Umarım iyisindir diyorum ya, demeye devam edeceğim. Ümid ne kadar kıymetli bir duygu. İnsanın yürek aydınlığı, güven iklimi. İnanıyor olmanın bu dünyadaki en büyük ikramı… İstikameti belirlemede en güçlü rehberi… Ümidimizi besleyen Rabbimizin her şeye gücü yettiğini bilmek, bence bilginin temeli ve tarifi.
Öyle yapıyorum ben, ümidimi duam ile duamı ümidim ile besliyorum. Anlaşıldığından, yanlış anlaşılmayacağından emin olmak, bu dünyada sahip olunacak en büyük zihnî ve kalbî zenginlik. İsteme hakkını bize veren Allah’a hamdolsun ki doğru duaya gereği gibi durmanın yolunu göstermiş, bu da büyük bir imkân. Kendinden emin olmak ne ki Rabbinden emin olan kul için… Affedileceğine inanarak günah işlemek değil, hatalarımızdan dönme yolu için fırsat verdiğini bilmek, doğru olan için gayret gösterirken cesurca davranabilmek… Duaların ifadelerinde hangi konularda nasıl büyük yardım görebileceğimizi anlamak ne büyük zenginlik… “Eğer unutur, hata edersek sorumlu tutma, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize yük yükleme, takatimizin yetmeyeceği yükü yükleme…” Duanın yeri yürek ve akıl olunca sükûnet eşlik ediyor hayatın her alanına. Sana da dua ediyor, dua bekliyorum. Karşılık olsun diye değil; karışıklık olmasın diye… Zira karıştı, çok karıştı; iyi ile kötü, güzel ile çirkin, evlat ile ebeveyn, öğretmen ile öğrenci…
Her zaman olduğu gibi bu zamanda da dua, fiilî ve kavlî haliyle tutunacağımız en sağlam ip… İman yol haritamızı belirlerken en sağlam yol…
Varlık gayemizin dışında yaşamak; iğne ile kesmeye, makas ile dikmeye çalışmak gibi. Bu nedenle, sorunun nedeni, sancının merkezi dile getirilirken konu burada kilitleniyor. Derdin devası, sorunun cevabı, problemlerin çözümü belli. Hükmün sahibi ne diyorsa o…
Nerde yanan bir yürekle karşılaşılsa nedenlerini inceleyince hakikatten uzak düşenlerin açtığı çukuru görüyor insan… Ne yazık ki biz insanlar bazen; doğruyla-yanlışı, güzelle-çirkini, gerçekle-yalanı, dünya ile ahireti karıştırıyoruz birbirine.
O zaman gönüller de karışıyor beyinler de… Bilgi de bulanıyor yürekler de… Sözler de zayıflıyor anlam da… Kelam da cılızlaşıyor kalem de… İsraf her ne ise onu var ediliş gayesinden uzak değerlendirmek değil midir? İsraf etmemek için her ne nedenle var edildiysek ona yönelik devam etmeli hayat. Bütün çırpınışlarımız hakikatin aydınlığında yol alma gayretinden ibaret olmalı her daim.
Daha önce de söylemiştim, yazmaya başlarken plan yapmıyorum, demek istediklerimi deyiveriyorum, demek istediğim her zaman değil tabii, bazen kâğıda yazıyorum bazen beynimdeki arşive. İnsanın anlaşılmaya ve anlamaya ihtiyacı var ya, benimki o mealde işte. “Yazmayı seviyor musun?” diye soruyorlar bana, ‘Sevginin ötesi, sevginin ertesi, diğer türlüsünü bilmiyorum.’ diyorum. Biliyorsun ben böyleyim, bir sürü insan, “evet” veya “hayır” deyip kısaca söylerken, ben kısa cevaplarla anlatamıyorum kendimi. Mektuplarım da bundan uzayıp gidiyor. Kısa anlatacak kadar öğrenemedim daha, belki öğrenirim bir gün, işte o zaman sana da kısa kısa yazarım.
Dünyada olmak, yaşıyor olmak, yaşlanıyor olmak her biri ayrı ayrı bakılması gereken büyük meseleler gibi gelir bana. Mesela yaşımı soruyorlar, nedense “Kadının yaşı sorulmaz ama diyerek!” ben de ‘Niye kadın yaşını bilmez mi? Yaşlanacak kadar yaşadım şükür.’ diyor; yaşımı söylüyorum. Yaşamak büyük iş; farkında olarak, ayırdına vararak, kendi hikâyende başrol oyuncusu olarak, hayatında rol verdiğin insanları doğru terazide tartarak… Hülasa; tarifine, tarihine, sözlerine, izlerine karşına çıkacağı günü düşünerek dikkat etmek, büyük iş vesselam.
Ölüm diyorum yani, ölüm hakikati, hayatın idraki için en büyük imkân. Ancak yaşayanlar ölecektir, ölümü bilenler yaşamanın anlamını çözecektir. Bence demeden diyorum ama biliyorsun ben yazıyorsam ‘bence’si açıktır zaten. Ben böyle düşünüyorum, düşmemek için düşünmemiz gerektiğine iman ederek.
Bencileyin misafir olduğumuz bu yerde mekânın sahibinin sözünü dinlemek, misafirlik süresince sahibin dediğinin dışına çıkmamak tek çözüm.
Diğer türlüsü kargaşadan ibaret. Hesap verecek olmak adil bir mahkemede, üstelik mahkemenin hâkimi olayın şahidi iken korkmayacak işler yapmak tek çözüm. Nerelerden sorulacağımız, cevapların ne olduğu, soruların zora sokmak için değil huzur bulmak için şekillendirildiği de göz önünde bulundurulduğunda ‘iyi ki sınav var’ diyecek bir ömür sürmek, ölümü idrakin göstergesidir diğer bir ifadeyle.
Bir de bizden önce bu dünyada süresi tamamlananlar var… İnsan ölümü sevdiklerinin bu dünyadaki yolculuğunun sonu olarak yaşayınca, kulluğun gereği tevekkül etmeye gayret ederken kul olmanın özelliğinden olsa gerek farklı bir ateşe düşüyor.
Sevdiğini bir daha bu dünyada görememek, onun aynasıyla gördüğün olaylara artık kendi aynan ile bakmak zorunda kalmak. Anne ve babasını yolcu eden biri olarak söylemeliyim ki, imanın tesellisini idrakte en büyük dersimdir. Kimse annem gibi bakmayacak, affetmeye hazır durmayacak, amasız-fakatsız anlamaya çalışmayacak… Kimse babam gibi oturup doğruyu anlamama katkı sağlamak için kelimeleri seçerek, anladığımdan emin oluncaya kadar izah etmeyecek. Zor bunlar elbet herkes için farklı yansımaları olsa da, insan sevdiğinin yolculuğunun ondan önce bitmiş olmasından dolayı büyük bir özlem deryasına dalıveriyor istese de istemese de hem de yüzme bilmeden… Hükmün sahibine hamdolsun, mekânları cennet, ruhları şad olsun…
Kendine dikkat et diyeceğim, dikkat edelim, zira dikkatle kayıt altına alınıyor; dediklerimiz, sustuklarımız, duyduklarımız, doyduklarımız, sorduklarımız, sevdiklerimiz… Her biri birikiyor büyük mahkemenin kurulacağı o gün için… Rabbime emanetimsin…
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
“Savaş her zaman davetsiz gelir. Hoşlanmadığı şeylerin listesini de beraberinde getirir.” Yavuz hırsızdır, ev sahibini bastırır savaş. “Bundan böyleeeeeeee…” diye çirkin naralar atar. Binlerce yılın yaşanmışlığını, birikimini hiçe sayar; sevgi köprülerini hiçbiri kalmayacak şekilde imha eder.
Sinema okuryazarı ve okuryazarlığı, filmleri edilgen bir şekilde tüketmekle aynı anlama gelmez. Onlarla aktif bir diyalog içine girerek, kendi kültürel önyargılarını sorgular ve filmler aracılığıyla dünyaya dair daha geniş, daha derin bir perspektif edinmeye ulaşmayı sağlayabilir. Belki de bu, hem okuryazarlık hem okuryazar kavramı için dönüştürücü gücü temsil eder; bireyi daha eleştirel, daha empatik ve daha bilgili bir insan yapar.
Sıra sıra devam eden apartmanların, çok katlı dükkânların arasında unutulan küçük bir boşluktu burası. Nasıl oldu da buraya ev yapılmamış diye şaşırdı. Ve kuşlara -onları ürkütmeden- az daha yaklaştı. İlk defa motor sesinden ve sokağı boğan gürültülerden başka bir ses değdi kulaklarına. Buna da çok şaşırdı. Sanki yüz yıllardır keşfedilmeyi bekleyen ve haritası kaybolmuş bir hazineyle karşı karşıyaydı.
Mektup XII
Umarım iyisindir diyorum ya, demeye devam edeceğim. Ümid ne kadar kıymetli bir duygu. İnsanın yürek aydınlığı, güven iklimi. İnanıyor olmanın bu dünyadaki en büyük ikramı… İstikameti belirlemede en güçlü rehberi… Ümidimizi besleyen Rabbimizin her şeye gücü yettiğini bilmek, bence bilginin temeli ve tarifi.
Öyle yapıyorum ben, ümidimi duam ile duamı ümidim ile besliyorum. Anlaşıldığından, yanlış anlaşılmayacağından emin olmak, bu dünyada sahip olunacak en büyük zihnî ve kalbî zenginlik. İsteme hakkını bize veren Allah’a hamdolsun ki doğru duaya gereği gibi durmanın yolunu göstermiş, bu da büyük bir imkân. Kendinden emin olmak ne ki Rabbinden emin olan kul için… Affedileceğine inanarak günah işlemek değil, hatalarımızdan dönme yolu için fırsat verdiğini bilmek, doğru olan için gayret gösterirken cesurca davranabilmek… Duaların ifadelerinde hangi konularda nasıl büyük yardım görebileceğimizi anlamak ne büyük zenginlik… “Eğer unutur, hata edersek sorumlu tutma, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize yük yükleme, takatimizin yetmeyeceği yükü yükleme…” Duanın yeri yürek ve akıl olunca sükûnet eşlik ediyor hayatın her alanına. Sana da dua ediyor, dua bekliyorum. Karşılık olsun diye değil; karışıklık olmasın diye… Zira karıştı, çok karıştı; iyi ile kötü, güzel ile çirkin, evlat ile ebeveyn, öğretmen ile öğrenci…
Her zaman olduğu gibi bu zamanda da dua, fiilî ve kavlî haliyle tutunacağımız en sağlam ip… İman yol haritamızı belirlerken en sağlam yol…
Varlık gayemizin dışında yaşamak; iğne ile kesmeye, makas ile dikmeye çalışmak gibi. Bu nedenle, sorunun nedeni, sancının merkezi dile getirilirken konu burada kilitleniyor. Derdin devası, sorunun cevabı, problemlerin çözümü belli. Hükmün sahibi ne diyorsa o…
O zaman gönüller de karışıyor beyinler de… Bilgi de bulanıyor yürekler de… Sözler de zayıflıyor anlam da… Kelam da cılızlaşıyor kalem de… İsraf her ne ise onu var ediliş gayesinden uzak değerlendirmek değil midir? İsraf etmemek için her ne nedenle var edildiysek ona yönelik devam etmeli hayat. Bütün çırpınışlarımız hakikatin aydınlığında yol alma gayretinden ibaret olmalı her daim.
Daha önce de söylemiştim, yazmaya başlarken plan yapmıyorum, demek istediklerimi deyiveriyorum, demek istediğim her zaman değil tabii, bazen kâğıda yazıyorum bazen beynimdeki arşive. İnsanın anlaşılmaya ve anlamaya ihtiyacı var ya, benimki o mealde işte. “Yazmayı seviyor musun?” diye soruyorlar bana, ‘Sevginin ötesi, sevginin ertesi, diğer türlüsünü bilmiyorum.’ diyorum. Biliyorsun ben böyleyim, bir sürü insan, “evet” veya “hayır” deyip kısaca söylerken, ben kısa cevaplarla anlatamıyorum kendimi. Mektuplarım da bundan uzayıp gidiyor. Kısa anlatacak kadar öğrenemedim daha, belki öğrenirim bir gün, işte o zaman sana da kısa kısa yazarım.
Dünyada olmak, yaşıyor olmak, yaşlanıyor olmak her biri ayrı ayrı bakılması gereken büyük meseleler gibi gelir bana. Mesela yaşımı soruyorlar, nedense “Kadının yaşı sorulmaz ama diyerek!” ben de ‘Niye kadın yaşını bilmez mi? Yaşlanacak kadar yaşadım şükür.’ diyor; yaşımı söylüyorum. Yaşamak büyük iş; farkında olarak, ayırdına vararak, kendi hikâyende başrol oyuncusu olarak, hayatında rol verdiğin insanları doğru terazide tartarak… Hülasa; tarifine, tarihine, sözlerine, izlerine karşına çıkacağı günü düşünerek dikkat etmek, büyük iş vesselam.
Ölüm diyorum yani, ölüm hakikati, hayatın idraki için en büyük imkân. Ancak yaşayanlar ölecektir, ölümü bilenler yaşamanın anlamını çözecektir. Bence demeden diyorum ama biliyorsun ben yazıyorsam ‘bence’si açıktır zaten. Ben böyle düşünüyorum, düşmemek için düşünmemiz gerektiğine iman ederek.
Diğer türlüsü kargaşadan ibaret. Hesap verecek olmak adil bir mahkemede, üstelik mahkemenin hâkimi olayın şahidi iken korkmayacak işler yapmak tek çözüm. Nerelerden sorulacağımız, cevapların ne olduğu, soruların zora sokmak için değil huzur bulmak için şekillendirildiği de göz önünde bulundurulduğunda ‘iyi ki sınav var’ diyecek bir ömür sürmek, ölümü idrakin göstergesidir diğer bir ifadeyle.
Bir de bizden önce bu dünyada süresi tamamlananlar var… İnsan ölümü sevdiklerinin bu dünyadaki yolculuğunun sonu olarak yaşayınca, kulluğun gereği tevekkül etmeye gayret ederken kul olmanın özelliğinden olsa gerek farklı bir ateşe düşüyor.
Sevdiğini bir daha bu dünyada görememek, onun aynasıyla gördüğün olaylara artık kendi aynan ile bakmak zorunda kalmak. Anne ve babasını yolcu eden biri olarak söylemeliyim ki, imanın tesellisini idrakte en büyük dersimdir. Kimse annem gibi bakmayacak, affetmeye hazır durmayacak, amasız-fakatsız anlamaya çalışmayacak… Kimse babam gibi oturup doğruyu anlamama katkı sağlamak için kelimeleri seçerek, anladığımdan emin oluncaya kadar izah etmeyecek. Zor bunlar elbet herkes için farklı yansımaları olsa da, insan sevdiğinin yolculuğunun ondan önce bitmiş olmasından dolayı büyük bir özlem deryasına dalıveriyor istese de istemese de hem de yüzme bilmeden… Hükmün sahibine hamdolsun, mekânları cennet, ruhları şad olsun…
Kendine dikkat et diyeceğim, dikkat edelim, zira dikkatle kayıt altına alınıyor; dediklerimiz, sustuklarımız, duyduklarımız, doyduklarımız, sorduklarımız, sevdiklerimiz… Her biri birikiyor büyük mahkemenin kurulacağı o gün için… Rabbime emanetimsin…
İlgili Yazılar
Bir Çiçekle Bahar Gelmez Bilirim…
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
Benim Sadık Yarim Işıl Işıl Barış
“Savaş her zaman davetsiz gelir. Hoşlanmadığı şeylerin listesini de beraberinde getirir.” Yavuz hırsızdır, ev sahibini bastırır savaş. “Bundan böyleeeeeeee…” diye çirkin naralar atar. Binlerce yılın yaşanmışlığını, birikimini hiçe sayar; sevgi köprülerini hiçbiri kalmayacak şekilde imha eder.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Ördeklerin Göçü& Şemsiye
Sinema okuryazarı ve okuryazarlığı, filmleri edilgen bir şekilde tüketmekle aynı anlama gelmez. Onlarla aktif bir diyalog içine girerek, kendi kültürel önyargılarını sorgular ve filmler aracılığıyla dünyaya dair daha geniş, daha derin bir perspektif edinmeye ulaşmayı sağlayabilir. Belki de bu, hem okuryazarlık hem okuryazar kavramı için dönüştürücü gücü temsil eder; bireyi daha eleştirel, daha empatik ve daha bilgili bir insan yapar.
Kuşluk Vakti
Sıra sıra devam eden apartmanların, çok katlı dükkânların arasında unutulan küçük bir boşluktu burası. Nasıl oldu da buraya ev yapılmamış diye şaşırdı. Ve kuşlara -onları ürkütmeden- az daha yaklaştı. İlk defa motor sesinden ve sokağı boğan gürültülerden başka bir ses değdi kulaklarına. Buna da çok şaşırdı. Sanki yüz yıllardır keşfedilmeyi bekleyen ve haritası kaybolmuş bir hazineyle karşı karşıyaydı.