Bir pseudo-Aristoteles metni olan Problemata Physica’nın XXX. kitabı şunu sorarak başlıyordu: “İster felsefe ya da politikada ister şiir ya da sanatta olsun olağanüstü kişiler niçin melankoliktir?”(Aristoteles, 2016, s. 387). Hakikaten baktığımız vakit şairlerin imgelerinin, filozofların düşüncelerinin kör kuyularının ve sanatçıların tâbettiği o duyguların bizi kökten bir sarsıntıya sokmasının kökeninde melankoliye yuva yapmış ruhları vardır. Bu soru da bu dikkate nazarımızı yöneltiyor. Bu eserin Aristoteles’e aidiyeti her ne kadar sorunlu olsa da onun biyoloji açıklamaları ve felsefesi ile bir tutarlılık sergilediği söylenebilmektedir (Kömürcüoğlu, 2023, s. 209). Yani metin her hâlükârda Aristotelesçi bir metin. Bu inceleme ise Van Gogh’un isyanını, sanatını melankolisi birlikteliğinde okuma denemesi yapacak. O hâlde başlayalım. Melankoli nedir?
Mefhuma Nazar Etmek: Melankoli(k) de Neyin Nesi?
‘Kara, koyu’ anlamındaki melas (μέλας) sözcüğüne ‘safra’ anlamına gelen khole (χολή) sözcüğünün birleştirilmesi ile oluşan melankoli (μελαγ-χολία) kara safra anlamına gelmektedir (Liddell ve Scott, 1897, s. 993; Çelgin, 2018, s. 491, 840). Melankolinin felsefe-bilim konusu oluşu Hipokrat-Galen tıbbında dakikleşen dört hılt (ahlât-ı erbaa) fikriyle ve mizaç teorisi ile başlıyor. İnsandaki dört hılt içinden bir tanesidir kara safra:
Hıltlar dört tanedir: Kan -ki bu sıcak-rutubetlidir-, balgam -ki bu, soğuk-rutubetlidir-, sarı safra -ki bu, sıcak-kurudur- ve kara safra -ki bu, soğuk-kurudur-. (İskenderiyeli Şârihler, 2023, s. 90)
Dünyanı oluşturan elementler, yılı oluşturan mevsimler nasıl varsa insanı oluşturan mizaçlar vardır ve kara safra bunlardan birisidir (Galenos, 2000, s. 14). İnsandaki bu duruma melankoli denmesinin sebebini ise el-Kânun fi’t-Tıb müellifi Şeyhü’r-Reis’de buluyoruz. İbn Sînâ, “Düşünce ve zanlar tabii mecrasından saparak korku ve çaresizliğe dönüştüğü için bu hastalığa “malenkholiya” dendi” (İbn Sînâ, 2007, s. 24) diyerek bu isimlendirmeyi açıklığa kavuşturur. İbn Sînâ tabip olduğu için bize bir uyarı da yapar: Eğer bu melankoliyi çok sert şekilde bırakmaya çalışırsanız bir manya ile buluşursunuz (İbn Sînâ, 2007, s. 24). Melankolinin Osmanlı Türkçesi ise çok hoş: Mâlihülyâ. Kamus-i Türkî’ye baktığımız zaman hülya “asıl mânâsı ahlat-ı erbaadan sevdadır” (Ş. Sami, 2006, s. 592) şeklinde tanımlanırken; Lugât-ı Remzî’de ise mâlihülyâ için “kara sevda” (Remzî, 2018, c. II, s. 309) şeklinde karşılık verilir. Melankoli sahibi arkadaşlar genellikle aklı başındalık (phronesis) hâlinden uzak olduğu için düşünüp taşınamaz; sonuçta düşünüp taşınmak çok zaman ister (Aristoteles, 2020, 1152a21; 1142b2). Nişanyan Sözlük’ün naklettiği Yadigâr-ı İbni Şerif’de şöyle denmiş melankoli için: “Mālikhūlyā [melankoli] ˁalāmeti yalŋızlık sevmek ve aydınlık sevmemekdir.”[1]
Bu halet-i ruhiyenin tıbbını yapanlar ise buraya alınamayacak kadar tafsilat gerektiriyor. Tarihsel olarak eğer Helmut Flashar’ın tespitinden hareket edersek, Hippokrates Külliyat’ındaki (Pinhan, 2021) ‘Hava, Su ve Yerler Üzerine’ bölümünde ilk defa geçmektedir (Akın, s.114). Havaların ve mevsimlerin insan mizacına tesirlerinin tahlil edildiği bu bölümde, yaz aylarında safranın kuruması sonucu bir kara safranın yani melankolinin meydana geleceği söylenmektedir (2021, s. 176).
Külliyat’ın başka bir yerinde ise şöyle denir: “Uzun zamandır korku duyan veya depresyonda olan hastalar melankoliye eğilimlidir”
(2021, s. 259). Biz en iyisi Galen’in Kara Safra Hakkında risalesindeki: “Kara safra kimilerinin üzerinde tıp sanatının ihtiyaç duyduğundan daha fazla zaman harcadığı bir konudur…” (Galenos, 2000, s.19; 2007, s.126) sözlerine kulak verelim ve melankolinin neliğine dair nazarımızı nihayete erdirip yazımızın asıl yönü olan Van Gogh’un melankolisine geçiş yapalım.
Bir Melankoli Tonu: Van Gogh Sarısı
“Sarı esasen bütün ondaki ruhsal enerjinin kendi o travmasındaki karşılığı.” (Oğuz Haşlakoğlu)
Hollanda’da 1853’te doğan bir genç içindeki tutkunun peşine takılıp Güney’in ışığını ve renklerini bulmak için Paris’ten ayrılmıştı. Böyle betimlemiş Gombrich, Van Gogh’un yolculuğa başlangıcını (Gombrich, 1997, s.544). Bu yolculuğunun destekçisi ise kardeşi Theo olmuştur. Ağabeyi Van Gogh için elinden geleni yapan bu kardeş ile mektuplaşmaları sayesinde Vincent’in tüm duygu hâllerini, sanat anlayışını, aşkını, tutkusunu okuyabiliyor ve hissedebiliyoruz. Bu mektuplar onun dininden dünya görüşüne kadar detayları bize sunuyor. Örneğin Theo’ya sık sık İncil’i okuma tavsiyesi verdiğini görürüz:
Ve tek kelimeyle Kitabı Mukaddes’i ve İnciller’i oku; çünkü bu sana üzerine düşünülecek bir şeyi, üzerine düşünülecek epey şeyi ve üzerine düşünülecek her şeyi verir; epeyce şey üzerine düşünmek, her şey üzerine düşünmek ise sana rağmen düşünceni sıradan bir düzeyin üstüne çıkarır. Okumayı bildiğimize göre, okuyalım!” (Van Gogh, 2015, s. 152)
İncil’den öğrenmiştir Vincent yürümeyi, her ne olursa olsun, yolun dar olduğunu bilse dahi yürümeye devam etmeyi: “Sevgili Theo, Yürüyeceğimiz yol dar…”[2](Van Gogh, 2019, s. 15)
Melankoliyi de işte bu mektuplar üzerinden okuyabilme imkanına sahibiz. Aristoteles’in de dediği gibi, bu adamın o tablolarına tabettiği tüm renklerin ve duyguların içeriminde melankoli asla göz ardı edilmemelidir. Nitekim sadece melankoliyi değil, hakikati bile temaşa edebiliriz onun tabloları üzerinden. Sonuçta Heidegger niçin ilgilenmiş olsun ki o Köylü Botları tablosu ile. Sanat Eserinin Kökeni eserinde Heidegger bu tabloya ehemmiyet gösterir zira bu tablo başlı başına hakikate ihtimam demektir: “Sanatın eserinde, varolanın hakikati kendini-esere-koymuştur [sich ins Werk gesetzt]. “Koyma” [Setzen] burada şu demektir: Duruşa taşıma [zum Stehen brin-gen]. Bir varolan (örneğin bir çift çiftçi pabucu), eserde, kendi varlığının aydınlıklı-açıklığında [Lichte] duruşa geçer. Varolanın varlığı, kendi tezahürünün duraduruşuna [Ständige] varır.” (Heidegger, 2024, s. 34)
Van Gogh’un resmi hakikatin olay olarak varlığa geliş yeridir Heidegger için (Heidegger, 1977, s. 43). Olay olarak hakikat açılmıştır, çünkü hakikat (aletheia) ‘saklı olanın açılması’dır (Heidegger, 2016, s. 38; 61).[3] Vincent’in tablolarında hakikat, ‘çakar’. Bir olay olarak gerçekleşir. Tablolarında hakikat bizi bu-ara-da yakalar. Van Gogh’un tablolarındaki ‘hakiki-oluş’ bizi gerçeklikten ger-ip çek-ip saklı olanın açılması olarak hakikat olayına sokmasıdır. Heidegger için bu tabloyu özel yapan saklı olanın açılması olarak ‘hakikat’in tekhne faaliyeti üzerinden görmeye gelişidir (Haşlakoğlu, 2016, s. 179). Ancak Haşlakoğlu’nun işaret ettiği üzere burada Vincent’in mahareti aslında köylünün dünyası vasıtası ile ‘saklı olanın açılması olarak hakikat’i açması değil daha ziyade köylülerin dünyasına dair hakikat bilgisini mimetik[4] aracılığıyla kendi karakterinde (ethos) açımlayışıdır (Haşlakoğlu, 2016, s. 179). Burada hakikat, Van Gogh’un karakteri üzerinden seyr-eylenmekte ve ete kemiğe dökülmektedir. Yunus’a söyletirsek zira, hakikat (aletheia) ete kemiğe bürünmüş Van Gogh diye görünmüş olur. Ne ile? Karakteri(ethos) ile mimesis gerçekleştirerek saklı olan hakikati açarak tabettiği Köylü Botları ile.
Melankolisine dönersek, onun hayatı çokça çalkantı olmuş, yokluk görmüştür. Nitekim onun resim malzemelerini bile çoğu zaman vefakâr kardeşi Theo karşılamıştır. Bu mektupları ile Theo’ya tüm umutlarını, umutsuzluklarını, kaygılarını aktarmıştır. Sanat tarihinin en dokunaklı eseri olarak yerini alan bu mektupların en son tarihlisine Vincent kanları ile imza atmıştır.
Resim 1. Theo van Gogh’a, Auvers-sur-Oise, Çarşamba, 23 Temmuz 1890, Theo van Gogh’a
Bu mektubu üzerinde taşıdığı an bir tarla içerisinde, tarlayı resmetmek üzere eksizler yapar. Bir an gelir ve tabancası ile kendisini öldürmeye kalkar. Ancak beceremez. Yaralı hâlde bulurlar ve üzerinden işte bu mektup çıkar. Buğday Tarlası ve Kargalar (Korenveld met kraaien) tablosundaki kasvetin kaynağı nedir? Şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi? O mavi gök ile sarı buğdaylar içerisine hâlet-i ruhiyesinden karışanlar. Buradaki sarının hissettirdiklerini şöyle tasvir ediyordu Dücane Cündioğlu: “İçinden yeşilin aktığı kana boyanmış yaslı sarı.” (Cündioğlu, 2012, s. 65)
İşte bu! Van Gogh’un sarısı. Bir melankoli tonu olarak Van Gohg sarısı!
Sabahçı Kahvesi(Le Café de nuit) tablosundaki sarılar mesela. Adeta sabaha kadar uyumayıp kahveyi bekleyen adamların dertli çehrelerinden akıyor gibidir.
Haşlakoğlu ne kadar da güzel diyordu, o sarıyı tabloya sürmüyor ki sadece, Vincent Van Gogh o sarılara karışıp bırakıyor kendisini tablolarına. Sarı durmamış karışmıştır Harvest at La Crau tablosunda. Karışan sarılar ile maviler midir sahiden? Vincent’in düşleridir karışan. “Van Gogh’un düşü mü bu, birbirine karışan?” (Pakdil, 2015, s.77) diyen Pakdil, bu tabloya bakarken bir gizin belgesini, şeylerin doğasında(physis) olan cevher(ousia) gizini görür. Fizikten fizikötesine keşfu’l-mahcub yapar, yani örtüsünü kaldırır fiziğin, sınır ötesini açar. Bize Çok(polla) içindeki Bir(hen)’i gösterir. Çünkü Vincent mütevahhiddir[5], yani ‘bir’lenmiştir. Kendini fırçaları ile bileyen bu adam ‘bir’lenmiştir artık. Yalnızlıktaki mutsuzluğu tatmış, gariplerden olmuştur.
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun (Van Gogh, 2015, s. 416).
Tabloları aracılığıyla melankoliyi dışa vurduğunu gördüğümüz Van Gogh, daha 29 yaşlarında iken kendisini acımasızca bir portreye tabeder (Leo Jansen vd., 2015, s. 10). İnsanların muhabbetlerine soğuyan bu adamının huysuzluk içindeki melankolisi diğer yandan muhabbet ve yakınlık özleminin özünü yakalaması ile karşı karşıyadır (Van Gogh, 2015, s. 254). Yalnızlığına kapanır aylarca, çıkmaz odasından. Sebepsiz. Yalnızlık onu öyle yakalar ki kırlarda, ürkütür. İnsanın koşarak çocuklar gibi şen olacağı yerlerde yalnızlık duygusunun pençesine yakalanır (Van Gogh, 2015, s. 800). Ancak yine de umutsuz değildir, o her zaman umudu yeğler (Van Gogh, 2015, s. 209). Vincent’in melankolisi umut doludur. Umudun melankolisi nihilist bir melankoliyi dışlar: “[…] umut, özlem ve arayış içindeki melankoliyi çaresiz, yaslı ve durgun melankoliye tercih ettim.” (Van Gogh, 2015, s. 148). Arayış içre olan melankoliyi tercih etmek, umutsuzluğu kabul etmeyecektir (Van Gogh, 2019, s. 40). Melankolinin insandan kalkacağını, ondan bir kurtuluş olduğunu düşünmeyen bu adam başka ne yapabilirdi ki?
Ardından şöyle der insan: Ne vakte kadar, ya Rab? Peki, ben ne diyebilirim? İnsanın içinde olup bitenler dışarıdan görünebilir mi? Birinin içinde büyük bir ateş yanarken, hiç kimse gelip o ateşle ısınmaz; yoldan geçenler bacanın ucundan tüten küçük bir duman dışında bir şey görmez ve yola devam eder. (Van Gogh, 2015, s. 150)
Her şeye rağmen umut yoksa Tanrı; Tanrı yoksa umut yoktur, bunu da biliyordur. Zaten Tanrı, Vincent’in mütemadiyen bir sızısıdır.
Yana yakıla arar O’nu. Bir mektubunda kardeşine bu noktadaki tavrını şöyle dile getirecektir: “Din adamlarının Tanrısı benim için bir kapı tokmağı kadar cansız. Bu durumda ate mi oluyorum şimdi?” (Van Gogh, 2019, s. 60-61).
Tanrıyı ararken çıldırır, çıldırırcasına arar. Mutlali’ye hak vermiştir zira İmansızın Duası kitabını okur ve eserin sonundaki “Ah Tanrım, Tanrı yok” sözlerini tekrarlar. Bu sözleri Vincent günlük vird hâline getirmiş olmalıdır. Theo’ya Mektuplar’ı defalarca okuyan Nuri Pakdil, Vincent’in her tablosunda yana yakıla “Tanrım seni arıyorum” diye bağırdığını işitir (Pakdil, 2015, s. 35, s. 77). Doğrudur, zira Vincent’in çocukluğundan beri mevcut din ve tanrı anlayışı ile sorunu vardır. “Ah, yaşamımı Tanrı’ya ve onun öğretisine hizmete daha da tümüyle adamanın yolunu bir gösteren olsa!” (Van Gogh, 2019, s. 25) diyerek yakınır kardeşi Theo’ya ve Theos(θεός)’una yani Tanrısına. Amcasının ismini paylaşan yeğeni Vincent Willem Van Gogh ise amcasının resimlerini, insanın olanaklarına olan güven ile tanrının yazgısal müdahalesinin buluştuğu bir imkân hâli olarak yorumlayacaktır (D’Orazio, 2022, s. 90). Her şeye rağmen Tanrı’ya inancının yeri onda çok sağlamdır. Onun için inanç bir insanın hayata katlanabilmesinin, yoluna devam edebilmesinin biricik kaynağıdır (Van Gogh, 2019, s. 27).
Melankoli duygusunun hem ruhunda beslenmesini hem de melankoliye panzehrini sağlar artık boyalar ve fırçalar. Hem zehri hem panzehrini birlikte var eder. Van Gogh için boyalar ve fırçalar pharmakon[6] olur. Zehirler çünkü metafizik duyuşa yükseldiği an yaralarına yara katar; panzehridir çünkü umudu yeğleyen bir melankoli için bir şeyler çiziktirmeye mecburdur (Van Gogh, 2015, s. 251, s. 638). Onun garipliğine ancak bir başka gariplik teselli verir: “Ne garip şey dokunmak! Bir fırça vuruşu…!”(Van Gogh, 2019, s.224)
Son çığlığında, son mektubunda: “ Böyle işte, ben, kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye atıyorum, bu çalışma uğruna yarı-deli bir insan oldum –olsun kabul– ama…” (Van Gogh, 2019, s. 239) dediği gibi çıldırarak yaşamanın ağırlığını tamamlar. Melankoliye bir ton bir renk kazandıran bu adam, artık veda etmiştir: “aldırmadan / dünyayı öylece bırakarak…”[7]
Nazarına tesir edenlerden, muhayyilesi ile nakşettiği ne varsa tablolarına; ruhundandır, kendöz’ündendir. Figürlerden manzaralara, çiçeklere değin her şeyin içinden derin duyguları ve hüznü tutup çıkarmak ister. Muradı gayet sarihtir zaten Van Gogh’un: “[…] insanların çalışmalarım hakkında şunu söyleyeceği noktaya varmak istiyorum: O adam derinden hissediyor ve o adam incelikle hissediyor.” (Van Gogh, 2015, s. 256)
Çoğu insanın gözünde neyim ben? Bir hiç, tuhaf bir tip ya da aksi bir kişi –toplumda yeri olmayan ve yer bulamayacak olan, kısacası en düşükten biraz daha düşük biri. Pekâlâ, her şeyin sahiden böyle olduğunu varsayarak, böyle bir tuhaf tipin, böyle bir hiçin yüreğinde neler olduğunu çalışmalarımla göstermek istiyorum. Bu benim emelim, her şeye rağmen güceniklikten çok sevgiye dayanıyor, tutkudan çok huzur duygusuna dayanıyor. Çoğu kez derbeder hâlde olsam bile, içimde hâlâ bir sükûnet, saf uyum ve müzik var.
(Van Gogh, 2015, s. 256)
Doğan gereği (physis) olan ereğine (telos) ermişliğini belki bu-ara-da görmedi gözlerin ama başardın! Fırçalarca çığlık, renklerce kan bıraktın…
Kaynakça
Aristoteles, Problemata Physica, çev. Oğuz Özügül, İstanbul: Islık Yayınları, 2016.
Costantino D’Orazio, Van Gogh Gizemi, çev. Kemal Atakay, İstanbul: Ketebe, 2022.
Doktor Hüseyin Remzî, Lügat-ı Remzî, ed. Ali Birinci. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2/II, 2018.
Dücane Cündioğlu, Sanat ve Felsefe, İstanbul: Kapı Yayınları, 2012.
H. Gombrich, Sanatın Öyküsü, çeviren: Erol Erduran ve Ömer Erduran, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1997.
Ebû Ali İbn Sînâ, “Melankolinin Teşhis ve Tedavisi”, çev. A. Sait Aykut. Cogito Dergisi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, sayı 51, 2007, ss.24-37
Galenos, “Kara Safra Hakkında”, çev. Begüm Kovulmaz. Cogito Dergisi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, sayı 5, 2007, ss.126-46.
———. “On Black Bile”, Galen: On Food And Diet, çev. Mark Grant, 19-37. USA: Routledge, 2000.
———. “On The Humours”, Galen: On Food And Diet, çev. Mark Grant, 14-18. USA: Routledge, 2000.
Güler Çelgin. Eski Yunanca Türkçe Sözlük. İstanbul: Alfa Yayınları, 2018.
Haydar Akın. “Antikçağ’dan Yeniçağ’a Delilik, Melankoli ve Cinlenme: Avrupa’da Aykırı Olma Halleri Üzerine Tarihsel Bir İnceleme”. Doktora, Hacettepe Üniversitesi, 2014.
Henry George Liddell ve Robert Scott, A Greek-English Lexicon. Oxford: Clarendon Press, 1897.
İskenderiyeli Şârihler, Galen’in Tıp Külliyâtı Üzerine İskenderiyeli Şârihler’in Derlemeleri (Cevâmi‘u’l-İskenderâniyyîn li-Kütübi Câlînûs fi’t-Tıb), ed. Gürbüz Deniz, Klasik Arapçaya Çev. Huneyn b. İshak, Çev. Özcan Akdağ ve Ahmed Mderaty. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023.
Leo Jansen, Hans Luijten, ve Nienke Bakker., “Aksilikler ve Sebat: Bir Sanatçının Hayatı”, Dostlukla Seçme Mektuplar, çeviren: Pınar Kür ve Nurettin Elhüseyni, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları 2015.
Martin Heidegger, “Der Ursprung des Kunstwerkes”, Holzwege, ed. Friedrich-Wilhelm von Herrmanndxz, C.5, 1977.
———. “Platons Lehre Von Der Wahrheit”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, S. 30, Haziran 2016, s.49-71.
———. Sanat Eserinin Kökeni, çeviren: Kaan H. Ökten. İstanbul: Alfa Yayınları, 2024.
———. “The Origin of the Work of Art”, Off the Beaten Track, çeviren: Julian Young ve Kenneth Haynes, Cambridge: Cambridge University Press, 2002, s.1-52
Nuri Pakdil, Bir Yazarın Notları I, Edebiyat Dergisi: Ankara, 2015.
Oğuz Haşlakoğlu, Platon Düşüncesinde Tekhne: Sanat ve Felsefenin Ortak Kökeni Üzerine Bir İnceleme, Bursa: Sentez Yayıncılık, 2019.
Şeyma Kömürcüoğlu, “Melankoliyi Rasyonalize Etmek: Aristotelesçi Gelenek ve Rönesans’ın Melankoli Düşüncesi Üzerine Bir Okuma”, Akdeniz İnsani Bilimler Dergisi, sayı13, Haziran 2023, ss.205-218.
Vincent Van Gogh, Dostlukla Seçme Mektuplar, çev. Pınar Kür ve Nurettin Elhüseyni, İstanbul: Yapı Kredi Yay., 2015.
[2] Vincent şu ayete işaret ediyor olmalıdır: “Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.” Kutsal Kitap, Matta, 7:13-14
[3] “Hakikat” anlamına gelen a-letheia, Heidegger’in okuyuşunda “saklı-olanın-açılması” olarak karşılanır: “Wahrheit bedeutet anfänglich das einer Verborgenheit Abgerungene” bkz.: Martin Heidegger, 2016, s.61; çevirisi için: Martin Heidegger, 2016, s.38
[4] “Yalnız, yegâne ve yekta mânâsınadır.” bkz. Mütercim Âsım Efendi, el-Okyânusü’l-basît fî tercemeti’l-Kāmûsi’l-muhît, haz. ve. çev.: Mustafa Koç ve Eyüp Tanrıverdi, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2013, c.II, s.1627; İbn Bacce, Tedbiru’l-Mutevahhid eserinde bu kavrama felsefe ile dakik ve sistematik bir kullanım kazandırmıştır. Bu eser ve kavram üzerine bk.: Yaşar Aydınlı, İbn Bâcce’nin İnsan Görüşü, Sosyal Bilimler Enstitüsü: Uludağ Üniv., Doktora Tezi, 1992.
[5] “Zehir” ile “deva/ilaç” anlamlarına gelen pharmakon (Çelgin, 2008, s.808), Platon’un Phaidros diyalogunda yazının değerini düşürmek için hafızaya zararından bahsedilerek zehir anlamı ile kullanılır. Derrida ise dekonstrüksiyon yöntemi ile bu kavramın yapısını çözümleyerek diğer anlamını açığa çıkartır. bkz.: Derrida, Platon’un Eczanesi, çev.: Zeynep Direk, Pinhan, 2014.; Kasım Küçükalp, Jasques Derrida:Felsefenin Dekonstrüksiyonu, İstanbul: Ketebe Yayınları, 2020, s.158.
[6] Bu dize Filistin şairi Mourid Barghouti’nin Midnight and Other Poems (2009) başlıklı şiir kitabında yer alan “It’s Also Fine” şiirine aitdir. Şiirin Arapçadan İngilizceye çevirisini Radwa Ashour yapmış, Türkçeye çevirisi ise Zeynep Nur Ayanoğlu’na aittir. https://www.muharrembalci.com/siirler/paylasim/271.pdf
Memleketin ahvali böyleyken, oyuncak bebeklerin kırık-kopuk kafaları yollar boyunca uzanırken, küçüğümüz ilk arkadaşını buluyor. Gösterişli oyuncaklarla çevrelenmiş küçük kızın başı dönmemiş olacak ki tatlı küçük at diye sarıp sarmalıyor kahramanımızı. Öylesine duyarlı, öylesine sevgi dolu ki elli öpücük ve kâfi miktar yiyecekle uğurluyor tahta atı.
Eski çamlar bardak olmuş, o devirler eskide kalmış, akıl almaz şeylermiş kimin umurunda, bizi hâlâ hikâyeler bağlıyor birbirimize. Mantarların toprak altına döşediği olağanüstü iletişim hattına benzer şekilde geçmişi, biz olma bilincini, birleşip ayrıştığımız nice şeyi fi tarihindeki anlatılar taşıyor belleğimize ve belleğimizin ötesine. “Hepiniz şahitsiniz işte…” denen nice olay bile çok farklı anlaşılıyor ve anlatılıyor.
. Eğitimcinin gittiği yerin öğrencileri, yöneticileri, velileri, toplumu ve bizatihi eğitim sisteminin kendisi ile açmazları olabilecektir. Asıl muhatabı talebeler olan eğitimciler, en çok onlarla beraber mücadele verme, sorunların üstesinden gelme ile karşı karşıyadırlar. Ancak eğitimci için olmazsa olmaz bir şey vardır: Sorunların arızî; çözümün, çare bulmanın, sabrın ise zaruri olduğudur. Asıl odaklanılan şey sabır ise ve sabırlı olan kişi eğitimciyse değişimin/dönüşümün veya yenilenmenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir.
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz . Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara, bazen de hem de sosyolojik ve felsefi meselelere eğilmek önemlidir. İşte bu sebeple, günümüzün en güncel konularından biri olan medya okuryazarlığı kavramını ve onun önemli bir dalı olarak kabul edilen sinema okuryazarlığını anlamak, araştırmak gerekmektedir.
Bir Kulak Bir Jilet Bir İsyan: Van Gogh
“… aux vaincus!…” (Baudelaire)
Giriş: Probclemata Physica, XXX.1
Bir pseudo-Aristoteles metni olan Problemata Physica’nın XXX. kitabı şunu sorarak başlıyordu: “İster felsefe ya da politikada ister şiir ya da sanatta olsun olağanüstü kişiler niçin melankoliktir?”(Aristoteles, 2016, s. 387). Hakikaten baktığımız vakit şairlerin imgelerinin, filozofların düşüncelerinin kör kuyularının ve sanatçıların tâbettiği o duyguların bizi kökten bir sarsıntıya sokmasının kökeninde melankoliye yuva yapmış ruhları vardır. Bu soru da bu dikkate nazarımızı yöneltiyor. Bu eserin Aristoteles’e aidiyeti her ne kadar sorunlu olsa da onun biyoloji açıklamaları ve felsefesi ile bir tutarlılık sergilediği söylenebilmektedir (Kömürcüoğlu, 2023, s. 209). Yani metin her hâlükârda Aristotelesçi bir metin. Bu inceleme ise Van Gogh’un isyanını, sanatını melankolisi birlikteliğinde okuma denemesi yapacak. O hâlde başlayalım. Melankoli nedir?
Mefhuma Nazar Etmek: Melankoli(k) de Neyin Nesi?
‘Kara, koyu’ anlamındaki melas (μέλας) sözcüğüne ‘safra’ anlamına gelen khole (χολή) sözcüğünün birleştirilmesi ile oluşan melankoli (μελαγ-χολία) kara safra anlamına gelmektedir (Liddell ve Scott, 1897, s. 993; Çelgin, 2018, s. 491, 840). Melankolinin felsefe-bilim konusu oluşu Hipokrat-Galen tıbbında dakikleşen dört hılt (ahlât-ı erbaa) fikriyle ve mizaç teorisi ile başlıyor. İnsandaki dört hılt içinden bir tanesidir kara safra:
Hıltlar dört tanedir: Kan -ki bu sıcak-rutubetlidir-, balgam -ki bu, soğuk-rutubetlidir-, sarı safra -ki bu, sıcak-kurudur- ve kara safra -ki bu, soğuk-kurudur-. (İskenderiyeli Şârihler, 2023, s. 90)
Dünyanı oluşturan elementler, yılı oluşturan mevsimler nasıl varsa insanı oluşturan mizaçlar vardır ve kara safra bunlardan birisidir (Galenos, 2000, s. 14). İnsandaki bu duruma melankoli denmesinin sebebini ise el-Kânun fi’t-Tıb müellifi Şeyhü’r-Reis’de buluyoruz. İbn Sînâ, “Düşünce ve zanlar tabii mecrasından saparak korku ve çaresizliğe dönüştüğü için bu hastalığa “malenkholiya” dendi” (İbn Sînâ, 2007, s. 24) diyerek bu isimlendirmeyi açıklığa kavuşturur. İbn Sînâ tabip olduğu için bize bir uyarı da yapar: Eğer bu melankoliyi çok sert şekilde bırakmaya çalışırsanız bir manya ile buluşursunuz (İbn Sînâ, 2007, s. 24). Melankolinin Osmanlı Türkçesi ise çok hoş: Mâlihülyâ. Kamus-i Türkî’ye baktığımız zaman hülya “asıl mânâsı ahlat-ı erbaadan sevdadır” (Ş. Sami, 2006, s. 592) şeklinde tanımlanırken; Lugât-ı Remzî’de ise mâlihülyâ için “kara sevda” (Remzî, 2018, c. II, s. 309) şeklinde karşılık verilir. Melankoli sahibi arkadaşlar genellikle aklı başındalık (phronesis) hâlinden uzak olduğu için düşünüp taşınamaz; sonuçta düşünüp taşınmak çok zaman ister (Aristoteles, 2020, 1152a21; 1142b2). Nişanyan Sözlük’ün naklettiği Yadigâr-ı İbni Şerif’de şöyle denmiş melankoli için: “Mālikhūlyā [melankoli] ˁalāmeti yalŋızlık sevmek ve aydınlık sevmemekdir.”[1]
Bu halet-i ruhiyenin tıbbını yapanlar ise buraya alınamayacak kadar tafsilat gerektiriyor. Tarihsel olarak eğer Helmut Flashar’ın tespitinden hareket edersek, Hippokrates Külliyat’ındaki (Pinhan, 2021) ‘Hava, Su ve Yerler Üzerine’ bölümünde ilk defa geçmektedir (Akın, s.114). Havaların ve mevsimlerin insan mizacına tesirlerinin tahlil edildiği bu bölümde, yaz aylarında safranın kuruması sonucu bir kara safranın yani melankolinin meydana geleceği söylenmektedir (2021, s. 176).
(2021, s. 259). Biz en iyisi Galen’in Kara Safra Hakkında risalesindeki: “Kara safra kimilerinin üzerinde tıp sanatının ihtiyaç duyduğundan daha fazla zaman harcadığı bir konudur…” (Galenos, 2000, s.19; 2007, s.126) sözlerine kulak verelim ve melankolinin neliğine dair nazarımızı nihayete erdirip yazımızın asıl yönü olan Van Gogh’un melankolisine geçiş yapalım.
Bir Melankoli Tonu: Van Gogh Sarısı
“Sarı esasen bütün ondaki ruhsal enerjinin
kendi o travmasındaki karşılığı.”
(Oğuz Haşlakoğlu)
Hollanda’da 1853’te doğan bir genç içindeki tutkunun peşine takılıp Güney’in ışığını ve renklerini bulmak için Paris’ten ayrılmıştı. Böyle betimlemiş Gombrich, Van Gogh’un yolculuğa başlangıcını (Gombrich, 1997, s.544). Bu yolculuğunun destekçisi ise kardeşi Theo olmuştur. Ağabeyi Van Gogh için elinden geleni yapan bu kardeş ile mektuplaşmaları sayesinde Vincent’in tüm duygu hâllerini, sanat anlayışını, aşkını, tutkusunu okuyabiliyor ve hissedebiliyoruz. Bu mektuplar onun dininden dünya görüşüne kadar detayları bize sunuyor. Örneğin Theo’ya sık sık İncil’i okuma tavsiyesi verdiğini görürüz:
Ve tek kelimeyle Kitabı Mukaddes’i ve İnciller’i oku; çünkü bu sana üzerine düşünülecek bir şeyi, üzerine düşünülecek epey şeyi ve üzerine düşünülecek her şeyi verir; epeyce şey üzerine düşünmek, her şey üzerine düşünmek ise sana rağmen düşünceni sıradan bir düzeyin üstüne çıkarır. Okumayı bildiğimize göre, okuyalım!” (Van Gogh, 2015, s. 152)
İncil’den öğrenmiştir Vincent yürümeyi, her ne olursa olsun, yolun dar olduğunu bilse dahi yürümeye devam etmeyi: “Sevgili Theo, Yürüyeceğimiz yol dar…”[2] (Van Gogh, 2019, s. 15)
Melankoliyi de işte bu mektuplar üzerinden okuyabilme imkanına sahibiz. Aristoteles’in de dediği gibi, bu adamın o tablolarına tabettiği tüm renklerin ve duyguların içeriminde melankoli asla göz ardı edilmemelidir. Nitekim sadece melankoliyi değil, hakikati bile temaşa edebiliriz onun tabloları üzerinden. Sonuçta Heidegger niçin ilgilenmiş olsun ki o Köylü Botları tablosu ile. Sanat Eserinin Kökeni eserinde Heidegger bu tabloya ehemmiyet gösterir zira bu tablo başlı başına hakikate ihtimam demektir: “Sanatın eserinde, varolanın hakikati kendini-esere-koymuştur [sich ins Werk gesetzt]. “Koyma” [Setzen] burada şu demektir: Duruşa taşıma [zum Stehen brin-gen]. Bir varolan (örneğin bir çift çiftçi pabucu), eserde, kendi varlığının aydınlıklı-açıklığında [Lichte] duruşa geçer. Varolanın varlığı, kendi tezahürünün duraduruşuna [Ständige] varır.” (Heidegger, 2024, s. 34)
Van Gogh’un resmi hakikatin olay olarak varlığa geliş yeridir Heidegger için (Heidegger, 1977, s. 43). Olay olarak hakikat açılmıştır, çünkü hakikat (aletheia) ‘saklı olanın açılması’dır (Heidegger, 2016, s. 38; 61).[3] Vincent’in tablolarında hakikat, ‘çakar’. Bir olay olarak gerçekleşir. Tablolarında hakikat bizi bu-ara-da yakalar. Van Gogh’un tablolarındaki ‘hakiki-oluş’ bizi gerçeklikten ger-ip çek-ip saklı olanın açılması olarak hakikat olayına sokmasıdır. Heidegger için bu tabloyu özel yapan saklı olanın açılması olarak ‘hakikat’in tekhne faaliyeti üzerinden görmeye gelişidir (Haşlakoğlu, 2016, s. 179). Ancak Haşlakoğlu’nun işaret ettiği üzere burada Vincent’in mahareti aslında köylünün dünyası vasıtası ile ‘saklı olanın açılması olarak hakikat’i açması değil daha ziyade köylülerin dünyasına dair hakikat bilgisini mimetik[4] aracılığıyla kendi karakterinde (ethos) açımlayışıdır (Haşlakoğlu, 2016, s. 179). Burada hakikat, Van Gogh’un karakteri üzerinden seyr-eylenmekte ve ete kemiğe dökülmektedir. Yunus’a söyletirsek zira, hakikat (aletheia) ete kemiğe bürünmüş Van Gogh diye görünmüş olur. Ne ile? Karakteri(ethos) ile mimesis gerçekleştirerek saklı olan hakikati açarak tabettiği Köylü Botları ile.
Melankolisine dönersek, onun hayatı çokça çalkantı olmuş, yokluk görmüştür. Nitekim onun resim malzemelerini bile çoğu zaman vefakâr kardeşi Theo karşılamıştır. Bu mektupları ile Theo’ya tüm umutlarını, umutsuzluklarını, kaygılarını aktarmıştır. Sanat tarihinin en dokunaklı eseri olarak yerini alan bu mektupların en son tarihlisine Vincent kanları ile imza atmıştır.
Resim 1. Theo van Gogh’a, Auvers-sur-Oise, Çarşamba, 23 Temmuz 1890, Theo van Gogh’a
Bu mektubu üzerinde taşıdığı an bir tarla içerisinde, tarlayı resmetmek üzere eksizler yapar. Bir an gelir ve tabancası ile kendisini öldürmeye kalkar. Ancak beceremez. Yaralı hâlde bulurlar ve üzerinden işte bu mektup çıkar. Buğday Tarlası ve Kargalar (Korenveld met kraaien) tablosundaki kasvetin kaynağı nedir? Şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi? O mavi gök ile sarı buğdaylar içerisine hâlet-i ruhiyesinden karışanlar. Buradaki sarının hissettirdiklerini şöyle tasvir ediyordu Dücane Cündioğlu: “İçinden yeşilin aktığı kana boyanmış yaslı sarı.” (Cündioğlu, 2012, s. 65)
İşte bu! Van Gogh’un sarısı. Bir melankoli tonu olarak Van Gohg sarısı!
Haşlakoğlu ne kadar da güzel diyordu, o sarıyı tabloya sürmüyor ki sadece, Vincent Van Gogh o sarılara karışıp bırakıyor kendisini tablolarına. Sarı durmamış karışmıştır Harvest at La Crau tablosunda. Karışan sarılar ile maviler midir sahiden? Vincent’in düşleridir karışan. “Van Gogh’un düşü mü bu, birbirine karışan?” (Pakdil, 2015, s.77) diyen Pakdil, bu tabloya bakarken bir gizin belgesini, şeylerin doğasında(physis) olan cevher(ousia) gizini görür. Fizikten fizikötesine keşfu’l-mahcub yapar, yani örtüsünü kaldırır fiziğin, sınır ötesini açar. Bize Çok(polla) içindeki Bir(hen)’i gösterir. Çünkü Vincent mütevahhiddir[5], yani ‘bir’lenmiştir. Kendini fırçaları ile bileyen bu adam ‘bir’lenmiştir artık. Yalnızlıktaki mutsuzluğu tatmış, gariplerden olmuştur.
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun (Van Gogh, 2015, s. 416).
Tabloları aracılığıyla melankoliyi dışa vurduğunu gördüğümüz Van Gogh, daha 29 yaşlarında iken kendisini acımasızca bir portreye tabeder (Leo Jansen vd., 2015, s. 10). İnsanların muhabbetlerine soğuyan bu adamının huysuzluk içindeki melankolisi diğer yandan muhabbet ve yakınlık özleminin özünü yakalaması ile karşı karşıyadır (Van Gogh, 2015, s. 254). Yalnızlığına kapanır aylarca, çıkmaz odasından. Sebepsiz. Yalnızlık onu öyle yakalar ki kırlarda, ürkütür. İnsanın koşarak çocuklar gibi şen olacağı yerlerde yalnızlık duygusunun pençesine yakalanır (Van Gogh, 2015, s. 800). Ancak yine de umutsuz değildir, o her zaman umudu yeğler (Van Gogh, 2015, s. 209). Vincent’in melankolisi umut doludur. Umudun melankolisi nihilist bir melankoliyi dışlar: “[…] umut, özlem ve arayış içindeki melankoliyi çaresiz, yaslı ve durgun melankoliye tercih ettim.” (Van Gogh, 2015, s. 148). Arayış içre olan melankoliyi tercih etmek, umutsuzluğu kabul etmeyecektir (Van Gogh, 2019, s. 40). Melankolinin insandan kalkacağını, ondan bir kurtuluş olduğunu düşünmeyen bu adam başka ne yapabilirdi ki?
Ardından şöyle der insan: Ne vakte kadar, ya Rab? Peki, ben ne diyebilirim? İnsanın içinde olup bitenler dışarıdan görünebilir mi? Birinin içinde büyük bir ateş yanarken, hiç kimse gelip o ateşle ısınmaz; yoldan geçenler bacanın ucundan tüten küçük bir duman dışında bir şey görmez ve yola devam eder. (Van Gogh, 2015, s. 150)
Yana yakıla arar O’nu. Bir mektubunda kardeşine bu noktadaki tavrını şöyle dile getirecektir: “Din adamlarının Tanrısı benim için bir kapı tokmağı kadar cansız. Bu durumda ate mi oluyorum şimdi?” (Van Gogh, 2019, s. 60-61).
Tanrıyı ararken çıldırır, çıldırırcasına arar. Mutlali’ye hak vermiştir zira İmansızın Duası kitabını okur ve eserin sonundaki “Ah Tanrım, Tanrı yok” sözlerini tekrarlar. Bu sözleri Vincent günlük vird hâline getirmiş olmalıdır. Theo’ya Mektuplar’ı defalarca okuyan Nuri Pakdil, Vincent’in her tablosunda yana yakıla “Tanrım seni arıyorum” diye bağırdığını işitir (Pakdil, 2015, s. 35, s. 77). Doğrudur, zira Vincent’in çocukluğundan beri mevcut din ve tanrı anlayışı ile sorunu vardır. “Ah, yaşamımı Tanrı’ya ve onun öğretisine hizmete daha da tümüyle adamanın yolunu bir gösteren olsa!” (Van Gogh, 2019, s. 25) diyerek yakınır kardeşi Theo’ya ve Theos(θεός)’una yani Tanrısına. Amcasının ismini paylaşan yeğeni Vincent Willem Van Gogh ise amcasının resimlerini, insanın olanaklarına olan güven ile tanrının yazgısal müdahalesinin buluştuğu bir imkân hâli olarak yorumlayacaktır (D’Orazio, 2022, s. 90). Her şeye rağmen Tanrı’ya inancının yeri onda çok sağlamdır. Onun için inanç bir insanın hayata katlanabilmesinin, yoluna devam edebilmesinin biricik kaynağıdır (Van Gogh, 2019, s. 27).
Melankoli duygusunun hem ruhunda beslenmesini hem de melankoliye panzehrini sağlar artık boyalar ve fırçalar. Hem zehri hem panzehrini birlikte var eder. Van Gogh için boyalar ve fırçalar pharmakon[6] olur. Zehirler çünkü metafizik duyuşa yükseldiği an yaralarına yara katar; panzehridir çünkü umudu yeğleyen bir melankoli için bir şeyler çiziktirmeye mecburdur (Van Gogh, 2015, s. 251, s. 638). Onun garipliğine ancak bir başka gariplik teselli verir: “Ne garip şey dokunmak! Bir fırça vuruşu…!”(Van Gogh, 2019, s.224)
Son çığlığında, son mektubunda: “ Böyle işte, ben, kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye atıyorum, bu çalışma uğruna yarı-deli bir insan oldum –olsun kabul– ama…” (Van Gogh, 2019, s. 239) dediği gibi çıldırarak yaşamanın ağırlığını tamamlar. Melankoliye bir ton bir renk kazandıran bu adam, artık veda etmiştir: “aldırmadan / dünyayı öylece bırakarak…”[7]
Nazarına tesir edenlerden, muhayyilesi ile nakşettiği ne varsa tablolarına; ruhundandır, kendöz’ündendir. Figürlerden manzaralara, çiçeklere değin her şeyin içinden derin duyguları ve hüznü tutup çıkarmak ister. Muradı gayet sarihtir zaten Van Gogh’un: “[…] insanların çalışmalarım hakkında şunu söyleyeceği noktaya varmak istiyorum: O adam derinden hissediyor ve o adam incelikle hissediyor.” (Van Gogh, 2015, s. 256)
Çoğu insanın gözünde neyim ben? Bir hiç, tuhaf bir tip ya da aksi bir kişi –toplumda yeri olmayan ve yer bulamayacak olan, kısacası en düşükten biraz daha düşük biri. Pekâlâ, her şeyin sahiden böyle olduğunu varsayarak, böyle bir tuhaf tipin, böyle bir hiçin yüreğinde neler olduğunu çalışmalarımla göstermek istiyorum. Bu benim emelim, her şeye rağmen güceniklikten çok sevgiye dayanıyor, tutkudan çok huzur duygusuna dayanıyor. Çoğu kez derbeder hâlde olsam bile, içimde hâlâ bir sükûnet, saf uyum ve müzik var.
(Van Gogh, 2015, s. 256)
Doğan gereği (physis) olan ereğine (telos) ermişliğini belki bu-ara-da görmedi gözlerin ama başardın! Fırçalarca çığlık, renklerce kan bıraktın…
Kaynakça
Aristoteles, Problemata Physica, çev. Oğuz Özügül, İstanbul: Islık Yayınları, 2016.
Costantino D’Orazio, Van Gogh Gizemi, çev. Kemal Atakay, İstanbul: Ketebe, 2022.
Doktor Hüseyin Remzî, Lügat-ı Remzî, ed. Ali Birinci. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2/II, 2018.
Dücane Cündioğlu, Sanat ve Felsefe, İstanbul: Kapı Yayınları, 2012.
Ebû Ali İbn Sînâ, “Melankolinin Teşhis ve Tedavisi”, çev. A. Sait Aykut. Cogito Dergisi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, sayı 51, 2007, ss.24-37
Galenos, “Kara Safra Hakkında”, çev. Begüm Kovulmaz. Cogito Dergisi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, sayı 5, 2007, ss.126-46.
———. “On Black Bile”, Galen: On Food And Diet, çev. Mark Grant, 19-37. USA: Routledge, 2000.
———. “On The Humours”, Galen: On Food And Diet, çev. Mark Grant, 14-18. USA: Routledge, 2000.
Güler Çelgin. Eski Yunanca Türkçe Sözlük. İstanbul: Alfa Yayınları, 2018.
Haydar Akın. “Antikçağ’dan Yeniçağ’a Delilik, Melankoli ve Cinlenme: Avrupa’da Aykırı Olma Halleri Üzerine Tarihsel Bir İnceleme”. Doktora, Hacettepe Üniversitesi, 2014.
———. Delilik Melankoli Cinlenme. İstanbul: Alfa Yayınları, 2024.
Henry George Liddell ve Robert Scott, A Greek-English Lexicon. Oxford: Clarendon Press, 1897.
İskenderiyeli Şârihler, Galen’in Tıp Külliyâtı Üzerine İskenderiyeli Şârihler’in Derlemeleri (Cevâmi‘u’l-İskenderâniyyîn li-Kütübi Câlînûs fi’t-Tıb), ed. Gürbüz Deniz, Klasik Arapçaya Çev. Huneyn b. İshak, Çev. Özcan Akdağ ve Ahmed Mderaty. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023.
Leo Jansen, Hans Luijten, ve Nienke Bakker., “Aksilikler ve Sebat: Bir Sanatçının Hayatı”, Dostlukla Seçme Mektuplar, çeviren: Pınar Kür ve Nurettin Elhüseyni, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları 2015.
Martin Heidegger, “Der Ursprung des Kunstwerkes”, Holzwege, ed. Friedrich-Wilhelm von Herrmanndxz, C.5, 1977.
———. “Platons Lehre Von Der Wahrheit”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, S. 30, Haziran 2016, s.49-71.
———. “Platon’un Hakikat Doktrini”. Çev. Zeynep Direk, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, S.30, Haziran 2016, s.27-48.
———. Sanat Eserinin Kökeni, çeviren: Kaan H. Ökten. İstanbul: Alfa Yayınları, 2024.
———. “The Origin of the Work of Art”, Off the Beaten Track, çeviren: Julian Young ve Kenneth Haynes, Cambridge: Cambridge University Press, 2002, s.1-52
Nuri Pakdil, Bir Yazarın Notları I, Edebiyat Dergisi: Ankara, 2015.
Oğuz Haşlakoğlu, Platon Düşüncesinde Tekhne: Sanat ve Felsefenin Ortak Kökeni Üzerine Bir İnceleme, Bursa: Sentez Yayıncılık, 2019.
Sevan Nişanyan, “hülya”, Nişanyan Sözlük Çağdaş Türkçenin Etimolojisi, Erişim 13 Aralık 2024. https://www.nisanyansozluk.com/kelime/hülya.
Şemseddin Sami, Kamus-i Türki, Dersaadet İkdam Matbaası/Çağrı Yayınları, 1317.
Şeyma Kömürcüoğlu, “Melankoliyi Rasyonalize Etmek: Aristotelesçi Gelenek ve Rönesans’ın Melankoli Düşüncesi Üzerine Bir Okuma”, Akdeniz İnsani Bilimler Dergisi, sayı13, Haziran 2023, ss.205-218.
Vincent Van Gogh, Dostlukla Seçme Mektuplar, çev. Pınar Kür ve Nurettin Elhüseyni, İstanbul: Yapı Kredi Yay., 2015.
———. “RM25 (907, 652): To Theo van Gogh. Auvers-sur-Oise”, 23 Temmuz 1890. https://vangoghletters.org/vg/letters/RM25/letter.html.
———. Theo’ya Mektuplar. Çev. Pınar Kür. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2019.
Yaşar Aydınlı. “İbn Bâcce’nin İnsan Görüşü”. Doktora Tezi, Uludağ Üniversitesi, 1992.
Dipnotlar
[1] https://www.nisanyansozluk.com/kelime/hülya
[2] Vincent şu ayete işaret ediyor olmalıdır: “Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.” Kutsal Kitap, Matta, 7:13-14
[3] “Hakikat” anlamına gelen a-letheia, Heidegger’in okuyuşunda “saklı-olanın-açılması” olarak karşılanır: “Wahrheit bedeutet anfänglich das einer Verborgenheit Abgerungene” bkz.: Martin Heidegger, 2016, s.61; çevirisi için: Martin Heidegger, 2016, s.38
[4] “Yalnız, yegâne ve yekta mânâsınadır.” bkz. Mütercim Âsım Efendi, el-Okyânusü’l-basît fî tercemeti’l-Kāmûsi’l-muhît, haz. ve. çev.: Mustafa Koç ve Eyüp Tanrıverdi, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2013, c.II, s.1627; İbn Bacce, Tedbiru’l-Mutevahhid eserinde bu kavrama felsefe ile dakik ve sistematik bir kullanım kazandırmıştır. Bu eser ve kavram üzerine bk.: Yaşar Aydınlı, İbn Bâcce’nin İnsan Görüşü, Sosyal Bilimler Enstitüsü: Uludağ Üniv., Doktora Tezi, 1992.
[5] “Zehir” ile “deva/ilaç” anlamlarına gelen pharmakon (Çelgin, 2008, s.808), Platon’un Phaidros diyalogunda yazının değerini düşürmek için hafızaya zararından bahsedilerek zehir anlamı ile kullanılır. Derrida ise dekonstrüksiyon yöntemi ile bu kavramın yapısını çözümleyerek diğer anlamını açığa çıkartır. bkz.: Derrida, Platon’un Eczanesi, çev.: Zeynep Direk, Pinhan, 2014.; Kasım Küçükalp, Jasques Derrida: Felsefenin Dekonstrüksiyonu, İstanbul: Ketebe Yayınları, 2020, s.158.
[6] Bu dize Filistin şairi Mourid Barghouti’nin Midnight and Other Poems (2009) başlıklı şiir kitabında yer alan “It’s Also Fine” şiirine aitdir. Şiirin Arapçadan İngilizceye çevirisini Radwa Ashour yapmış, Türkçeye çevirisi ise Zeynep Nur Ayanoğlu’na aittir. https://www.muharrembalci.com/siirler/paylasim/271.pdf
.
İlgili Yazılar
Bir Çocuğun Karakutusu Olarak Oyuncak ve Dünyanın Türlü Türlü Halleri
Memleketin ahvali böyleyken, oyuncak bebeklerin kırık-kopuk kafaları yollar boyunca uzanırken, küçüğümüz ilk arkadaşını buluyor. Gösterişli oyuncaklarla çevrelenmiş küçük kızın başı dönmemiş olacak ki tatlı küçük at diye sarıp sarmalıyor kahramanımızı. Öylesine duyarlı, öylesine sevgi dolu ki elli öpücük ve kâfi miktar yiyecekle uğurluyor tahta atı.
Kosmosun Gölgesinde Dirayetli Bir Kaos Öyküsü: Evrenin Öncesi ve Şimdisi
Eski çamlar bardak olmuş, o devirler eskide kalmış, akıl almaz şeylermiş kimin umurunda, bizi hâlâ hikâyeler bağlıyor birbirimize. Mantarların toprak altına döşediği olağanüstü iletişim hattına benzer şekilde geçmişi, biz olma bilincini, birleşip ayrıştığımız nice şeyi fi tarihindeki anlatılar taşıyor belleğimize ve belleğimizin ötesine. “Hepiniz şahitsiniz işte…” denen nice olay bile çok farklı anlaşılıyor ve anlatılıyor.
Ataleti Yenmenin Anahtarı: Kalk ve Diren (1988)
. Eğitimcinin gittiği yerin öğrencileri, yöneticileri, velileri, toplumu ve bizatihi eğitim sisteminin kendisi ile açmazları olabilecektir. Asıl muhatabı talebeler olan eğitimciler, en çok onlarla beraber mücadele verme, sorunların üstesinden gelme ile karşı karşıyadırlar. Ancak eğitimci için olmazsa olmaz bir şey vardır: Sorunların arızî; çözümün, çare bulmanın, sabrın ise zaruri olduğudur. Asıl odaklanılan şey sabır ise ve sabırlı olan kişi eğitimciyse değişimin/dönüşümün veya yenilenmenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Wall-E& Kutu
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz . Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara, bazen de hem de sosyolojik ve felsefi meselelere eğilmek önemlidir. İşte bu sebeple, günümüzün en güncel konularından biri olan medya okuryazarlığı kavramını ve onun önemli bir dalı olarak kabul edilen sinema okuryazarlığını anlamak, araştırmak gerekmektedir.