Tarih boyunca müziğin saraylarda yer aldığı ve hükmedenler tarafından müzisyenlerin himaye edildiği bilinmektedir. Türk tarihinde de müzisyenlerin himaye edildiği örneklere rastlamak mümkündür. Kadim Türk devletlerinde de müzisyenlerin himaye edildikleri bilinen gerçektir. Şaman, kam ve baksı adıyla anılan yarı mistik kişiler olan ozanların kadim Türk devletlerinde himaye edildikleri ve önemli bir mevkie sahip oldukları kaynaklarca sabit bir bilgidir.
Osmanlı öncesinde Anadolu Beyliklerinde ve Selçuklu devletlerinde de başta saz şairleri olmak üzere müzisyenlerin himaye edildiği görülmektedir. Osmanlı sarayının bir prototipi olarak adlandırabileceğimiz Selçuklu sarayında müziğin himaye edildiği ve müziğin kurumsal bir yapıya kavuşmaya başladığı görülmektedir.
Selçuklu döneminin en önemli adetlerinden olan ve av, düğün, doğum, zafer, bir dilek ve bir felaketin savuşturulması gibi nedenlerle düzenlenen ziyafetler olan Toylar’da da müzisyenlerin de içinde olduğu birçok sanatçının icra-ı sanat yaptığım ve bu isimlerin hükümdarlardan ihsanlar aldığı bilinmektedir. (İnalcık, 2010, s. 73)
Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluş dönemi olan Tuğrul ve Çağrı Beyler (1016-1063) dönemlerinde ve onların ardından tahta geçen Alparslan (1063-1072) dönemlerinde sarayda müziğin ve himayenin varlığına dair bilgiler kısıtlı olsa da, Melikşah (1072-1092) döneminde sanat hamiliğinin yoğun bir şekilde görüldüğü söylenebilir. Alparslan ve Melikşah dönemlerinde vezirlik yapan Nizamülmülk’ün meşhur eseri Siyasetnâme’de nedimlerin sahip olmaları gereken özellikleri sayarken sarf ettiği sözler mezkûr dönemde hanedan mensuplarının müziğe bakışını göstermesi açısından son derece önemlidir: “Eğer bir müzik aleti çalar, bir silahı kullanabilirse iyi olur. Nedimin padişahla uygun düşmesi lazımdır.” (Nizâmül-Mülk, 2016, s. 77).
Anadolu Selçuklu Devleti’nde sanatın himaye edilmeye devam ettiği görülmektedir. Dönem yazmalarında sanat himayesine dair bilgilere rastlamak mümkündür. Muhammed b. Ali er-Ravendi tarafından yazılan Râhatü’s-sudûr adlı eserde Gıyaseddin Keyhüsrev’in hamiliği şu şekilde dile getirilmiştir:
Bâc-gîr ez düşmenân u tâc-bahş-i dustan
Der cihân tâ câvidan Hüsrev-i ba-dâd bâd
[Düşmandan haraç alan, dostlara taç dağıtan
Ezelden ebede Hüsrev cihanda adil kala] (Yıldız, 2017, s. 79)
İzzeddin Keykavus’un (1180-1220) Sinop’un fethi için yapılan şenliklerde birçok nedim ve şaire ihsanlarda bulunması mezkûr dönemde sanat himayesinin diğer önemli örneklerindendir. (İnalcık, 2010, s. 71.) Ünlü Selçuklu tarihçisi Gordlevksi ise Selçuklu şölenlerinde halk ozanlarının sanatlarını icra ettiklerini ve bu saz şairlerinin o dönem sarayda da icra-ı sanat ettiklerini yazmıştır. (Gordlevski, s. 109) Gordlevski, hükümdarların sanatçıları himaye etmeleri ve yaptıkları ihsanlardan da bahsetmiştir. Gordlevski’nin, Yazıcoğlu Ali’ye dayandırarak verdiği bilgiye göre sultanların en vasat ozana dahi yaptığı ihsanın 1000 altına kadar ulaşabildiği belirtilmiştir. (Gordlevski, s. 238)
Anadolu Beylikleri’nde de müzik başta olmak üzere sanat himayesinin var olduğunu görmek mümkündür. Özellikle Germiyanlı şairlerin dönemde öncü bir rol oynadıkları söylenebilir. (İnalcık, 2010, s. 90) Bu dönemin en önemli isimlerinden Şeyhî’nin Hurşid u Ferahşâd ve Hüsrev u Şirin adlı eserleri dönemin önemli eserleri arasında gösterilebilir. Hürev ü Şirin’in bir nüshasının Sultan II. Murad’a sunulduğu bilinmektedir.
Bu dönemde yazılan Ahmed Dai’nin işret meclislerini konu alan Çengnâme adlı eseri bizzat Süleyman Çelebi’ye (1402- 1411) sunulmuştur. Bu dönemde bahsedilmesi gereken bir diğer önemli isim Ahmedoğlu Şükrullah’tır. Değişik konularda eserler vermiş olan Ahmedoğlu Şükrullah’ın Türk müzik tarihi açısından önemi Risale min İlmi’l Edvar adlı eseri Türkçe’ye tercüme etmesidir. 35 fasıldan oluşan bu eserin ilk 15 faslı Kitabül Edvar’dan, 15 faslı Kenzü’t Tuhaf adlı eserden, 3 faslı anonim bazı eserlerden tercüme edilmiştir. Eserin dibace ve mukaddimesi de Kenzü’t Tuhaf’tan alınan bazı bölümlerden oluşmaktadır. (Bardakçı, 2011, s. XXVIII)
19. Yüzyıl Öncesinde Osmanlı Sarayında Müzik
Selçuklu devletini birçok açıdan kendine prototip olarak alan Osmanlı devletinin ilk dönemlerinde sarayda müzik hayatı ile ilgili hemen hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Kuruluş sancıları ile geçen yılların ardındansa sarayda müziğin yavaş yavaş kurumsal bir yapıya ulaşmaya başladığını görebiliriz.
Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında saraydaki müzisyenlerin ekseriyetle saz şairlerinden oluştuğunu söylemek yanlış olmaz. Mezkûr dönemde Osmanlı sarayında bulunan bazı seyyahların yazdıklarında bu durumun örneklerine rastlamak mümkündür. Örneğin Seyyah Brocquiere, Sultan II. Murad döneminde bulunduğu süreçte destanlar okuyan iki ozan gördüğünü belirtmiştir. (Aksoy, 2003, s. 25).
İlerleyen dönemde özellikle Enderun’un kurulmasıyla Osmanlı sarayında müziğin kurumsal bir yapıya dönüşmeye başladığı görülmektedir. Bu yapıda Enderun’a alınan gençler eğitim ve icra faaliyetini bir arada yürüttükleri kaynaklarla sabittir. Buna göre Enderun’a alınan müzisyen adayları önce bir ustanın gözetimine verilmekte orada hem eğitilmekte hem de ustayla beraber musiki icra etmeye başlamaktaydı. Bu durum meşk sistemi olarak adlandırdığımız Türk müziği eğitim sisteminin önemli bir örneği olarak gösterilebilir. Aşağıdaki satırlar Dellalzâde İsmail Ağa ve Çilingirzâde Ahmed Ağa’nın Enderun’a alınışlarını anlatmaktadır:
“İlm-i mûsikîde sâni-i Farâbî ve lahn u elhânda mesîl-i Arâbî addolunan hanendeden Derviş İsmâil Dede’nin mümtaz ve müntehab şâkirt-i müeddeblerinden Çilingirzâde Ahmed Ağa ile Dellâlzâde İsmail Ağa’nın sadâları müessir ve meşreb ü mezhebleri de bir gibi olduğundan ahadühümâ âhere denk ve ikisine de bir diyecek olmadığı halde Dellâlzâde delâlet-i tevfik’i nime’r-refîk ile hâzine-i Hümâyûnu istek ve Çilingirzâde kendüye kapı açmak ümidiyle Seferli Odası’nda meşgûl-ı usûl-i âhenk ü düm tek oldu.”(Hafız Hızır İlyas, s. 120)
İlk dönemde Enderun içinde ilk yıllarda irili ufaklı odalara alınan ve burada yaşayan müzisyenler IV. Murad döneminden sonra genellikle Seferli odasına alınmıştır. Bu oda ve diğer odalarda müzisyen adaylarının günün belli saatlerinde musîkî meşk ettiklerine dair bilgilere ulaşmak mümkündür. Türk müzik tarihinin önemli simalarından olan Ali Ufki Bey Osmanlı Sarayında müzisyenlerin aldıkları eğitim hakkında şu bilgileri vermektedir: “Musiki içoğlanları odalarından çıkaralar ve üstatların karşılarında yerlerini alırlar. Sonra kimi zaman sırayla kimi zamansa hep birlikte tek sesli müziklerini çalışırlar.” (Ali Ufki Bey, 2002)
19.yy öncesinde sarayda icra edilen müziğin evsafına baktığımız zaman bu müziğin ana üç tür üzerine yoğunlaştığını görmek mümkündür. Bu üç tür Askerî müzik (Mehter müziği), Türk müziği ve Dinî müziktir.
Askerî müzik kendi içinde bir siteme sahiptir bu müziği yapan topluluğa Mehterhâne-i Hâssa veya Mehterhâne-i Hâkânî gibi isimler verilir ve kendi içinde bölüklere ayrılırdı. Bu bölükler çaldıkları sazlara göre adlandırılarak; Nefirzenler bölüğü ve Zurnazenler bölüğü gibi isimlerle anılmaktaydılar. Bu bölüklerin biri de Mehterân’a eğitim amacıyla alınan Şâkirdân bölüğü idi. Fatih dönemi tabl-ı alem mehterlerinin sayısını gösteren bir evrakta Şakirdân bölüğünde 52 civarında müzisyen olduğu görülmektedir. (BOA, TS Mad, 9623)
Haydar Sanal, Şakirdân bölüğüne alınan kişilerin genellikle Edirne Sarayı, Galatasaray’dan seçilmiş iç oğlanları olduklarını ve bunların Enderun’a alınarak Mehterhâne’de çalışmak üzere eğitildiklerini yazmıştır. (Sanal, 1964)
Topkapı sarayı meşkhanesinde yapılan mehterhane eğitimi hakkında Ali Ufkî Bey şu bilgileri vermiştir: ¨Akşamüstü odaya savaş veya Sefer musikisi hocaları gelir onlar da derslerini verirler. Çalgıları; Trompet, fifre, davul ve zil türlerinden oluşur.¨ (Ali Ufkî Bey, 2002)
Askerî müzik icrasında ritim unsurunun derece önemli olması sebebiyle, öğrencilere ilk olarak mehter düdüğü ile ritmik çalışmalar yaptırıldığı akabinde ise mehter adaylarının yeteneklerine göre enstrüman bölüklerine kaydırıldıkları bilinmektedir. (Boztaş, 2009)
Osmanlı sarayında Türk müziği ve Türk din müziği icrasının ise iç içe geçtiğini söylemek yanlış olmaz. Zira sarayda hem Türk müziği hem de Türk din müziğini aynı anda icra eden birçok kişiye rastlamak mümkündür. Bu isimlere örnek olarak, Haşim Bey, Hammamizâde İsmail Ağa ve Dellalzâde İsmail gösterilebilir.
Türk müziği alanında ders alanların her gün öğlene kadar meşkhânede eğitim aldıkları bilinmektedir. Arşiv belgelerinde bu meşkhânede ders veren birçok kişinin adına rastlamak mümkündür. Bu isimlerden bazıları şunlardır; Tanbur muallimi Yahudi, Tanbur muallimi Hayko Yahudi, Keman Hocası Hasan Çelebi, Hanende Sehurizade Mustafa Çelebi, Çöğürcü âma Ahmet Çelebi, Tanburi Angeli. (Toker- Özden, 2013, s. 110 )
Evvelen de bahsettiğimiz gibi sarayda Türk din mûsikîsi icra edilen bir topluluğun da var olduğu bilinmektedir. Bazı belgelerde Müezzinân-ı Hâssa olarak da anılan bu topluluğun vakit namazlarında ve dini günlerde icrâ-ı sanat ettikleri bilinmektedir. Önceden bahsettiğimiz gibi bu topluluğun birçok üyesi hem Türk müziği icrası hem de dinî müzik icrası yapan kişilerdi.
Bu toplulukların icra alanlarının da oldukça geniş olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Müziğin Osmanlı saray teşrifatının içinde önemli bir rol oynadığını söylemek yanlış olmaz. Pek çok resmî törende müziğin önemli yeri olduğu söylenebilir.
Osmanlı teşrifatının önemli törenleri olan Muayede, Cuma Selamlığı ve Cülus töreni gibi törenlerde Mehterân-ı Hâssa’nın önemli oranda rol aldığını görmekteyiz. Örneğin Hafız Hızır İlyas Efendi Şehzâde Süleyman’ın doğum günü münasebetiyle yapılan törenlerde Mehterhanenin icrâ-yı sanat etmesini şu şekilde anlatmıştır:
¨…Sazende başı Kolçak İsmail Ağa’ya ağır üstufe askılar ihsan ve alayın ardınca çalınan mehterhâne için mehterbaşı Çavuş İsmail Ağa’ya dahi a’la askı astıkları sebeb-i sürûr-ı serveran-ı mehterân olup, böylece şân-ı şevket-nişân kuşhâneden girildiği nümâyân olacak, ol mahl-i mehîb-i mehâbet-şekîpte azâmet ü şânı ile muntazır hidmet-i devlet-i harem-ismet olan devletlu dârüssaâde ağasına hazine kethüdası beşiği teslim ve oradan Harem-i Hümâyûn’a harem ağalarının götürmesi ilerde ta’zim olmağın, hemen hâkân-ı zaman-ı ulyâ beşiği seyrettikleri mekândan ağaların durdukları yere teşrif ve orada dahî dest- i kerem- peyvestleri ile isâr-ı zel ü dinâr-ı hâlîsü’l- ayâr husûsu resîde-i gâyet taltîf olduktan sonra…¨ (Hafız Hızır İlyas, 2011, s. 152.)
Osmanlı Sarayında törenler dışında rutin olarak da müzik icra edildiği bilinmektedir. Sultan I. Abdülhamid döneminde Osmanlı sarayında bulunan Seyyah Toderini sarayda Türk müziği topluluğunun rutin olarak icra ettiği müzik hakkında şu sözleri sarf etmiştir:
¨Sarayda birçok Türk mûsikîsi sazı vardır. Hepsi Türk olan mûsikîciler sultanı eğlendirmek üzere haftada birkaç defa mûsikî icra ederler. Bir de saray dışında yaşayan, kendilerine aylık bağlanmış̧ olan Rum, Ermeni, Türk, Yahudi mûsikîciler vardır. Bunlar da ayda iki kere sultanı eğlendirmek üzere saraya çağrılır. ¨ (Aksoy, s. 152.)
yy’daki saray hayatı hakkında önemli bilgiler veren çalışmasında, Ali Ufkî Bey ise padişah huzurunda her Salı padişahın tıraş edilmesi esnasında mutat olarak müzik icra edildiğini belirtmektedir. (Ali Ufkî Bey, 2002, s. 81)
Takiyüddin Mehmed Emin Ali ise Musika-i Hümâyûn tarihi adlı önemli eserin Min-el Kadim Fasıl Günleri başlıklı bölümde 19. yüzyıldaki ve daha evvelki zamanlarda Osmanlı sarayında Türk müziğinin saraydaki rutin icrasını şu şekilde nakletmiştir:
“Ehl-i mûsikînin yevm-i mahsusları haftada iki gündür; birisi Cumartesi gecesi akşam üzeri yani Pazar gecesi, birisi dahî Çarşamba günü akşam üzeri yani Perşembe gecesidir. Pazar gecesi fasıl takımı ve ince sazın nev- betidir. Bu fasılda daire ve sine kemânî ve tanbur ve ney ve kânun sazları vardır. Perşembe gecesi şarkı nevbetidir. Bu nevbette lağuta ve kemançe ve santur ve klarnata sazları vardır. (Toker, 2016, s. 196)
19. Yüzyıl Sonrasında Osmanlı Sarayında Müzik
19. yüzyıldan sonra Osmanlı sarayında meydana gelen değişim saraydaki müzik hayatını da çok net bir şekilde etkilemiştir.
Yeniçeri ordusunun dağıtılması ve yerine Batı tipi bir ordu teşkilatının kurulmasıyla Mehter teşkilatı zaman içinde yerini Musika-i Hümâyuna bırakmıştır. Böylelikle Batı müziği tarihte ilk defa olarak sarayda kurumsal bir yapıya sahip olmuştur.
Özellikle Dolmabahçe sarayının kurulmasının ardından saray hayatının değişmesi sebebiyle daha evvelen bahsettiğimiz odalara dayalı sistem uygulanamaz hale geldiğinden, Osmanlı sarayında müzik hayatı yeni bir şekle bürünmek zorunda kalmıştır.
Saray’da oluşan yeni kurumsal yapıya göre Musika-i hümâyûn bir çatı kurum halini almış ve diğer tüm müzik toplulukları bu kurumun altında yer almışlardır. Bu yeni yapının teşkilat şeması şu şekildedir:
Musika-i Hümâyûn hem bir çatı kurum hem de Osmanlı Sarayında bulunan Batı Müziği ve Askerî müzik icrasından sorumlu topluluk olarak tanımlanabilir. Bu topluluğun askeri müzik kanadı icra alanı ve kurumsal yapı olarak Mehterhâne’nin devamı olarak adlandırılabilir. Mehterhanenin ilga edilmesinin ardında Musika-i Hümâyûn’un, Mehterhanenin icra yaptığı törenlerde icra yapmaya devam ettiği görülmektedir. Örneğin Muayede törenin sırasında evvelen Mehterhâne icra yaparken ilerleyen dönemlerde bu törenlerde Musika-i Hümâyûn’un icra yapmaya devam ettiği görülmektedir. Zaman zaman çıkartılan nizamnamelerle güncellenmeye ve ıslah edilmeye çalışılan bu topluluğun mensuplarının yüzlerle ifade edildiği, bazen bu sayının beş yüze kadar çıktığı bilinmektedir.
Sâzendegân-ı Hâssa ise sarayda Türk müziği yapmakla görevli topluluktur. Türk müziği tarihinin birçok önemli simasının bu toplulukta hizmet ettiği bilinmektedir. Bu topluluk daha evvelen de bahsettiğimiz gibi rutin olarak sarayda müzik icra etmekle yükümlüdür. Bunun dışında Sur-ı Hümâyûn’larda ve Osmanlı devletini ziyaret eden yabancı devlet erkânı onuruna verilen davetlerde Sazendegân-ı Hassa’nın görev yaptığı bilinmektedir. Bu topluluğun mensuplarının on ile yirmi kişi arasında olduğu bilinmektedir. Aşağıdaki listede Hicri 1285 (1868-70) tarihli belgede Sâzendegân-ı Hâssa’da yer alanların adları yer almaktadır:
Ser-sazende Tanburî Osman Efendi, Neyzen Sâlim Bey, Tanburî Osman Bey, Kemânî Refet Ağa, Neyzen Salih Efendi, Kanunî Edhem Efendi, Kemânî Emin Ağa, Mısır’lı Ömer Efendi, Abdülkâdir Efendi, Şeyh Halil Efendi, Mahmud Efendi, Ahmed bin Ömer Efendi, Lavtacı Serkiz, Lavtacı Yanko, Kemânî Sebûh, Oseb, Hanende Mihail, Hanende Rıfat Bey. (Toker, 2016, s. 187)
Müezzinan-ı Hâssa sarayda dinî müzik icrasından sorumlu olan topluluğa verilen addır. Bu topluluk sarayda kılınan vakit namazları başta olmak üzere her türlü dinî merasimde görev almakla yükümlüydü ve başında ser-müezzin adlı verilen bir kişi bulunmaktaydı. Müzik tarihimizde önemli yeri olan pek çok kişinin bu toplulukta ser-müezzin olarak görev yaptığı bilinmektedir. Bu isimlerin başında Dellazâde İsmail Ağa, Ser-müezzin Rif’at Bey ve Haşim Bey gelmektedir. Bu topluluğun üye sayısı zaman zaman değişiklik gösterse de 5 ile 10 arasında kişiden oluştuğu söylenebilir. Müezzinân-ı Hâssa, Enderun teravihinde ilahi icrası, Mevlid icrası, Ramazan gecelerinde dini müzik icrası gibi görevleri ifa etmenin yanı sıra Surre Alayları, Huzur Dersleri, Hırka-ı şerif ziyareti gibi pek çok törende görev almıştır.
Şâiran-ı Hâssa sarayda âşık musikisi icra eden topluluğa verilen addır. Bu topluluğun başında ser-şair adı verilen bir şair bulunmaktadır. Bu topluluğun Sultan II. Mahmut, Sultan II. Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde sarayda varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. Beş civarında âşıktan oluşan bu topluluk, Tokatlı Gedâî gibi dönemin önemli saz şairlerini de bünyesinde barındırmıştır. Bu topluluğun saraylarda âşık fasılları düzenlediği bilinmektedir.
Hicri 1284– 1286 (1868-1871) yılına ait bilgiler içeren bir defterde Şairan’da göre yapanların isimleri aşağıda verilmiştir:
Tüm bu topluluklarda görev yapanların sultanlar tarafından himaye edildiklerine dair belgeler bulmak mümkündür. Sultanlar müzisyenleri istihdam etmenin yanı sıra pek çok müzisyene ve hatta müzik kurumlarına değişik yöntemlerde ihsanlarda bulunmuşlardır. Bu ihsan yöntemi kimi zaman bir nişan, kimi zaman para ödülü, kimi zaman ise bir edilmesi şeklinde kendisini göstermiştir.
19.yüzyıldan itibaren pek çok yerli ve yabancı müzisyene nişanlar verildiği görülmektedir. Arşiv kayıtlarında başta ünlü besteci Franz Lizst olmak üzere pek çok Batılı müzisyene verilen nişanlara dair evraklara ulaşmak mümkündür. Ayrıca pek çok Türk müzisyene ve Osmanlı sarayında hizmet eden Donizetti Paşa ve Guatelli Paşa gibi yabancı müzisyenlere de nişan verildiğine dair belgelere rastlamak mümkündür.
Bunların dışında arşiv kayıtlarında müzisyenlere yapılan nakdi yardımlara dair birçok belge bulunmaktadır. Sarayın müzik himayesi hususunda en ilginç belgeler sultanların müzisyenler için yaptırdığı evlerle ilgilidir. Osmanlı Arşivinde yer alan belgeler arasında başta Guatelli Paşa olmak üzere bazı müzisyenlere yaptırılan evlere dair bilgilere ulaşmak mümkündür.
Son Birkaç Söz
Türk saraylarında müziğin önemli bir yeri olduğu ve dönem dönem yoğunluğu değişse de müzisyenlerin hanedan mensupları tarafından himaye edildikleri görülmektedir. Bu himayenin en mühim nedeni olarak her sanatın olduğu gibi müzik sanatının da en iyisinin sarayda icra edilmesi isteği gösterilebilir. Hanedan mensupları bu yolla gerek kendi halkları gerekse diğer devletlerin halk ve yöneticilerinden saygı görmeyi amaçlamışlardır. Himaye aynı zamanda gücün legal hale gelmesi ve devletin itibar sahibi olmasını sağlayan bir unsur olarak görülmüştür. Bu durum ünlü tarihçi Peter Burke’ün patronaj tanımıyla yüksek oranda benzerlik göstermektedir.
Burke’e göre patronaj eşit olmayanlar arasındaki bir ilişkidir. Bu ilişkide patronlar himaye ettikleri kişilere misafirperverlik, iş ve koruma önerirler ve bu sayede ekonomik güçlerini iktidara çevirirler.
(Burke, 1992, s.72) Bu tanıma benzer bir şekilde Osmanlı sarayında da himayenin en önemli amaçlarından birinin saygınlık ve gücü iktidara çevirmek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu sebep ve diğer bazı sebeplerden ötürü Osmanlı sarayında müzisyenler himaye görmüş ve müzik saray hayatının içinde varlığını sürdürmüştür. Gördüğü bu himaye sayesinde sarayda kurumsal bir yapıya kavuşan müzik hayatı pek çok önemli müzik insanının tarih sahnesine çıkmasına olanak sağlamıştır.
Bu kısa makalede ana hatları ile izah etmeye çalıştığımız, Osmanlı sarayında müzik hayatı ve himaye hususu dönemin sosyo-politik durumu hakkında önemli ipuçları vermesi sebebiyle birçok kapsamlı çalışmaya konu olabilecek mahiyettedir.
Kaynakça
Aksoy, B. (2003). Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Mûsikî, İstanbul: Pan Yayınları,
Ali Ufkî Bey (2002). Ali Ufkî Bey ya da Santurî Ali Ufkî Bey’in Anıları, (çev: Ali Berktay), İstanbul: Kitap Yayınevi.
Bardakçı, M. (2011). Ahmedoğlu Şükrüullah’ın Risalesi ve 15. Yüzyıl Şark Mûsikîsi Nazariyatı. İstanbul: Pan Yayınları.
Boztaş, F. (2009). XVI. Yüzyıl Sonuna Kadar Osmanlı Sarayında Tabl-ı Âlem Mehteri Teşkilatı, İstanbul: İstanbul Üniversitesi SBE Basılmamış Doktora Tezi.
Burke, P. (1992). History and Social Theory. Newyork: Cornell University Press.
Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti. Ankara: Onur Yayınları.
İnalcık, H. (2010). Has- bağçede ‘ayş u tarab . İstanbul : Türkiye İş Bankası Yayınları.
Nizam’ül- Mülk. (2016). Siyasetnâme. (M. A. Köymen, Dü.) Ankara: Türk Tarihi Kurumu.
Sanal. H. (1964). Mehter Musîkîsi (Bestekâr Mehterler ve Mehter Havaları). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
Toker, H., Özden, E. (2013). Osmanlı Devleti’nde Müzik Eğitimi Veren Önemli Kurumlar. İçinde: Rast Müzikoloji. S. 2. (108-128).
Toker, H. (2016). Elhân-ı Aziz . İstanbul: TBMM Milli Saraylar .
Yıldız, S. N. (2017 ). Sultan İçin Bir Nedim. S. N. A. C. S. Peacock (Dü.) içinde, Anadolu Selçukluları Orta Çağ Orta Doğusunda Saray ve Toplum (s. 79-94). Yapı Kredi Yayınları.
Arşiv Kaynakları:
BOA, TS Mad, 9623
(BOA, HH.d 12445
Doç. Dr. Hikmet Toker, İstanbul Üniv. Müzikoloji Böl. Öğr. Üyesi.
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Buna göre özellikle korku, kaygı ve panik duyguları olmak üzere insanların muhtelif duygusal zaafları kullanılarak sansasyonel bir teori ortaya atılmakta ve insanlar duygusal bir girdaba doğru çekilmektedir. Komplo teorileri bu süreç için nispeten elverişlidir zira aslında aralarında bağlantı olmayan hadiseler ve olgular arasında mesnetsiz bağlantılar oluşturmak suretiyle insanlar duygusal olarak manipüle edilebilmektedir.
Elhân-ı Osmanî (Osmanlı Sarayında Müzik ve Himâye)
Tarih boyunca müziğin saraylarda yer aldığı ve hükmedenler tarafından müzisyenlerin himaye edildiği bilinmektedir. Türk tarihinde de müzisyenlerin himaye edildiği örneklere rastlamak mümkündür. Kadim Türk devletlerinde de müzisyenlerin himaye edildikleri bilinen gerçektir. Şaman, kam ve baksı adıyla anılan yarı mistik kişiler olan ozanların kadim Türk devletlerinde himaye edildikleri ve önemli bir mevkie sahip oldukları kaynaklarca sabit bir bilgidir.
Osmanlı öncesinde Anadolu Beyliklerinde ve Selçuklu devletlerinde de başta saz şairleri olmak üzere müzisyenlerin himaye edildiği görülmektedir. Osmanlı sarayının bir prototipi olarak adlandırabileceğimiz Selçuklu sarayında müziğin himaye edildiği ve müziğin kurumsal bir yapıya kavuşmaya başladığı görülmektedir.
Selçuklu döneminin en önemli adetlerinden olan ve av, düğün, doğum, zafer, bir dilek ve bir felaketin savuşturulması gibi nedenlerle düzenlenen ziyafetler olan Toylar’da da müzisyenlerin de içinde olduğu birçok sanatçının icra-ı sanat yaptığım ve bu isimlerin hükümdarlardan ihsanlar aldığı bilinmektedir. (İnalcık, 2010, s. 73)
Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluş dönemi olan Tuğrul ve Çağrı Beyler (1016-1063) dönemlerinde ve onların ardından tahta geçen Alparslan (1063-1072) dönemlerinde sarayda müziğin ve himayenin varlığına dair bilgiler kısıtlı olsa da, Melikşah (1072-1092) döneminde sanat hamiliğinin yoğun bir şekilde görüldüğü söylenebilir. Alparslan ve Melikşah dönemlerinde vezirlik yapan Nizamülmülk’ün meşhur eseri Siyasetnâme’de nedimlerin sahip olmaları gereken özellikleri sayarken sarf ettiği sözler mezkûr dönemde hanedan mensuplarının müziğe bakışını göstermesi açısından son derece önemlidir: “Eğer bir müzik aleti çalar, bir silahı kullanabilirse iyi olur. Nedimin padişahla uygun düşmesi lazımdır.” (Nizâmül-Mülk, 2016, s. 77).
Anadolu Selçuklu Devleti’nde sanatın himaye edilmeye devam ettiği görülmektedir. Dönem yazmalarında sanat himayesine dair bilgilere rastlamak mümkündür. Muhammed b. Ali er-Ravendi tarafından yazılan Râhatü’s-sudûr adlı eserde Gıyaseddin Keyhüsrev’in hamiliği şu şekilde dile getirilmiştir:
Bâc-gîr ez düşmenân u tâc-bahş-i dustan
Der cihân tâ câvidan Hüsrev-i ba-dâd bâd
[Düşmandan haraç alan, dostlara taç dağıtan
Ezelden ebede Hüsrev cihanda adil kala] (Yıldız, 2017, s. 79)
Anadolu Beylikleri’nde de müzik başta olmak üzere sanat himayesinin var olduğunu görmek mümkündür. Özellikle Germiyanlı şairlerin dönemde öncü bir rol oynadıkları söylenebilir. (İnalcık, 2010, s. 90) Bu dönemin en önemli isimlerinden Şeyhî’nin Hurşid u Ferahşâd ve Hüsrev u Şirin adlı eserleri dönemin önemli eserleri arasında gösterilebilir. Hürev ü Şirin’in bir nüshasının Sultan II. Murad’a sunulduğu bilinmektedir.
Bu dönemde yazılan Ahmed Dai’nin işret meclislerini konu alan Çengnâme adlı eseri bizzat Süleyman Çelebi’ye (1402- 1411) sunulmuştur. Bu dönemde bahsedilmesi gereken bir diğer önemli isim Ahmedoğlu Şükrullah’tır. Değişik konularda eserler vermiş olan Ahmedoğlu Şükrullah’ın Türk müzik tarihi açısından önemi Risale min İlmi’l Edvar adlı eseri Türkçe’ye tercüme etmesidir. 35 fasıldan oluşan bu eserin ilk 15 faslı Kitabül Edvar’dan, 15 faslı Kenzü’t Tuhaf adlı eserden, 3 faslı anonim bazı eserlerden tercüme edilmiştir. Eserin dibace ve mukaddimesi de Kenzü’t Tuhaf’tan alınan bazı bölümlerden oluşmaktadır. (Bardakçı, 2011, s. XXVIII)
19. Yüzyıl Öncesinde Osmanlı Sarayında Müzik
Selçuklu devletini birçok açıdan kendine prototip olarak alan Osmanlı devletinin ilk dönemlerinde sarayda müzik hayatı ile ilgili hemen hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Kuruluş sancıları ile geçen yılların ardındansa sarayda müziğin yavaş yavaş kurumsal bir yapıya ulaşmaya başladığını görebiliriz.
Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında saraydaki müzisyenlerin ekseriyetle saz şairlerinden oluştuğunu söylemek yanlış olmaz. Mezkûr dönemde Osmanlı sarayında bulunan bazı seyyahların yazdıklarında bu durumun örneklerine rastlamak mümkündür. Örneğin Seyyah Brocquiere, Sultan II. Murad döneminde bulunduğu süreçte destanlar okuyan iki ozan gördüğünü belirtmiştir. (Aksoy, 2003, s. 25).
İlerleyen dönemde özellikle Enderun’un kurulmasıyla Osmanlı sarayında müziğin kurumsal bir yapıya dönüşmeye başladığı görülmektedir. Bu yapıda Enderun’a alınan gençler eğitim ve icra faaliyetini bir arada yürüttükleri kaynaklarla sabittir. Buna göre Enderun’a alınan müzisyen adayları önce bir ustanın gözetimine verilmekte orada hem eğitilmekte hem de ustayla beraber musiki icra etmeye başlamaktaydı. Bu durum meşk sistemi olarak adlandırdığımız Türk müziği eğitim sisteminin önemli bir örneği olarak gösterilebilir. Aşağıdaki satırlar Dellalzâde İsmail Ağa ve Çilingirzâde Ahmed Ağa’nın Enderun’a alınışlarını anlatmaktadır:
“İlm-i mûsikîde sâni-i Farâbî ve lahn u elhânda mesîl-i Arâbî addolunan hanendeden Derviş İsmâil Dede’nin mümtaz ve müntehab şâkirt-i müeddeblerinden Çilingirzâde Ahmed Ağa ile Dellâlzâde İsmail Ağa’nın sadâları müessir ve meşreb ü mezhebleri de bir gibi olduğundan ahadühümâ âhere denk ve ikisine de bir diyecek olmadığı halde Dellâlzâde delâlet-i tevfik’i nime’r-refîk ile hâzine-i Hümâyûnu istek ve Çilingirzâde kendüye kapı açmak ümidiyle Seferli Odası’nda meşgûl-ı usûl-i âhenk ü düm tek oldu.” (Hafız Hızır İlyas, s. 120)
İlk dönemde Enderun içinde ilk yıllarda irili ufaklı odalara alınan ve burada yaşayan müzisyenler IV. Murad döneminden sonra genellikle Seferli odasına alınmıştır. Bu oda ve diğer odalarda müzisyen adaylarının günün belli saatlerinde musîkî meşk ettiklerine dair bilgilere ulaşmak mümkündür. Türk müzik tarihinin önemli simalarından olan Ali Ufki Bey Osmanlı Sarayında müzisyenlerin aldıkları eğitim hakkında şu bilgileri vermektedir: “Musiki içoğlanları odalarından çıkaralar ve üstatların karşılarında yerlerini alırlar. Sonra kimi zaman sırayla kimi zamansa hep birlikte tek sesli müziklerini çalışırlar.” (Ali Ufki Bey, 2002)
Askerî müzik kendi içinde bir siteme sahiptir bu müziği yapan topluluğa Mehterhâne-i Hâssa veya Mehterhâne-i Hâkânî gibi isimler verilir ve kendi içinde bölüklere ayrılırdı. Bu bölükler çaldıkları sazlara göre adlandırılarak; Nefirzenler bölüğü ve Zurnazenler bölüğü gibi isimlerle anılmaktaydılar. Bu bölüklerin biri de Mehterân’a eğitim amacıyla alınan Şâkirdân bölüğü idi. Fatih dönemi tabl-ı alem mehterlerinin sayısını gösteren bir evrakta Şakirdân bölüğünde 52 civarında müzisyen olduğu görülmektedir. (BOA, TS Mad, 9623)
Haydar Sanal, Şakirdân bölüğüne alınan kişilerin genellikle Edirne Sarayı, Galatasaray’dan seçilmiş iç oğlanları olduklarını ve bunların Enderun’a alınarak Mehterhâne’de çalışmak üzere eğitildiklerini yazmıştır. (Sanal, 1964)
Topkapı sarayı meşkhanesinde yapılan mehterhane eğitimi hakkında Ali Ufkî Bey şu bilgileri vermiştir: ¨Akşamüstü odaya savaş veya Sefer musikisi hocaları gelir onlar da derslerini verirler. Çalgıları; Trompet, fifre, davul ve zil türlerinden oluşur.¨ (Ali Ufkî Bey, 2002)
Askerî müzik icrasında ritim unsurunun derece önemli olması sebebiyle, öğrencilere ilk olarak mehter düdüğü ile ritmik çalışmalar yaptırıldığı akabinde ise mehter adaylarının yeteneklerine göre enstrüman bölüklerine kaydırıldıkları bilinmektedir. (Boztaş, 2009)
Osmanlı sarayında Türk müziği ve Türk din müziği icrasının ise iç içe geçtiğini söylemek yanlış olmaz. Zira sarayda hem Türk müziği hem de Türk din müziğini aynı anda icra eden birçok kişiye rastlamak mümkündür. Bu isimlere örnek olarak, Haşim Bey, Hammamizâde İsmail Ağa ve Dellalzâde İsmail gösterilebilir.
Türk müziği alanında ders alanların her gün öğlene kadar meşkhânede eğitim aldıkları bilinmektedir. Arşiv belgelerinde bu meşkhânede ders veren birçok kişinin adına rastlamak mümkündür. Bu isimlerden bazıları şunlardır; Tanbur muallimi Yahudi, Tanbur muallimi Hayko Yahudi, Keman Hocası Hasan Çelebi, Hanende Sehurizade Mustafa Çelebi, Çöğürcü âma Ahmet Çelebi, Tanburi Angeli. (Toker- Özden, 2013, s. 110 )
Evvelen de bahsettiğimiz gibi sarayda Türk din mûsikîsi icra edilen bir topluluğun da var olduğu bilinmektedir. Bazı belgelerde Müezzinân-ı Hâssa olarak da anılan bu topluluğun vakit namazlarında ve dini günlerde icrâ-ı sanat ettikleri bilinmektedir. Önceden bahsettiğimiz gibi bu topluluğun birçok üyesi hem Türk müziği icrası hem de dinî müzik icrası yapan kişilerdi.
Bu toplulukların icra alanlarının da oldukça geniş olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Müziğin Osmanlı saray teşrifatının içinde önemli bir rol oynadığını söylemek yanlış olmaz. Pek çok resmî törende müziğin önemli yeri olduğu söylenebilir.
Osmanlı teşrifatının önemli törenleri olan Muayede, Cuma Selamlığı ve Cülus töreni gibi törenlerde Mehterân-ı Hâssa’nın önemli oranda rol aldığını görmekteyiz. Örneğin Hafız Hızır İlyas Efendi Şehzâde Süleyman’ın doğum günü münasebetiyle yapılan törenlerde Mehterhanenin icrâ-yı sanat etmesini şu şekilde anlatmıştır:
¨…Sazende başı Kolçak İsmail Ağa’ya ağır üstufe askılar ihsan ve alayın ardınca çalınan mehterhâne için mehterbaşı Çavuş İsmail Ağa’ya dahi a’la askı astıkları sebeb-i sürûr-ı serveran-ı mehterân olup, böylece şân-ı şevket-nişân kuşhâneden girildiği nümâyân olacak, ol mahl-i mehîb-i mehâbet-şekîpte azâmet ü şânı ile muntazır hidmet-i devlet-i harem-ismet olan devletlu dârüssaâde ağasına hazine kethüdası beşiği teslim ve oradan Harem-i Hümâyûn’a harem ağalarının götürmesi ilerde ta’zim olmağın, hemen hâkân-ı zaman-ı ulyâ beşiği seyrettikleri mekândan ağaların durdukları yere teşrif ve orada dahî dest- i kerem- peyvestleri ile isâr-ı zel ü dinâr-ı hâlîsü’l- ayâr husûsu resîde-i gâyet taltîf olduktan sonra…¨ (Hafız Hızır İlyas, 2011, s. 152.)
Osmanlı Sarayında törenler dışında rutin olarak da müzik icra edildiği bilinmektedir. Sultan I. Abdülhamid döneminde Osmanlı sarayında bulunan Seyyah Toderini sarayda Türk müziği topluluğunun rutin olarak icra ettiği müzik hakkında şu sözleri sarf etmiştir:
¨Sarayda birçok Türk mûsikîsi sazı vardır. Hepsi Türk olan mûsikîciler sultanı eğlendirmek üzere haftada birkaç defa mûsikî icra ederler. Bir de saray dışında yaşayan, kendilerine aylık bağlanmış̧ olan Rum, Ermeni, Türk, Yahudi mûsikîciler vardır. Bunlar da ayda iki kere sultanı eğlendirmek üzere saraya çağrılır. ¨ (Aksoy, s. 152.)
Takiyüddin Mehmed Emin Ali ise Musika-i Hümâyûn tarihi adlı önemli eserin Min-el Kadim Fasıl Günleri başlıklı bölümde 19. yüzyıldaki ve daha evvelki zamanlarda Osmanlı sarayında Türk müziğinin saraydaki rutin icrasını şu şekilde nakletmiştir:
“Ehl-i mûsikînin yevm-i mahsusları haftada iki gündür; birisi Cumartesi gecesi akşam üzeri yani Pazar gecesi, birisi dahî Çarşamba günü akşam üzeri yani Perşembe gecesidir. Pazar gecesi fasıl takımı ve ince sazın nev- betidir. Bu fasılda daire ve sine kemânî ve tanbur ve ney ve kânun sazları vardır. Perşembe gecesi şarkı nevbetidir. Bu nevbette lağuta ve kemançe ve santur ve klarnata sazları vardır. (Toker, 2016, s. 196)
19. Yüzyıl Sonrasında Osmanlı Sarayında Müzik
19. yüzyıldan sonra Osmanlı sarayında meydana gelen değişim saraydaki müzik hayatını da çok net bir şekilde etkilemiştir.
Özellikle Dolmabahçe sarayının kurulmasının ardından saray hayatının değişmesi sebebiyle daha evvelen bahsettiğimiz odalara dayalı sistem uygulanamaz hale geldiğinden, Osmanlı sarayında müzik hayatı yeni bir şekle bürünmek zorunda kalmıştır.
Saray’da oluşan yeni kurumsal yapıya göre Musika-i hümâyûn bir çatı kurum halini almış ve diğer tüm müzik toplulukları bu kurumun altında yer almışlardır. Bu yeni yapının teşkilat şeması şu şekildedir:
Musika-i Hümâyûn hem bir çatı kurum hem de Osmanlı Sarayında bulunan Batı Müziği ve Askerî müzik icrasından sorumlu topluluk olarak tanımlanabilir. Bu topluluğun askeri müzik kanadı icra alanı ve kurumsal yapı olarak Mehterhâne’nin devamı olarak adlandırılabilir. Mehterhanenin ilga edilmesinin ardında Musika-i Hümâyûn’un, Mehterhanenin icra yaptığı törenlerde icra yapmaya devam ettiği görülmektedir. Örneğin Muayede törenin sırasında evvelen Mehterhâne icra yaparken ilerleyen dönemlerde bu törenlerde Musika-i Hümâyûn’un icra yapmaya devam ettiği görülmektedir. Zaman zaman çıkartılan nizamnamelerle güncellenmeye ve ıslah edilmeye çalışılan bu topluluğun mensuplarının yüzlerle ifade edildiği, bazen bu sayının beş yüze kadar çıktığı bilinmektedir.
Sâzendegân-ı Hâssa ise sarayda Türk müziği yapmakla görevli topluluktur. Türk müziği tarihinin birçok önemli simasının bu toplulukta hizmet ettiği bilinmektedir. Bu topluluk daha evvelen de bahsettiğimiz gibi rutin olarak sarayda müzik icra etmekle yükümlüdür. Bunun dışında Sur-ı Hümâyûn’larda ve Osmanlı devletini ziyaret eden yabancı devlet erkânı onuruna verilen davetlerde Sazendegân-ı Hassa’nın görev yaptığı bilinmektedir. Bu topluluğun mensuplarının on ile yirmi kişi arasında olduğu bilinmektedir. Aşağıdaki listede Hicri 1285 (1868-70) tarihli belgede Sâzendegân-ı Hâssa’da yer alanların adları yer almaktadır:
Ser-sazende Tanburî Osman Efendi, Neyzen Sâlim Bey, Tanburî Osman Bey, Kemânî Refet Ağa, Neyzen Salih Efendi, Kanunî Edhem Efendi, Kemânî Emin Ağa, Mısır’lı Ömer Efendi, Abdülkâdir Efendi, Şeyh Halil Efendi, Mahmud Efendi, Ahmed bin Ömer Efendi, Lavtacı Serkiz, Lavtacı Yanko, Kemânî Sebûh, Oseb, Hanende Mihail, Hanende Rıfat Bey. (Toker, 2016, s. 187)
Müezzinan-ı Hâssa sarayda dinî müzik icrasından sorumlu olan topluluğa verilen addır. Bu topluluk sarayda kılınan vakit namazları başta olmak üzere her türlü dinî merasimde görev almakla yükümlüydü ve başında ser-müezzin adlı verilen bir kişi bulunmaktaydı. Müzik tarihimizde önemli yeri olan pek çok kişinin bu toplulukta ser-müezzin olarak görev yaptığı bilinmektedir. Bu isimlerin başında Dellazâde İsmail Ağa, Ser-müezzin Rif’at Bey ve Haşim Bey gelmektedir. Bu topluluğun üye sayısı zaman zaman değişiklik gösterse de 5 ile 10 arasında kişiden oluştuğu söylenebilir. Müezzinân-ı Hâssa, Enderun teravihinde ilahi icrası, Mevlid icrası, Ramazan gecelerinde dini müzik icrası gibi görevleri ifa etmenin yanı sıra Surre Alayları, Huzur Dersleri, Hırka-ı şerif ziyareti gibi pek çok törende görev almıştır.
Şâiran-ı Hâssa sarayda âşık musikisi icra eden topluluğa verilen addır. Bu topluluğun başında ser-şair adı verilen bir şair bulunmaktadır. Bu topluluğun Sultan II. Mahmut, Sultan II. Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde sarayda varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. Beş civarında âşıktan oluşan bu topluluk, Tokatlı Gedâî gibi dönemin önemli saz şairlerini de bünyesinde barındırmıştır. Bu topluluğun saraylarda âşık fasılları düzenlediği bilinmektedir.
Hicri 1284– 1286 (1868-1871) yılına ait bilgiler içeren bir defterde Şairan’da göre yapanların isimleri aşağıda verilmiştir:
Şâir Selimî Baba, Şâir Adnî Efendi, Şâir İsmail, Şâir Hasbî, Şâir Fehmî Efendi, Şâir Gedâyî, Şâir Gülşenî (BOA, HH.d 12445).
Tüm bu topluluklarda görev yapanların sultanlar tarafından himaye edildiklerine dair belgeler bulmak mümkündür. Sultanlar müzisyenleri istihdam etmenin yanı sıra pek çok müzisyene ve hatta müzik kurumlarına değişik yöntemlerde ihsanlarda bulunmuşlardır. Bu ihsan yöntemi kimi zaman bir nişan, kimi zaman para ödülü, kimi zaman ise bir edilmesi şeklinde kendisini göstermiştir.
19.yüzyıldan itibaren pek çok yerli ve yabancı müzisyene nişanlar verildiği görülmektedir. Arşiv kayıtlarında başta ünlü besteci Franz Lizst olmak üzere pek çok Batılı müzisyene verilen nişanlara dair evraklara ulaşmak mümkündür. Ayrıca pek çok Türk müzisyene ve Osmanlı sarayında hizmet eden Donizetti Paşa ve Guatelli Paşa gibi yabancı müzisyenlere de nişan verildiğine dair belgelere rastlamak mümkündür.
Bunların dışında arşiv kayıtlarında müzisyenlere yapılan nakdi yardımlara dair birçok belge bulunmaktadır. Sarayın müzik himayesi hususunda en ilginç belgeler sultanların müzisyenler için yaptırdığı evlerle ilgilidir. Osmanlı Arşivinde yer alan belgeler arasında başta Guatelli Paşa olmak üzere bazı müzisyenlere yaptırılan evlere dair bilgilere ulaşmak mümkündür.
Son Birkaç Söz
Türk saraylarında müziğin önemli bir yeri olduğu ve dönem dönem yoğunluğu değişse de müzisyenlerin hanedan mensupları tarafından himaye edildikleri görülmektedir. Bu himayenin en mühim nedeni olarak her sanatın olduğu gibi müzik sanatının da en iyisinin sarayda icra edilmesi isteği gösterilebilir. Hanedan mensupları bu yolla gerek kendi halkları gerekse diğer devletlerin halk ve yöneticilerinden saygı görmeyi amaçlamışlardır. Himaye aynı zamanda gücün legal hale gelmesi ve devletin itibar sahibi olmasını sağlayan bir unsur olarak görülmüştür. Bu durum ünlü tarihçi Peter Burke’ün patronaj tanımıyla yüksek oranda benzerlik göstermektedir.
(Burke, 1992, s.72) Bu tanıma benzer bir şekilde Osmanlı sarayında da himayenin en önemli amaçlarından birinin saygınlık ve gücü iktidara çevirmek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu sebep ve diğer bazı sebeplerden ötürü Osmanlı sarayında müzisyenler himaye görmüş ve müzik saray hayatının içinde varlığını sürdürmüştür. Gördüğü bu himaye sayesinde sarayda kurumsal bir yapıya kavuşan müzik hayatı pek çok önemli müzik insanının tarih sahnesine çıkmasına olanak sağlamıştır.
Bu kısa makalede ana hatları ile izah etmeye çalıştığımız, Osmanlı sarayında müzik hayatı ve himaye hususu dönemin sosyo-politik durumu hakkında önemli ipuçları vermesi sebebiyle birçok kapsamlı çalışmaya konu olabilecek mahiyettedir.
Kaynakça
Aksoy, B. (2003). Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Mûsikî, İstanbul: Pan Yayınları,
Ali Ufkî Bey (2002). Ali Ufkî Bey ya da Santurî Ali Ufkî Bey’in Anıları, (çev: Ali Berktay), İstanbul: Kitap Yayınevi.
Bardakçı, M. (2011). Ahmedoğlu Şükrüullah’ın Risalesi ve 15. Yüzyıl Şark Mûsikîsi Nazariyatı. İstanbul: Pan Yayınları.
Boztaş, F. (2009). XVI. Yüzyıl Sonuna Kadar Osmanlı Sarayında Tabl-ı Âlem Mehteri Teşkilatı, İstanbul: İstanbul Üniversitesi SBE Basılmamış Doktora Tezi.
Burke, P. (1992). History and Social Theory. Newyork: Cornell University Press.
Gordlevski, V. (1988). Anadolu Selçuklu Devleti. Ankara: Onur Yayınları.
Hâfız Hızır İlyas. (2011). Letayif-i Vekayi-i Enderûniyye, (Nşr. A. Ş. Çoruk), İstanbul: Kitabevi Yay.
İnalcık, H. (2010). Has- bağçede ‘ayş u tarab . İstanbul : Türkiye İş Bankası Yayınları.
Nizam’ül- Mülk. (2016). Siyasetnâme. (M. A. Köymen, Dü.) Ankara: Türk Tarihi Kurumu.
Sanal. H. (1964). Mehter Musîkîsi (Bestekâr Mehterler ve Mehter Havaları). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
Toker, H., Özden, E. (2013). Osmanlı Devleti’nde Müzik Eğitimi Veren Önemli Kurumlar. İçinde: Rast Müzikoloji. S. 2. (108-128).
Toker, H. (2016). Elhân-ı Aziz . İstanbul: TBMM Milli Saraylar .
Yıldız, S. N. (2017 ). Sultan İçin Bir Nedim. S. N. A. C. S. Peacock (Dü.) içinde, Anadolu Selçukluları Orta Çağ Orta Doğusunda Saray ve Toplum (s. 79-94). Yapı Kredi Yayınları.
Arşiv Kaynakları:
BOA, TS Mad, 9623
(BOA, HH.d 12445
Doç. Dr. Hikmet Toker, İstanbul Üniv. Müzikoloji Böl. Öğr. Üyesi.
İlgili Yazılar
Yönetilen Algı, Kaçak/Homodijitus ve Sığınak/Metaverse
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Popüler Kültürden Uzak Bir Müzik
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Ahlâkın Sosyolojisi Sosyolojinin Ahlâkı
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Komplo Teorileri Bağlamında Manipülasyon
Buna göre özellikle korku, kaygı ve panik duyguları olmak üzere insanların muhtelif duygusal zaafları kullanılarak sansasyonel bir teori ortaya atılmakta ve insanlar duygusal bir girdaba doğru çekilmektedir. Komplo teorileri bu süreç için nispeten elverişlidir zira aslında aralarında bağlantı olmayan hadiseler ve olgular arasında mesnetsiz bağlantılar oluşturmak suretiyle insanlar duygusal olarak manipüle edilebilmektedir.