk ve iman aşılayıcı… Müslüman bir dinleyici ise bilinçli bir dinleyici olmak zorundadır. Müslüman dinleyici namaz kılarken, oruç tutarken, Kur’an-ı Kerim okurken alamadığı huşu ve heyecanı dinlediği müziklerden almaya çalışıyorsa onun müzikten önce çok daha önemli şeyleri eksik demektir.
Müslümanın en büyük ideali iyi bir ölümle ölmektir. Müslüman olarak ölmektir ama dönüşen neydi, ne oldu da hâlihazırda Müslümanlara gelecekle ilgili en büyük beklentin, talebin nedir diye sorulduğunda “Müslüman olarak ölmektir.” cevabı alınamaz hâle gelindi? Elbette belli şeyleri yitirerek belli tarzda bir varoluşa dayalı hale geldiğimiz, belli tarzda var olma pratiğine angaje olduğumuz için artık öyle bir soruya böyle bir cevap verilemediği ifade edilebilir.
Haçlı-siyonist soykırımcı emperyalizmin
masum Gazze halkına uyguladığı, eşi ve
benzeri görülmemiş soykırıma rağmen,
İslam dünyası ulus-devletlerinin Filistin
sorununun dâvasını yalnızlığa terketme-
leri, eşi ve benzeri görülmemiş bir tesli-
miyetçiliğin ve ihanetin ifadesidir.
Özellikle Batı’da yaşayan Müslüman topluluklar, çokkültürlü toplumlarda dinin nasıl yorumlanacağına dair yeni içtihatlara ihtiyaç duymakta ve bu bağlamda içtihat meselesi güncelliğini korumaktadır. Dolayısıyla içtihat sorunu, yalnızca fıkhi bir mesele olmaktan çıkıp çağdaş Müslüman kimliğinin inşasında da merkezi bir rol oynamaktadır.
“[…] her iki cinsin de en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmeleri gerekir. Ayrıca en kötülerin değil, en iyilerin çocuklarını büyütmeliyiz ki sürünün cinsi bozulmasın.”
Popüler Kültürden Uzak Bir Müzik
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik. Farabi’ye göre müzik, nağmeler ve nağmelerin icra edilmesidir.
Çok yönlü bir etkinlik alanına sahiptir müzik olgusu. Toplumsal bir dil olma özelliği belki de en önemli yönüdür. Müzik toplumların değer yargılarının, yaşam biçimlerinin, kültürlerinin sözcüsü, aktarıcısıdır çünkü. Bütün sanatlar gibi müzik de bir araçtır. İnsanın kendisini, yaşantılarını başkalarıyla paylaşmaya çalışabileceği bir araç… İnsan kendisini anlatabilmek, istek ve yakınmalarını iletebilmek ve ruhsal ihtiyaçlarını giderebilmek için sese ihtiyaç duyar.
Müzik evrenseldir ve müziğin dili birdir. Eski Mısır, Çin, Hint ve Grek gibi kültür ve medeniyetlere sahip düşünür ve müzisyenlerin müziğe yükledikleri anlamlar arasında pek fark bulunmamaktadır. Konfüçyüs, “Müzik, gök ve toprak arasında bir ahenktir.” tanımlamasını yaparken, İbni Sina’ya göre, ses, hayat mücadelesinde ve çeşitli ihtiyaçların karşılanmasında canlılara bahşedilen bir haberleşme aracıdır. Sadi Şirazi ise “Kalbi uyanık olan kişi atın yürümesinden bile etkilenir.” der.
İnsan beynindeki bir nokta seslerle ilgilidir. İnsanın sese karşı duyarlılığını ve sesin niteliğine göre yargısını bu merkez belirler. İmam Gazali, “Beşikteki çocukta bile güzel sesin etkisi vardır.” der. Ruhsal bakımdan dinlendiren, sakinleştiren bir müzikle şekillenen insan bunun izlerini hayatı boyunca taşır. Bu nedenle Müslüman bir ailede doğan çocuğun duyacağı ilk sesin, kulağına okunacak ezan sesi olması istenir.
Hayatı doğru ve güzel algılamada müziğin etkisi büyüktür kuşkusuz. Ruhsal etkileşim sosyalleşmeyi, doğru davranışlar edinmeyi, var olan yetenekleri keşfedip kullanmayı da beraberinde getirir. Arthur Schopenhauer, “Müzik, insanı bayağılıklardan arındırır.” diyerek müziğin insan doğası üzerindeki etkisini belirtir. İnsan ruhunu müzikten daha dolaysız, daha derin bir biçimde etkileyen başka bir sanatın olmadığı söylenir. Bunun bilincinde olup da müzik kuramı üzerinde kafa yoran ve müziğe ilişkin çalışmaları günümüze kadar ulaşan, başta Kindî ve Farabî olmak üzere, İslam âlimlerinin çabaları kayda değerdir.
Kâtip Çelebi, “Mutlak seslerin ruhlarda ve bedenlerde etkisi büyüktür, inkâr olunamaz. Ses ölçüsüz ve çirkin olursa nefret yönünden, ölçülü ve güzel olursa rağbet ve benimseme yönünden etki eder. Ruhlar ondan etkilendiği zaman bedenlerde izi olur ve sahibi o izi bilir. Meğerki tedaviye muhtaç, mizacı bozulmuş biri olsun.” derken, Gazzâlî, “Bahar ve yeşillik, ud ve keman bir kimseyi harekete geçiremiyorsa onun mizacı bozuktur; o kimse tedavisi imkânsız bir ruh hastasıdır.” diyor.
Müzik unsurlarının temel gerekleri melodi, ritim ve armonidir. Bu üç unsura karşı her insan bir şekilde bir tepki verir; tepkiler farklı olsa da. Çünkü her insan etrafında duyduğu ahenkli, güzel seslerden haz duyar. Ahenkli, güzel seslerden hoşlanmayan insan bedii zevki körelmiş, selim yaratılışı bozulmuş bir kimse demektir.
Müzik yalnızca günlük hayatta dinlenen müzikten ibaret değildir kuşkusuz. Güzel sesle okunan bir Kur’an nağmesi, bülbül sesi, deniz dalgalarının sesi ve evrende Allah’ın varlığını terennüm eden “kozmik senfoni” müziğin yalnızca bir eğlence aracı olmadığını, insan ruhunun ve vicdanının derinliklerinden zihin ve düşünce dünyasına kadar uzanan bir iletişim yolu olduğunu gösterir. Evrendeki sesler de müzikteki gibi uyumlu ve armonik seslerden oluştuğu için hoşa gider. Rüzgârın cisimlere vurarak çıkardığı ses… Kuşların cıvıltısı, yaprakların hışırtısı, suların şırıltısı… Yağmurun sesi…
Evrendeki bu sesleri, ritmi, ahengi algılayamayanlar için bu sesler gürültüden başka bir şey değildir. Duyulan seslerin melodi mi yoksa gürültü mü olduğu her sesin ritmik özelliklerine, tınısına, ahengine bağlı olduğu gibi kişinin niyetine ve algılama gücüne de bağlıdır. Evrendeki güzel sesler inanan bir insana Yaratıcı’yı hatırlatırken; inanmayan biri için bu sesler yalnızca dinlendiren ve doğa ile bütünleştiren seslerdir.
Müzik, insanların duygusal iletişiminde önemli bir araçtır. Müziğin duygusal mesajları oldukça güçlüdür çünkü. Farabî’nin, müziğin bu gizemli gücü sayesinde çaldığı ezgilerle insanların ruh hallerini değiştirebildiği; örneğin, onları mutlu veya uykulu hale getirdiği söylenir.
Müzik güçlendirir, duyguları ayağa kaldırır. İnsanlara göre şekil alır; yalnızca onların duygularına değil, bedenlerine ve ruhlarına da seslenir. Ahenkli sesler insanların duygularını etkilediği gibi onların ruh ve beden sağlığını da etkiler çünkü.
Evrenin her yerinde büyük bir uyum içinde devam eden ritim ve melodi beraberliği bulunmaktadır. Bu ise farklı yoğunlukta olsa da, hemen her insanı etkilemektedir. Bu etki nedeniyle müzik terapisi yoluna başvurulmaktadır. Müzik terapisinin insan davranışları üzerinde pozitif etkisinin olduğu bilinmektedir. Müzik terapisi sosyal, duygusal, bilişsel, algısal alanlarda gelişimin sağlanması için müzik ile sağlığın bir arada kullanılmasıdır aslında. Müzik, iletişimin sözsüz biçimidir çünkü. Öğrenme zorluğundan iletişim bozukluğuna, dikkat eksikliği sendromundan otizme, yorgunluktan depresyona varıncaya kadar çok değişik alanlarda müzik terapisi yoluna başvurulmaktadır.
Farklı müzik türleri, ritimler, makamlar ve icra biçimleri farklı duyguların ortaya çıkmasına neden olurlar. Örneğin rast makamının neşe ve rahatlık verdiği, hüseyni makamının ferahlatıcı özelliğinin bulunduğu; saba makamının cesaret ve güç, uşşak makamının sevinç ve kahramanlık duyguları verdiği söylenir. Müslümanların, müziği, akıl ve ruh hastalıklarında tedavi amacıyla kullandıkları bilinmektedir. Bu amaçla da Darüşşifa denilen kurumlar ortaya çıkmış, farklı makamlarla hastalığa iyi geldiği düşünülen parçalardan istifade edilmiştir.
Hangi türden olursa olsun müzik, insanları çeşitli duygulara sürüklemektedir. Bu yüzden hayatın vazgeçilmezleri arasında yer alır. Yüksek insani özellikleri güçlendiren türlerin yanında insanı isyana, onların zamanlarını öldürmeye, gayri ahlâkiliği enjekte etmeye yönelik türler de vardır. Bu nedenle müzik, insanın ya ruhuna etki ederek onda yüce duyguların canlanmasına neden olur ya da süfli duygularına hitap ederek ondaki yüce duyguların körelmesine neden olur.
Müzik hem fıtri hem de sosyolojik bir olgudur. Bu da onu yararlı veya zararlı bir araç haline getirebilmektedir. Nasıl bir etki isteniyorsa ona uygun bir müzik seçilir çoğu zaman. Oynatan, düşündüren, uyutan, uyandıran, ağlatan, isyan ettiren… Her ses insan ruhunda olumlu etkiler bırakmaz. Bazı müzik parçaları insanı mutsuz, bazıları ise mutlu eder ve onun hayatta başarılı olmasına yardımcı olur. Güzel bir müzik parçasının bilgi ve sağlık sunan, canlandıran, uyaran, dinlendiren, sakinleştiren etkileri vardır.
Yeter ki doğru kullanılsın. Örneğin, çocuğa öğretilen müzik yalnızca sesini veya zihin yeteneğini kullanacağı bir uğraş değil, aynı zamanda onun dünyasının gizli kalmış hazinelerini keşfetmeye yönelik atılmış bir adım olacaktır. Uygun ortamda, uygun müzikle bu mümkündür elbette.
Her şeyin karmakarışık olduğu bir dönemden geçilmektedir. İnsanlara dayatılmaya çalışılan bir sürü şey var. Giyimden yemeğe, ev eşyasından telefona, saç modelinden tatil yerine… Böyle bir ortamda saf bir ürün beklemek mümkün değildir. Saf bir ürün isteyen var mı, o da belli değil. Klasik kimliklerin nefes almasına izin verilmediği bu dönemde müzik tarihine yabancılaşmış, zamanın aktüel ruhunu yakalayamamış ve gelecek perspektifi inşa edememiştir. Yeterli kültürel altyapıya sahip olmayan ve yalnızca satılmak için yapılan müzik… Ruhsuz, haz tatminine odaklanmış…
Diğer sanat dallarında olduğu gibi müzik alanında da hızlı bir kirlenme gözlenmektedir. Kirlenmiş müzik eserlerinin ruhun gıdası olması mümkün mü? Kirlenmenin temelinde “kullan at, hızlı tüket” ekonomisi vardır. İnsanların ayaküstü tüketilen sanat ürünlerine müşteri olmaları istenmektedir. Günümüzde müzik üretim endüstrisi, en zengin endüstrilerden biridir. Kullanım biçimi ve değeri psikolojik, kültürel ve ideolojik karakter taşısa da bu kullanımı teşvik eden, yönlendiren endüstriler için müzik, alışveriş değerine sahip olan bir maldır. Müzik endüstrisi ilaç endüstrisinin bir kaç katı büyüklüğündedir. Müzik elbette kapitalist kültür endüstrisinden çok daha önce vardı, ama bu endüstri ile birlikte müzik, hem ekonomik hem de kültürel egemenliğin perçinlenmesinde ve pazar mekanizmalarının, ürün satışlarının çeşitlenmesi ve yaygınlaşmasında önemli bir konuma getirilmiştir.
Bu kargaşa ortamının kendine özgü bir müziği olabilir ama karışık olmayan bir kafa ile yaklaşıldığı takdirde. Her şey değişiyor. Bunu fırsata çevirip bir armoni ortaya koymak mümkün olabilir. Bir kaos haline getirilebilir de. Böyle bir eğilimin olduğu göz ardı edilemez. Müzikle ilgili bir arayış yok değil ama bu arayış genellikle eskiye yöneliktir. Kimilerine göre, müzik ne kadar geçmişe ait ise bozulma o kadar az demektir.
Müzik etkin bir mesaj ileticisidir. Bu nedenle müziğin her zaman yalnızca müzik olmadığını görmek gerek. Müzik etkili bir mesaj ileticisi olduğu için insanları belli noktalara yönlendirme amacıyla kullanılabilmektedir. İşin bu yönü düşünüldüğünde bugünkü müziğin hiç de masum olmadığı söylenebilir. İnsanların düşünmelerini ellerinden alıp onları oyuna, eğlenceye sevk eden veya karamsarlığa iten bir müzik kurgulanıp piyasaya sürülmektedir. Özellikle gençlik üzerindeki etkisi düşünülerek onların istenilen kalıba sokulması için müzik bir araç olarak kullanılmaktadır. Büyük bir müzik endüstrisi ile toplumlar ideolojik ve kültürel olarak sarmalanmıştır. Müziğin bir isyan aracı olarak kullanılması… Zorlu hayat koşullarında kendilerini ezilmiş görenlerin müziği sığınak olarak görmesi… Müzik icra edenlerin gençler arasında hayranlıkla izlenip yaptıklarının taklit edilmesi… Alkolün, sapkınlığın, uyuşturucunun, başıboşluğun müzik aracılığıyla benimsetilip yaygınlaştırılmaya çalışılması…
Günümüzde, diğer sanat dalları gibi, müzik de salt estetik bir olgu olarak değil; aynı zamanda ideolojik ve toplumsal mücadele için araç olarak kullanılmaktadır. Müziğe ilişkin olarak ortaya konulan açıklamalar bir dünya görüşünden bağımsız değildir. Bu nedenle müzik konusuna bir Müslüman olarak nasıl bakılması gerektiği hususunda kafa yormak gerek.
İslam açısından konuyu değerlendirenler, bu konuda verilecek hükmün müzikten ne anlaşıldığının ortaya konmasıyla mümkün olabileceğini ileri sürerler. İslam fıtrat dinidir ve bozulmamış, fıtrata muhalif olmayan hiçbir şeye karşı çıkmaz. Yaratılışın derinliklerinde yatan duyguları harekete geçiren ve insanı ruhsal bakımdan iyilikleri, güzellikleri düşünmeye sevk eden güzel seslere haram demenin imkânı yoktur. Zaten İslami kaynaklarda bunu engelleyici bir bilgi mevcut değildir.
Geçmişte Müslümanlar müziğin gizemli dünyasından bir şekilde yararlanmış, müzik nedeniyle ortaya çıkan bazı olumsuzluklardan da yakınmışlardır. Bu nedenle müziğin meşruiyeti konusunda tartışmalar olmuştur. İslam hukukuna bakıldığında müzikle ilgili olarak farklı yaklaşımların olduğu görülür: Kimileri müziğin tamamen haram veya mekruh olduğunu, kimileri de mubah olduğunu ileri sürmüşlerdir. Müziğe karşı tamamen haram veya mekruh şeklinde görüş bildiren âlimler genellikle müziğin yalnızca söz sanatı olarak icra edilmesini değil, onun yanında yer alan bazı unsurları da dikkate alarak söz konusu değerlendirmelerde bulunmuşlardır: Cinsellik, kadın, dans, insanın Allah’a ibadet etmekten alıkonulması… Bu nedenlerle İslam âlimlerinin bir kısmı müziği hoş görmemiştir.
İslam boş işleri hoş görmez. İnsanı olumsuz duygulara sevk edip başıboşluğa iten bir müziğin olumlu yanından söz edilemez. İnsanı, Allah’a kulluktan alıkoyan, onun derin düşünmesini engelleyen bir müziğin hoş karşılanması doğru değildir. Müziğin haram olduğuna ilişkin rivayet edilen hadislerde ağırlıklı olarak boş sözlerin satın alınması dile getirilmiştir.
Müziği, bir anlayışla değerlendirmemek gerek. Haram işlemeye ya da vesile olmaya sevk eden şeyler dışında kalan güfte, beste ve icra, kişinin vicdanına yaptığı etkiye göre hüküm alır. Olumsuz duygular uyandırıyorsa o müzik parçası kabul edilemez, olumlu duygular uyandırıyorsa ondan istifade edilmesi söz konusu olabilir. Nitekim tasavvuf ehline bakıldığında onların farklı düşündükleri görülmektedir. Tasavvuf ehlinin büyük bir kısmı müzikten olabildiğince istifade etmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de müzik kavramını ifade eden özel bir kavram bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Kur’an’ın vermek istediği ana mesaj dikkate alınarak bazı saptamalarda bulunulabilir: Müziğin insanları Allah yolundan alıkoymaması… İslami sorumluluk ve görevleri ihmal edecek düzeyde olmaması… İslam’a aykırı konularda propaganda özelliği taşımaması… Söz veya icrasında iftiraya, yalana, zinaya, isyana, inkâra teşvik edici hususların yer almaması… Kur’an okuma ve dinlemenin önüne geçmemesi… İnsanları faydasız şeylerle meşgul edip onların zamanlarını çalmaması…
İslam âlimleri yalnızca müziği değil, müzikle birlikte icra edilen bazı yan unsurları da dikkate alarak değerlendirmede bulunmuşlardır. Müziğe eşlik eden kadının sesi, içki, çıplaklık ve Allah’ı anmaktan uzaklaşma gibi nedenler müziğe olumsuz bakışın gerekçelerinden bazılarıdır. Gerçekten de tarihe bakıldığında, müziğin genellikle dinen yasak olan işleri yapmak için kullanıldığı görülecektir. Müziği haram, mekruh ya da mubah sayan âlimlerin, müziğin kullanılış biçimine ve toplumların sosyo-kültürel yapısına göre değerlendirme yaptıkları anlaşılmaktadır. Doğru olan da bu olsa gerek.
İslam hukukunda müziğe karşı doğrudan olumsuz bir tutum almaktan ziyade müzik nedeniyle ortaya çıkan olumsuz durumları engellemeye yönelik bir tutum sergilendiği söylenebilir. İslam dini insanın yaratılışının gereği olan bedensel ihtiyaç ve isteklerinin yanında ruhsal ve estetik ihtiyaç ve isteklerini de meşruiyet çerçevesinde karşılamasını mubah hatta bazı durumlarda vacip görmüştür. Müzik konusunda daha ayrıntılı hükümler koymak yerine genel ilke ve amaçlar belirlenerek bir çerçeve çizilmiştir. Söz konusu genel ilke ve amaçlar gözetilerek müzik alanındaki boşluğun bir şekilde doldurulması gerek.
1980’li, 90’lı yıllarda İslami kesimde müzik alanındaki boşluk, kısmen de olsa, doldurulmaya çalışılmıştır. Adına şarkı değil, ezgi denmiştir o zaman. Ana tema olarak cihad, şehadet, Afganistan, çocuk, anne gibi kavramlar seçilmiştir. İnsanları uyuşturan, boş işlerle meşgul eden parçalar yerine onlara mesaj veren parçalar sunulmuştur. Müzik alanındaki deneyimsizlik, yapılan yoğun eleştiriler, maddi imkânsızlıklar bu dönemde sözel içeriğin melodik yapıyı, estetiği ikinci plana itmesi sonucunu doğurmuştur.
Belli bir ideolojiye dayanmayan herhangi bir sanat anlayışı yoktur neredeyse. Kimileri müzik konusunu sıradan bir iş olarak görmektedir. Güya dindar nesil yetiştirme hedefinde olan bu kesim müzik denilince yalnızca maytaplı Ramazan etkinliklerini düşünmektedir. Oysa resmin tamamına bakıp ona göre önlemler almak gerek. İslami kesim müzik yoluyla mesajını kitlelere sunma konusunda aciz kalmaktadır. İslami ölçüler çerçevesinde bir müzik kültürü geliştirilmediği takdirde çeşitli ideolojiler ve pagan kültürü çocukları, gençleri kendi müzikleriyle biçimlendirmeye davam edecektir. Bu nedenle müzik alanında Müslümanların köklü bir çaba içerisine girmeleri gerek.
Sahip olunan İslami değerlerin müziğe de yansıtılması asıl olandır elbette. Hatta bir Müslüman bu değerleri yansıtmak zorundadır da. Ancak mesajlar müzik yoluyla iletilmek isteniyorsa inanç ve değerlerden ödün vermeden bir estetik formu gözetmek zorunluluğu bulunmaktadır. Çünkü sanatı sanat yapan belirleyici özellik onun taşıdığı estetik değerdir.
Sözel içerik, melodik form ve müziğin icra ediliş tarzı üzerinde epeyce kafa yormak gerek. Önemli olan, popüler kültürün izlerini taşımayan bir müzik ortaya koyabilmektir. Onun bunun bestesini, güftesini çalarak değil; özgün parçalar üreterek bu alana katkıda bulunulabilir ancak.
Yalnızca duyguların tatmini için değil, kitleleri harekete geçirmek ve onları ortak bir paydada buluşturmak için de müzik önemli bir araçtır. Otoriteler tarafından birçok zaman tehdit olarak da görülmesi, müziğin söz konusu etkisi nedeniyledir. Bu etki de gerçek sanatçılarla sağlanabilir ancak.
Sanatın her alanında gerçek sanatçılara ihtiyaç var. Çünkü onlar zulme karşı adaleti, köleliğe karşı özgürlüğü savunan öncü kişiler olacaktır. Müzik konusunda haram kaygısıyla yeteneklerini sergileyemeyen birçok Müslüman eserlerini sundukları zaman birçok şey değişebilir. Yanlışları başkalarından önce sezen, güzellikleri keşfeden bilinç örnekliği o zaman ortaya çıkabilir ancak. “Biz varsak müzik de olmalı.” diyen Yusuf İslam, “İşimizi düzgün yaparsak dünyaya gerekli mesajı vermiş oluruz.” diyen Sami Yusuf gibi. Ortalığa name savurmak ya da modayı takip etmek amacında olunmadığı takdirde kalıcı ve eski olanların üzerine olumlu bir şeyler eklemek zor değildir. Müslüman sanatçının gerçekleştireceği eser kuşkusuz hayatı dönüştürmeye ve ıslah etmeye adanmış olmak zorundadır. Tuğyana, fesada karşı cesaret, umut, aşk ve iman aşılayıcı… Müslüman bir dinleyici ise bilinçli bir dinleyici olmak zorundadır. Müslüman dinleyici namaz kılarken, oruç tutarken, Kur’an-ı Kerim okurken alamadığı huşu ve heyecanı dinlediği müziklerden almaya çalışıyorsa onun müzikten önce çok daha önemli şeyleri eksik demektir.
İlgili Yazılar
Mülkiyet, Özgürlük ve Adalet Bağlamında İktisadi İnsanın İmali
Müslümanın en büyük ideali iyi bir ölümle ölmektir. Müslüman olarak ölmektir ama dönüşen neydi, ne oldu da hâlihazırda Müslümanlara gelecekle ilgili en büyük beklentin, talebin nedir diye sorulduğunda “Müslüman olarak ölmektir.” cevabı alınamaz hâle gelindi? Elbette belli şeyleri yitirerek belli tarzda bir varoluşa dayalı hale geldiğimiz, belli tarzda var olma pratiğine angaje olduğumuz için artık öyle bir soruya böyle bir cevap verilemediği ifade edilebilir.
En Büyük Kötülükle Uzlaşmak
Haçlı-siyonist soykırımcı emperyalizmin
masum Gazze halkına uyguladığı, eşi ve
benzeri görülmemiş soykırıma rağmen,
İslam dünyası ulus-devletlerinin Filistin
sorununun dâvasını yalnızlığa terketme-
leri, eşi ve benzeri görülmemiş bir tesli-
miyetçiliğin ve ihanetin ifadesidir.
İslam’da Yenilenme Kapısı Olarak İçtihat Üzerine Düşünceler
Özellikle Batı’da yaşayan Müslüman topluluklar, çokkültürlü toplumlarda dinin nasıl yorumlanacağına dair yeni içtihatlara ihtiyaç duymakta ve bu bağlamda içtihat meselesi güncelliğini korumaktadır. Dolayısıyla içtihat sorunu, yalnızca fıkhi bir mesele olmaktan çıkıp çağdaş Müslüman kimliğinin inşasında da merkezi bir rol oynamaktadır.
Felsefe Tarihinin Zakkum Ağacı: Öjenizm
“[…] her iki cinsin de en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmeleri gerekir. Ayrıca en kötülerin değil, en iyilerin çocuklarını büyütmeliyiz ki sürünün cinsi bozulmasın.”