Çocuk edebiyatına dair kuramsal bir sorgulamada bulunmak, bu alanı belirgin kılan kavramların ve hususların irdelenmesini gerektirir. Bu anlamda çocuk ve edebiyat kavramları, ilk başvurulan ve anlam yüklenen temel bileşenler olarak karşımıza çıkar. Her ikisi de tarihi seyir içinde değişen hayatlar ve koşullar eliyle algısal ve anlamsal düzeyde farklılaşmıştır. Edebiyat, ister manzum ister mensur eserler düzeyinde olsun klasik anlatı geleneğinin farklı türlerle çeşitlendiği örneklerle modern yapılara kavuşmuştur. Akımlar, anlayışlar, ideolojiler gibi unsurlar eliyle de eserlerde içerik özellikleri değişmiş, günümüzde beğeni odağı içeriğe nazaran biçimsel özelliklere kaymıştır. Çocuk ise bilimsel gelişmeler ışığında daha merkezi bir konum kazanmış ve bu yöndeki ilgiler çocuğun söz konusu olduğu mevzuları da etkilemiştir. Bu açıdan çocuklar için metin yazmak veya onlara uygun olduğu düşünülen metinlerden bahsetmek giderek bir önem ve hassasiyet durumu içinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Geleneksel zamanlar olarak nitelenen evrede çocuk edebiyatı genellikle yetişkinlerin kontrolünde kültürel ve dini bir aktarım unsuru olarak addedilmektedir. Çocuğun önem kazanmaya başlaması ile de çocuk merkezli yargılar yaygınlaşmış, geleneksel algı ve etkiler tartışmaya açılmıştır. Dini ve kültürel aktarım, ağırlığını çocuk psikolojisi ve gelişimine bırakmıştır. Böylece modern zamanlara has özerkleşme eğilimi, edebiyatın içinde bağımsız bir alan olarak çocuk edebiyatından bahsedilmesine olanak sunmuştur.
Çocuk edebiyatında özerkleşmenin niteliksel karşılıklarını yadsımak yanlış sonuçlara vardırır. Fakat alanı, birincil derecede bağımlı olduğu edebiyat ve çocukluk kavramından ayırmak neredeyse imkânsızdır.
Tacettin Şimşek’in dikkat çektiği üzere çocuk edebiyatı, her şeyden önce bir edebiyattır. Bu nedenle edebiyat için geçerli olan değerlendirmelerin ve kıstasların ancak çocuk ölçüsünde özel bağlamlarla anlaşılabileceği boyutlar söz konusudur. Bu durum, tam da çocuk olmaklığın barındırdığı özelliklerle bir denkleşmeye işaret eder. Her şey kendi özsel yapısı içerisinde değerlendirilme ve yargılanma durumuyla ancak makul bir hizaya çekilebilir. Çocuk edebiyatı da bu anlamda “çocuğa göre” olmak kaydı ile bilimsel, eğitsel, estetik, psikolojik ilişkiler bütünü içinde anlaşılabilir. Aynı şekilde “çocuğa görelik” vasfı, bireysel ve toplumsal dayanakları olan kültürel, dini çevrimi de tartabilecek bir bünye taşır. Dolayısıyla özerkleşmenin geniş yolculuğunda kat edilen mesafe, atlanılmış gelenekselliğin olumlu yanlarını ileriye taşımadan eksik kalacaktır. Geleneksel olanın tamamen muhafaza edilmesi ve çocuklara tartışmasız değer unsurları olarak yansıtılması da tersinden sorunlar barındırmaktadır. Yöntemsel yanlışlar ise iyi addedilen hususların ne yapılsa da etkisizleşmesinin önüne geçemeyecektir. Çünkü iyi olan, ancak iyi bir yöntemle buluştuğu takdirde işlerlik kazanır. Ya da sanat olayında iyi olan, ancak estetik nitelikler eşliğinde değerini bulabilir. Kültürel benimseme ve dini kabullerin iyi olması üzerinden devşirilen estetik anlayış, bir sanrı olmanın ötesine geçemez. Çocuk edebiyatı ürünü, bir sanat eseri olduğuna göre şahsi mahareti ve sanatçı dokunuşunu asgari düzeyde de olsa gerektirir.
Çocuk edebiyatına ilişkin kuramsal yaklaşımlar, daha çok bu alanın içerdiği konu başlıkları çerçevesinde anlaşılabilecek bir mahiyet taşıyor. Çocuk ve çocukluk çağı ile edebî ilişki biçimlerinin sorunsal kılındığı bir düzlemde çocuk edebiyatına dair kuramsal yaklaşımın belirginleştiği söylenebilir. Alanın ön plana çıkan kaynaklarına bakıldığında, çocuk edebiyatı eğitiminde muhataplar için kuram ve uygulama şeklinde iki yönelimli bilgi ve içerik sunulmaktadır. Kuramsal boyutta çocuk ve çocukluk kavramları, çocuk hakları, bu edebiyatın olup olmadığına dair tartışmalar, tarihi arka plan ve kavramın ortaya çıkmasını hazırlayan süreç ile bugünkü seyir, farklı tanımlar eşliğinde odaklanılan çeşitli boyutlar, farklı ülkelerde çocuk edebiyatının durumu, çocuk edebiyatının kaynakları, çocuk kitaplarında yaş seviyesine göre ayrımlar, farklı edebî türler, çocuk kitaplarının taşıması gereken biçim, dil ve içerik özellikleri, resimli çocuklu kitapları, çocuk gelişimine bağlı olarak masal çağı, okul çağı, gerçeklik ve serüven çağı gibi dönemsel ayrımlar, çocuğa görelik ve çocuk gerçekliği ilkeleri, çocuk kitaplarında özel/hassas/duyarlıklı konular, sorun odaklı çocuk edebiyatı, çocuk edebiyatı ve ideoloji, çocuk metinleri aracılığıyla kültürel ve dini aktarım, değerler eğitimi, çocuk edebiyatı ve medya, çocuk edebiyatında felsefe, eleştiri, analitik düşünme becerileri gibi konu başlıklarının yer aldığını gözlemlemekteyiz. Uygulama boyutunda ise örnek çocuk kitaplarına dair tanıtıcı bilgiler, tahliller, çocuk kitaplarının incelenmesine dönük formlar, etkinlik örnekleri ve çeşitli faaliyetler eşliğinde çocuk kitaplarının kullanımıyla ilgili bilgiler yer alır.
Söz konusu genel çerçeve içinde çocuk edebiyatı kuramı hakkında iki kitabın içeriği doğrultusunda değerlendirmelerde bulunmak yararlı olacaktır. İlk kitap, Dilek Tüfekçi Can tarafından kaleme alınan Çocuk Edebiyatı Kuramı başlığını taşıyor. Bu kitapta çocuk, çocukluk dönemi, edebiyat gibi kavramların genel anlamda tuttuğu karşılıklar yoklanarak çocuk edebiyatı metinlerinin edebî kuramlar çerçevesinde hangi anlamlara sahip olduğu genişçe ele alınıyor. Edebî kuramların genel olarak tasnif edildiği yazar, metin ve okur merkezlilik hakkında sunulan bilgiler ışığında çocuk kitaplarına dair değerlendirmeler yer alıyor. Çocuk kitaplarının tarihi seyir içinde pedagojik, psikolojik, edebî ve estetik boyutlarda söz konusu olduğunun belirtildiği kitapta, kuramsal çerçeveyi sağlayan hususların da bu ilişkiler çerçevesinde ele alınabileceğine dair yaklaşımlar tartışılıyor. Herhangi bir metnin çocuklar için olmasına bakılmaksızın yazar, eser ve okur nezdinde bazı karşılıklar barındığı açıktır. Mustafa Ruhi Şirin de edebiyatın var olmasının nelere bağlı ise çocuk edebiyatının edebiyat olmasının da aynı ilkelere dayanması gerektiğine işaret eder. Bu bağlamda çocuk ve ilk gençlik edebiyatı eleştirisinde bu alan edebiyatının ölçütlerine dayalı kuram ve yöntemlerin yanında genel edebiyatın kuram ve yöntemlerinin de kullanılabileceğini belirtir. Dolayısıyla yazar, eser ve okur odaklı kuramsal yapıların pekâlâ çocuk edebiyatı metinleri için farklı bilgi durumlarına kapı aralayacak bir nitelikte olduğu söylenebilir. Burada temel problem, çocuk edebiyatında tüketici konumda olan çocuğun kitaplardan veya ürünlerden ne şekilde yararlanacağı ve okuma deneyiminin kendisine sunacağı imkânların neler olacağıdır. Bir bütün olarak çocuk edebiyatını pedagojik, estetik, edebî ve psikolojik boyutlarda amaçlı veya dolaylı ürünlerin somut karşılığı olarak düşündüğümüzde; karşımıza çocuğun dünyasına yansıyacak girdiler ile bunun sağlamasını yapacak inceleme imkânlarının sunacağı dikkatler çıkacaktır. Bu nedenle çocuğa sunulacak çocuk edebiyatı eserlerinin biçim, dil ve içerik özellikleriyle nasıl tasarlanması gerektiği söz konusu kuramlar nezdinde test edilme olanağına kavuşabilir. Örneğin okur merkezli yaklaşımlardan olan alımlama estetiği çerçevesinde incelenecek bir çocuk edebiyatı eserinin, ortaya çıkacak sonuçlar eliyle çocuğun aktif bir okur olarak metne kendi yüklemeleriyle dâhil olup olamaması veya metne kendini katabilmesi konusunda yeterli olup olmadığını açığa çıkarır. Şüphesiz yazar veya metin merkezli kuramların da kendi çerçevelerinde inceleme çeşitliliği sağladığı açıktır.
Çocuk edebiyatında kuramsal boyuta ilişkin öneriler sunan bir diğer kitap ise İsmail Süphandağı’na ait Gelenek ve Zihniyet Tenkidine Dayalı Çocuk Edebiyatı Kuramı başlığını taşıyor. Çocuk edebiyatında gelenek ve zihniyet kavramlarına odaklanmanın elde bulunan eserlerin çocuk bağımsızlığını gölgeleyecek riskler taşıdığını aslında daha baştan imleyen bir yaklaşım barındırdığı açık. Nitekim Süphandağı, eserinde çocukların şahsi tecrübeleriyle çelişecek yetişkin müdahalesini çeşitli başlıklar altında deşifre eden çözümlemelerde bulunuyor ve çocuk gerçekliğiyle uyuşmayan geleneksel anlayışa bir mesafe koyuyor. Çocuk gerçekliği bahsinde Selahattin Dilidüzgün’ün tartıştığı antiotoriter yaklaşımla benzer kaygılar taşıyan bu söylemde, çocuklara “mutlakiyetçi bir dil” ile seslenmenin olumsuzluğuna işaret ediliyor. Dil açısından eserlerin nitelikli ve niteliksiz şekilde bir ayrıma tâbi tutulmasını savunan yazar, pedagojik ve didaktik tercihlerin estetik kaygıyı ötelememesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çocuk edebiyatı metinleri için söz konusu düzleme varabilmek adına kuramsal anlamda bir takım ilkeler öne sürüyor. Bunların yanında çocukların yazdığı kompozisyonlardan hareketle çocuk zihnine ve dolayısıyla ürettikleri metnin içeriğine sirayet etmiş ve çocukları çevreleyen yetişkin müdahalesi gözler önüne seriliyor. Özellikle çocuklar için tecrübe edilmemiş ve edilmesi beklenilmez olan unsurların yetişkinlerin arzu ve ideolojilerinin etkisiyle sanatsal yetilerden uzak şekilde çocukların dünyasında yer ettiği tartışılıyor. Varılan olumsuz sonuçları, ders kitaplarından alınmış örnek metinlerde de bulgulayan yazar, çocuğun kuşatılmışlığını aşmak için genelde sanat ve edebiyatın, özelde ise çocuk edebiyatının özgürleştirici mantığının devrede olması gerektiğini ortaya koyuyor.
Süphandağı’nın eserinde çocuk edebiyatı kuramı için “özgürlük, güven, dolayımlama (konu-tema ayrımı), gerçeklik-tecrübe, özne-nesne ilişkisi (elçi-rol model), sıfatların kullanımı, cesaret ve zarafet, karşılaştırma, bakış açısı ve tanımlama” ilkelerinin çocuk metinleri için oluşturduğu önem genişçe ele alınıyor. Bunlara çok kısa bir şekilde baktığımızda içeriğin şu yönlerde olduğunu görürüz:
Özgürlük: Çocuklar için kaleme alınan bir metin, okuyucunun tercihlerinde onu özgür bırakmalıdır. Anlatıcı ihtimaller sunabilir, kendi tecrübesine dayanarak öneride bulunabilir fakat okuyucuyu söz konusu edilen eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmemede kısıtlayamaz.
Güven: Okuyucusunu bazı şeyleri anlamaz diye kodlayan metin ona güvenmemiş olur. Her şeyin açık açık söylendiği bir metin okuyucuyu düşünceye sevk etmez. Eleştirel düşünce önünde bu engelleyicidir.
Dolayımlama (Tema-Konu Ayrımı): Konu bir metindeki hikâyenin kendisidir. Tema arka planda hissedilecek olandır. Mesajı doğrudan söyleyen bir metin okuyucuyu edilgen kılar. Dolayımlayarak anlatan metinde mesaja davet vardır. Konuya odaklanan okur, temayı onun içinde sezmelidir.
Gerçeklik-Tecrübe: Metnin gerçeklik içermesi demek, okuyucunun anlatılanları kendi deneyimleriyle örtüştürebilmesidir.
Özne-Nesne İlişkisi: Çocuğu adam edilmesi gereken bir nesne olarak gören bakış açısının çocuğu özne düzeyine çıkarması beklenemez.
Cesaret ve Zarafet: Sanat, muhatabını karşılaşacağı olaylar karşısında güçlü kılabildiği takdirde anlamlıdır.
Karşılaştırma: Ötekileştirici bir dil kullanılmamalı. Karşılaştırarak değer üretmek sorunludur. Biz ve onlar gibi bakış açılarından uzak durulmalıdır.
Bakış açısı: Çocuğun dünyasına eğilmek, onun göz hizasından olaylara odaklanmak. Yazarın adımlarını çocuğa göre atması.
Özetle çocuk edebiyatının kuramsal boyutu, çocuk ve edebiyat gibi kurucu kavramların ışığında çocuklara sunulan metinlerde aranılan niteliksel özellikler çerçevesinde bir anlam alanına sahiptir. Bu alanda temel ve ilişkisel kavramlar, karşılıklı bir uyum ve denge içinde çocuğun dünyası gözetilerek var olmak zorundadır.
Kaynaklar
Dilidüzgün, S. (2018). Çağdaş çocuk yazını-Yazın eğitimine atılan ilk adım (3. baskı). İzmir: Tudem.
Süphandağı, İ. (2017). Gelenek ve zihniyet tenkidine dayalı çocuk edebiyatı kuramı. Ankara: Maarif Mektepleri.
Şimşek, T. (2016). Kuramdan uygulamaya çocuk edebiyatı el kitabı (4. baskı) T. Şimşek (Ed.). Ankara: Grafiker.
Şirin, M. R. (2016). Edebiyat ve çocuk edebiyatı, edebiyatın amacı ve işlevi. Türk Dili Dergisi, CX (780), 12-31.
Tüfekçi Can, D. (2014). Çocuk edebiyatı kuramsal yaklaşım. Eğitim Yayınevi.
Yaratılmış en değerli varlık olan insan neslinin kader, ecel ve rızık konusunda hem Yüce Allah’ın ve hem de kendisinin hatta diğer varlıklar ile eşyanın gerekli yetenek, kazanım ve koşullarını bilmesi elzem bir husustur. Ancak görüldüğü kadarıyla bazı insanlar nezdinde hem olgusal aşamaları ve hem de sorumluluk ve irade basamaklarını olduğu gibi anlamasının bazı engelleri olduğu muhakkaktır.
Peki, esas noktaya gelecek olursak, dini temelden yoksun kalındığında, ahlâki normlar hâlâ bağlayıcılığını koruyabilir mi? İnsanların, kendinden büyük bir otorite olmaksızın, bencillikten ve faydacı hesaplardan arınmış bir etik ilke etrafında birleşebilmesi mümkün müdür?
Meşruiyet… Din, ideoloji, ahlâk, hukuk, gelenek gibi toplumun benimsemiş olduğu değerler sistemine uygunluk… Bir düşünce ya da eylemin bir ana ilkeden ya da nedenden hareket edilerek haklılığını ispat etme arayışı… İlk neden arayışı olarak sağlam bir temellendirmeyi, gelecek için davranış kalıplarını içeren sistemlerin popüler bir yönetim ve kuşatıcı bir bütünlük arayışı… Eylemlerin, ilişkilerin toplumsal kabul görecek hukuksal, zorunlu, makûl gerekçelere dayandırılması… Siyasal iktidarın nüfuz alanı, sınırı… Bir iş ya da eylemin hangi ilkeye göre onaylanacağının referans kaynağı… Siyasal iktidarın amaçlarını, eylemlerinin niteliklerini topluma kabul ettirme sorunu… Bir kuralın kendinin üstünde bulunan hukuksal veya etik bir norma uygun olması… İslami literatürde, dinî kaynaklara dayalı hükümlere ya da dine, onun ilkelerine uygun olan iş ve işlemler…
Doğruluk ve iyilik, her ne kadar akıl aracılığıyla edinilse de, edinilen doğruluk ve iyiliğin gerçek doğruluk ve iyilik olduğu ancak vahyin süzgecinden geçirilmekle anlaşılabilir. Akıl-vahiy bütünlüğü bozulduğu takdirde akıl ilahlaştırılmaya müsait hale gelir. Nitekim milyonlarca insanı öldürmek için üretilen bombalar bir akıl işidir. Gazze’deki soykırımı gerçekleştirenler de bir akılla hareket etmektedir.
Şiddet her ne kadar görünümünü değiştirse de her daim hayatın içinde yerini almaktadır. Bazen görmek oldukça zorlaşsa da sonuçları itibariyle karşımızda durmaktadır. Bazı dönemlerde fiziksel, bazı dönemlerde ruhsal, bazı dönemlerde somut, bazı dönemlerde ise soyut… Fakat her daim varlığını ikame ettirmektedir. Bu değişimi yakalayabilmek biraz da tarihsel süreci doğru okuyabilmekle ilgilidir.
Şiddet, görselliğini sakınmadığı dönemlerde meşrûiyet problemi yaşamamakta zira meşrûiyetin yegâne kaynağı olmaktadır. Şiddet gücü, güç ise varoluşsal kabiliyeti imlemektedir.
Çocuk Edebiyatının Kuramsal Boyutu
Çocuk edebiyatına dair kuramsal bir sorgulamada bulunmak, bu alanı belirgin kılan kavramların ve hususların irdelenmesini gerektirir. Bu anlamda çocuk ve edebiyat kavramları, ilk başvurulan ve anlam yüklenen temel bileşenler olarak karşımıza çıkar. Her ikisi de tarihi seyir içinde değişen hayatlar ve koşullar eliyle algısal ve anlamsal düzeyde farklılaşmıştır. Edebiyat, ister manzum ister mensur eserler düzeyinde olsun klasik anlatı geleneğinin farklı türlerle çeşitlendiği örneklerle modern yapılara kavuşmuştur. Akımlar, anlayışlar, ideolojiler gibi unsurlar eliyle de eserlerde içerik özellikleri değişmiş, günümüzde beğeni odağı içeriğe nazaran biçimsel özelliklere kaymıştır. Çocuk ise bilimsel gelişmeler ışığında daha merkezi bir konum kazanmış ve bu yöndeki ilgiler çocuğun söz konusu olduğu mevzuları da etkilemiştir. Bu açıdan çocuklar için metin yazmak veya onlara uygun olduğu düşünülen metinlerden bahsetmek giderek bir önem ve hassasiyet durumu içinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Geleneksel zamanlar olarak nitelenen evrede çocuk edebiyatı genellikle yetişkinlerin kontrolünde kültürel ve dini bir aktarım unsuru olarak addedilmektedir. Çocuğun önem kazanmaya başlaması ile de çocuk merkezli yargılar yaygınlaşmış, geleneksel algı ve etkiler tartışmaya açılmıştır. Dini ve kültürel aktarım, ağırlığını çocuk psikolojisi ve gelişimine bırakmıştır. Böylece modern zamanlara has özerkleşme eğilimi, edebiyatın içinde bağımsız bir alan olarak çocuk edebiyatından bahsedilmesine olanak sunmuştur.
Tacettin Şimşek’in dikkat çektiği üzere çocuk edebiyatı, her şeyden önce bir edebiyattır. Bu nedenle edebiyat için geçerli olan değerlendirmelerin ve kıstasların ancak çocuk ölçüsünde özel bağlamlarla anlaşılabileceği boyutlar söz konusudur. Bu durum, tam da çocuk olmaklığın barındırdığı özelliklerle bir denkleşmeye işaret eder. Her şey kendi özsel yapısı içerisinde değerlendirilme ve yargılanma durumuyla ancak makul bir hizaya çekilebilir. Çocuk edebiyatı da bu anlamda “çocuğa göre” olmak kaydı ile bilimsel, eğitsel, estetik, psikolojik ilişkiler bütünü içinde anlaşılabilir. Aynı şekilde “çocuğa görelik” vasfı, bireysel ve toplumsal dayanakları olan kültürel, dini çevrimi de tartabilecek bir bünye taşır. Dolayısıyla özerkleşmenin geniş yolculuğunda kat edilen mesafe, atlanılmış gelenekselliğin olumlu yanlarını ileriye taşımadan eksik kalacaktır. Geleneksel olanın tamamen muhafaza edilmesi ve çocuklara tartışmasız değer unsurları olarak yansıtılması da tersinden sorunlar barındırmaktadır. Yöntemsel yanlışlar ise iyi addedilen hususların ne yapılsa da etkisizleşmesinin önüne geçemeyecektir. Çünkü iyi olan, ancak iyi bir yöntemle buluştuğu takdirde işlerlik kazanır. Ya da sanat olayında iyi olan, ancak estetik nitelikler eşliğinde değerini bulabilir. Kültürel benimseme ve dini kabullerin iyi olması üzerinden devşirilen estetik anlayış, bir sanrı olmanın ötesine geçemez. Çocuk edebiyatı ürünü, bir sanat eseri olduğuna göre şahsi mahareti ve sanatçı dokunuşunu asgari düzeyde de olsa gerektirir.
Çocuk edebiyatına ilişkin kuramsal yaklaşımlar, daha çok bu alanın içerdiği konu başlıkları çerçevesinde anlaşılabilecek bir mahiyet taşıyor. Çocuk ve çocukluk çağı ile edebî ilişki biçimlerinin sorunsal kılındığı bir düzlemde çocuk edebiyatına dair kuramsal yaklaşımın belirginleştiği söylenebilir. Alanın ön plana çıkan kaynaklarına bakıldığında, çocuk edebiyatı eğitiminde muhataplar için kuram ve uygulama şeklinde iki yönelimli bilgi ve içerik sunulmaktadır. Kuramsal boyutta çocuk ve çocukluk kavramları, çocuk hakları, bu edebiyatın olup olmadığına dair tartışmalar, tarihi arka plan ve kavramın ortaya çıkmasını hazırlayan süreç ile bugünkü seyir, farklı tanımlar eşliğinde odaklanılan çeşitli boyutlar, farklı ülkelerde çocuk edebiyatının durumu, çocuk edebiyatının kaynakları, çocuk kitaplarında yaş seviyesine göre ayrımlar, farklı edebî türler, çocuk kitaplarının taşıması gereken biçim, dil ve içerik özellikleri, resimli çocuklu kitapları, çocuk gelişimine bağlı olarak masal çağı, okul çağı, gerçeklik ve serüven çağı gibi dönemsel ayrımlar, çocuğa görelik ve çocuk gerçekliği ilkeleri, çocuk kitaplarında özel/hassas/duyarlıklı konular, sorun odaklı çocuk edebiyatı, çocuk edebiyatı ve ideoloji, çocuk metinleri aracılığıyla kültürel ve dini aktarım, değerler eğitimi, çocuk edebiyatı ve medya, çocuk edebiyatında felsefe, eleştiri, analitik düşünme becerileri gibi konu başlıklarının yer aldığını gözlemlemekteyiz. Uygulama boyutunda ise örnek çocuk kitaplarına dair tanıtıcı bilgiler, tahliller, çocuk kitaplarının incelenmesine dönük formlar, etkinlik örnekleri ve çeşitli faaliyetler eşliğinde çocuk kitaplarının kullanımıyla ilgili bilgiler yer alır.
Söz konusu genel çerçeve içinde çocuk edebiyatı kuramı hakkında iki kitabın içeriği doğrultusunda değerlendirmelerde bulunmak yararlı olacaktır. İlk kitap, Dilek Tüfekçi Can tarafından kaleme alınan Çocuk Edebiyatı Kuramı başlığını taşıyor. Bu kitapta çocuk, çocukluk dönemi, edebiyat gibi kavramların genel anlamda tuttuğu karşılıklar yoklanarak çocuk edebiyatı metinlerinin edebî kuramlar çerçevesinde hangi anlamlara sahip olduğu genişçe ele alınıyor. Edebî kuramların genel olarak tasnif edildiği yazar, metin ve okur merkezlilik hakkında sunulan bilgiler ışığında çocuk kitaplarına dair değerlendirmeler yer alıyor. Çocuk kitaplarının tarihi seyir içinde pedagojik, psikolojik, edebî ve estetik boyutlarda söz konusu olduğunun belirtildiği kitapta, kuramsal çerçeveyi sağlayan hususların da bu ilişkiler çerçevesinde ele alınabileceğine dair yaklaşımlar tartışılıyor. Herhangi bir metnin çocuklar için olmasına bakılmaksızın yazar, eser ve okur nezdinde bazı karşılıklar barındığı açıktır. Mustafa Ruhi Şirin de edebiyatın var olmasının nelere bağlı ise çocuk edebiyatının edebiyat olmasının da aynı ilkelere dayanması gerektiğine işaret eder. Bu bağlamda çocuk ve ilk gençlik edebiyatı eleştirisinde bu alan edebiyatının ölçütlerine dayalı kuram ve yöntemlerin yanında genel edebiyatın kuram ve yöntemlerinin de kullanılabileceğini belirtir. Dolayısıyla yazar, eser ve okur odaklı kuramsal yapıların pekâlâ çocuk edebiyatı metinleri için farklı bilgi durumlarına kapı aralayacak bir nitelikte olduğu söylenebilir. Burada temel problem, çocuk edebiyatında tüketici konumda olan çocuğun kitaplardan veya ürünlerden ne şekilde yararlanacağı ve okuma deneyiminin kendisine sunacağı imkânların neler olacağıdır. Bir bütün olarak çocuk edebiyatını pedagojik, estetik, edebî ve psikolojik boyutlarda amaçlı veya dolaylı ürünlerin somut karşılığı olarak düşündüğümüzde; karşımıza çocuğun dünyasına yansıyacak girdiler ile bunun sağlamasını yapacak inceleme imkânlarının sunacağı dikkatler çıkacaktır. Bu nedenle çocuğa sunulacak çocuk edebiyatı eserlerinin biçim, dil ve içerik özellikleriyle nasıl tasarlanması gerektiği söz konusu kuramlar nezdinde test edilme olanağına kavuşabilir. Örneğin okur merkezli yaklaşımlardan olan alımlama estetiği çerçevesinde incelenecek bir çocuk edebiyatı eserinin, ortaya çıkacak sonuçlar eliyle çocuğun aktif bir okur olarak metne kendi yüklemeleriyle dâhil olup olamaması veya metne kendini katabilmesi konusunda yeterli olup olmadığını açığa çıkarır. Şüphesiz yazar veya metin merkezli kuramların da kendi çerçevelerinde inceleme çeşitliliği sağladığı açıktır.
Çocuk edebiyatında kuramsal boyuta ilişkin öneriler sunan bir diğer kitap ise İsmail Süphandağı’na ait Gelenek ve Zihniyet Tenkidine Dayalı Çocuk Edebiyatı Kuramı başlığını taşıyor. Çocuk edebiyatında gelenek ve zihniyet kavramlarına odaklanmanın elde bulunan eserlerin çocuk bağımsızlığını gölgeleyecek riskler taşıdığını aslında daha baştan imleyen bir yaklaşım barındırdığı açık. Nitekim Süphandağı, eserinde çocukların şahsi tecrübeleriyle çelişecek yetişkin müdahalesini çeşitli başlıklar altında deşifre eden çözümlemelerde bulunuyor ve çocuk gerçekliğiyle uyuşmayan geleneksel anlayışa bir mesafe koyuyor. Çocuk gerçekliği bahsinde Selahattin Dilidüzgün’ün tartıştığı antiotoriter yaklaşımla benzer kaygılar taşıyan bu söylemde, çocuklara “mutlakiyetçi bir dil” ile seslenmenin olumsuzluğuna işaret ediliyor. Dil açısından eserlerin nitelikli ve niteliksiz şekilde bir ayrıma tâbi tutulmasını savunan yazar, pedagojik ve didaktik tercihlerin estetik kaygıyı ötelememesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çocuk edebiyatı metinleri için söz konusu düzleme varabilmek adına kuramsal anlamda bir takım ilkeler öne sürüyor. Bunların yanında çocukların yazdığı kompozisyonlardan hareketle çocuk zihnine ve dolayısıyla ürettikleri metnin içeriğine sirayet etmiş ve çocukları çevreleyen yetişkin müdahalesi gözler önüne seriliyor. Özellikle çocuklar için tecrübe edilmemiş ve edilmesi beklenilmez olan unsurların yetişkinlerin arzu ve ideolojilerinin etkisiyle sanatsal yetilerden uzak şekilde çocukların dünyasında yer ettiği tartışılıyor. Varılan olumsuz sonuçları, ders kitaplarından alınmış örnek metinlerde de bulgulayan yazar, çocuğun kuşatılmışlığını aşmak için genelde sanat ve edebiyatın, özelde ise çocuk edebiyatının özgürleştirici mantığının devrede olması gerektiğini ortaya koyuyor.
Süphandağı’nın eserinde çocuk edebiyatı kuramı için “özgürlük, güven, dolayımlama (konu-tema ayrımı), gerçeklik-tecrübe, özne-nesne ilişkisi (elçi-rol model), sıfatların kullanımı, cesaret ve zarafet, karşılaştırma, bakış açısı ve tanımlama” ilkelerinin çocuk metinleri için oluşturduğu önem genişçe ele alınıyor. Bunlara çok kısa bir şekilde baktığımızda içeriğin şu yönlerde olduğunu görürüz:
Özetle çocuk edebiyatının kuramsal boyutu, çocuk ve edebiyat gibi kurucu kavramların ışığında çocuklara sunulan metinlerde aranılan niteliksel özellikler çerçevesinde bir anlam alanına sahiptir. Bu alanda temel ve ilişkisel kavramlar, karşılıklı bir uyum ve denge içinde çocuğun dünyası gözetilerek var olmak zorundadır.
Kaynaklar
Dilidüzgün, S. (2018). Çağdaş çocuk yazını-Yazın eğitimine atılan ilk adım (3. baskı). İzmir: Tudem.
Süphandağı, İ. (2017). Gelenek ve zihniyet tenkidine dayalı çocuk edebiyatı kuramı. Ankara: Maarif Mektepleri.
Şimşek, T. (2016). Kuramdan uygulamaya çocuk edebiyatı el kitabı (4. baskı) T. Şimşek (Ed.). Ankara: Grafiker.
Şirin, M. R. (2016). Edebiyat ve çocuk edebiyatı, edebiyatın amacı ve işlevi. Türk Dili Dergisi, CX (780), 12-31.
Tüfekçi Can, D. (2014). Çocuk edebiyatı kuramsal yaklaşım. Eğitim Yayınevi.
İlgili Yazılar
İnsanın Varlık Yasasının Sünnetullah Bağlamında Teşekkül Esasları
Yaratılmış en değerli varlık olan insan neslinin kader, ecel ve rızık konusunda hem Yüce Allah’ın ve hem de kendisinin hatta diğer varlıklar ile eşyanın gerekli yetenek, kazanım ve koşullarını bilmesi elzem bir husustur. Ancak görüldüğü kadarıyla bazı insanlar nezdinde hem olgusal aşamaları ve hem de sorumluluk ve irade basamaklarını olduğu gibi anlamasının bazı engelleri olduğu muhakkaktır.
Seküler Bir Ahlâkın İmkânı Nedir?
Peki, esas noktaya gelecek olursak, dini temelden yoksun kalındığında, ahlâki normlar hâlâ bağlayıcılığını koruyabilir mi? İnsanların, kendinden büyük bir otorite olmaksızın, bencillikten ve faydacı hesaplardan arınmış bir etik ilke etrafında birleşebilmesi mümkün müdür?
Her Sistemin Kendine Özgü Bir Meşruiyet Kaynağı Vardır
Meşruiyet… Din, ideoloji, ahlâk, hukuk, gelenek gibi toplumun benimsemiş olduğu değerler sistemine uygunluk… Bir düşünce ya da eylemin bir ana ilkeden ya da nedenden hareket edilerek haklılığını ispat etme arayışı… İlk neden arayışı olarak sağlam bir temellendirmeyi, gelecek için davranış kalıplarını içeren sistemlerin popüler bir yönetim ve kuşatıcı bir bütünlük arayışı… Eylemlerin, ilişkilerin toplumsal kabul görecek hukuksal, zorunlu, makûl gerekçelere dayandırılması… Siyasal iktidarın nüfuz alanı, sınırı… Bir iş ya da eylemin hangi ilkeye göre onaylanacağının referans kaynağı… Siyasal iktidarın amaçlarını, eylemlerinin niteliklerini topluma kabul ettirme sorunu… Bir kuralın kendinin üstünde bulunan hukuksal veya etik bir norma uygun olması… İslami literatürde, dinî kaynaklara dayalı hükümlere ya da dine, onun ilkelerine uygun olan iş ve işlemler…
İslam’ın Ahlâki İlkeleri Bir Hukuka Dönüşsün Yeter ki
Doğruluk ve iyilik, her ne kadar akıl aracılığıyla edinilse de, edinilen doğruluk ve iyiliğin gerçek doğruluk ve iyilik olduğu ancak vahyin süzgecinden geçirilmekle anlaşılabilir. Akıl-vahiy bütünlüğü bozulduğu takdirde akıl ilahlaştırılmaya müsait hale gelir. Nitekim milyonlarca insanı öldürmek için üretilen bombalar bir akıl işidir. Gazze’deki soykırımı gerçekleştirenler de bir akılla hareket etmektedir.
Şiddetin Meşrûiyetinden Meşrûiyetin Şiddetine: Döngüsel Bir İlişkiye Dair
Şiddet her ne kadar görünümünü değiştirse de her daim hayatın içinde yerini almaktadır. Bazen görmek oldukça zorlaşsa da sonuçları itibariyle karşımızda durmaktadır. Bazı dönemlerde fiziksel, bazı dönemlerde ruhsal, bazı dönemlerde somut, bazı dönemlerde ise soyut… Fakat her daim varlığını ikame ettirmektedir. Bu değişimi yakalayabilmek biraz da tarihsel süreci doğru okuyabilmekle ilgilidir.
Şiddet, görselliğini sakınmadığı dönemlerde meşrûiyet problemi yaşamamakta zira meşrûiyetin yegâne kaynağı olmaktadır. Şiddet gücü, güç ise varoluşsal kabiliyeti imlemektedir.