Son zamanlarda yaptığım küçük bir araştırma sonucunda sinemada eğitim ve eğitimcileri konu alan filmlerin sayısının 2000’e yakın olduğunu fark ettim. Belki sayı bundan daha fazla ya da az, ancak “filmlerde eğitim ve eğitimci” ilişkisini sorgulayan yapımların önemli olduğunu düşünüyorum. Elbette sinema tarihinden şimdiye kadar bu ilişkiyi içinde barındıran filmlerin tasnifini yapabilmek oldukça zordur. Çünkü eğitim ile ilgili filmleri ele aldığımızda “sınıf, okul, öğretmen, öğrenci, muallim, mekteb, medrese, üniversite” gibi pek çok kavramla karşı karşıya kalabiliriz. Üstelik eğitimle ilgili filmlerin farklı tür (dram, tarihi, biyografi, aile, animasyon, komedi gibi) ve farklı formatlarda (belgesel, kısa film, sinema filmi, dizi film) karşımıza çıkabileceği düşünüldüğünde konunun mahiyeti, kapsamının derinliği de anlaşılmaya başlanacaktır.
Kıtalar, ülkeler, yönetmenler bağlamında yapılacak katmanlı bir çalışma ise bu konudaki gayreti belirli bir yere taşıyabilir. Belki de en önemlisi popüler anlatıların ve fazla duyulmayan yapımların ardına düşmek olsa gerek diye düşünüyorum. Bu konuyla ilgili ilk yazıda da sinema ve eğitim ilişkisini sorgulayacağımız filmlerde klasik anlatıların, çok bilinen ve çokça zikredilen hikayelerin dışına çıkılmasının altını çizmiştik. Filmlerden söz ederken belirli bir sabiteye bağlanmamak, belirli bölgelere ve ülkelere hapsedilmiş bir sinema anlayışından uzaklaşmak, erdemin, hikmetin, bilgeliğin, manevi değerlerin içinde yer aldığı kıymetli filmleri okurlarıyla buluşturmak bizi ilgilendiren asıl hususlardır.
Sinemada eğitim mevzusuyla ilgili bir film de Gus Van Sant’ın Forrester’ı Bulmak (2000) adlı yapımdır ve bu yapımın konusu Can Dostum (Good Will Hunting, 1997) filmiyle de örtüşmektedir.
Bronx[1] mahallesini izleyen William Forrester (Sean Connery) ya da nam-i diğer “penceredeki adam”, evinin hemen yakınındaki sahada basketbol oynayan siyahi gençlerin dikkatini çeker. Gençlerden Cemal’in (Jamal) hayatında bu adam (Forrester) bir dönüm noktasını başlatacaktır. Bu iki karakter arasındaki en önemli bağ kitaplardır ve kitap okumaya duyulan ilgidir. Fakat ana karakterler arasında tanışma faslı farklı biçimde gelişir. Bir gece Forrester’ın dairesine gizlice giren genç, yaşlı yazar tarafından fark edilir ve bu olay neticesinde ilginç bir dostluk hikayesi başlar.
Forrester’ı Bulmak, sinemada eğitim mefhumun sınırlarını ve eğitim verildiği yerin ölçülerini belirli kurumların dışına da taşabileceğine dikkat çeker. Okul, eğitim, öğrenmek deyince zihnimizde beliren mekanlar birbirine benzeşebilir. Ancak bu film eğitimle ilgili kavramları farklı yerlerde aramak gerektiğini, eğitimci ve öğrenci ilişkisini farklı mahallerde bulmak gerektiğini söyler adeta. Forrester’ın evinde birçok şeyin de cevabını bulan Cemal, yaşlı adamın evinde çantasını unutmuş, daha sonra ise çantasına kavuştuğunda defterine yazdığı yazıların karalandığını fark etmiştir. Hırsız olarak girdiği evin sahibi, Cemal’in zihin dünyasında gezintiye çıkmıştır ve kaleme aldığı yazıları teknik açıdan gözden geçirmiştir. Bunu fırsat bilen Cemal, Forrester’ın kapısını birkaç kez çalar ancak ilk etapta kendisinden karşılık göremez. Tüm bunlar yaşanırken Cemal, Manhattan’daki özel bir okuldan teklif alır. Bu teklifi ilk söylediği kişinin kitap kurdu Forrester olması şaşırtıcıdır ancak adam, “zenci bir çocuğun beyazların okulundan özel teklif almasına” şaşırır.
Forrester’in diline doladığı “zenci etiketi”, bir aşağılamadan ya da ötekileştirmeden ziyade ABD tarihindeki paradigmaya ve günümüzde de etkisini gösteren bir işaret gibi okunabilir. Amerika’da zenciler deyince uyuşturucu bağımlıları, hırsızlar, haydutlar, kötü işlerle meşgul kişiler, kuralları hiçe sayan gruplar gibi olumsuz temsilleri, Cemal gibi genç bir karakter yıkabilecek midir? Hollywood filmlerinde farklı etnik kimliklere sahip olmak, Afrikalı olmak nasıl bir imgelem kazımıştır izleyicilerin zihninde? Zenci ya da zencilik üzerine bir tartışma açıp konumuzu dağıtmadan, filmlerdeki temsil stratejilerinin bilinçli olarak dayalı, döşeli, süslü anlatımlarla desteklendiğini düşünmekte fayda var. Hele ki bu konuda daha başka sorular üretmekte fayda vardır çünkü klasik anlatı sineması, ezber bozmayan filmler, seyircinin soru sormasını gerektirmeyecek biçimde kurgulanabilmektedir. Sadece var olanı seyre dalmak, mesajın ardına düşmemek ve perdenin arkasına bakmamak mümkün mü? Bir soru da Forrester sorar: Aklından geçeni söylersen bir daha bunları okumayabilirim fakat seni ırkçı saçmalıklarla aşağılamama izin verirsen bu seni ne yapar? Film bir yönüyle de eğitim ve ırk arasındaki hikâyeleri daha geniş bir kitleye ulaştırmaktadır.
Filmin eğitimle ilgili olan kısmı, iki kişinin (yazar ve öğrenci) öğrenmeye olan alâkalarından, öğretmen temasıyla ilgili yazarın (Forrester’ın) bilgi birikimi, naifliği, yazarlığı ve hepsinden de öte daha iyi yazılar kaleme alabilmek için öğrenci olarak kapısına dayanan öğrenci Cemal’le ilişkilidir. Bu haliyle okul, yazarın evinin kütüphaneye dönüştürülmüş halidir. Öğretmen ilk dersini şu cümleyle aktarır: Bir sorunun amacı sadece bizi ilgilendiren konularda bilgi almaktır. Forrester’ın bu sözünün arkasında yatan şey, Cemal’in defterine yazdığı satırlar arasında yer alan hayatta ne yapmak istediğine dair sorunun yazılmasıdır. Eğitimle ilgili hem doğrudan hem de dolaylı mesajlara yer veren filmde, Cemal zaman zaman beyazlar arasında itilen, istenmeyen biri olarak da temsil edildiğini görürüz. Irkçılık, sınıf ve kültürel farklılıklar ile ilgili sahneler, eğitimle ilgili bir filmi incelerken karşımıza çıkan farklı temalar olabileceğini de gösterir. Bir diğer mesaj ise yazma eylemi üzerine olup bir kişinin düşünerek yazması değil sadece yazmakla iştigal etmesi öne çıkarılır. Forrester “önce yaz, ara vermeksizin” der Cemal’e, düşünmek sonrasında gelen bir eylemdir. Bu satırları okurken sizler, yaşlı adamın söylediklerine yeniden anlam vermeye başladım ve düşündüm ki yıllardır eğitim ve sinema üzerine hep düşündüm, düşündük ancak yazma aşaması çok sonradan ortaya çıktı. Elbette filmde bahsedilen bu mevzu tartışmalı bir mevzudur, nitekim Forrester’da yıllarca yazıp çizmiş ancak bir türlü “tamamlayamamıştır” bu serüveni.
Film örtük bir şekilde de olsa okuma ve yazma eylemine ciddi bir şekilde eğilir ve pek çok konuda yazan ve çizenlere yönelik belli belirsiz eleştiriler getirir. Yazılıp çizilen, onca şeyi değerli kılan sadece kaleme alınmaları mıdır yoksa yazılan her metnin sürekli gözden geçirilmesi, teyakkuz halinde olmak mı icap etmektedir? Forrester burada ilk yazdığını yürekten yazmak gerektiğini söyler Cemal’e, sonra kafanı verip yeniden yazarsın nasihatini söyler. Yazmanın ilk anahtarının yazmak olduğunu, düşünmek olmadığını savunur. Filmde eğitimciler için şöyle ilginç bir replik dökülür Forrester’ın ağzından: Acı bir düş kırıklığı yaşamış olan öğretmenler ya çok başarılı olur ya da çok tehlikeli. Bu söz özellikle Cemal’in okuldaki öğretmeni olan bir profesör için söylenir fakat sözün muhatabı daha geniş bir kesimdir de.
Adam, Cemal’e düşüncelerini ve duygularını olabildiğince çabuk bir şekilde kâğıda yazmasını sonra geri dönüp bakmasını ister. Bazen sadece yazmanın basit ritmi bizi birinci sayfadan ikinciye götürür diyen Forrester, kendi sözcüklerini hissetmeye başladığında onları yazmaya başlamasının altını çizer. Filmin özellikle ikinci yarısından itibaren kıdemli bir yazar ile amatör bir yazar arasında yazma eyleminin nasıl olması gerektiği üzerine tartışmalara yer verilir. İnsanların en çok korktuğu şeyin anlamadıkları şeyler olduğu ve anlamadıklarında varsayımlarda bulunduğundan söz edilir. Bu filmle beraber aşağıdaki filmlerin izlenmesini tavsiye etmekteyim. Sonraki başlık, belki de eğitim ve sinema ilişkisi üzerine ilk yazı olmalıydı. Bu anlamda gecikmiş bir değerlendirmemi de değerli okuyucularla paylaşmak isterim.
Önerilen Filmler
Duyguların Rengi (2011)
Kusursuz Çember (1997)
Mandalinalar (2013)
Torino Atı (2011)
Türkiye’de Sinema ve Eğitim İlişkisi Üzerine Kısa Bir Literatür Özeti
Bu başlıkta Türkiye’de sinema ve eğitim ile ilgili çalışmaların kısa bir literatür özeti sunulmaktadır. Eğitim ve sinema ilişkisi üzerine basılı kitaplar incelendiğinde sınırlı sayıda eser olduğuna ulaşılmıştır. Buna göre dört eser doğrudan filmler, eğitim, eğitimci/öğretmenler ile ilgilidir. Öğretmenliğe Dair: Filmler ve Öğretmenler, Eğitim Konulu Filmler: Öğretmen ve Öğretmen Adayları İçin Bir Rehber, Eğitim Filmleri ve Sinema Eğitim ve İnsan doğrudan eğitim ve sinema ilişkisi üzerinedir. Diğer dört eser ise dolaylı olarak sinema ve eğitim bağlamında değerlendirilebilir. Beyazperde Karatahta, Sinemada Çizgi Çocuklar, Çiçek Dürbününden Bakmak/Sinemada Çocuk Çizgiler ve Çocukla Sinema dolaylı olarak eğitim hayatı, insan ve sinema bağlamında değerlendirilebilir. Neticede 8 eserin konumuzla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Mustafa Zülküf Altan’ın (2016) Öğretmenliğe Dair: Filmler ve Öğretmenler kitabı, araştırdığımız sinema ve eğitimle ilgili ilk çalışmalardandır. Bu eserde öğretmenlik mesleğine yönelik pek çok yönü ele alan filmlere yer verilmiş ve bu filmlerin öğretmenlik mesleğine yansımaları tahlil edilmiştir (Yaman, 2019, 55). Eğitimle doğrudan veya dolaylı ilişkili film ve belgeselleri harmanlayan Altan (2016), kitabında toplam 57 filmi ve 13 belgeseli tanıtmaktadır.
İkinci sırada Silman’ın Eğitim Konulu Filmler: Öğretmen ve Öğretmen Adayları İçin Bir Rehber (2017) adlı çalışması gelmektedir. Yazarın bu çalışması sinemada doğrudan eğitim mefhumunu ele alan filmlerden oluşmakta ve bu eser, en temelde öğretmen ve öğretmen adayları için bir rehber niteliğinde görülmektedir. Eğitimciler için oldukça önemli olan bu eserde sinema ve eğitim ile ilgili 21 farklı filmi değerlendirilmektedir. Sakıncalı Düşünceler, Bütün Çocuklar Özeldir, Ozanlar Derneği, Mona Lisa Gülüşü, Koro, Özgürlük Yazarları, Whiplash, İmparatorlar Kulübü, Rita’yı Eğitmek, Bay Lazhar, Sınıf, Üç Aptal, Tepetaklak Nelson Koro (Boychoir), Sevgili Öğretmenim, Karanlığın İçinden, Kalk ve Diren, Boyun Eğmeyeceğim, Hababam Sınıfı ve Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı filmleri bu çalışmada etraflıca analiz edilmiştir. Silman’ın doğrudan, eğitim ve sinema üzerine eser ortaya koyması alandaki boşluğu dolduran önemli bir araştırma olmuştur.
Üçüncü sırada ise 2017’de kaleme alınan Mustafa Girgin’in Eğitim Filmleri adlı çalışmasıdır. Eğitim Fakültesi seçmeli “Eğitim Filmleri” dersinde tartışılan ve zamanla kapsamı genişletilen bu çalışma, eğitimle sinemanın yan yana gelebileceği ve eğitimle sinemanın tarihsel yolculuğu geleceğe ışık tutacağı amacına yönelik bir araştırmadır. Her filmin pedagojik açıdan değerini ele alan Girgin, filmleri çeşitli kategorilere ayırarak eğitim filmlerinin anlamını, bağlamını ve kapsamını derinleştirmeyi hedeflemektedir.
Dördüncü sırada Bekir Birbiçer’e (2017) ait bir eser (Beyazperde Karatahta) bulunmakta ve bu eserde hayatımıza çok ciddi etkisi bulunan eğitim sistemini irdeleyen filmlere yer verilmektedir. Okul çağındaki gençlerin manevi dünyasına seslenen, sistem tarafından üretilen zihinler, insanın farklı boyutları filmler üzerinden tahlil edilmektedir. Birbiçer’in 2017’deki ve 2021’deki çalışmalarında ortak nokta, tematik anlamda eğitim mevzusunu ele alınmasıdır. Beyazperde Karatahta’da 20 sinema filmi, modern eğitim mekanizmasına eleştirel bir bakışla irdelenmektedir. Yine aynı yazara ait “Sinema Eğitim ve İnsan” (2021) adlı çalışmada hem filmler ve hem de romanlar üzerinden eğitim sistemine dair eleştirel bir bakış sergilenmektedir.
Son olarak Abdullah Kasay ve Sümeyra Turanalp’ın 2021’de kaleme aldıkları “Sinemada Çizgi Çocuklar” ve “Çiçek Dürbününden Bakmak/Sinemada Çocuk Çizgiler” adlı eserlerden söz edilebilir. Bu eserler konumuzla doğrudan olmasa da animasyon filmleri odağına alarak eğitim ve sinema ilişkisini farklı bir zemine taşımakta ve alanın genişliğini okuyucuya duyurmayı amaçlamaktadır. Mezkûr iki eser, çok sayıda yazarın katkı sunduğu, animasyon filmler, kurmaca filmler ve fantastik filmlerin merkeze alındığı çalışmalar arasındadır. Bu eserle aynı minvaldeki bir diğer önemli çalışma ise Burak Göral’ın (2019) Çocukla Sinema adlı kitabıdır. Göral, aynı zamanda www.cocuklasinema.com adlı web sitesinden çocukları, eğitimi irdeleyen film önerileri yapmakta ve bu eserinde de eğitimciler ve ebeveynleri de dikkate alarak yaşa, eğitim durumuna göre film tavsiyelerinde bulunmaktadır. Burada sözü edilen eserlerin eğitim ve sinema ilgili olması oldukça önemlidir çünkü bu konuyla ilgili çalışmaların yeterli sayıda olmaması, alandaki boşluğu doldurmakta ve bu konuyla ilgili araştırma yapacak araştırmacılara yol haritası sunabilmektedir.
Eğitim ve sinema ile ilgili bir diğer kategori ise lisansüstü tezler olmalıdır. Bu çalışma kapsamında üç tanesi yüksek lisans, biri doktora tezi olmak üzere toplam dört araştırmaya ulaşılmıştır.
Bu bağlamda 2013 yılında Efendioğlu ve Kaşyaka’nın çalışmaları, doğrudan sinema filmlerinde eğitimcileri konu edinmektedir. Efendioğlu’nun “Türk Sinemasında Öğretmen İmajı” başlıklı çalışması 1965-2009 yılları arasındaki 19 filme odaklanarak öğretmen imajını sorgulamakta ve tahlil etmektedir. 2013 yılındaki diğer çalışma ise Kaşyaka’ya ait olup “Okul ve Öğretmen İçerikli Sinema Filmlerinin Öğretmen Adaylarının Pedagojik İnançları ve Eleştirel Yansıtma Becerileri Üzerine Etkisi” başlığıyla yayımlanmıştır. Kaşyaka bu araştırmasında okul ve öğretmen içerikli sinema filmlerini referans alarak öğretmen adaylarının eleştirel yansıtma becerileri ve pedagojik inançları üzerindeki etkisini analiz etmektedir. Söz konusu araştırmada “sinema filmlerinin pedagojik açıdan analizi ile öğretmen adaylarının filmi alımlama biçimleri” değerlendirilmektedir. 2018’de yayımlanan Altınbaş’a ait “Türk Sinemasında Eğitim İçerikli Filmlerde Eğitim Unsurlarının Tasviri” başlıklı tezde ise önceki çalışmalardan farklı olarak 1949-2015 yılları arasındaki yapımlara odaklanılmaktadır. Bu araştırmada içerik çözümlemesinden istifade edilerek Türk sinemasında 1949-2015 yılları arasında üretilen 52 film belirlenmiş ve bu filmlerde öğretmen, okul yöneticisi, öğrenci, eğitim ritüelleri ve eğitim ortamlarının tasvirleri incelenmiştir. Burada sözü edilen son çalışma ise Çak’ın “Türk Sinemasında Öğretmen İmajı Ve Öğretmenlik Mesleğinin Tarihsel Süreç İçerisinde Dönüşümü” adlı araştırmasıdır. Cumhuriyet dönemi Türk modernleşmesi bağlamında, Türk filmlerindeki öğretmen konulu öğretmen imajlarını inceleyen Çak, 1966-2009 yılları arasındaki 9 film analiz etmekte, öğretmen imajlarının değişim gösterdiğini ortaya koymaktadır. Çalışmada önemli bir ayrıntı ise lise öğrencileriyle alımlama analiz çalışması yapılmasıdır.
Eğitim ve sinema üzerine makaleler incelendiğinde ilk olarak Emirosmanoğlu’nun (1968) “Eğitim ve Sinema” başlıklı yazısına rastlanmıştır. Bu konudaki çalışmaların derli toplu bir biçimde yer aldığı bir çalışmaya rastlanmamış, iki disiplini doğrudan ve dolaylı olarak içeren çalışmalar kronolojik olarak izah edilmiş ve şu şekilde bir tablolaştırmaya gidilmiştir.
Yayın yılı
Yayın sayısı
1968
1
2007
1
2008
2
2011
2
2014
1
2015
1
2016
3
2017
2
2018
4
2021
3
Toplam yayın
20
Tablo 1.DergiPark’ta ve diğer veri tabanlarında ulaşılan eğitim ve sinema ilişkili yayınlar
Konuyla ilgili çalışmalar araştırıldığında 2007’de bir çalışmaya rastlanmıştır. Tarih Öğretiminde Filmlerin Yeri ve Önemi (Demircioğlu, 2007) söz konusu çalışmadır. 2008’de ise iki yayına ulaşılmıştır. Tarih Öğretimi ve Filmler (Öztaş, 2008) ve Bir Toplumsallaştırma Aracı Olarak Eğitimde Alternatif Medya Kullanımı: Sinema Filmleri (Birkök, 2008) adlı araştırmalar aynı yıl içinde üretilmiştir. 2011’deki iki çalışmanın ilki Okul ve Öğretmen İçerikli Sinema Filmlerinin Öğretmen Adaylarının Mesleki Tutumlarına ve Özyeterlik Algılarına Etkisi başlığıyla çoklu yazarlara aittir (Kaşyaka, Ünlü, Akar ve Özturan-Sağırlı, 2011). Diğer çalışma Kaya ve Çengelci tarafından İngilizce olarak yayınlanmıştır (Pre-Service Teachers’ Opinions Regarding Using Films in Social Studies Education (2011). Bu çalışmaları 2014’te Eğitim Olgusunun Sinematografik Anlatıdaki Yeri: Bal Filmi Örneği (Yurdigül, 2014), 2015’te Okul Yöneticilerinin ve Öğretmenlerin Eğitim İçerikli Filmlerin Eğitim Ortamlarına Etkisine İlişkin Görüşleri (Oruç Sarıbudak, 2015) ve Kültürel Bir Ürün Olarak Türkiye’de Sinema Filmlerinde Okul, Öğretmen ve Öğrenci Temsilleri (Yüksel, 2015) takip etmektedir. 2016’da üç makaleye ulaşılmış, Aamir Khan Filmlerinin Eğitimsel Açıdan İncelenmesi (Yıldırım ve Yıldırım, 2016), Eğitim Konulu Türk Filmlerinde Öğretmen İmajı: Öğretmen İmajına Tarihi Bakış (Akcan ve Polat, 2016) ve Sosyal Bilgiler Derslerinde Film Analizleri ve Filmler İle Uygulanabilecek Etkinlik Örnekleri (Öztaş, 2016) bu araştırmaları oluşturmuştur. 2017’de de üç makaleye erişilmiş, Ortaöğretim Tarih Derslerinde Tarihî Filmlerin Değer Eğitiminde Kullanımı (Öztaş, 2017), Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenlerinin Eğitim Amaçlı Sinema Filmi Kullanım Yöntemleri (İnce Yakar, 2017) ve Fen-Toplum Temelli Eğitsel Kısa Filmler Üzerine Bir Çalışma: Fen Bilgisi Öğretmenliği Örneği (Önen-Öztürk, 2017) başlıklarıyla kaleme alınmışlardır. En çok yayına 2018’de dört makaleyle ulaşılmıştır. Bunlar Use of Educational Movies in Classroom Management Courses: A Metaphorical Study (Tofur, 2018), Türk Sinemasında Eğitim İçerikli Filmlerde Okul Yöneticisi Tasviri (Altınbaş ve Gündüz, 2018), Sinematografik Anlatıda Okuldaki İletişim Ağları: Ron Clark’ın Hikayesi Filmi Örneği (Tofur, 2018), Öğretmen Eğitiminde Film: Öğretmen Adaylarının ‘Her Çocuk Özeldir’ Filmini Değerlendirmesi (Sıvacı, 2018) ve Sinemaya Konu Olan Eğitim Sistemlerinin Örgütsel Ve Yönetsel Sorunları (Yalanız, 2018) olarak sıralanabilir. 2019 ve 2020 yılları arasında herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. 2021’de üç çalışma konuyla ilgili ulaşılan diğer çalışmalar arasında yer almıştır. Eğitim Konulu Filmlerin Sınıf Yönetiminin Boyutları Açısından İncelenmesi (Akcan ve Kara, 2021), Öğretmen Temalı Filmlerde Sunulan “İdeal Öğretmen” Modeli (Altunbay ve Alaca, 2021) ve Öğretmen Eğitiminde Eğitici Filmlerin Kullanılmasına İlişkin Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Deneyimleri (Karasu Avcı ve Faiz, 2021) aynı yıl içinde üretilen ve öğretmen, eğitim, film ve sinema bağlamında literatürdeki yerini almıştır.
Burada sözü edilen çalışmalar haricinde din eğitimi, değerler eğitimi, hemşirelik eğitimi, sosyolojik filmler gibi pek çok dalda sinema filmleriyle farklı disiplinlerin ilişkisine dair çalışmalar olduğunu da belirtmekte fayda vardır. Ancak burada sadece “eğitim, filmler ve sinema” bağlamında bir literatür taraması yapılmış, bu konu dışındaki araştırmalardan bahsedilmemiştir. Yukarıdaki tabloda konumuzla ilgili 20 farklı yayına erişilmiştir, başka yayınların da üretilmiş olması ihtimal dahilindedir.
Dipnot:
[1] Bu şehir New York’u oluşturan beş bölgeden biri olup ABD’de şehirler bölgelere bölünmüş ve sınırları da belirli sınıflar belirlemiştir. Siyahiler genel olarak banliyölerde (Harlem ve Bronx) yaşamaktadır. Çarka dahil olmayı becerenler, daha doğrusu Amerikan ekonomisine katkı sağlayanlar daha yeşil ve daha merkezi yerlerde yaşayabiliyorlar. Bu imkâna sahip olmak bir sınıf derecesi olarak görülüyor. (Levent Minare, Amerika Notları, Eylül 2017, www.birnokta.net) Filmde Cemal’e göre Bronx şehri, polisin bile karanlık bastıktan sonra kalmak istemediği bir yerdir ama aynı zamanda bu şehir, orada güven içinde yaşanan bir yerdir de.
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Coğrafyanın, kaderin, insanların ve hikâyelerin sürekli akıp durduğunu, dönüştüğünü, iyi ve kötü anlamda birbirini beslediğini mükemmele yakın anlatan Değirmenler Vadisi kitabını ilk kez okuduğum günkü heyecanımı hâlâ hatırlıyorum. Doksan küsur sayfada bunca çok şey, bunca yalınlıkta, bunca ustalıkla nasıl anlatılır diye ağzı açık ayran budalası gibi bakakalmıştım sayfalara, cümlelere sözcüklere. Kadim anlatıların, masalların çeşnisi vardı ama modern bir hikâyeydi anlatılan.
“Her şey tıpatıp aynıydı: Islık çalan sütçü, aynı at arabası… ama arabada çok fazla süt şişesi vardı ve bu kötüye işaretti. Her fazla şişe gece bir ailenin daha bombalandığı anlamına geliyordu.”
Ken Loach’un “Sorry We Mıssed You” filmi, modern kapitalist dünyanın en güncel ve en görünmez yüzü olan güvencesiz çalışma biçimlerini ve bunun bir ailenin dokusuna nasıl sirayet ettiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Düşünmek mi Yazmak mı? Forrester’ı Bulmak Üzerine Bir Deneme
Son zamanlarda yaptığım küçük bir araştırma sonucunda sinemada eğitim ve eğitimcileri konu alan filmlerin sayısının 2000’e yakın olduğunu fark ettim. Belki sayı bundan daha fazla ya da az, ancak “filmlerde eğitim ve eğitimci” ilişkisini sorgulayan yapımların önemli olduğunu düşünüyorum. Elbette sinema tarihinden şimdiye kadar bu ilişkiyi içinde barındıran filmlerin tasnifini yapabilmek oldukça zordur. Çünkü eğitim ile ilgili filmleri ele aldığımızda “sınıf, okul, öğretmen, öğrenci, muallim, mekteb, medrese, üniversite” gibi pek çok kavramla karşı karşıya kalabiliriz. Üstelik eğitimle ilgili filmlerin farklı tür (dram, tarihi, biyografi, aile, animasyon, komedi gibi) ve farklı formatlarda (belgesel, kısa film, sinema filmi, dizi film) karşımıza çıkabileceği düşünüldüğünde konunun mahiyeti, kapsamının derinliği de anlaşılmaya başlanacaktır.
Kıtalar, ülkeler, yönetmenler bağlamında yapılacak katmanlı bir çalışma ise bu konudaki gayreti belirli bir yere taşıyabilir. Belki de en önemlisi popüler anlatıların ve fazla duyulmayan yapımların ardına düşmek olsa gerek diye düşünüyorum. Bu konuyla ilgili ilk yazıda da sinema ve eğitim ilişkisini sorgulayacağımız filmlerde klasik anlatıların, çok bilinen ve çokça zikredilen hikayelerin dışına çıkılmasının altını çizmiştik. Filmlerden söz ederken belirli bir sabiteye bağlanmamak, belirli bölgelere ve ülkelere hapsedilmiş bir sinema anlayışından uzaklaşmak, erdemin, hikmetin, bilgeliğin, manevi değerlerin içinde yer aldığı kıymetli filmleri okurlarıyla buluşturmak bizi ilgilendiren asıl hususlardır.
Bronx[1] mahallesini izleyen William Forrester (Sean Connery) ya da nam-i diğer “penceredeki adam”, evinin hemen yakınındaki sahada basketbol oynayan siyahi gençlerin dikkatini çeker. Gençlerden Cemal’in (Jamal) hayatında bu adam (Forrester) bir dönüm noktasını başlatacaktır. Bu iki karakter arasındaki en önemli bağ kitaplardır ve kitap okumaya duyulan ilgidir. Fakat ana karakterler arasında tanışma faslı farklı biçimde gelişir. Bir gece Forrester’ın dairesine gizlice giren genç, yaşlı yazar tarafından fark edilir ve bu olay neticesinde ilginç bir dostluk hikayesi başlar.
Forrester’ı Bulmak, sinemada eğitim mefhumun sınırlarını ve eğitim verildiği yerin ölçülerini belirli kurumların dışına da taşabileceğine dikkat çeker. Okul, eğitim, öğrenmek deyince zihnimizde beliren mekanlar birbirine benzeşebilir. Ancak bu film eğitimle ilgili kavramları farklı yerlerde aramak gerektiğini, eğitimci ve öğrenci ilişkisini farklı mahallerde bulmak gerektiğini söyler adeta. Forrester’ın evinde birçok şeyin de cevabını bulan Cemal, yaşlı adamın evinde çantasını unutmuş, daha sonra ise çantasına kavuştuğunda defterine yazdığı yazıların karalandığını fark etmiştir. Hırsız olarak girdiği evin sahibi, Cemal’in zihin dünyasında gezintiye çıkmıştır ve kaleme aldığı yazıları teknik açıdan gözden geçirmiştir. Bunu fırsat bilen Cemal, Forrester’ın kapısını birkaç kez çalar ancak ilk etapta kendisinden karşılık göremez. Tüm bunlar yaşanırken Cemal, Manhattan’daki özel bir okuldan teklif alır. Bu teklifi ilk söylediği kişinin kitap kurdu Forrester olması şaşırtıcıdır ancak adam, “zenci bir çocuğun beyazların okulundan özel teklif almasına” şaşırır.
Forrester’in diline doladığı “zenci etiketi”, bir aşağılamadan ya da ötekileştirmeden ziyade ABD tarihindeki paradigmaya ve günümüzde de etkisini gösteren bir işaret gibi okunabilir. Amerika’da zenciler deyince uyuşturucu bağımlıları, hırsızlar, haydutlar, kötü işlerle meşgul kişiler, kuralları hiçe sayan gruplar gibi olumsuz temsilleri, Cemal gibi genç bir karakter yıkabilecek midir? Hollywood filmlerinde farklı etnik kimliklere sahip olmak, Afrikalı olmak nasıl bir imgelem kazımıştır izleyicilerin zihninde? Zenci ya da zencilik üzerine bir tartışma açıp konumuzu dağıtmadan, filmlerdeki temsil stratejilerinin bilinçli olarak dayalı, döşeli, süslü anlatımlarla desteklendiğini düşünmekte fayda var. Hele ki bu konuda daha başka sorular üretmekte fayda vardır çünkü klasik anlatı sineması, ezber bozmayan filmler, seyircinin soru sormasını gerektirmeyecek biçimde kurgulanabilmektedir. Sadece var olanı seyre dalmak, mesajın ardına düşmemek ve perdenin arkasına bakmamak mümkün mü? Bir soru da Forrester sorar: Aklından geçeni söylersen bir daha bunları okumayabilirim fakat seni ırkçı saçmalıklarla aşağılamama izin verirsen bu seni ne yapar? Film bir yönüyle de eğitim ve ırk arasındaki hikâyeleri daha geniş bir kitleye ulaştırmaktadır.
Filmin eğitimle ilgili olan kısmı, iki kişinin (yazar ve öğrenci) öğrenmeye olan alâkalarından, öğretmen temasıyla ilgili yazarın (Forrester’ın) bilgi birikimi, naifliği, yazarlığı ve hepsinden de öte daha iyi yazılar kaleme alabilmek için öğrenci olarak kapısına dayanan öğrenci Cemal’le ilişkilidir. Bu haliyle okul, yazarın evinin kütüphaneye dönüştürülmüş halidir. Öğretmen ilk dersini şu cümleyle aktarır: Bir sorunun amacı sadece bizi ilgilendiren konularda bilgi almaktır. Forrester’ın bu sözünün arkasında yatan şey, Cemal’in defterine yazdığı satırlar arasında yer alan hayatta ne yapmak istediğine dair sorunun yazılmasıdır. Eğitimle ilgili hem doğrudan hem de dolaylı mesajlara yer veren filmde, Cemal zaman zaman beyazlar arasında itilen, istenmeyen biri olarak da temsil edildiğini görürüz. Irkçılık, sınıf ve kültürel farklılıklar ile ilgili sahneler, eğitimle ilgili bir filmi incelerken karşımıza çıkan farklı temalar olabileceğini de gösterir. Bir diğer mesaj ise yazma eylemi üzerine olup bir kişinin düşünerek yazması değil sadece yazmakla iştigal etmesi öne çıkarılır. Forrester “önce yaz, ara vermeksizin” der Cemal’e, düşünmek sonrasında gelen bir eylemdir. Bu satırları okurken sizler, yaşlı adamın söylediklerine yeniden anlam vermeye başladım ve düşündüm ki yıllardır eğitim ve sinema üzerine hep düşündüm, düşündük ancak yazma aşaması çok sonradan ortaya çıktı. Elbette filmde bahsedilen bu mevzu tartışmalı bir mevzudur, nitekim Forrester’da yıllarca yazıp çizmiş ancak bir türlü “tamamlayamamıştır” bu serüveni.
Film örtük bir şekilde de olsa okuma ve yazma eylemine ciddi bir şekilde eğilir ve pek çok konuda yazan ve çizenlere yönelik belli belirsiz eleştiriler getirir. Yazılıp çizilen, onca şeyi değerli kılan sadece kaleme alınmaları mıdır yoksa yazılan her metnin sürekli gözden geçirilmesi, teyakkuz halinde olmak mı icap etmektedir? Forrester burada ilk yazdığını yürekten yazmak gerektiğini söyler Cemal’e, sonra kafanı verip yeniden yazarsın nasihatini söyler. Yazmanın ilk anahtarının yazmak olduğunu, düşünmek olmadığını savunur. Filmde eğitimciler için şöyle ilginç bir replik dökülür Forrester’ın ağzından: Acı bir düş kırıklığı yaşamış olan öğretmenler ya çok başarılı olur ya da çok tehlikeli. Bu söz özellikle Cemal’in okuldaki öğretmeni olan bir profesör için söylenir fakat sözün muhatabı daha geniş bir kesimdir de.
Adam, Cemal’e düşüncelerini ve duygularını olabildiğince çabuk bir şekilde kâğıda yazmasını sonra geri dönüp bakmasını ister. Bazen sadece yazmanın basit ritmi bizi birinci sayfadan ikinciye götürür diyen Forrester, kendi sözcüklerini hissetmeye başladığında onları yazmaya başlamasının altını çizer. Filmin özellikle ikinci yarısından itibaren kıdemli bir yazar ile amatör bir yazar arasında yazma eyleminin nasıl olması gerektiği üzerine tartışmalara yer verilir. İnsanların en çok korktuğu şeyin anlamadıkları şeyler olduğu ve anlamadıklarında varsayımlarda bulunduğundan söz edilir. Bu filmle beraber aşağıdaki filmlerin izlenmesini tavsiye etmekteyim. Sonraki başlık, belki de eğitim ve sinema ilişkisi üzerine ilk yazı olmalıydı. Bu anlamda gecikmiş bir değerlendirmemi de değerli okuyucularla paylaşmak isterim.
Önerilen Filmler
Duyguların Rengi (2011)
Kusursuz Çember (1997)
Mandalinalar (2013)
Torino Atı (2011)
Türkiye’de Sinema ve Eğitim İlişkisi Üzerine Kısa Bir Literatür Özeti
Bu başlıkta Türkiye’de sinema ve eğitim ile ilgili çalışmaların kısa bir literatür özeti sunulmaktadır. Eğitim ve sinema ilişkisi üzerine basılı kitaplar incelendiğinde sınırlı sayıda eser olduğuna ulaşılmıştır. Buna göre dört eser doğrudan filmler, eğitim, eğitimci/öğretmenler ile ilgilidir. Öğretmenliğe Dair: Filmler ve Öğretmenler, Eğitim Konulu Filmler: Öğretmen ve Öğretmen Adayları İçin Bir Rehber, Eğitim Filmleri ve Sinema Eğitim ve İnsan doğrudan eğitim ve sinema ilişkisi üzerinedir. Diğer dört eser ise dolaylı olarak sinema ve eğitim bağlamında değerlendirilebilir. Beyazperde Karatahta, Sinemada Çizgi Çocuklar, Çiçek Dürbününden Bakmak/Sinemada Çocuk Çizgiler ve Çocukla Sinema dolaylı olarak eğitim hayatı, insan ve sinema bağlamında değerlendirilebilir. Neticede 8 eserin konumuzla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Mustafa Zülküf Altan’ın (2016) Öğretmenliğe Dair: Filmler ve Öğretmenler kitabı, araştırdığımız sinema ve eğitimle ilgili ilk çalışmalardandır. Bu eserde öğretmenlik mesleğine yönelik pek çok yönü ele alan filmlere yer verilmiş ve bu filmlerin öğretmenlik mesleğine yansımaları tahlil edilmiştir (Yaman, 2019, 55). Eğitimle doğrudan veya dolaylı ilişkili film ve belgeselleri harmanlayan Altan (2016), kitabında toplam 57 filmi ve 13 belgeseli tanıtmaktadır.
İkinci sırada Silman’ın Eğitim Konulu Filmler: Öğretmen ve Öğretmen Adayları İçin Bir Rehber (2017) adlı çalışması gelmektedir. Yazarın bu çalışması sinemada doğrudan eğitim mefhumunu ele alan filmlerden oluşmakta ve bu eser, en temelde öğretmen ve öğretmen adayları için bir rehber niteliğinde görülmektedir. Eğitimciler için oldukça önemli olan bu eserde sinema ve eğitim ile ilgili 21 farklı filmi değerlendirilmektedir. Sakıncalı Düşünceler, Bütün Çocuklar Özeldir, Ozanlar Derneği, Mona Lisa Gülüşü, Koro, Özgürlük Yazarları, Whiplash, İmparatorlar Kulübü, Rita’yı Eğitmek, Bay Lazhar, Sınıf, Üç Aptal, Tepetaklak Nelson Koro (Boychoir), Sevgili Öğretmenim, Karanlığın İçinden, Kalk ve Diren, Boyun Eğmeyeceğim, Hababam Sınıfı ve Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı filmleri bu çalışmada etraflıca analiz edilmiştir. Silman’ın doğrudan, eğitim ve sinema üzerine eser ortaya koyması alandaki boşluğu dolduran önemli bir araştırma olmuştur.
Üçüncü sırada ise 2017’de kaleme alınan Mustafa Girgin’in Eğitim Filmleri adlı çalışmasıdır. Eğitim Fakültesi seçmeli “Eğitim Filmleri” dersinde tartışılan ve zamanla kapsamı genişletilen bu çalışma, eğitimle sinemanın yan yana gelebileceği ve eğitimle sinemanın tarihsel yolculuğu geleceğe ışık tutacağı amacına yönelik bir araştırmadır. Her filmin pedagojik açıdan değerini ele alan Girgin, filmleri çeşitli kategorilere ayırarak eğitim filmlerinin anlamını, bağlamını ve kapsamını derinleştirmeyi hedeflemektedir.
Dördüncü sırada Bekir Birbiçer’e (2017) ait bir eser (Beyazperde Karatahta) bulunmakta ve bu eserde hayatımıza çok ciddi etkisi bulunan eğitim sistemini irdeleyen filmlere yer verilmektedir. Okul çağındaki gençlerin manevi dünyasına seslenen, sistem tarafından üretilen zihinler, insanın farklı boyutları filmler üzerinden tahlil edilmektedir. Birbiçer’in 2017’deki ve 2021’deki çalışmalarında ortak nokta, tematik anlamda eğitim mevzusunu ele alınmasıdır. Beyazperde Karatahta’da 20 sinema filmi, modern eğitim mekanizmasına eleştirel bir bakışla irdelenmektedir. Yine aynı yazara ait “Sinema Eğitim ve İnsan” (2021) adlı çalışmada hem filmler ve hem de romanlar üzerinden eğitim sistemine dair eleştirel bir bakış sergilenmektedir.
Son olarak Abdullah Kasay ve Sümeyra Turanalp’ın 2021’de kaleme aldıkları “Sinemada Çizgi Çocuklar” ve “Çiçek Dürbününden Bakmak/Sinemada Çocuk Çizgiler” adlı eserlerden söz edilebilir. Bu eserler konumuzla doğrudan olmasa da animasyon filmleri odağına alarak eğitim ve sinema ilişkisini farklı bir zemine taşımakta ve alanın genişliğini okuyucuya duyurmayı amaçlamaktadır. Mezkûr iki eser, çok sayıda yazarın katkı sunduğu, animasyon filmler, kurmaca filmler ve fantastik filmlerin merkeze alındığı çalışmalar arasındadır. Bu eserle aynı minvaldeki bir diğer önemli çalışma ise Burak Göral’ın (2019) Çocukla Sinema adlı kitabıdır. Göral, aynı zamanda www.cocuklasinema.com adlı web sitesinden çocukları, eğitimi irdeleyen film önerileri yapmakta ve bu eserinde de eğitimciler ve ebeveynleri de dikkate alarak yaşa, eğitim durumuna göre film tavsiyelerinde bulunmaktadır. Burada sözü edilen eserlerin eğitim ve sinema ilgili olması oldukça önemlidir çünkü bu konuyla ilgili çalışmaların yeterli sayıda olmaması, alandaki boşluğu doldurmakta ve bu konuyla ilgili araştırma yapacak araştırmacılara yol haritası sunabilmektedir.
Bu bağlamda 2013 yılında Efendioğlu ve Kaşyaka’nın çalışmaları, doğrudan sinema filmlerinde eğitimcileri konu edinmektedir. Efendioğlu’nun “Türk Sinemasında Öğretmen İmajı” başlıklı çalışması 1965-2009 yılları arasındaki 19 filme odaklanarak öğretmen imajını sorgulamakta ve tahlil etmektedir. 2013 yılındaki diğer çalışma ise Kaşyaka’ya ait olup “Okul ve Öğretmen İçerikli Sinema Filmlerinin Öğretmen Adaylarının Pedagojik İnançları ve Eleştirel Yansıtma Becerileri Üzerine Etkisi” başlığıyla yayımlanmıştır. Kaşyaka bu araştırmasında okul ve öğretmen içerikli sinema filmlerini referans alarak öğretmen adaylarının eleştirel yansıtma becerileri ve pedagojik inançları üzerindeki etkisini analiz etmektedir. Söz konusu araştırmada “sinema filmlerinin pedagojik açıdan analizi ile öğretmen adaylarının filmi alımlama biçimleri” değerlendirilmektedir. 2018’de yayımlanan Altınbaş’a ait “Türk Sinemasında Eğitim İçerikli Filmlerde Eğitim Unsurlarının Tasviri” başlıklı tezde ise önceki çalışmalardan farklı olarak 1949-2015 yılları arasındaki yapımlara odaklanılmaktadır. Bu araştırmada içerik çözümlemesinden istifade edilerek Türk sinemasında 1949-2015 yılları arasında üretilen 52 film belirlenmiş ve bu filmlerde öğretmen, okul yöneticisi, öğrenci, eğitim ritüelleri ve eğitim ortamlarının tasvirleri incelenmiştir. Burada sözü edilen son çalışma ise Çak’ın “Türk Sinemasında Öğretmen İmajı Ve Öğretmenlik Mesleğinin Tarihsel Süreç İçerisinde Dönüşümü” adlı araştırmasıdır. Cumhuriyet dönemi Türk modernleşmesi bağlamında, Türk filmlerindeki öğretmen konulu öğretmen imajlarını inceleyen Çak, 1966-2009 yılları arasındaki 9 film analiz etmekte, öğretmen imajlarının değişim gösterdiğini ortaya koymaktadır. Çalışmada önemli bir ayrıntı ise lise öğrencileriyle alımlama analiz çalışması yapılmasıdır.
Eğitim ve sinema üzerine makaleler incelendiğinde ilk olarak Emirosmanoğlu’nun (1968) “Eğitim ve Sinema” başlıklı yazısına rastlanmıştır. Bu konudaki çalışmaların derli toplu bir biçimde yer aldığı bir çalışmaya rastlanmamış, iki disiplini doğrudan ve dolaylı olarak içeren çalışmalar kronolojik olarak izah edilmiş ve şu şekilde bir tablolaştırmaya gidilmiştir.
Yayın yılı
Yayın sayısı
1968
1
2007
1
2008
2
2011
2
2014
1
2015
1
2016
3
2017
2
2018
4
2021
3
Toplam yayın
20
Tablo 1. DergiPark’ta ve diğer veri tabanlarında ulaşılan eğitim ve sinema ilişkili yayınlar
Konuyla ilgili çalışmalar araştırıldığında 2007’de bir çalışmaya rastlanmıştır. Tarih Öğretiminde Filmlerin Yeri ve Önemi (Demircioğlu, 2007) söz konusu çalışmadır. 2008’de ise iki yayına ulaşılmıştır. Tarih Öğretimi ve Filmler (Öztaş, 2008) ve Bir Toplumsallaştırma Aracı Olarak Eğitimde Alternatif Medya Kullanımı: Sinema Filmleri (Birkök, 2008) adlı araştırmalar aynı yıl içinde üretilmiştir. 2011’deki iki çalışmanın ilki Okul ve Öğretmen İçerikli Sinema Filmlerinin Öğretmen Adaylarının Mesleki Tutumlarına ve Özyeterlik Algılarına Etkisi başlığıyla çoklu yazarlara aittir (Kaşyaka, Ünlü, Akar ve Özturan-Sağırlı, 2011). Diğer çalışma Kaya ve Çengelci tarafından İngilizce olarak yayınlanmıştır (Pre-Service Teachers’ Opinions Regarding Using Films in Social Studies Education (2011). Bu çalışmaları 2014’te Eğitim Olgusunun Sinematografik Anlatıdaki Yeri: Bal Filmi Örneği (Yurdigül, 2014), 2015’te Okul Yöneticilerinin ve Öğretmenlerin Eğitim İçerikli Filmlerin Eğitim Ortamlarına Etkisine İlişkin Görüşleri (Oruç Sarıbudak, 2015) ve Kültürel Bir Ürün Olarak Türkiye’de Sinema Filmlerinde Okul, Öğretmen ve Öğrenci Temsilleri (Yüksel, 2015) takip etmektedir. 2016’da üç makaleye ulaşılmış, Aamir Khan Filmlerinin Eğitimsel Açıdan İncelenmesi (Yıldırım ve Yıldırım, 2016), Eğitim Konulu Türk Filmlerinde Öğretmen İmajı: Öğretmen İmajına Tarihi Bakış (Akcan ve Polat, 2016) ve Sosyal Bilgiler Derslerinde Film Analizleri ve Filmler İle Uygulanabilecek Etkinlik Örnekleri (Öztaş, 2016) bu araştırmaları oluşturmuştur. 2017’de de üç makaleye erişilmiş, Ortaöğretim Tarih Derslerinde Tarihî Filmlerin Değer Eğitiminde Kullanımı (Öztaş, 2017), Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenlerinin Eğitim Amaçlı Sinema Filmi Kullanım Yöntemleri (İnce Yakar, 2017) ve Fen-Toplum Temelli Eğitsel Kısa Filmler Üzerine Bir Çalışma: Fen Bilgisi Öğretmenliği Örneği (Önen-Öztürk, 2017) başlıklarıyla kaleme alınmışlardır. En çok yayına 2018’de dört makaleyle ulaşılmıştır. Bunlar Use of Educational Movies in Classroom Management Courses: A Metaphorical Study (Tofur, 2018), Türk Sinemasında Eğitim İçerikli Filmlerde Okul Yöneticisi Tasviri (Altınbaş ve Gündüz, 2018), Sinematografik Anlatıda Okuldaki İletişim Ağları: Ron Clark’ın Hikayesi Filmi Örneği (Tofur, 2018), Öğretmen Eğitiminde Film: Öğretmen Adaylarının ‘Her Çocuk Özeldir’ Filmini Değerlendirmesi (Sıvacı, 2018) ve Sinemaya Konu Olan Eğitim Sistemlerinin Örgütsel Ve Yönetsel Sorunları (Yalanız, 2018) olarak sıralanabilir. 2019 ve 2020 yılları arasında herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. 2021’de üç çalışma konuyla ilgili ulaşılan diğer çalışmalar arasında yer almıştır. Eğitim Konulu Filmlerin Sınıf Yönetiminin Boyutları Açısından İncelenmesi (Akcan ve Kara, 2021), Öğretmen Temalı Filmlerde Sunulan “İdeal Öğretmen” Modeli (Altunbay ve Alaca, 2021) ve Öğretmen Eğitiminde Eğitici Filmlerin Kullanılmasına İlişkin Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Deneyimleri (Karasu Avcı ve Faiz, 2021) aynı yıl içinde üretilen ve öğretmen, eğitim, film ve sinema bağlamında literatürdeki yerini almıştır.
Burada sözü edilen çalışmalar haricinde din eğitimi, değerler eğitimi, hemşirelik eğitimi, sosyolojik filmler gibi pek çok dalda sinema filmleriyle farklı disiplinlerin ilişkisine dair çalışmalar olduğunu da belirtmekte fayda vardır. Ancak burada sadece “eğitim, filmler ve sinema” bağlamında bir literatür taraması yapılmış, bu konu dışındaki araştırmalardan bahsedilmemiştir. Yukarıdaki tabloda konumuzla ilgili 20 farklı yayına erişilmiştir, başka yayınların da üretilmiş olması ihtimal dahilindedir.
Dipnot:
[1] Bu şehir New York’u oluşturan beş bölgeden biri olup ABD’de şehirler bölgelere bölünmüş ve sınırları da belirli sınıflar belirlemiştir. Siyahiler genel olarak banliyölerde (Harlem ve Bronx) yaşamaktadır. Çarka dahil olmayı becerenler, daha doğrusu Amerikan ekonomisine katkı sağlayanlar daha yeşil ve daha merkezi yerlerde yaşayabiliyorlar. Bu imkâna sahip olmak bir sınıf derecesi olarak görülüyor. (Levent Minare, Amerika Notları, Eylül 2017, www.birnokta.net) Filmde Cemal’e göre Bronx şehri, polisin bile karanlık bastıktan sonra kalmak istemediği bir yerdir ama aynı zamanda bu şehir, orada güven içinde yaşanan bir yerdir de.
İlgili Yazılar
Bir Kulak Bir Jilet Bir İsyan: Van Gogh
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Hikâye Değirmeninde Öğütülen İnsan
Coğrafyanın, kaderin, insanların ve hikâyelerin sürekli akıp durduğunu, dönüştüğünü, iyi ve kötü anlamda birbirini beslediğini mükemmele yakın anlatan Değirmenler Vadisi kitabını ilk kez okuduğum günkü heyecanımı hâlâ hatırlıyorum. Doksan küsur sayfada bunca çok şey, bunca yalınlıkta, bunca ustalıkla nasıl anlatılır diye ağzı açık ayran budalası gibi bakakalmıştım sayfalara, cümlelere sözcüklere. Kadim anlatıların, masalların çeşnisi vardı ama modern bir hikâyeydi anlatılan.
Bir Rutinbozar ve Çocuksavar Olarak Savaş
“Her şey tıpatıp aynıydı: Islık çalan sütçü, aynı at arabası… ama arabada çok fazla süt şişesi vardı ve bu kötüye işaretti. Her fazla şişe gece bir ailenin daha bombalandığı anlamına geliyordu.”
Neo-Liberal Zincirler: Gig Ekonomisinin Görünmez Prangaları ve Kurye Hayatları
Ken Loach’un “Sorry We Mıssed You” filmi, modern kapitalist dünyanın en güncel ve en görünmez yüzü olan güvencesiz çalışma biçimlerini ve bunun bir ailenin dokusuna nasıl sirayet ettiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Azmiyle Ümidiyle Yaşar Hep Yaşayanlar
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.