“Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri”nde Prof. Dr. Said Şimşek bu ifadeyi kullanmış. İlk okuduğumda biraz ağır gelmişti bana. Ama üzerinde biraz düşünüp de örnekler gözümüzün önünden geçtiğinde hak vermemek mümkün değil. Aslında bildiğimiz bir gerçek, çok net ve açık bir biçimde dile getirilmişti.
Bulunduğumuz toplumda türbelerde yapılanlar, bir hastalık ve çaresizlikte gidilen “… babalar”, cinciler üzerinden iş yürütmeler, şirkin bazı örnekleridir. Allah’tan başkasından yardım istemeler, bizim Allah’ın yardımı olarak baktığımız olaylara “şeyhlerinin kerameti” olarak bakmalar…
Bir keresinde uyarmıştım birilerini:
“Vallahi tüylerim diken diken oldu, hem o zata Allah dostu diyor, hem onu Allah’a ortak koşuyorsunuz.” demiştim.
Birçoklarına göre şirk, puta tapmaktır. O da cahiliye dönemindedir. Kendilerinin uzaktan yakından bununla hiç bir alâkaları yoktur!
Üstelik “şirk” kelimesine alerjileri de vardır. Onların yanında bu kelimeyi ağzınıza alırsanız, sizden fersah fersah kaçarlar, hatta konuşmazlar. Eğer iletişiminizi sürdürmek istiyorsanız bu kelimeyi kullanmadan meramınızı anlatmalısınız.
Ahiret gününde “biz şirk koşanlardan değildik” veya “bunun şirk olduğunu bilmiyorduk” demelerinin fayda vermeyeceğini ah bilselerdi!
Allah imanlarımızı sağlam kılsın! En ufak bir sıkıntıda, sarsıntıda kendisinden başkasına yönelmekten korusun.
Hastanede bir bayanın, ağrıdan kıvrandıkça, ölmüş bir tarikat hocasını yardıma çağırma sesi kulaklarımda çınlar bazen.
Bir doktorun, bir hastanın; “Allah’ım yardım et!” dualarına sinirlenerek; “Biz ne oluyoruz burada?!” diye kızmasındaki cüretkârlığına da hâlâ hayret ederim.
Bir sene Mısır’da yaşadık. Çevreyi, insanları tanımak için zaman zaman önemli yerleri ziyaret ediyorduk.
Bir keresinde İmam Şafiî’nin mezarının olduğu bölgedeydik. Hem camide namaz kılalım hem onun mezarını ziyaret edelim dedik.
Arkamızda İmam Şafiî’nin türbesi kalacak şekilde namaza durduk.
Bu sırada kucağında çocuğuyla gelen Mısırlı bir bayan, çocuğunu yere bırakarak yanımda namaz kılmaya başladı. Hayatımda hiç kimsenin namazı beni o kadar etkilememişti. Ne kadar içten ve samimiydi!
Namaz bitince arkadaki türbenin yanına geldik ve İmam Şafiî için Allah’a dua ettik.
Bazıları mum yakıyor, belli ki ondan yardım istiyorlardı. Bir anda beynimden vurulmuşa döndüm.
Evet, evet o kadın… Mum yakmış, türbeye yönelmiş, gayet duygulu bir şekilde dua ediyordu. İnanamadım.
Hemen yanına yaklaşarak, yaptığının yanlış olduğunu söyledim. Mumu söndürdü ve mahcup bir şekilde “biliyorum” dedi.
Çocuğu beş yaşındaymış ve yürüyemiyormuş. Hiç bir çare bulamamışlar.
Herhalde bir de son çare olarak (ölmüş olan) İmam Şafiî’den yardım isteyeyim, demiş.
Ne acı!
İmanla küfür bu kadar yakın işte!
Cennet yolunda giderken bir anda cehenneme yuvarlanabiliriz.
Bir keresinde çocuklarımızla gittiğimiz bir piknik alanında dağıtılan etli pilavdan yemeyişimiz de bunu yapan ve dağıtanlara çok garip gelmişti. Orada bir yatır vardı ve orada adak kurbanı kesmişlerdi. İfadeleri “Allah için kestik” olabilirdi ama niyetler o kadar masum değildi. Açıkça ayetlerde Allah’tan başkası için kesilen kurban etleri yasaklanmışken, göz göre göre bunu kabullenemez ve yiyemezdik. Bunu açıkladığımızda ilk defa böyle bir şey duyduklarını söylemişlerdi.
Diğer örnek bir gafletti, bu ise apaçık cehalet…
İkisi de hiç bir zaman geçerli bir mazeret olmayacak.
Tıpkı müşriklerin; “Biz bunlara (putlara) bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” (Zümer 3) demelerinin onları kurtaramayacağı gibi.
Daha ileri boyutları da var şirkin elbette. Allah’ın dininden istenen tavizlere karşı “Bir elime güneşi bir elime ayı verseniz yine de bu dâvâdan dönmem!” diyecek cesaret ve yürekliliğin gösterilmemesi… Rahatlığın tercih edilerek, Allah’a rağmen konulan hükümlere boyun eğilmesi… Buna bazen maslahat, bazen de zaruret veya ehven-i şer denerek; küfür, şirk, zulüm, fısk gibi ciddi kavramların rafa kaldırılması…
Sırat-ı Müstakim’i iyi tanımak lâzım.
Şeytanın yollarını; tarih boyunca insana sağdan, soldan, önden, arkadan nasıl yaklaştığını iyi bilmek lâzım.
Allah korusun, yoldan çıkarız da çıktığımızı bile fark edemeyiz.
İnsanların çoğunun imanlarına şirk karıştırdıklarını unutmayalım. Allah’ın, şirki affetmediğini de… Gereğince iman edelim ve çok dikkat edelim!
Bir dua: “Allah’ım, bilerek şirk koşmaktan sana sığınırız, bilmediklerimizden de mağfiret dileriz.”
Toplum için önemli bütün değer alanları manipülatörler tarafından aldanma yapıları olarak işgal edilip yeniden inşa edilebilir. Siyaset, medya, ekonomi, eğitim vb. alanlar manipülatif girişimler için son derece elverişlidir. Gönüllü vatandaşlar, üyeler, izleyiciler, takipçiler, zorunlu katılımcılar, istendik çocuklar ve elemanlar her zaman için kitlesel yönlendirmelerin nesnesi konumundadırlar.
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız.
Zemheride gül açanlar! Ağustos’ta buz tutanlar! Su üstüne yazı yazan sevda kahramanları! Türkülerle Anadolu’yu dolaşmak için sabırsızlananlar! Daha ne bekliyorsunuz? Haydi, artık düşün yollara…
Memleketin ahvali böyleyken, oyuncak bebeklerin kırık-kopuk kafaları yollar boyunca uzanırken, küçüğümüz ilk arkadaşını buluyor. Gösterişli oyuncaklarla çevrelenmiş küçük kızın başı dönmemiş olacak ki tatlı küçük at diye sarıp sarmalıyor kahramanımızı. Öylesine duyarlı, öylesine sevgi dolu ki elli öpücük ve kâfi miktar yiyecekle uğurluyor tahta atı.
Sinema okuryazarı ve okuryazarlığı, filmleri edilgen bir şekilde tüketmekle aynı anlama gelmez. Onlarla aktif bir diyalog içine girerek, kendi kültürel önyargılarını sorgular ve filmler aracılığıyla dünyaya dair daha geniş, daha derin bir perspektif edinmeye ulaşmayı sağlayabilir. Belki de bu, hem okuryazarlık hem okuryazar kavramı için dönüştürücü gücü temsil eder; bireyi daha eleştirel, daha empatik ve daha bilgili bir insan yapar.
Gaflet mi, Cehalet mi?
“Müşrikler zorda kaldıklarında Allah’a yönelirler, Müslümanlar zorda kaldıklarında Allah’a şirk koşarlar.”
“Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri”nde Prof. Dr. Said Şimşek bu ifadeyi kullanmış. İlk okuduğumda biraz ağır gelmişti bana. Ama üzerinde biraz düşünüp de örnekler gözümüzün önünden geçtiğinde hak vermemek mümkün değil. Aslında bildiğimiz bir gerçek, çok net ve açık bir biçimde dile getirilmişti.
Bulunduğumuz toplumda türbelerde yapılanlar, bir hastalık ve çaresizlikte gidilen “… babalar”, cinciler üzerinden iş yürütmeler, şirkin bazı örnekleridir. Allah’tan başkasından yardım istemeler, bizim Allah’ın yardımı olarak baktığımız olaylara “şeyhlerinin kerameti” olarak bakmalar…
Bir keresinde uyarmıştım birilerini:
“Vallahi tüylerim diken diken oldu, hem o zata Allah dostu diyor, hem onu Allah’a ortak koşuyorsunuz.” demiştim.
Birçoklarına göre şirk, puta tapmaktır. O da cahiliye dönemindedir. Kendilerinin uzaktan yakından bununla hiç bir alâkaları yoktur!
Üstelik “şirk” kelimesine alerjileri de vardır. Onların yanında bu kelimeyi ağzınıza alırsanız, sizden fersah fersah kaçarlar, hatta konuşmazlar. Eğer iletişiminizi sürdürmek istiyorsanız bu kelimeyi kullanmadan meramınızı anlatmalısınız.
Ahiret gününde “biz şirk koşanlardan değildik” veya “bunun şirk olduğunu bilmiyorduk” demelerinin fayda vermeyeceğini ah bilselerdi!
Allah imanlarımızı sağlam kılsın! En ufak bir sıkıntıda, sarsıntıda kendisinden başkasına yönelmekten korusun.
Hastanede bir bayanın, ağrıdan kıvrandıkça, ölmüş bir tarikat hocasını yardıma çağırma sesi kulaklarımda çınlar bazen.
Bir doktorun, bir hastanın; “Allah’ım yardım et!” dualarına sinirlenerek; “Biz ne oluyoruz burada?!” diye kızmasındaki cüretkârlığına da hâlâ hayret ederim.
Bir sene Mısır’da yaşadık. Çevreyi, insanları tanımak için zaman zaman önemli yerleri ziyaret ediyorduk.
Bir keresinde İmam Şafiî’nin mezarının olduğu bölgedeydik. Hem camide namaz kılalım hem onun mezarını ziyaret edelim dedik.
Arkamızda İmam Şafiî’nin türbesi kalacak şekilde namaza durduk.
Bu sırada kucağında çocuğuyla gelen Mısırlı bir bayan, çocuğunu yere bırakarak yanımda namaz kılmaya başladı. Hayatımda hiç kimsenin namazı beni o kadar etkilememişti. Ne kadar içten ve samimiydi!
Namaz bitince arkadaki türbenin yanına geldik ve İmam Şafiî için Allah’a dua ettik.
Bazıları mum yakıyor, belli ki ondan yardım istiyorlardı. Bir anda beynimden vurulmuşa döndüm.
Evet, evet o kadın… Mum yakmış, türbeye yönelmiş, gayet duygulu bir şekilde dua ediyordu. İnanamadım.
Hemen yanına yaklaşarak, yaptığının yanlış olduğunu söyledim. Mumu söndürdü ve mahcup bir şekilde “biliyorum” dedi.
Çocuğu beş yaşındaymış ve yürüyemiyormuş. Hiç bir çare bulamamışlar.
Herhalde bir de son çare olarak (ölmüş olan) İmam Şafiî’den yardım isteyeyim, demiş.
Ne acı!
İmanla küfür bu kadar yakın işte!
Cennet yolunda giderken bir anda cehenneme yuvarlanabiliriz.
Bir keresinde çocuklarımızla gittiğimiz bir piknik alanında dağıtılan etli pilavdan yemeyişimiz de bunu yapan ve dağıtanlara çok garip gelmişti. Orada bir yatır vardı ve orada adak kurbanı kesmişlerdi. İfadeleri “Allah için kestik” olabilirdi ama niyetler o kadar masum değildi. Açıkça ayetlerde Allah’tan başkası için kesilen kurban etleri yasaklanmışken, göz göre göre bunu kabullenemez ve yiyemezdik. Bunu açıkladığımızda ilk defa böyle bir şey duyduklarını söylemişlerdi.
Diğer örnek bir gafletti, bu ise apaçık cehalet…
İkisi de hiç bir zaman geçerli bir mazeret olmayacak.
Tıpkı müşriklerin; “Biz bunlara (putlara) bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” (Zümer 3) demelerinin onları kurtaramayacağı gibi.
Daha ileri boyutları da var şirkin elbette. Allah’ın dininden istenen tavizlere karşı “Bir elime güneşi bir elime ayı verseniz yine de bu dâvâdan dönmem!” diyecek cesaret ve yürekliliğin gösterilmemesi… Rahatlığın tercih edilerek, Allah’a rağmen konulan hükümlere boyun eğilmesi… Buna bazen maslahat, bazen de zaruret veya ehven-i şer denerek; küfür, şirk, zulüm, fısk gibi ciddi kavramların rafa kaldırılması…
Sırat-ı Müstakim’i iyi tanımak lâzım.
Şeytanın yollarını; tarih boyunca insana sağdan, soldan, önden, arkadan nasıl yaklaştığını iyi bilmek lâzım.
Allah korusun, yoldan çıkarız da çıktığımızı bile fark edemeyiz.
İnsanların çoğunun imanlarına şirk karıştırdıklarını unutmayalım. Allah’ın, şirki affetmediğini de… Gereğince iman edelim ve çok dikkat edelim!
Bir dua: “Allah’ım, bilerek şirk koşmaktan sana sığınırız, bilmediklerimizden de mağfiret dileriz.”
İlgili Yazılar
Edebiyat ve Manipülasyon
Toplum için önemli bütün değer alanları manipülatörler tarafından aldanma yapıları olarak işgal edilip yeniden inşa edilebilir. Siyaset, medya, ekonomi, eğitim vb. alanlar manipülatif girişimler için son derece elverişlidir. Gönüllü vatandaşlar, üyeler, izleyiciler, takipçiler, zorunlu katılımcılar, istendik çocuklar ve elemanlar her zaman için kitlesel yönlendirmelerin nesnesi konumundadırlar.
Ekonomi-politiğin Çocukça Dile Gelişi: Kahraman Seyyar Satıcılar Devasa Kamyonlara Karşı
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız.
Anadolu Türkü Dolu
Zemheride gül açanlar! Ağustos’ta buz tutanlar! Su üstüne yazı yazan sevda kahramanları! Türkülerle Anadolu’yu dolaşmak için sabırsızlananlar! Daha ne bekliyorsunuz? Haydi, artık düşün yollara…
Bir Çocuğun Karakutusu Olarak Oyuncak ve Dünyanın Türlü Türlü Halleri
Memleketin ahvali böyleyken, oyuncak bebeklerin kırık-kopuk kafaları yollar boyunca uzanırken, küçüğümüz ilk arkadaşını buluyor. Gösterişli oyuncaklarla çevrelenmiş küçük kızın başı dönmemiş olacak ki tatlı küçük at diye sarıp sarmalıyor kahramanımızı. Öylesine duyarlı, öylesine sevgi dolu ki elli öpücük ve kâfi miktar yiyecekle uğurluyor tahta atı.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Ördeklerin Göçü& Şemsiye
Sinema okuryazarı ve okuryazarlığı, filmleri edilgen bir şekilde tüketmekle aynı anlama gelmez. Onlarla aktif bir diyalog içine girerek, kendi kültürel önyargılarını sorgular ve filmler aracılığıyla dünyaya dair daha geniş, daha derin bir perspektif edinmeye ulaşmayı sağlayabilir. Belki de bu, hem okuryazarlık hem okuryazar kavramı için dönüştürücü gücü temsil eder; bireyi daha eleştirel, daha empatik ve daha bilgili bir insan yapar.