Geçmişin bilgeleri; bedenin eğitimi için jimnastiğin, ruhun eğitimi için de müziğin öneminin altını çizmiştir. Bir felsefe atölyesinin müziği destek aracı olarak nasıl ele aldığına değineceğimiz bu çalışmada müzik ile felsefe arasındaki ilişkiyi belirlemeye çalışacağız. Bu bağlamda bir müzik eserinden itibaren felsefe atölyesi tasarımı sunmayı deneyeceğiz.
Erkan Oğur’un Pencere Önü Çiçeği eseri katılımcılara dinlettirildikten sonra her tek katılımcıya ne hissettiği sorulur. Katılımcılardan hissettikleri duygulara dair cevaplar geldiği gibi müziğin özüne, mânâsına dair de cevaplar gelebilir. Gelen cevapları duygular ve müzik başlıkları altında sıralayabiliriz.
Duygulara dair gelen cevaplar
Özlem
Hasret
Huzur
Müziğe dair gelen cevaplar
Müzik herkesin kabul ettiği evrensel bir gerçekliğe işaret etmek zorunda değil.
Müzik, resim ve şiirden farklı olarak başka bir şeye işaret ediyor gibi.
Müzik sözcüklerin yapamadığı hissetmeyi daha iyi veriyor.
Takip edilecek akıl yürütme, duygular üzerinden olabildiği gibi müziğin özü, mânâsı üzerinden olabilir. Hatta katılımcılardan gelen neden-sonuç zincirlerine göre duygular üzerinden yapılan akıl yürütmeye müziğin özü, mânâsı eklemlenebilir. Öncelikle duygular üzerinden gelen cevaplara dair argümantasyon istenebilir. Örneğin Erkan Oğur’un Pencere Önü Çiçeği eserinin özlem hissettirdiği katılımcıya, neden “özlem” de başka bir duygu hissettirmediği sorulur. Katılımcı dinlediği parçayla köyüne gitmiş gibi hissetmiş ve köyüne duyduğu özlemi, bu parçayla, bugün burada hissettiğini aktarmıştır. Buradan itibaren diğer katılımcıların hissettikleri huzur ve hasret duygularına dair düşünme pratiği yapılabilir. Neden hasret ve neden huzur soruları gündeme getirilir. “Hasret” cevabı veren katılımcı Pencere Önü Çiçeği’nin ne içeride ne de dışarıda olduğunu, bu nedenle hem içeriye hem de dışarıya dair hasreti çağrıştırdığına değinebilir. Parçanın adı Pencere Önü Çiçeği olmasaydı da aynı şeylerin hissedilip hissedilmeyeceği üzerinde durulabilir.
Bunun yanında bir başka katılımcı, sanatçının eseri oluştururken hissettiklerine vurgu yapabilir. Sanatçı, katılımcıların dile getirdikleri özlem, hasret, huzur gibi duyguları eseri oluştururken an içinde dondurulmuş şekilde mi bu parçayı oluşturmuştur? Yoksa özlem, hasret, huzur duyguları zaten hâlihazırda vardır da sanatçı bu duygular içerisinde mi kendini bulmuştur? Birtakım halleri bana an içinde duyulduğu şekliyle mi hissederim yoksa hissettiğim huzur, özlem, hasret hep aynı mıdır sorusuna gidilebilir. Bununla birlikte “sanatçının kendini içinde bulduğu “hasret”le benim kendimi içinde bulduğum hasret aynı olursa mı o sanat eseri bana haz verir veya o sanat eseri olması gerektiği gibi olur” şeklinde sorularla birlikte bakış açısına geniş bir bağlam verilebilir.
Bir başka katılımcı aracılığıyla, müzik parçasının sanatçının mı yoksa dinleyenin mi olduğu üzerine bir başka tartışma alanına gidilebilir. Eğer müzik parçası sanatçıya aitse değişmez, sabit hissettirdikleri var mıdır sorusuna gidilebilir. Bunun yanında sanat eserinin nasıl olması gerektiğine değinilebilir. Değinilen bütün konular katılımcıların söylediklerinden itibaren oluşmalıdır. Örneğin bir katılımcı, konunun gidişatına göre sanat eserlerinin kötü tutkular açığa çıkarıp çıkarmadığına yoğunlaşabilir ve tartışma bu kanaldan ilerleyebilir.
Müziğe dair mânâ arayışı ve müziğin söylemek istedikleriyle bizim duygularımızı açığa çıkaran yanının müzik eserini yapan, müzik eserini dinleyenler bağlamında tekrar ele alınmasına gidilebilir. Erkan Oğur’un farklı eserlerinde Pencere Önü Çiçeği’nin izlerine rastlamak mümkün müdür sorusu gündeme gelebilir. Tam da bu noktada katılımcılara Erkan Oğur’un faklı eserleri dinlettirilebilir. Bir sanat eserini oluşturan popüler, geleneğe dair izlere yoğunlaşılabilir. Müziği icra eden ve müziği dinleyenler arasındaki ayrımların ve benzerliklerin altı çizilebilir. Erkan Oğur’un içselleştirdiği duygu, bir tek kişinin duygusundan daha fazla bir şey midir sorusu gündeme getirilebilir.
Gündeme getirilecek bir başka soru da şu olabilir: Besteyi yapan, bu besteyi icra eden ve dinleyenlerin yakaladıkları duygulardan itibaren bu esere bir güfte yazmak gerekirse bu, nasıl olurdu?
Söz konusu müzik eseri tekrar dinlenir ve bu sefer de katılımcılardan dinledikleri bu esere dair güfte yazmaları istenir.
Yazılan güfteler tek tek okunur. Güfteler, kişiden kişiye değiştiği için müziğin onu besteleyen, icra edenden azade bir mânâsı olduğu sonucuna gidilebilir. Sonuç olarak, müziğe dair felsefe atölyesinin sonuna gelindiğinde bütün konuşulanların sentezi yapılır. Bu senteze göre müziğin bizde saklı olan birtakım duyguların örtüsünü kaldıran tarafının altı çizilip bir müzik parçasının, melodinin onu icra eden, yapan ve dinleyen bağlamlarına göndermede bulunulabilir. Bunun yanında bir besteye güfte yazma çalışmasıyla müziğin duygularla ilgili ve kavramlarla ilgili yanlarına işaret edilip müziğin kavramları ve duyguları birleştiren tarafına vurgu yapılabilir.
Sorular soruldu zeytin ağacına. Uzunca süre ağzını açmadı. Çağlar açıldı çağlar kapandı. Kimse ağzından bir şey alamadı. Mikrofon, kamera icat edildi. Artık dayanamaz konuşur denildi. Yine bıçak açmadı ağzını. Nihayet. Bir gün konuşmaya karar verdi.
– Ne zaman?
– Dalına çıkacak tek bir çocuk kalınca.
Aşikâr ki ölüm dikkatini yitirmeden dünyanın -ve iç dünyamızın- ayartıcılarına tam anlamıyla kapılamıyoruz. Bunun farkında olarak çarklarını döndürmek isteyen sistem, ölüm düşüncesini hayatın büsbütün dışına atmak için elinden geleni yapıyor. Bunu yapamadığındaysa ona alışmamızı ve sıradan bir hadise olarak yorumlamamızı istiyor.
Anneden, babadan uzaklaşan çocukların (ölüm, ayrılık vs.) başat temalardan biri olduğu çocuk edebiyatında, hem yol hikâyesi anlatıp hem de temel ihtiyaçlardan mahrum kalışı duygu sağanağının altında sakince önümüze seren kitaplardan biriyle kesişti yolum.
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Felsefe Atölyeleri ve Müzik
Geçmişin bilgeleri; bedenin eğitimi için jimnastiğin, ruhun eğitimi için de müziğin öneminin altını çizmiştir. Bir felsefe atölyesinin müziği destek aracı olarak nasıl ele aldığına değineceğimiz bu çalışmada müzik ile felsefe arasındaki ilişkiyi belirlemeye çalışacağız. Bu bağlamda bir müzik eserinden itibaren felsefe atölyesi tasarımı sunmayı deneyeceğiz.
Erkan Oğur’un Pencere Önü Çiçeği eseri katılımcılara dinlettirildikten sonra her tek katılımcıya ne hissettiği sorulur. Katılımcılardan hissettikleri duygulara dair cevaplar geldiği gibi müziğin özüne, mânâsına dair de cevaplar gelebilir. Gelen cevapları duygular ve müzik başlıkları altında sıralayabiliriz.
Duygulara dair gelen cevaplar
Müziğe dair gelen cevaplar
Takip edilecek akıl yürütme, duygular üzerinden olabildiği gibi müziğin özü, mânâsı üzerinden olabilir. Hatta katılımcılardan gelen neden-sonuç zincirlerine göre duygular üzerinden yapılan akıl yürütmeye müziğin özü, mânâsı eklemlenebilir. Öncelikle duygular üzerinden gelen cevaplara dair argümantasyon istenebilir. Örneğin Erkan Oğur’un Pencere Önü Çiçeği eserinin özlem hissettirdiği katılımcıya, neden “özlem” de başka bir duygu hissettirmediği sorulur. Katılımcı dinlediği parçayla köyüne gitmiş gibi hissetmiş ve köyüne duyduğu özlemi, bu parçayla, bugün burada hissettiğini aktarmıştır. Buradan itibaren diğer katılımcıların hissettikleri huzur ve hasret duygularına dair düşünme pratiği yapılabilir. Neden hasret ve neden huzur soruları gündeme getirilir. “Hasret” cevabı veren katılımcı Pencere Önü Çiçeği’nin ne içeride ne de dışarıda olduğunu, bu nedenle hem içeriye hem de dışarıya dair hasreti çağrıştırdığına değinebilir. Parçanın adı Pencere Önü Çiçeği olmasaydı da aynı şeylerin hissedilip hissedilmeyeceği üzerinde durulabilir.
Bunun yanında bir başka katılımcı, sanatçının eseri oluştururken hissettiklerine vurgu yapabilir. Sanatçı, katılımcıların dile getirdikleri özlem, hasret, huzur gibi duyguları eseri oluştururken an içinde dondurulmuş şekilde mi bu parçayı oluşturmuştur? Yoksa özlem, hasret, huzur duyguları zaten hâlihazırda vardır da sanatçı bu duygular içerisinde mi kendini bulmuştur? Birtakım halleri bana an içinde duyulduğu şekliyle mi hissederim yoksa hissettiğim huzur, özlem, hasret hep aynı mıdır sorusuna gidilebilir. Bununla birlikte “sanatçının kendini içinde bulduğu “hasret”le benim kendimi içinde bulduğum hasret aynı olursa mı o sanat eseri bana haz verir veya o sanat eseri olması gerektiği gibi olur” şeklinde sorularla birlikte bakış açısına geniş bir bağlam verilebilir.
Bir başka katılımcı aracılığıyla, müzik parçasının sanatçının mı yoksa dinleyenin mi olduğu üzerine bir başka tartışma alanına gidilebilir. Eğer müzik parçası sanatçıya aitse değişmez, sabit hissettirdikleri var mıdır sorusuna gidilebilir. Bunun yanında sanat eserinin nasıl olması gerektiğine değinilebilir. Değinilen bütün konular katılımcıların söylediklerinden itibaren oluşmalıdır. Örneğin bir katılımcı, konunun gidişatına göre sanat eserlerinin kötü tutkular açığa çıkarıp çıkarmadığına yoğunlaşabilir ve tartışma bu kanaldan ilerleyebilir.
Müziğe dair mânâ arayışı ve müziğin söylemek istedikleriyle bizim duygularımızı açığa çıkaran yanının müzik eserini yapan, müzik eserini dinleyenler bağlamında tekrar ele alınmasına gidilebilir. Erkan Oğur’un farklı eserlerinde Pencere Önü Çiçeği’nin izlerine rastlamak mümkün müdür sorusu gündeme gelebilir. Tam da bu noktada katılımcılara Erkan Oğur’un faklı eserleri dinlettirilebilir. Bir sanat eserini oluşturan popüler, geleneğe dair izlere yoğunlaşılabilir. Müziği icra eden ve müziği dinleyenler arasındaki ayrımların ve benzerliklerin altı çizilebilir. Erkan Oğur’un içselleştirdiği duygu, bir tek kişinin duygusundan daha fazla bir şey midir sorusu gündeme getirilebilir.
Söz konusu müzik eseri tekrar dinlenir ve bu sefer de katılımcılardan dinledikleri bu esere dair güfte yazmaları istenir.
Yazılan güfteler tek tek okunur. Güfteler, kişiden kişiye değiştiği için müziğin onu besteleyen, icra edenden azade bir mânâsı olduğu sonucuna gidilebilir. Sonuç olarak, müziğe dair felsefe atölyesinin sonuna gelindiğinde bütün konuşulanların sentezi yapılır. Bu senteze göre müziğin bizde saklı olan birtakım duyguların örtüsünü kaldıran tarafının altı çizilip bir müzik parçasının, melodinin onu icra eden, yapan ve dinleyen bağlamlarına göndermede bulunulabilir. Bunun yanında bir besteye güfte yazma çalışmasıyla müziğin duygularla ilgili ve kavramlarla ilgili yanlarına işaret edilip müziğin kavramları ve duyguları birleştiren tarafına vurgu yapılabilir.
İlgili Yazılar
Küçürek Öyküler
Sorular soruldu zeytin ağacına. Uzunca süre ağzını açmadı. Çağlar açıldı çağlar kapandı. Kimse ağzından bir şey alamadı. Mikrofon, kamera icat edildi. Artık dayanamaz konuşur denildi. Yine bıçak açmadı ağzını. Nihayet. Bir gün konuşmaya karar verdi.
– Ne zaman?
– Dalına çıkacak tek bir çocuk kalınca.
Gassal: Randevuyla Çalışmıyoruz
Aşikâr ki ölüm dikkatini yitirmeden dünyanın -ve iç dünyamızın- ayartıcılarına tam anlamıyla kapılamıyoruz. Bunun farkında olarak çarklarını döndürmek isteyen sistem, ölüm düşüncesini hayatın büsbütün dışına atmak için elinden geleni yapıyor. Bunu yapamadığındaysa ona alışmamızı ve sıradan bir hadise olarak yorumlamamızı istiyor.
Kaybolmamak İçin Yola Çıkanlara; Hiç Durmayanlara
Anneden, babadan uzaklaşan çocukların (ölüm, ayrılık vs.) başat temalardan biri olduğu çocuk edebiyatında, hem yol hikâyesi anlatıp hem de temel ihtiyaçlardan mahrum kalışı duygu sağanağının altında sakince önümüze seren kitaplardan biriyle kesişti yolum.
Tuz Basılan
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz