Filmler, izleyiciyi farklı öykülere davet ederken çok katmanlı anlamları da içinde barındırır. Lale Kabadayı bu anlamları ortaya çıkarma ve anlamlandırma sürecinde film eleştirisinin önemli bir araç olduğunu söyler.[2] Bu sebeple filmleri analiz edebilmek için sosyal bilimlerin çeşitli alanlarına başvurmak gerekir ve bir filme dair eleştiri (critics) bilgi birikimi kazanmanın öneminden bahseder. Yazara göre her eleştiri, filmlerin çokanlamlı yapısını keşfetmek için ve farklı okumalar yapmak için yeni imkanlar sunar. Anaakım (popüler sinema) ya da anaakım dışı (sanat sineması ve üçüncü dünya sinemaları) herhangi bir filmi değerlendirirken pek çok katmanı keşfetmenin mümkün olduğu bilinmelidir.
Sinemada eğitim ve eğitimcileri anlatan filmleri, genel itibariyle hem film eleştirisi, film analizi hem de film incelemesi/değerlendirmesi mukabilinde ele aldığımızı belirterek söze başlamalıyım. Burada “film eleştirisi ve film analizi” (film criticism, film analysis) ve film incelemesi (film review) arasında önemli farklar olduğunu belirtmekte fayda var. Bir filmin incelenmesinde daha çok öne çıkan, “filmi daha az derinlemesine inmek suretiyle akademik bir yaklaşımla ve genel hatlarıyla değerlendirmektir”. Filmin genel kalitesi hakkında bilgi vermek ve filmle ilgili izleyicilere temel önerilerde bulunmak film incelemesinde karşımıza çıkan bir durumdur. Diğer yandan, film eleştirisinde ve film analizinde daha akademik bir inceleme söz konusu olup filmin birçok yönden incelenmesi, yorumlanması ve sinema tarihindeki yeri üzerine derinlemesine bir değerlendirme imkanı sunan, aynı zamanda filmin kültürel, sosyolojik, psikolojik ve tarihsel açıdan tahliline vurgu yapan özelliği olduğu hatırlanmalıdır. Biz şimdiye kadar yaptığımız tahlillerde film incelemesini ve film eleştirisini belki de harmanlayarak ya da ortasında durarak bir yöntem izlemeyi tercih ettik.
Türkiye’de öğretmenleri ve eğitimi ele alan filmlerin farklı meselelere dikkat çektiği bilinmektedir. Bunlar arasında tarihsel koşullar, siyasi, askeri, kültürel, sosyolojik hususlar karşımıza çıkmaktadır. Doğu Anadolu’da, Güneydoğu Anadolu’da ya da İç Anadolu Bölgelerinde eğitimle ilgili dolaylı ve doğrudan pek çok film zikredilebilir. Bu filmlerde bölge ya bölgelerdeki eğitim sorunları, sosyal adaletsizlikler temasına odaklanan önemli filmler vardır. Yönetmenliğini Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın beraber yaptığı İki Dil Bir Bavul (2008), Ferit Karahan’ın yönetmenlik koltuğuna oturduğu Okul Tıraşı (2021) bunlar arasındadır. Sürü (1978), Öğretmen (1988), Hakkâri’de Bir Mevsim (1988), Kaplumbağalar da Uçar (2004), Hayat Var (2008), Deli Deli Olma (2009), Sivas (2014), Beyaz Balina (2017) ve Kuru Otlar Üstüne (2023) başta olmak üzere pek çok yapımda eğitim sistemi, sosyal değişim, adalet ve sosyo-ekonomik farklılıklar göze çarpar. Nihayetinde bu filmler ya da adı zikredilmemiş çalışmalar bölgenin kültürel dinamiklerini anlamamıza yardımcı olurken esasında, eğitimin sadece bir öğretim süreci olmadığını, sosyal değişim ve adaletin sağlanmasında da önemli bir aygıt olduğunu (bu yapımlardan) biliriz, hissederiz.
İki Dil Bir Bavul (2008), iki yönetmenin elinden çıkmış, hem belgesel yönü hem de dramatik unsurları harmanlayan kurmaca özelliğiyle öne çıkan bir yapımdır.
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde (Demirci Köyü) yapılan film, Anadolu’nun doğusunda bir köye atanmış genç bir öğretmenin yaşadığı deneyimleri konu edinir. Van’ın Bahçesaray (Müküs) ilçesinde çekilen Ferit Karahan’ın filmi Okul Tıraşı (2021) ise yatılı bir okulda geçen olaylara dayanır ve toplumsal sorunlara ışık tutan bir yapımdır. Her iki film Doğu’da (Van) ve Güneydoğu’da (Urfa) eğitim öğretimin zorluklarını, öğrencilerin imkanlarını ve imkansızlıklarını, eğitimcilerin karşılaştıkları güçlükleri merkeze alarak sorunların katmanlı boyutlarına eğilmektedir. Her iki filmin de genel bağlamını oluşturan eğitim, eğitimci, öğrenci ilişkisi bölgedeki sosyo-kültürel ve ekonomik şartların eğitime etkisini anlatmaktadır. İki Dil Bir Bavul’da dil, kültür bariyerleri ve zorluklarla başa çıkma mücadelesi ön plandayken, Okul Tıraşı’nda öğrenci ve öğretmen ilişkileri temelinde bürokrasi, sağlık, sosyal adalet, baskı konularına vurgu yapıldığı görülmektedir.
İki Dil Bir Bavul’da üniversiteden henüz mezun olmuş ve idealleri olan Türk bir öğretmenin, Kürtçe konuşulan bir köyde göreve başladığı ancak köydeki çocukların Türkçe’yi çok az bildikleri ya da bilemedikleri/öğrenemedikleri anlatılır. Öğretmenin ise Kürtçe bilmemesi nedeniyle büyük bir sorun patlak verir: Dil ve iletişim. Bu sorunu ortadan kaldırmayı amaçlayan öğretmen karakteri, çocuklara temel Türkçe öğretmenin formüllerini arar ve eğitim sisteminin öngördüğü müfredatı uygulamaya koyar. Anadilde eğitim meselesine dair bir yaklaşım getiren filmin yönetmenleri dil bariyerini, farklı kültürel alışkanlıkları ve köydeki zor yaşam koşullarını kameralarına yansıtırken eğitim-öğretim sürecinin karmaşık durumunu da gözler önüne getirmektedir. İki Dil Bir Bavul öğretmenin zorluklarla başa çıkma çabasını ve köydeki hayatın gerçeklerine yoğunlaşırken, öte yandan bölgenin eğitim imkanlarındaki yapısal eksikliklerine ve kültürel farklılıkların eğitime etkisine de değinir.
Bir filmi adlandırmak yönetmen için anlamlı ve bilinçli bir eyleme işaret eder. Okul Tıraşı bu anlamda eğitim sistemi üzerindeki baskının tarihsel arkaplanına parmak basmaktadır. Tek tipleştirici bir yaklaşımla çocukları cezalandırılması özelde eğitimciler ve idareciler, genelde ise eğitim sisteminin bizatihi kendisine yöneltilmektedir. Bu eleştiriye göre erkek çocukların tıraş olma eylemi kendi beğenileri ve istekleri ile şekillenirken, okulun veya resmi ideolojinin dayattığı tıraş biçimi oldukça katıdır, dolayısıyla estetik bir görünümü yoktur, kişiye alaycı ve aşağılayıcı bir pencereden bakılır. Bu amaçla kurala uymamanın cezası, saçın biçimsizce kesilmesidir ki, bu durumda herkesin uysal bir birey olması istenir, zihnen ve şeklen birbirinin kopyası olan kalabalıklar yetiştirilmesi amaçlanır. Kendi düşünceleri askıya alınan ve önemsenmeyen öğrenciler, izleyici için daha masum ve özdeşleşebilecek bir görünüm sunarken aynı durum öğretmenler için geçerli değildir. Eğitimciler cebir ve şiddet kullanarak bir sistemi yürütmenin amacını taşırlar, okulun tıraşında hem fiziki baskı hem de düşünsel ya da görünmeyen ama hissedilen bir ezicilik izleyiciye hissettirilir. Yatılı bir okulda (YİBO) eğitim gören Memo ve arkadaşlarının yaşadığı zorlukları anlatan yönetmen Ferit Karahan, bu filmde anlatılanları çocukluk anılarına dayandırdığını söylemesi de oldukça önemlidir. Çünkü kendisi de zamanında aynı tıraştan geçmiş, aynı baskıyı hissetmiştir.
Okul Tıraşı filmindeki ana karakter Memo, yakın arkadaşı Yusuf’un ansızın hastalanmasıyla güç bir durumla karşı karşıya kalır. Arkadaşının sağlığına kavuşmasını endişe eden Memo, okul yönetiminin katı kuralları, sert disiplini ve ilgisizliği arasında sıkışır. Böylece Yusuf’un tedavisi gecikir. Memo, arkadaşını kurtarmak için mücadele ederken, eğitim sistemindeki aksaklıklar, ihmaller ve insani değerlerin yokluğu da izleyicinin gözleri önüne serilir. Okul Tıraşı, öğrencilerin hayatta kalma mücadelesini ve bireylerin bürokrasi, yönetim ve sistem karşısındaki çaresizliğini bir yatılı okul bağlamında ele alırken Yusuf’un durumu giderek kötüleşir. Tam da burada okul yönetimi arasında görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinde suçlama ve sorumluluktan kaçınma eğilimleri belirginleşmeye başlar.
Her iki filmde mekânın doğallığı, minimalist anlatım tarzı, belgesel ile kurmacanın harmanlandığı bir anlatı yapısı, oyuncuların profesyonel olmayan kişilerden oluşması ve toplumsal dokunun benzerliği örtüşen noktalar arasındadır. Bir anlamda bölge halkının yaşadığı gerçekler ve coğrafyanın eğitime etkisi de filmlere konu olmaktadır. Öğretmenlerin köydeki deneyimleri ve öğrencilerle kurduğu bağ, esasında daha genel bir sorunu, yani anadilde eğitim, taşımalı eğitim, öğretmen atamaları gibi birçok meseleyi de içinde barındırmaktadır. Nitekim İki Dil Bir Bavul eğitimde dil sorununa eğilirken, modern eğitim anlayışı ile geleneksel yaşam tarzı arasındaki çatışmayı merkeze almaktadır.
Okul Tıraşı filminde ise bariz biçimde imkanların götürülemediği ve imkanlardan yoksun bir halkın yaşadığı problemler ve eğitim sistemi üzerinden sosyal adaletsizlik vurgusuna dikkat çekilmektedir. Bunun haricinde en temelde YİBO üzerinden bir sistem eleştirisi getirilerek çocukların çaresizliği, bürokrasinin eğitime etkisinin ne kadar büyük olduğunun altı çizilmektedir. İki Dil Bir Bavul filmine nazaran Okul Tıraşı’nın sinematografik açıdan daha zengin olduğu, daha gerçekçi bir anlatıma sahip olduğu, dramatik atmosferiçok başarılı bir şekilde yansıttığı söylenebilir. Karahan’ın filmi güçlü görsel ve işitsel detaylarla desteklenerek daha başarılı bir anlatının oluşturulduğu söylenebilir. İki Dil Bir Bavul daha bireysel bir hikâyeye odaklanırken, Okul Tıraşı bir grup öğrenciyi ve öğretmeni merkezine alarak ilerlemektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da eğitimin genel bir panoraması çıkaran filmler bölgedeki eğitimin eleştirel bir analizini sunma maçı taşımaktadır.
Okul Tıraşı bir yönüyle YİBO’daki öğrencilerin dünyasını resmederken çaresizliğe, sıkışmışlığa ve hayatta kalma mücadelesine değinir.
Bu filmde öğrencilerin maruz kaldığı yetersiz yaşam koşulları, eğitimin sadece akademik bir mesele olmadığını, hayatta kalma mücadelesinin bir parçası olduğunu gösterir. Türkiye’nin dezavantajlı bölgelerindeki sistemsel sorunların somut bir yansıması olan sağlık hizmetlerine erişimin zorluğu, öğrencilerin eğitim sürecinde karşılaştıkları engeller, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki fırsat eşitsizliği filmde çarpıcı biçimde anlatılır. Öğrenciler eğitim sisteminin ve onu uygulayanların baskılarına karşı, dayanışma içinde yaşamaya çalışırlar. Belki de bir yönüyle öğretmenler de hem sistemin ve hem de bürokrasinin arasında sıkışmışlardır. İdealleriyle sürekli çatışma yaşamaları Türkiye’de eğitimci olmanın zorluklarını karamsar biçimde tasvir eder.
Coğrafya ve altyapının eğitime olan etkisine de odaklanan her iki film, film boyunca mekânlar ve yaşanan olaylar üzerinden vurgulanır. Karla kaplı yollar, bireyin sosyalleşmemesi, ulaşım zorlukları gibi detaylar, taşradaki Türkiye’yi güçlü bir gerçekçilikle yansıtma amacı güder. Hem eğitimin hem de sağlık sisteminin iç içe geçmiş sorunlarını ele alan filmler, yerel ve ulusal ölçekte çözülmesi gereken derin bir yapısal soruna dikkat çekmektedir.
Buraya kadar devam eden yazı dizisinde eğitimcilerin pek çok önemli özellikleri olduğu, öğrencilerine rol model oldukları, toplumsal meselelere duyarsız kalmadıkları, hayalleri ve idealleri olduklarını, sabırlı ve yol gösterici olduklarını dile getirdik. Bu yazıda ele alınan iki filmde ise şimdiye kadar süregelen bir eğitimci profilinden çok farklı manzaraların öne çıktığı düşünülebilir. Ki böyle bir çıkarımın kendi içinde tutarlılıkları vardır diyebiliriz. Bu da en temelde yönetmenin eğitim meselesine bakışı ve onun altında yatan sebeplerle doğrudan ilgilidir. Karahan’ın filminde öğretmenler kural koyucu ve düzeni tesis edenlerdir. 1990’lı yıllarda ya da daha evvelindeki öğretmen imgesi zaman zaman asık suratlıdır. Sopasıyla sürekli olarak kontrolü sağlayan, anlamaktan çok yargılama yolunu seçen ve anlayışsızlığıyla, merhametsiz yönleriyle dikkat çeken eğitimciler, öğrencilerin birçok hakkını engelleyen kişiler olarak da yorumlanmaktadır. Ancak bunu ilgili dönemlerde Doğu’da, Güneydoğu’da görev yapan her eğitimciye genelleştirmek doğru değildir.
Lynne Sachs “Film Denemesi Yazmak Üzerine” adlı kitap bölümünde[3], filmler bir nevi geçirgen ve esnek; yoruma açık olduğunu belirtirler. Burada değerlendirmesi, tahlili yapılan filmlerle ilgili yazının da geçirgen/esnek yapıda olduğunu hesaba katmak gerekecektir. Bir yönetmen filmi yapma süreci boyunca, dünya hakkında öğrenirken kendi hakkında da bir şeyler öğreniyorsa, biz de filmler üzerine yazınca kendimizi keşfetmenin yolları arıyoruz sanırım. Sachs’in de dediği üzere “görevimiz bir şeyler öğretmek değil, izleyicide/okuyucuda içeriden dışarıya doğru yayılan bir merak uyandırmayı” sağlamaktır.
[1] Yunus Namaz Doç. Dr., Fırat Üniv., İletişim Fak., Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü.
[2] Film Eleştirisi: Kuramsal Çerçeve ve Sinemamızdan Örnek Çözümlemeler, 2013, Ayrıntı Yayınları, s.11
[3] İlgili çalışma Essays on the Essay Film adlı eser içindedir. Editörler: Nora M. Alter ve Timothy Corrigan, Kolombiya üniversitesi Yayınları, 2017, s.287.
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm; Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm. Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum.” Gılgamış hepimiz adına konuşuyor, onun ölümden korktuğu gibi hepimiz korkarız ölümden. “Old Men Never Die” orijinal adıyla “Piremard’ha Nemimirand” (Ölümsüzler Köyü), …
Hangi coğrafyada ne ölçüde insanlıktan çıkıldığını ve hangi insanlara insan olma hakkı tanınmadığını uzunca tartışmadan başka bir tuhaflığın peşine düşeceğim: Aynı beyaz adam iktisadi açıdan verimsiz bulduğu kölelik sisteminden vazgeçip öldürmeyen ama süründüren İşçi-işveren; toprak sahibi-ortakçı gibi unvanları keşfetti.
Sinemada eğitimcileri, muallimleri konu alan filmlerin mühim bir bölümünde onların yaşadıkları zorluklardan bahsedilir. Bu zorluk, kimi zaman eğitim sistemindeki aksaklıklardan, disiplin ve ceza mekanizmasını işleten yönetici kadrolardan kaynaklandığı gibi talebelerin, öğrencilerin terbiye edilmeleri, eğitim-öğretim hayatları içerisinde karşılaşılan durumlardan ibaret olabilmektedir.
Doğu’da Eğitime ve Eğitimciye Bakmak: İki Dil Bir Bavul’dan Okul Tıraşı’na Bir Okuma
Filmler, izleyiciyi farklı öykülere davet ederken çok katmanlı anlamları da içinde barındırır. Lale Kabadayı bu anlamları ortaya çıkarma ve anlamlandırma sürecinde film eleştirisinin önemli bir araç olduğunu söyler.[2] Bu sebeple filmleri analiz edebilmek için sosyal bilimlerin çeşitli alanlarına başvurmak gerekir ve bir filme dair eleştiri (critics) bilgi birikimi kazanmanın öneminden bahseder. Yazara göre her eleştiri, filmlerin çokanlamlı yapısını keşfetmek için ve farklı okumalar yapmak için yeni imkanlar sunar. Anaakım (popüler sinema) ya da anaakım dışı (sanat sineması ve üçüncü dünya sinemaları) herhangi bir filmi değerlendirirken pek çok katmanı keşfetmenin mümkün olduğu bilinmelidir.
Sinemada eğitim ve eğitimcileri anlatan filmleri, genel itibariyle hem film eleştirisi, film analizi hem de film incelemesi/değerlendirmesi mukabilinde ele aldığımızı belirterek söze başlamalıyım. Burada “film eleştirisi ve film analizi” (film criticism, film analysis) ve film incelemesi (film review) arasında önemli farklar olduğunu belirtmekte fayda var. Bir filmin incelenmesinde daha çok öne çıkan, “filmi daha az derinlemesine inmek suretiyle akademik bir yaklaşımla ve genel hatlarıyla değerlendirmektir”. Filmin genel kalitesi hakkında bilgi vermek ve filmle ilgili izleyicilere temel önerilerde bulunmak film incelemesinde karşımıza çıkan bir durumdur. Diğer yandan, film eleştirisinde ve film analizinde daha akademik bir inceleme söz konusu olup filmin birçok yönden incelenmesi, yorumlanması ve sinema tarihindeki yeri üzerine derinlemesine bir değerlendirme imkanı sunan, aynı zamanda filmin kültürel, sosyolojik, psikolojik ve tarihsel açıdan tahliline vurgu yapan özelliği olduğu hatırlanmalıdır. Biz şimdiye kadar yaptığımız tahlillerde film incelemesini ve film eleştirisini belki de harmanlayarak ya da ortasında durarak bir yöntem izlemeyi tercih ettik.
Türkiye’de öğretmenleri ve eğitimi ele alan filmlerin farklı meselelere dikkat çektiği bilinmektedir. Bunlar arasında tarihsel koşullar, siyasi, askeri, kültürel, sosyolojik hususlar karşımıza çıkmaktadır. Doğu Anadolu’da, Güneydoğu Anadolu’da ya da İç Anadolu Bölgelerinde eğitimle ilgili dolaylı ve doğrudan pek çok film zikredilebilir. Bu filmlerde bölge ya bölgelerdeki eğitim sorunları, sosyal adaletsizlikler temasına odaklanan önemli filmler vardır. Yönetmenliğini Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın beraber yaptığı İki Dil Bir Bavul (2008), Ferit Karahan’ın yönetmenlik koltuğuna oturduğu Okul Tıraşı (2021) bunlar arasındadır. Sürü (1978), Öğretmen (1988), Hakkâri’de Bir Mevsim (1988), Kaplumbağalar da Uçar (2004), Hayat Var (2008), Deli Deli Olma (2009), Sivas (2014), Beyaz Balina (2017) ve Kuru Otlar Üstüne (2023) başta olmak üzere pek çok yapımda eğitim sistemi, sosyal değişim, adalet ve sosyo-ekonomik farklılıklar göze çarpar. Nihayetinde bu filmler ya da adı zikredilmemiş çalışmalar bölgenin kültürel dinamiklerini anlamamıza yardımcı olurken esasında, eğitimin sadece bir öğretim süreci olmadığını, sosyal değişim ve adaletin sağlanmasında da önemli bir aygıt olduğunu (bu yapımlardan) biliriz, hissederiz.
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde (Demirci Köyü) yapılan film, Anadolu’nun doğusunda bir köye atanmış genç bir öğretmenin yaşadığı deneyimleri konu edinir. Van’ın Bahçesaray (Müküs) ilçesinde çekilen Ferit Karahan’ın filmi Okul Tıraşı (2021) ise yatılı bir okulda geçen olaylara dayanır ve toplumsal sorunlara ışık tutan bir yapımdır. Her iki film Doğu’da (Van) ve Güneydoğu’da (Urfa) eğitim öğretimin zorluklarını, öğrencilerin imkanlarını ve imkansızlıklarını, eğitimcilerin karşılaştıkları güçlükleri merkeze alarak sorunların katmanlı boyutlarına eğilmektedir. Her iki filmin de genel bağlamını oluşturan eğitim, eğitimci, öğrenci ilişkisi bölgedeki sosyo-kültürel ve ekonomik şartların eğitime etkisini anlatmaktadır. İki Dil Bir Bavul’da dil, kültür bariyerleri ve zorluklarla başa çıkma mücadelesi ön plandayken, Okul Tıraşı’nda öğrenci ve öğretmen ilişkileri temelinde bürokrasi, sağlık, sosyal adalet, baskı konularına vurgu yapıldığı görülmektedir.
İki Dil Bir Bavul’da üniversiteden henüz mezun olmuş ve idealleri olan Türk bir öğretmenin, Kürtçe konuşulan bir köyde göreve başladığı ancak köydeki çocukların Türkçe’yi çok az bildikleri ya da bilemedikleri/öğrenemedikleri anlatılır. Öğretmenin ise Kürtçe bilmemesi nedeniyle büyük bir sorun patlak verir: Dil ve iletişim. Bu sorunu ortadan kaldırmayı amaçlayan öğretmen karakteri, çocuklara temel Türkçe öğretmenin formüllerini arar ve eğitim sisteminin öngördüğü müfredatı uygulamaya koyar. Anadilde eğitim meselesine dair bir yaklaşım getiren filmin yönetmenleri dil bariyerini, farklı kültürel alışkanlıkları ve köydeki zor yaşam koşullarını kameralarına yansıtırken eğitim-öğretim sürecinin karmaşık durumunu da gözler önüne getirmektedir. İki Dil Bir Bavul öğretmenin zorluklarla başa çıkma çabasını ve köydeki hayatın gerçeklerine yoğunlaşırken, öte yandan bölgenin eğitim imkanlarındaki yapısal eksikliklerine ve kültürel farklılıkların eğitime etkisine de değinir.
Bir filmi adlandırmak yönetmen için anlamlı ve bilinçli bir eyleme işaret eder. Okul Tıraşı bu anlamda eğitim sistemi üzerindeki baskının tarihsel arkaplanına parmak basmaktadır. Tek tipleştirici bir yaklaşımla çocukları cezalandırılması özelde eğitimciler ve idareciler, genelde ise eğitim sisteminin bizatihi kendisine yöneltilmektedir. Bu eleştiriye göre erkek çocukların tıraş olma eylemi kendi beğenileri ve istekleri ile şekillenirken, okulun veya resmi ideolojinin dayattığı tıraş biçimi oldukça katıdır, dolayısıyla estetik bir görünümü yoktur, kişiye alaycı ve aşağılayıcı bir pencereden bakılır. Bu amaçla kurala uymamanın cezası, saçın biçimsizce kesilmesidir ki, bu durumda herkesin uysal bir birey olması istenir, zihnen ve şeklen birbirinin kopyası olan kalabalıklar yetiştirilmesi amaçlanır. Kendi düşünceleri askıya alınan ve önemsenmeyen öğrenciler, izleyici için daha masum ve özdeşleşebilecek bir görünüm sunarken aynı durum öğretmenler için geçerli değildir. Eğitimciler cebir ve şiddet kullanarak bir sistemi yürütmenin amacını taşırlar, okulun tıraşında hem fiziki baskı hem de düşünsel ya da görünmeyen ama hissedilen bir ezicilik izleyiciye hissettirilir. Yatılı bir okulda (YİBO) eğitim gören Memo ve arkadaşlarının yaşadığı zorlukları anlatan yönetmen Ferit Karahan, bu filmde anlatılanları çocukluk anılarına dayandırdığını söylemesi de oldukça önemlidir. Çünkü kendisi de zamanında aynı tıraştan geçmiş, aynı baskıyı hissetmiştir.
Okul Tıraşı filmindeki ana karakter Memo, yakın arkadaşı Yusuf’un ansızın hastalanmasıyla güç bir durumla karşı karşıya kalır. Arkadaşının sağlığına kavuşmasını endişe eden Memo, okul yönetiminin katı kuralları, sert disiplini ve ilgisizliği arasında sıkışır. Böylece Yusuf’un tedavisi gecikir. Memo, arkadaşını kurtarmak için mücadele ederken, eğitim sistemindeki aksaklıklar, ihmaller ve insani değerlerin yokluğu da izleyicinin gözleri önüne serilir. Okul Tıraşı, öğrencilerin hayatta kalma mücadelesini ve bireylerin bürokrasi, yönetim ve sistem karşısındaki çaresizliğini bir yatılı okul bağlamında ele alırken Yusuf’un durumu giderek kötüleşir. Tam da burada okul yönetimi arasında görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinde suçlama ve sorumluluktan kaçınma eğilimleri belirginleşmeye başlar.
Her iki filmde mekânın doğallığı, minimalist anlatım tarzı, belgesel ile kurmacanın harmanlandığı bir anlatı yapısı, oyuncuların profesyonel olmayan kişilerden oluşması ve toplumsal dokunun benzerliği örtüşen noktalar arasındadır. Bir anlamda bölge halkının yaşadığı gerçekler ve coğrafyanın eğitime etkisi de filmlere konu olmaktadır. Öğretmenlerin köydeki deneyimleri ve öğrencilerle kurduğu bağ, esasında daha genel bir sorunu, yani anadilde eğitim, taşımalı eğitim, öğretmen atamaları gibi birçok meseleyi de içinde barındırmaktadır. Nitekim İki Dil Bir Bavul eğitimde dil sorununa eğilirken, modern eğitim anlayışı ile geleneksel yaşam tarzı arasındaki çatışmayı merkeze almaktadır.
Okul Tıraşı filminde ise bariz biçimde imkanların götürülemediği ve imkanlardan yoksun bir halkın yaşadığı problemler ve eğitim sistemi üzerinden sosyal adaletsizlik vurgusuna dikkat çekilmektedir. Bunun haricinde en temelde YİBO üzerinden bir sistem eleştirisi getirilerek çocukların çaresizliği, bürokrasinin eğitime etkisinin ne kadar büyük olduğunun altı çizilmektedir. İki Dil Bir Bavul filmine nazaran Okul Tıraşı’nın sinematografik açıdan daha zengin olduğu, daha gerçekçi bir anlatıma sahip olduğu, dramatik atmosferiçok başarılı bir şekilde yansıttığı söylenebilir. Karahan’ın filmi güçlü görsel ve işitsel detaylarla desteklenerek daha başarılı bir anlatının oluşturulduğu söylenebilir. İki Dil Bir Bavul daha bireysel bir hikâyeye odaklanırken, Okul Tıraşı bir grup öğrenciyi ve öğretmeni merkezine alarak ilerlemektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da eğitimin genel bir panoraması çıkaran filmler bölgedeki eğitimin eleştirel bir analizini sunma maçı taşımaktadır.
Bu filmde öğrencilerin maruz kaldığı yetersiz yaşam koşulları, eğitimin sadece akademik bir mesele olmadığını, hayatta kalma mücadelesinin bir parçası olduğunu gösterir. Türkiye’nin dezavantajlı bölgelerindeki sistemsel sorunların somut bir yansıması olan sağlık hizmetlerine erişimin zorluğu, öğrencilerin eğitim sürecinde karşılaştıkları engeller, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki fırsat eşitsizliği filmde çarpıcı biçimde anlatılır. Öğrenciler eğitim sisteminin ve onu uygulayanların baskılarına karşı, dayanışma içinde yaşamaya çalışırlar. Belki de bir yönüyle öğretmenler de hem sistemin ve hem de bürokrasinin arasında sıkışmışlardır. İdealleriyle sürekli çatışma yaşamaları Türkiye’de eğitimci olmanın zorluklarını karamsar biçimde tasvir eder.
Coğrafya ve altyapının eğitime olan etkisine de odaklanan her iki film, film boyunca mekânlar ve yaşanan olaylar üzerinden vurgulanır. Karla kaplı yollar, bireyin sosyalleşmemesi, ulaşım zorlukları gibi detaylar, taşradaki Türkiye’yi güçlü bir gerçekçilikle yansıtma amacı güder. Hem eğitimin hem de sağlık sisteminin iç içe geçmiş sorunlarını ele alan filmler, yerel ve ulusal ölçekte çözülmesi gereken derin bir yapısal soruna dikkat çekmektedir.
Buraya kadar devam eden yazı dizisinde eğitimcilerin pek çok önemli özellikleri olduğu, öğrencilerine rol model oldukları, toplumsal meselelere duyarsız kalmadıkları, hayalleri ve idealleri olduklarını, sabırlı ve yol gösterici olduklarını dile getirdik. Bu yazıda ele alınan iki filmde ise şimdiye kadar süregelen bir eğitimci profilinden çok farklı manzaraların öne çıktığı düşünülebilir. Ki böyle bir çıkarımın kendi içinde tutarlılıkları vardır diyebiliriz. Bu da en temelde yönetmenin eğitim meselesine bakışı ve onun altında yatan sebeplerle doğrudan ilgilidir. Karahan’ın filminde öğretmenler kural koyucu ve düzeni tesis edenlerdir. 1990’lı yıllarda ya da daha evvelindeki öğretmen imgesi zaman zaman asık suratlıdır. Sopasıyla sürekli olarak kontrolü sağlayan, anlamaktan çok yargılama yolunu seçen ve anlayışsızlığıyla, merhametsiz yönleriyle dikkat çeken eğitimciler, öğrencilerin birçok hakkını engelleyen kişiler olarak da yorumlanmaktadır. Ancak bunu ilgili dönemlerde Doğu’da, Güneydoğu’da görev yapan her eğitimciye genelleştirmek doğru değildir.
Lynne Sachs “Film Denemesi Yazmak Üzerine” adlı kitap bölümünde[3], filmler bir nevi geçirgen ve esnek; yoruma açık olduğunu belirtirler. Burada değerlendirmesi, tahlili yapılan filmlerle ilgili yazının da geçirgen/esnek yapıda olduğunu hesaba katmak gerekecektir. Bir yönetmen filmi yapma süreci boyunca, dünya hakkında öğrenirken kendi hakkında da bir şeyler öğreniyorsa, biz de filmler üzerine yazınca kendimizi keşfetmenin yolları arıyoruz sanırım. Sachs’in de dediği üzere “görevimiz bir şeyler öğretmek değil, izleyicide/okuyucuda içeriden dışarıya doğru yayılan bir merak uyandırmayı” sağlamaktır.
[1] Yunus Namaz Doç. Dr., Fırat Üniv., İletişim Fak., Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü.
[2] Film Eleştirisi: Kuramsal Çerçeve ve Sinemamızdan Örnek Çözümlemeler, 2013, Ayrıntı Yayınları, s.11
[3] İlgili çalışma Essays on the Essay Film adlı eser içindedir. Editörler: Nora M. Alter ve Timothy Corrigan, Kolombiya üniversitesi Yayınları, 2017, s.287.
İlgili Yazılar
Bir Çiçekle Bahar Gelmez Bilirim…
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
Ölümsüzler Köyü
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm; Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm. Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum.” Gılgamış hepimiz adına konuşuyor, onun ölümden korktuğu gibi hepimiz korkarız ölümden. “Old Men Never Die” orijinal adıyla “Piremard’ha Nemimirand” (Ölümsüzler Köyü), …
Beyaz Adama Aldırma, Umudunu Kaybetme
Hangi coğrafyada ne ölçüde insanlıktan çıkıldığını ve hangi insanlara insan olma hakkı tanınmadığını uzunca tartışmadan başka bir tuhaflığın peşine düşeceğim: Aynı beyaz adam iktisadi açıdan verimsiz bulduğu kölelik sisteminden vazgeçip öldürmeyen ama süründüren İşçi-işveren; toprak sahibi-ortakçı gibi unvanları keşfetti.
Kara Tahta’dan Öğretmenliğe Dair Notlar
Sinemada eğitimcileri, muallimleri konu alan filmlerin mühim bir bölümünde onların yaşadıkları zorluklardan bahsedilir. Bu zorluk, kimi zaman eğitim sistemindeki aksaklıklardan, disiplin ve ceza mekanizmasını işleten yönetici kadrolardan kaynaklandığı gibi talebelerin, öğrencilerin terbiye edilmeleri, eğitim-öğretim hayatları içerisinde karşılaşılan durumlardan ibaret olabilmektedir.