Charlie Michael, eğitim sistemi ile ilgili öykülerin çağdaş Fransız film yapımında göze çarpan bir referans noktası haline geldiğini söyler (2013: 30). Bu öyküler aynı zamanda unutulmaz sınıf draması özellikleri içerir. Mesela Nicolas Philibert’in Olmak ve Sahip Olmak (2002) ile Barratier’in etkileyici filmi Koro (Les Choristes, 2004), doğrudan eğitimle ilgili yapımlar arasında gelir. Elbette 2000’li yılların çok daha öncesinde Fransız sinemasında önemli yönetmenlerin çalışmaları da hatırlanabilir. Jean Vigo’nun 1945 yılına kadar Fransa’da yasaklanan Hal ve Gidiş Sıfır (1933) filminden Truffaut’nun 400 Darbe (1959) ve Louis Malle’nin Elveda Çocuklar’ına (1987) kadar öğrenci-öğretmen etkileşimi, birçok film türü için de önemli bir tuval alanı sağlamıştır.
Karlı bir okulun bahçesinde oynayan, birbirleriyle konuşan, ebeveynlerine el sallayan çocuklar için yeni bir öğrenme günüdür. Okulda taze bir güne başlamaya hazırlanan ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklar vardır. Çocukların saflığı ile beyaz kar arasında bir bağlantı kurulabilir. Sahiden öyle değil midir? Yani John Locke’un “boş levha” önermesini şimdilik bir tarafa bırakacak olursak, mezkûr çocuklar “pak, saf bir zihne” sahip değiller midir? Kirletilmemiş, örselenmemiş, bulanıklaştırılmamış…
Çocukların olduğu yerde umutlar, meraklı bakışlar vardır. Kahkahaların ve gülümsemelerin bulaşıcılığı söz konusudur çocukların olduğu yerlerde. Eğitimci Mösyö Lazhar, çocukların masumiyetinin mükemmel bir tasvirinin olduğu yerde çalışan, değişim talebini maskeleyen bir sığınak olarak okullarda “insan olmayı öğrenme” sürecine kafa yormaktadır.
Monsieur Lazhar filmindeki hava koşulları Koro filmindeki gibi kış mevsimiyle başlar. Ancak Koro’da havanın soğukluğu doğrudan kış mevsiminin beraberinde getirdiği bir durum iken Monsieur Lazhar (Bay Lazhar ya da Canım Öğretmenim olarak tercüme edilebilir) da karşımıza çıkan manzara, dış dünyayı çevreleyen soğuk havadan daha fazlasını ifade etmektedir. Çünkü bir öğretmenin sınıfta intihar etmesine bazı öğrenciler şahitlik eder ve filmin ilk sahnesinden itibaren filmdeki psikolojik atmosfer izleyiciyi dondurur. Böylece “soğuk”, hem insanların üşüdüğü (gerçek anlam) hem de ruhsal anlamda sıkıntılar yaşadığı (mecaz anlam) bir minvalden değerlendirilebilir.
Bir eğitimcinin kendisine soracağı çokça soru vardır filmde. Bir öğretmen, geçmişteki kötü olayları çocukların zihninden nasıl temizleyebilir, çocuklara şiddeti ve acıyı nasıl unutturabilir? Öğretmen hem şimdiyi hem de geçmişi imar eden ya da onaran biri mi olmalıdır? Eğitimci, sorunlara güç yetiren, buna dair yöntem ve teknikler geliştiren midir? Şiddet ve intiharla adı anılmış bir yeri seçmenin ve orada çalışmanın, eğitimci Bachir (Beşir) Lazhar için ve en genelde eğitimci için nasıl bir anlamı olabilir? Üstelik bu kişi Cezayir’de bir ilkokulda 19 yıl boyunca öğretmenlik yaptığını ve Kanada’da çalışmak istediğini söyleyen bir göçmen ise… Sürgündeki (diasporadaki) Beşir, içerideki yaraları nasıl sarabilir, uzaktaki “öteki eğitimci” sancılara nasıl çareler üretebilir?
Okuldaki tüm çocuklar gibi intihar olayını gören iki çocuk Simon ve Alice de, bayan öğretmenleri Martine’in neden böyle bir şey yaptığına kafa yorar. Çocuklar bu olaya bir türlü anlam veremezler, diğer taraftan yeni öğretmenlerinin kim olacağını da meraklı bakışlarla beklemektedirler. Filmdeki çocuk karakterler, hangi eğitimcinin nasıl bir özelliğe sahip olduğunu bilmekte ya da kendileri için uygun bir sınıf öğretmeninin kimin olacağına yönelik yorum yapmaktadır. Böylece çocuk karakterler kendi dünyalarında olan bitene yabancı olmadıkları gibi, yaşanan kötü olayların üstesinden gelebilmenin tek yolunun iyi bir öğretmenle mümkün olabileceğini düşünmektedir.
TDV İslam Ansiklopedisi’nde Ahmet Önkal, Kur’an-ı Kerim’de “beşir” sözcüğünün, kinaye ve istihza yoluyla “üzücü bir haberi ve elem verici bir sonucu” bildirmek anlamında kullanıldığına değinir. “Beşir” birincil anlamıyla iyi haberi; ikincil anlamda ise kötü haberi ifade eder. Buna göre “beşir”, “mü’minlere/ itaatkâr mü’minlere özellikle ahiret mutluluğunu ve cenneti müjdeleyen” mânâsına gelir. Öğretmen Beşir’in sınıftaki ilk dersinde kendisine yöneltilen ilk soru, “Bachir”in ne olduğu üzerinedir. Öğretmenin verdiği cevaba göre Bachir ya da Beşir, “iyi haber getirendir”. Bu ismin TDV İslam Ansiklopedisindeki anlamına baktığımızda ise “müjdelemek; güler yüzlü olmak, güler yüzle karşılamak” anlamlarına gelen “beşr” kökünden türetilmiş bir sıfatla karşılaşırız.
Bu sıfat ise “müjdeleyen, güler yüzlü ve sevecen olan” demektir ki, öğretmen Beşir de sınıfın yaşadığı kötü durumu bertaraf etmek üzere orada olduğunun mesajını aktarmaktadır. Bu anlamda filmdeki karakterin adının derinliği ile filmde öne çıkan sorunun giderilmesi arasında bir bağ vardır. Bu bağ bize, bir karakterin adının filmde gelişigüzel yer almadığını, bir anlamı olma gayesini taşıdığını yeniden hatırlatır. Öğretmenin soyadı ise Lazhar’dır, bu ad, öğretmen tarafından “şans” olarak izah edilir. Beşir öğretmen, kendisinin çocuklarla beraber olmasının güzel bir şans olduğunu söyler. Böylece öğretmenin çocuklarla ilk karşılaşmasında onların yüreğine dokunmanın, samimiyetin ve tebessümün ne denli etkili olduğunu idrak ederiz. Bu idraki, Koro filmindeki Mathieu karakteri ile de görmek mümkündür. Hem Beşir hem de Mathieu, öğrencilerin sorunlarla yüzleşmelerinde ve bunu aşmalarına yardımcı olmada ilkin samimiyet ve merhamet testine tâbi tutulurlar. Her iki öğretmen de sınıf içinde öğrencilerin birbirleriyle münakaşa etmelerine, birbirlerini aşağılamalarına karşı bir tavır takınmaktadır. O halde, öğretmen için önemli bir kilit sözcük de saygıdır. Bu, hem arkadaşına hem de öğretmenine duyması gereken bir özellik olmalıdır. Bu özelliğe sahip olma, kişinin karakterinin gelişimi için de oldukça önem arz eder.
Öğretmen Beşir, bir öğretmenin intiharının gerçekleştiği bir sınıfı boyamanın ve sınıftaki eşyaları değiştirmenin pek de bir faydası olamayacağını düşünmekte ve bundan dolayı sınıfın değiştirilmesi gerektiğini okul müdiresine açıklamaktadır.
Ancak ilk etapta yönetim/müdire, bu teklife uzak durarak, böyle bir değişikliğin mümkün olamayacağını, boş bir sınıf olmadığıyla cevaplar. Bu cevap, pak bir zihniyetin yaşadığı travmayı görmezden gelmekte ve buna çözüm üretmeyi istememekte, sistemin dışına çıkılamayacağını ya da resmi prosedürleri uygulamaktan başka çıkar yol bulmanın imkânsız olduğunu dayatmaktadır. Buradaki müdire rolü ile Koro filmindeki okul idarecisi arasında düşünsel anlamda bir benzerlik vardır. Bu benzerlik düşünüldüğünde, yöneticilerin bir sorunla karşılaştıklarında çözüm üretmeyi tercih etmediklerini ve bunu dile getiren öğretmeni dikkate almadıklarını gösterir. Benzer durumu yaşayan pek çok eğitimci, kendi deneyimleri ile Beşir-Mathieu ikilisinin yaşadıklarını karşılaştırabilir.
Filmde öne çıkan bir nokta ise çocukların eğitimidir. Alice yaşadıklarını unutmaya çalışmakta ancak annesinin yoğun iş temposu nedeniyle bu durum sekteye uğramaktadır. Kendi çocuklarının eğitimini, eğitim hayatında karşılaştıkları güçlükleri profesyonellere devretmek günümüz ebeveynlerinin yaptığı bir rutindir. Bu rutinler nedeniyle çocuklar, kendi ebeveynlerinden gerekli ilgi görememekte, iç dünyalarındaki sorunlarla baş etmek için yalnız bırakılabilmektedirler. Evdeki bakıcı (dadı) ile dışarıdaki bakıcıya (öğretmen) bu açmazlar dolaylı olarak devredilmektedir. Çocuk (Alice) için anne ve babanın “yarın/gelecekte değil, şimdiki zamanda/burada yanı başında olması” son derece elzemdir.
Bir filmi farklı açılardan okumak mümkündür. Eğitimle ilgili bir film başından sonuna kadar farklı kavramlara vurgu yapabilme özelliğine haizdir. Mesela Beşir öğretmen, çocuklara dikte yaptıktan sonra kâğıtları okur, sonra herkese kâğıtlarını incelemesi, görmesi için geri verir. Bu esnada Simon, arkadaşına kâğıt fırlatır, durumu Beşir fark eder. Simon’un ensesine hafifçe tokat atıp arkadaşından özür dilemesi gerektiğini söyler. Alice ise öğretmeni Beşir’e sitem eder, öğrencisi Simon’a vurmaması gerektiğini çünkü buranın (Kanada’nın) Suudi Arabistan olmadığını savunur. Çok basit bir sahne gibi gözükse de, insanlara ceza vermek ya da had uygulamanın, onlara kuvvet göstermenin, bir ülkeyle (Suudi Arabistan) özdeşleştirilmesi ya da tasvir edilmesi son derece tuhaftır.
Beşir Öğretmen ya da Mösyö Lazhar, zaman zaman öğrencilerine, bazı düşünürlerin eserlerinden pasajlar okur. Bunu yaparken en önemli alıntı “tırtılın kelebek olmadan hemen önce geçirdiği dönem”e dairdir. Beşir’e göre çocuklar tıpkı bir kelebek gibi, küçük bir kozada kanat çırpacağı anı beklemektedir. Çocukların fikirlerini önemser, onları dinler, onların bir öğretmenin intiharı sonrasında neler hissettiklerini derinden anlamaya çalışır. Öğretmene göre ölüm üzerine düşünmek önemlidir çünkü öğretmenleri Martine’in niçin canına kıydığını öğrenmek isterler. Bir insan niçin intihar edebilir, hayatına son verebilir? Çocukların ölümle yüzleşmesi ne kadar acı verici ise Beşir için de yazar olan eşinin öldürülmesi sonrasında yaşadıkları bir o kadar kahredicidir. Beşir için bir başka sorun da Mehdi Charef’in Arşimed’in Hareminde Çay (1985) filmindeki Cezayirli göçmenlerin yaşadıklarıyla benzeşir. Zira her iki film farklı zamanlarda yapılmış olsa da iki filmde de sürgünde/diasporada yaşamanın getirdiği acılarla karşılaşılır. Bu karşılaşma her halükarda Cezayirli karaktere, “dışarıdan geldiğini, içerideki öteki” olduğunu unutmaması mesajını dolaylı yollardan aktarır. Nitekim içerideki öteki olarak ima edilen Beşir, bir öğrencinin anne ve babası tarafından “buradan olmadığı, bu sebeple de ince ayrıntıları kaçırdığı, terörizm eylemlerinden kaçıp kaçmadığı, bir göçmen, sığınmacı olduğunu unutmaması gerektiği ve batıda geçici olarak hayat sürdürdüğü, bir gün yeniden sürgün edilebileceği” sözleriyle muhatap olacaktır ister istemez. “Öteki” imgesine dair soru ve düşünceler Beşir’in diaspora tanımında anlam bulur: “Göçmen için yerinden yurdundan edilmiş, yabancı bir kültüre giden bir yolculuk”. Buradan hareketle, eğitimle ilgili bu filmin referans verdiği başka temaların olduğunu ortaya koyar. Öteki, sürgün/diasporada yaşam, kimlik, kültürel kimlik, sınıf ve etnisite bunların başında yer alır.
Beşir, öğrencilerini tanıdıkça tıpkı kendi geçmişi gibi onların hayatında da şiddeti, ölümü tecrübe ettiklerini fark eder. Bir öğretmenin intiharıyla yüzleşmek bunların en ağırıdır kuşkusuz. Ancak bazı öğrencilerin aile şefkatinden yoksun, sevgiden mahrum bırakıldıklarını görür Beşir. Diğer taraftan öğrencisi Simon’un neden bu kadar saldırgan, şiddete meyleden, geçimsiz biri olduğunu anlamaya çalışırken, okul yönetiminin ve okuldaki öğretmenlerin, çocukları yeterince anlayamadıklarını, okuyamadıklarını hissetmeye başlar. Bundan dolayı da çocukları rahatsız eden şiddetin, ölümün asıl kaynağına inilmesi gerektiğini, aksi durumda çocukları bekleyen tehlikelerin çözülemeyip onların geleceğini olumsuz yönde etkileyeceğini savunur. Biraz daha ileri giderek, çocukların zihninde ölümün, intiharın ne anlam ifade ettiğini dinlemek ister. Neticede travma geçiren yani intihara şahitlik eden çocuklar olsa da, “asıl travmayı geçirenlerin yetişkinler olduğunu” söyleyecektir bir öğrenci.
Filmin ana karakteri öğretmenin Cezayir asıllı olması oldukça anlamlıdır. Çünkü batıda (Kanada’da) yaşanan bir soruna Afrikalı bir öğretmenin çözüm üretmesi ve yaptığı işi özümseyerek çocuklarla yardımcı olmak istemesi, kuşkusuz Kanadalı yönetmen Philippe Falardeau’nun bir tercihidir. Bu açıdan sorunlara çözüm bulmak, bazen içimizdeki değil; ötemizdeki/dışarımızdaki insanların çabasıyla da mümkün olabilmektedir. Dolayısıyla bu çaba, takdir edilmesi gereken kutsal bir eylemdir. Yönetmen Falardeau İyi Bir Yalan (The Good Lie, 2014) adlı filminde de Afrika’daki bir öyküye uzanır.
Beşir gerçekte bir eğitimci değildir. Cezayir’de uzunca bir süre lokanta işletmeciliği yapmıştır. Onun gerçek mesleğinin öğrenilmesi okul müdiresini şoke etmiştir. Sahi, bir işletmeciden “eğitimci” olur mu?
Bir lokantacının eğitmek ve öğretmek ile ilgili yeterliliği ne olabilir ki? Beşir, belki de bu algıyı kırmak için küçük bir örnektir. Başka bir meslekle iştigal eden birinin eğitimci olabileceğini düşünmek, insanları terbiye etmenin sadece diploma sahibi olmakla eşdeğer olmadığını hatırda tutmak gerekir. Son olarak Beşir okuldan ayrılırken öğrencilerine derin mesajlar iletir. Eğitimciye göre sınıf, sadece dört bir tarafı çevrili yapıdan ibaret değildir. Onun sınıf ve öğrencilik ile ilgili sözleri şu şekildedir: “Sınıf ev gibidir. Arkadaşlık, çalışma, nezaket, kavramlarını barındırır. Sınıf hayat dolu bir yerdir. Hayatını adadığın yerdir. Bütün ömrünü verdiğin yerdir. Umutsuzluğunu okula bulaştıracağın bir yer değildir.” Beşir’in bu sözleriyle Hababam Sınıfı’nın Mahmut Hoca’sının sözlerini karşılaştırmaya ne dersiniz?
“Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı… Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.”
Önerilen Filmler
Hababam Sınıfı (1975-1981)
Okula Dönüş (1986)
Profesör ve Sevgili Denklemi (Hakase no aishita sûshiki, 2006)
Özgürlük Yazarları (Freedom Writers, 2007)
Olmak ya da Olmamak (Entre les murs, 2008)
Zürafa (2012)
A Brilliant Young Mind (2014)
He Named Me Malala (2015)
Henry’nin Kitabı (2017)
Kaynaklar
Charlie Michael (2013). “Behind Closed Doors: Monsieur Lazhar and the Francophone Classroom Film”. Québec Studies 56, 29-40.
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm; Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm. Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum.” Gılgamış hepimiz adına konuşuyor, onun ölümden korktuğu gibi hepimiz korkarız ölümden. “Old Men Never Die” orijinal adıyla “Piremard’ha Nemimirand” (Ölümsüzler Köyü), …
Peki ya hâlâ gaflet uykusundan uyanamayanlar? Hala rutinlerine kıyamayanlar! Dünyanın gözü önünde soykırım yaşanırken, binlerce çocuk katledilirken sessiz harflerle bile olsun konuşamayanlar? Ticaretime, ünvanıma, marka değerime, kişisel ilişkilerime zarar gelir diye susanlar? Yahut konuşur gibi görünüp de saman altından su yürütenler?
Bu soruların cevaplarında adımızın geçme endişesini ve “hayvandan bile aşağılık olanlar zümresi”ne dahil olma korkusunu sürekli taşımalıyız.
. Eğitimcinin gittiği yerin öğrencileri, yöneticileri, velileri, toplumu ve bizatihi eğitim sisteminin kendisi ile açmazları olabilecektir. Asıl muhatabı talebeler olan eğitimciler, en çok onlarla beraber mücadele verme, sorunların üstesinden gelme ile karşı karşıyadırlar. Ancak eğitimci için olmazsa olmaz bir şey vardır: Sorunların arızî; çözümün, çare bulmanın, sabrın ise zaruri olduğudur. Asıl odaklanılan şey sabır ise ve sabırlı olan kişi eğitimciyse değişimin/dönüşümün veya yenilenmenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir.
İnsana dair önde gelen çelişkilerden biridir: Kazanmış olduğu şeyi görmemek ve sürekli kazanmadığına gözünü dikip kahır çekmek. Sağlıklı bedeni öyle ahım şahım variyet değildir, tek şu boğaza nazır köşkte oturma nimetine kavuşabilse! Boğazda köşk kulağa hoş geliyor da, İsviçre’deki torunların on yıldır uğradıkları yok!
Diasporaki “Canım Öğretmenim” Dertlere Deva Olabilir Mi?
Charlie Michael, eğitim sistemi ile ilgili öykülerin çağdaş Fransız film yapımında göze çarpan bir referans noktası haline geldiğini söyler (2013: 30). Bu öyküler aynı zamanda unutulmaz sınıf draması özellikleri içerir. Mesela Nicolas Philibert’in Olmak ve Sahip Olmak (2002) ile Barratier’in etkileyici filmi Koro (Les Choristes, 2004), doğrudan eğitimle ilgili yapımlar arasında gelir. Elbette 2000’li yılların çok daha öncesinde Fransız sinemasında önemli yönetmenlerin çalışmaları da hatırlanabilir. Jean Vigo’nun 1945 yılına kadar Fransa’da yasaklanan Hal ve Gidiş Sıfır (1933) filminden Truffaut’nun 400 Darbe (1959) ve Louis Malle’nin Elveda Çocuklar’ına (1987) kadar öğrenci-öğretmen etkileşimi, birçok film türü için de önemli bir tuval alanı sağlamıştır.
Karlı bir okulun bahçesinde oynayan, birbirleriyle konuşan, ebeveynlerine el sallayan çocuklar için yeni bir öğrenme günüdür. Okulda taze bir güne başlamaya hazırlanan ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklar vardır. Çocukların saflığı ile beyaz kar arasında bir bağlantı kurulabilir. Sahiden öyle değil midir? Yani John Locke’un “boş levha” önermesini şimdilik bir tarafa bırakacak olursak, mezkûr çocuklar “pak, saf bir zihne” sahip değiller midir? Kirletilmemiş, örselenmemiş, bulanıklaştırılmamış…
Çocukların olduğu yerde umutlar, meraklı bakışlar vardır. Kahkahaların ve gülümsemelerin bulaşıcılığı söz konusudur çocukların olduğu yerlerde. Eğitimci Mösyö Lazhar, çocukların masumiyetinin mükemmel bir tasvirinin olduğu yerde çalışan, değişim talebini maskeleyen bir sığınak olarak okullarda “insan olmayı öğrenme” sürecine kafa yormaktadır.
Monsieur Lazhar filmindeki hava koşulları Koro filmindeki gibi kış mevsimiyle başlar. Ancak Koro’da havanın soğukluğu doğrudan kış mevsiminin beraberinde getirdiği bir durum iken Monsieur Lazhar (Bay Lazhar ya da Canım Öğretmenim olarak tercüme edilebilir) da karşımıza çıkan manzara, dış dünyayı çevreleyen soğuk havadan daha fazlasını ifade etmektedir. Çünkü bir öğretmenin sınıfta intihar etmesine bazı öğrenciler şahitlik eder ve filmin ilk sahnesinden itibaren filmdeki psikolojik atmosfer izleyiciyi dondurur. Böylece “soğuk”, hem insanların üşüdüğü (gerçek anlam) hem de ruhsal anlamda sıkıntılar yaşadığı (mecaz anlam) bir minvalden değerlendirilebilir.
Bir eğitimcinin kendisine soracağı çokça soru vardır filmde. Bir öğretmen, geçmişteki kötü olayları çocukların zihninden nasıl temizleyebilir, çocuklara şiddeti ve acıyı nasıl unutturabilir? Öğretmen hem şimdiyi hem de geçmişi imar eden ya da onaran biri mi olmalıdır? Eğitimci, sorunlara güç yetiren, buna dair yöntem ve teknikler geliştiren midir? Şiddet ve intiharla adı anılmış bir yeri seçmenin ve orada çalışmanın, eğitimci Bachir (Beşir) Lazhar için ve en genelde eğitimci için nasıl bir anlamı olabilir? Üstelik bu kişi Cezayir’de bir ilkokulda 19 yıl boyunca öğretmenlik yaptığını ve Kanada’da çalışmak istediğini söyleyen bir göçmen ise… Sürgündeki (diasporadaki) Beşir, içerideki yaraları nasıl sarabilir, uzaktaki “öteki eğitimci” sancılara nasıl çareler üretebilir?
Okuldaki tüm çocuklar gibi intihar olayını gören iki çocuk Simon ve Alice de, bayan öğretmenleri Martine’in neden böyle bir şey yaptığına kafa yorar. Çocuklar bu olaya bir türlü anlam veremezler, diğer taraftan yeni öğretmenlerinin kim olacağını da meraklı bakışlarla beklemektedirler. Filmdeki çocuk karakterler, hangi eğitimcinin nasıl bir özelliğe sahip olduğunu bilmekte ya da kendileri için uygun bir sınıf öğretmeninin kimin olacağına yönelik yorum yapmaktadır. Böylece çocuk karakterler kendi dünyalarında olan bitene yabancı olmadıkları gibi, yaşanan kötü olayların üstesinden gelebilmenin tek yolunun iyi bir öğretmenle mümkün olabileceğini düşünmektedir.
TDV İslam Ansiklopedisi’nde Ahmet Önkal, Kur’an-ı Kerim’de “beşir” sözcüğünün, kinaye ve istihza yoluyla “üzücü bir haberi ve elem verici bir sonucu” bildirmek anlamında kullanıldığına değinir. “Beşir” birincil anlamıyla iyi haberi; ikincil anlamda ise kötü haberi ifade eder. Buna göre “beşir”, “mü’minlere/ itaatkâr mü’minlere özellikle ahiret mutluluğunu ve cenneti müjdeleyen” mânâsına gelir. Öğretmen Beşir’in sınıftaki ilk dersinde kendisine yöneltilen ilk soru, “Bachir”in ne olduğu üzerinedir. Öğretmenin verdiği cevaba göre Bachir ya da Beşir, “iyi haber getirendir”. Bu ismin TDV İslam Ansiklopedisindeki anlamına baktığımızda ise “müjdelemek; güler yüzlü olmak, güler yüzle karşılamak” anlamlarına gelen “beşr” kökünden türetilmiş bir sıfatla karşılaşırız.
Bu sıfat ise “müjdeleyen, güler yüzlü ve sevecen olan” demektir ki, öğretmen Beşir de sınıfın yaşadığı kötü durumu bertaraf etmek üzere orada olduğunun mesajını aktarmaktadır. Bu anlamda filmdeki karakterin adının derinliği ile filmde öne çıkan sorunun giderilmesi arasında bir bağ vardır. Bu bağ bize, bir karakterin adının filmde gelişigüzel yer almadığını, bir anlamı olma gayesini taşıdığını yeniden hatırlatır. Öğretmenin soyadı ise Lazhar’dır, bu ad, öğretmen tarafından “şans” olarak izah edilir. Beşir öğretmen, kendisinin çocuklarla beraber olmasının güzel bir şans olduğunu söyler. Böylece öğretmenin çocuklarla ilk karşılaşmasında onların yüreğine dokunmanın, samimiyetin ve tebessümün ne denli etkili olduğunu idrak ederiz. Bu idraki, Koro filmindeki Mathieu karakteri ile de görmek mümkündür. Hem Beşir hem de Mathieu, öğrencilerin sorunlarla yüzleşmelerinde ve bunu aşmalarına yardımcı olmada ilkin samimiyet ve merhamet testine tâbi tutulurlar. Her iki öğretmen de sınıf içinde öğrencilerin birbirleriyle münakaşa etmelerine, birbirlerini aşağılamalarına karşı bir tavır takınmaktadır. O halde, öğretmen için önemli bir kilit sözcük de saygıdır. Bu, hem arkadaşına hem de öğretmenine duyması gereken bir özellik olmalıdır. Bu özelliğe sahip olma, kişinin karakterinin gelişimi için de oldukça önem arz eder.
Ancak ilk etapta yönetim/müdire, bu teklife uzak durarak, böyle bir değişikliğin mümkün olamayacağını, boş bir sınıf olmadığıyla cevaplar. Bu cevap, pak bir zihniyetin yaşadığı travmayı görmezden gelmekte ve buna çözüm üretmeyi istememekte, sistemin dışına çıkılamayacağını ya da resmi prosedürleri uygulamaktan başka çıkar yol bulmanın imkânsız olduğunu dayatmaktadır. Buradaki müdire rolü ile Koro filmindeki okul idarecisi arasında düşünsel anlamda bir benzerlik vardır. Bu benzerlik düşünüldüğünde, yöneticilerin bir sorunla karşılaştıklarında çözüm üretmeyi tercih etmediklerini ve bunu dile getiren öğretmeni dikkate almadıklarını gösterir. Benzer durumu yaşayan pek çok eğitimci, kendi deneyimleri ile Beşir-Mathieu ikilisinin yaşadıklarını karşılaştırabilir.
Filmde öne çıkan bir nokta ise çocukların eğitimidir. Alice yaşadıklarını unutmaya çalışmakta ancak annesinin yoğun iş temposu nedeniyle bu durum sekteye uğramaktadır. Kendi çocuklarının eğitimini, eğitim hayatında karşılaştıkları güçlükleri profesyonellere devretmek günümüz ebeveynlerinin yaptığı bir rutindir. Bu rutinler nedeniyle çocuklar, kendi ebeveynlerinden gerekli ilgi görememekte, iç dünyalarındaki sorunlarla baş etmek için yalnız bırakılabilmektedirler. Evdeki bakıcı (dadı) ile dışarıdaki bakıcıya (öğretmen) bu açmazlar dolaylı olarak devredilmektedir. Çocuk (Alice) için anne ve babanın “yarın/gelecekte değil, şimdiki zamanda/burada yanı başında olması” son derece elzemdir.
Bir filmi farklı açılardan okumak mümkündür. Eğitimle ilgili bir film başından sonuna kadar farklı kavramlara vurgu yapabilme özelliğine haizdir. Mesela Beşir öğretmen, çocuklara dikte yaptıktan sonra kâğıtları okur, sonra herkese kâğıtlarını incelemesi, görmesi için geri verir. Bu esnada Simon, arkadaşına kâğıt fırlatır, durumu Beşir fark eder. Simon’un ensesine hafifçe tokat atıp arkadaşından özür dilemesi gerektiğini söyler. Alice ise öğretmeni Beşir’e sitem eder, öğrencisi Simon’a vurmaması gerektiğini çünkü buranın (Kanada’nın) Suudi Arabistan olmadığını savunur. Çok basit bir sahne gibi gözükse de, insanlara ceza vermek ya da had uygulamanın, onlara kuvvet göstermenin, bir ülkeyle (Suudi Arabistan) özdeşleştirilmesi ya da tasvir edilmesi son derece tuhaftır.
Beşir Öğretmen ya da Mösyö Lazhar, zaman zaman öğrencilerine, bazı düşünürlerin eserlerinden pasajlar okur. Bunu yaparken en önemli alıntı “tırtılın kelebek olmadan hemen önce geçirdiği dönem”e dairdir. Beşir’e göre çocuklar tıpkı bir kelebek gibi, küçük bir kozada kanat çırpacağı anı beklemektedir. Çocukların fikirlerini önemser, onları dinler, onların bir öğretmenin intiharı sonrasında neler hissettiklerini derinden anlamaya çalışır. Öğretmene göre ölüm üzerine düşünmek önemlidir çünkü öğretmenleri Martine’in niçin canına kıydığını öğrenmek isterler. Bir insan niçin intihar edebilir, hayatına son verebilir? Çocukların ölümle yüzleşmesi ne kadar acı verici ise Beşir için de yazar olan eşinin öldürülmesi sonrasında yaşadıkları bir o kadar kahredicidir. Beşir için bir başka sorun da Mehdi Charef’in Arşimed’in Hareminde Çay (1985) filmindeki Cezayirli göçmenlerin yaşadıklarıyla benzeşir. Zira her iki film farklı zamanlarda yapılmış olsa da iki filmde de sürgünde/diasporada yaşamanın getirdiği acılarla karşılaşılır. Bu karşılaşma her halükarda Cezayirli karaktere, “dışarıdan geldiğini, içerideki öteki” olduğunu unutmaması mesajını dolaylı yollardan aktarır. Nitekim içerideki öteki olarak ima edilen Beşir, bir öğrencinin anne ve babası tarafından “buradan olmadığı, bu sebeple de ince ayrıntıları kaçırdığı, terörizm eylemlerinden kaçıp kaçmadığı, bir göçmen, sığınmacı olduğunu unutmaması gerektiği ve batıda geçici olarak hayat sürdürdüğü, bir gün yeniden sürgün edilebileceği” sözleriyle muhatap olacaktır ister istemez. “Öteki” imgesine dair soru ve düşünceler Beşir’in diaspora tanımında anlam bulur: “Göçmen için yerinden yurdundan edilmiş, yabancı bir kültüre giden bir yolculuk”. Buradan hareketle, eğitimle ilgili bu filmin referans verdiği başka temaların olduğunu ortaya koyar. Öteki, sürgün/diasporada yaşam, kimlik, kültürel kimlik, sınıf ve etnisite bunların başında yer alır.
Beşir, öğrencilerini tanıdıkça tıpkı kendi geçmişi gibi onların hayatında da şiddeti, ölümü tecrübe ettiklerini fark eder. Bir öğretmenin intiharıyla yüzleşmek bunların en ağırıdır kuşkusuz. Ancak bazı öğrencilerin aile şefkatinden yoksun, sevgiden mahrum bırakıldıklarını görür Beşir. Diğer taraftan öğrencisi Simon’un neden bu kadar saldırgan, şiddete meyleden, geçimsiz biri olduğunu anlamaya çalışırken, okul yönetiminin ve okuldaki öğretmenlerin, çocukları yeterince anlayamadıklarını, okuyamadıklarını hissetmeye başlar. Bundan dolayı da çocukları rahatsız eden şiddetin, ölümün asıl kaynağına inilmesi gerektiğini, aksi durumda çocukları bekleyen tehlikelerin çözülemeyip onların geleceğini olumsuz yönde etkileyeceğini savunur. Biraz daha ileri giderek, çocukların zihninde ölümün, intiharın ne anlam ifade ettiğini dinlemek ister. Neticede travma geçiren yani intihara şahitlik eden çocuklar olsa da, “asıl travmayı geçirenlerin yetişkinler olduğunu” söyleyecektir bir öğrenci.
Filmin ana karakteri öğretmenin Cezayir asıllı olması oldukça anlamlıdır. Çünkü batıda (Kanada’da) yaşanan bir soruna Afrikalı bir öğretmenin çözüm üretmesi ve yaptığı işi özümseyerek çocuklarla yardımcı olmak istemesi, kuşkusuz Kanadalı yönetmen Philippe Falardeau’nun bir tercihidir. Bu açıdan sorunlara çözüm bulmak, bazen içimizdeki değil; ötemizdeki/dışarımızdaki insanların çabasıyla da mümkün olabilmektedir. Dolayısıyla bu çaba, takdir edilmesi gereken kutsal bir eylemdir. Yönetmen Falardeau İyi Bir Yalan (The Good Lie, 2014) adlı filminde de Afrika’daki bir öyküye uzanır.
Bir lokantacının eğitmek ve öğretmek ile ilgili yeterliliği ne olabilir ki? Beşir, belki de bu algıyı kırmak için küçük bir örnektir. Başka bir meslekle iştigal eden birinin eğitimci olabileceğini düşünmek, insanları terbiye etmenin sadece diploma sahibi olmakla eşdeğer olmadığını hatırda tutmak gerekir. Son olarak Beşir okuldan ayrılırken öğrencilerine derin mesajlar iletir. Eğitimciye göre sınıf, sadece dört bir tarafı çevrili yapıdan ibaret değildir. Onun sınıf ve öğrencilik ile ilgili sözleri şu şekildedir: “Sınıf ev gibidir. Arkadaşlık, çalışma, nezaket, kavramlarını barındırır. Sınıf hayat dolu bir yerdir. Hayatını adadığın yerdir. Bütün ömrünü verdiğin yerdir. Umutsuzluğunu okula bulaştıracağın bir yer değildir.” Beşir’in bu sözleriyle Hababam Sınıfı’nın Mahmut Hoca’sının sözlerini karşılaştırmaya ne dersiniz?
“Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı… Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.”
Önerilen Filmler
Hababam Sınıfı (1975-1981)
Okula Dönüş (1986)
Profesör ve Sevgili Denklemi (Hakase no aishita sûshiki, 2006)
Özgürlük Yazarları (Freedom Writers, 2007)
Olmak ya da Olmamak (Entre les murs, 2008)
Zürafa (2012)
A Brilliant Young Mind (2014)
He Named Me Malala (2015)
Henry’nin Kitabı (2017)
Kaynaklar
Charlie Michael (2013). “Behind Closed Doors: Monsieur Lazhar and the Francophone Classroom Film”. Québec Studies 56, 29-40.
TDV İslâm Ansiklopedisi (1992). “Beşir”. Cilt: 5, ss.554-555, İstanbul. https://islamansiklopedisi.org.tr/besir
[1] Dr. Yunus Namaz Öğr. Üyesi, Fırat Üniv. İletişim Fak., Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü [email protected]
İlgili Yazılar
Ölümsüzler Köyü
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm; Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm. Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum.” Gılgamış hepimiz adına konuşuyor, onun ölümden korktuğu gibi hepimiz korkarız ölümden. “Old Men Never Die” orijinal adıyla “Piremard’ha Nemimirand” (Ölümsüzler Köyü), …
Rutin Olmayan Bir Yazı
Peki ya hâlâ gaflet uykusundan uyanamayanlar? Hala rutinlerine kıyamayanlar! Dünyanın gözü önünde soykırım yaşanırken, binlerce çocuk katledilirken sessiz harflerle bile olsun konuşamayanlar? Ticaretime, ünvanıma, marka değerime, kişisel ilişkilerime zarar gelir diye susanlar? Yahut konuşur gibi görünüp de saman altından su yürütenler?
Bu soruların cevaplarında adımızın geçme endişesini ve “hayvandan bile aşağılık olanlar zümresi”ne dahil olma korkusunu sürekli taşımalıyız.
Ataleti Yenmenin Anahtarı: Kalk ve Diren (1988)
. Eğitimcinin gittiği yerin öğrencileri, yöneticileri, velileri, toplumu ve bizatihi eğitim sisteminin kendisi ile açmazları olabilecektir. Asıl muhatabı talebeler olan eğitimciler, en çok onlarla beraber mücadele verme, sorunların üstesinden gelme ile karşı karşıyadırlar. Ancak eğitimci için olmazsa olmaz bir şey vardır: Sorunların arızî; çözümün, çare bulmanın, sabrın ise zaruri olduğudur. Asıl odaklanılan şey sabır ise ve sabırlı olan kişi eğitimciyse değişimin/dönüşümün veya yenilenmenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir.
Her Şeye Rağmen Hayat Güzel
İnsana dair önde gelen çelişkilerden biridir: Kazanmış olduğu şeyi görmemek ve sürekli kazanmadığına gözünü dikip kahır çekmek. Sağlıklı bedeni öyle ahım şahım variyet değildir, tek şu boğaza nazır köşkte oturma nimetine kavuşabilse! Boğazda köşk kulağa hoş geliyor da, İsviçre’deki torunların on yıldır uğradıkları yok!