Gazze’de süregelen soykırım, bir kez daha acı, adaletsizlik ve insan hakları ihlali ile ilgili derin soruları dünya gündemine taşıdı. Devam eden şiddet, masum can kayıpları ve yaygın yıkım, sadece siyasi ve insani hassasiyetleri değil, aynı zamanda derinden bağlı olunan dini inançlarla ilgili bazı soruları gündeme getiriyor. Bu durum bizi temel bir sorunla yüzleşmeye zorluyor: Her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve merhametli bir Tanrı, böylesine büyük bir acı ve vahşetin var olmasına nasıl izin verebilir? Neden olaylara müdahale etmiyor? Kötülük problemi olarak bilinen bu durum, adil ve merhametli bir Tanrı’nın, dünyada kötülüğün varlığıyla bir arada bulunmasını sorgulayan felsefi ve teolojik bir problemdir.
Yunanca theos (Tanrı) ve dike (adalet) kelimelerinden türetilen teodise, Tanrı’nın iyiliği ve her şeye gücü yetmesi ile kötülüğün varlığını uzlaştırmaya çalışan felsefi kuramlara verilen isimdir. Merhametli ve her şeye gücü yeten bir Tanrı’nın neden acı ve adaletsizliğe izin verdiğine dair açıklamalar ya da gerekçeler sunmaya çalışır. Bu yazı, kötülük sorununu Gazze olayları merceğinden inceleyerek, ilahi takdirle yönetilen bir dünyada acı çekmeyi anlamlandırmayı amaçlayan çeşitli teodiseleri ele almaktadır. Nitekim kanaatimce Tanrı’nın neden kötülüğe izin verdiğinin tek değil birden fazla cevabı vardır.
Kötülük sorununun ele alınmasında öne çıkan yaklaşımlardan biri Özgür İrade Teodisesi‘dir. Bu bakış açısı, dünyada kötülüğün ve acının bir kısmının varlığının insanın özgür iradesinin bir sonucu olarak anlaşılabileceğini ileri sürer. Bu teodiseye göre, Tanrı insanlara kendi seçimlerini yapma özerkliği vermiştir ve Gazze’deki trajik olaylarda görüldüğü gibi, şiddet ve adaletsizlik gibi ahlâki kötülüklere yol açan şey, bu özgürlüğün kötüye kullanılmasıdır.
Bu teodisenin merkezinde özgür iradenin Tanrı’nın değerli bir armağanı olduğu inancı yer alır. Özgür irade sayesinde biz nasıl bir insan olabileceğimize karar verebilir, Tanrı’ya güvenmeyi özgürce seçebilir, hayatı adil bir sınav olarak yaşayabiliriz. Ancak özgür irade, bireylerin zarar, acı veya adaletsizliğe neden olan eylemleri seçme olasılığını da beraberinde getirir. Bu eylemler Tanrı’nın niyetlerini yansıtmaz, biz insanların seçimini yansıtır. Tanrı her şeye kadir olsa da Özgür İrade Teodisesi her kötülüğü önlemek için ilahi müdahalenin insan özgürlüğüne zarar vereceğini öne sürer.
Gazze olaylarından sorumlu olanlar Siyonistler ve gücü yettiği halde savaşa müdahale etmeyip Siyonistleri destekleyen devletlerdir. Onlar iradelerini bu yönde kullanmışlardır. Vahşet ve acı doğrudan ilahi iradenin eylemleri olmayıp bireylerin ve grupların özgür eylemlerinin sonucudur. Suçlanması gereken bu insan ve gruplardır.
İslami perspektif, Özgür İrade Teodisesi’ni teklif yaklaşımı ile de destekler. Eğer Tanrı her kötülük yaptığımız zaman müdahale eder ve büyük çaplı kıyımlara engel olursa bu, varlığını apaçık hale getirir. Ancak bu durumda sınav da anlamını kaybeder ve herkes Tanrı’ya iman etmek zorunda kalır. Teknik tabir ile teklif ortadan kalkar. Dolayısı ile sınavın anlamlı olması için Tanrı’nın zaman zaman kötülüklere izin vermesi gerekir. Bu, elbette ki Tanrı’nın bu olayları önemsemediği anlamına gelmez. İlahi adalet er ya da geç tecelli edecek, suçlular cezasını çekecek, masumlar ödüllerini alacaklardır. Bu yaklaşım da kendi başına bir teodisedir ve aşağıda ele alınacaktır.
Özgür İrade Teodisesi insan özerkliğini ve seçimlerimizin sonuçlarını vurgularken, acıyı anlamaya yönelik bir diğer ilginç yaklaşım da Ruh Yapıcı Teodisesi’dir. Bu teodise, kötülük ve acının varlığının insan ruhunun gelişimi ve olgunlaşmasında çok önemli bir rol oynadığını öne sürer. Bu bakış açısına göre, zorlukları deneyimlemek ve üstesinden gelmek; cesaret, merhamet, dayanıklılık ve diğerkâmlık gibi erdemleri geliştirir ki bu erdemlere zorluklardan yoksun bir dünyada ulaşılamazdı.
Bu yaklaşımda acı ve sıkıntı, ahlâki ve manevi erdemlerin geliştirilmesi için gerekli koşullar olarak görülmektedir. Zorluklar olmadan bireyler sabır, bağışlayıcılık ve cesaret gibi özellikleri geliştirme fırsatlarından yoksun kalacaktır. Teodise, hayattaki sınavların ruhun genel olarak büyümesine ve arınmasına katkıda bulunduğunu öne sürer. Bu büyüme insan deneyiminin temel bir yönü olarak görülür ve bireyleri ilahi olanla daha derin bir ilişkiye hazırlar. Acının varlığı, daha büyük bir iyinin nihai olarak gerçekleştirilmesiyle meşrulaştırılır. Hayatta karşılaşılan zorluklar, hemen belli olmasa bile, ilahi adalet ve merhametle uyumlu nihai bir sonuca katkıda bulunur.
Bu yaklaşım, özellikle tasavvuf geleneğindeki tezkiye kavramı ile yakından ilişkilidir. Bu gelenekte acı çekmek, ruhu arındırmanın bir aracı olarak görülür. Zorluklara sabırla ve Allah’a güvenerek (tevekkül) katlanmak suretiyle bireyler kendilerini manevi kirlerden arındırır ve ruhani mükemmelliğe yaklaşırlar. Buna göre acı çekmek ahlâki ve manevi arınmayı kolaylaştırır. İslam, zorluklar karşısında sabretme erdemine büyük önem verir: “Ey iman edenler, sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153)
Bu teodise Gazze’deki acıyı tamamen izah edemez elbette. Ancak Özgür İrade Teodisesi’ne ek bir açı daha sunar. Anlık acı ve vahşet inkâr edilemez ve derin üzüntü vericidir. Ancak bu acı bazı erdemlere katkı sağlayabilir. Bireyler için acıya katlanmak ve üstesinden gelmek inancı, diğerkâmlığı, sabrı ve merhamet duygusunu güçlendirebilir. Toplumsal düzeyde, kolektif zorluk deneyimi dayanışmayı, şefkati ve adalet ve barışa yönelik yenilenmiş bir bağlılığı teşvik edebilir.
Özgür İrade ve Ruh Yapıcı Teodiselerine ek olarak, kötülük sorununu ele alan bir diğer derin yaklaşım da Eskatolojik Teodisedir. Bu bakış açısı nihai adaletin ve acıların çözümünün öbür dünyada gerçekleşeceği inancına odaklanır. Mevcut dünyada kötülük ve acı devam etse de, nihai bir ilahi yargının tüm adaletsizlikleri düzelteceğini, doğruları ödüllendireceğini ve kötüleri cezalandıracağını öne sürer. Bu teodise, Gazze’de tanık olunduğu gibi mevcut acı ve vahşetin geçici olduğunu ve varoluşun büyük resminde adaletle düzeltileceğini iddia eder. Kötülük ve acı şu anda var olabilir ama nihai olarak ortadan kaldırılacak ve ebedi iyilik ve kötülük tesis edilecektir. Dünyadaki acı yoğun olabilir ama sonsuz ahiret ile kıyaslandığında büyük resimde önemsizdir.
Bu teodisenin hareket noktası elbette ki İslam’ın temel inançlarından biri olan ahiret inancıdır. İslam, tüm bireylerin nihai bir yargı için diriltileceğini söyler. Zilzal suresi (7-8) ayette nihai adalet şöyle anlatılır: “Artık kim zerre ağırlığınca bir iyilik yaparsa onu görecek, kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yaparsa onu görecektir.” Bu dünyanın ve ondaki acıların büyük resimdeki görece önemsizliği yine Kur’an’da sık sık hatırlatılan bir olgudur. Kur’an, ahiretin kalıcılığına kıyasla dünya hayatını geçici olarak görür. Hadid suresi 20. ayet buna güzel bir örnektir:
“Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.”
Yukarıda görece önemsiz dediğime dikkat edin.
Burada çektiğimiz acılar, kazanacağımız mallar, yaşadığımız eğlenceler büyük resimde, ahiretle kıyaslandığında önemsizdir.
Ama buradaki eylemlerimiz ve sorumluluklarımız ahiret hayatımızı belirleyeceği için başka bir açıdan önemlidir. Zalimlerle mücadele etmek ve zulmetmemek bu yüzden çok önemlidir. Buradan hareketle dünya hayatı önemsiz, demek ki Gazze’deki acılar bizim için önemsiz diyemeyiz. Büyük resimde bu acıları çekenler bu acıları unutacak, zalimler ise pişman olacak olsa bile dünya hayatımızın yani sınavımızın devam ettiği bu anda bizim için çok önemlidir. Ahiretimizi belirleme potansiyeline sahiptir çünkü.
Özgür İrade, Ruh Yapıcı ve Eskatolojik Teodiseleri’ne ek olarak, Şüpheci Teizm kötülük sorununu ele almak için farklı bir yaklaşım sunar. Bu bakış açısı, acı ve kötülüğün ardındaki nedenleri kavramak söz konusu olduğunda insan bilgi ve anlayışının sınırlılıklarını vurgular. Şüpheci Teizm, Tanrı’nın neden acı çekmeye izin verdiğine dair doğrudan açıklamalar sunmak yerine, insanların kötülüğün varlığını haklı çıkarabilecek ilahi nedenleri tam olarak kavrayabilecek konumda olmadıklarını öne sürer.
Şüpheci Teizm, insanların bilişsel kapasitelerinin sınırlı olduğunu ve ilahi bilgeliğin tüm kapsamını anlayamayabileceklerini ileri sürer. Tanrı’nın kötülüğe ve acıya izin verme nedenlerinin nihai olarak gizemli ve insan aklı için erişilemez olduğu fikrini benimser. İlahi planın karmaşıklığının insan mantığını ve muhakemesini aştığını savunur. Şüpheci Teizm, acılar için somut açıklamalar aramak yerine, inananları, açıklanamayan acı ve trajedilerle karşılaştıklarında bile Tanrı’nın merhamet ve hikmetine olan inanç ve güvenlerini korumaya teşvik eder. Bir analoji ile düşünelim. Bir çocuk, aşı olduğu zaman annesinin ona nasıl böyle bir kötülük yaptığını sorgulayabilir. Anne, küçük çocuğuna neden aşının onun iyiliğine olduğunu açıklayamaz. Çünkü çocuk bunu anlayabilecek bilişsel yeterlilikte değildir. Ancak Tanrı ile insan arasındaki bilişsel uçurum çok daha büyüktür. Dolayısı ile Tanrı’nın neden bazı kötülüklere izin verdiğini anlayamamamız normaldir. Gazze’deki acı ve kötülüğün Tanrı’nın bakış açısından önemi ve yerini bilemeyebiliriz. Ama bu, Tanrı’nın bir planı ya da amacı olduğundan şüphe etmemizi gerektirmez.
Şüpheci Teizm’in izlerini de yine Kur’an’da görmek mümkündür. Mesela Kur’an, insan doğasının karmaşıklığını ve kötülüğün varlığını ele alırken, Allah’ın meleklerin bilgisini bile aşan derin bilgeliğine dikkat çeker. Bakara suresi 30. ayette Şüpheci Teizmi anımsatan şu bölüm yer alır:
“Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler): “A! Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.” (Bakara, 30)
İslam, insanlar tam kavrayamasa bile Allah’ın yaptığı her şeyin ilahi hikmete dayandığını öğretir. Bakara suresi 216, insanların içinde bulundukları koşulların ardındaki nedenleri tam olarak anlayamayacaklarını şöyle hatırlatır:
“Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysaki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)
Sonuç olarak; Gazze’de tanık olunan acı ve vahşet, duygusal olarak tüm yıkıcı doğasına rağmen; Tanrı’nın var olmadığını göstermediğini savunmak için dört farklı yaklaşım ele aldık. Özgür İrade Teodisesi, insan özerkliğini ve seçimlerimizin ahlaki sonuçlarını vurgulayarak, insan failliğinin çatışma ve acıların sürdürülmesindeki rolünü öne çıkarır. Ruh Yapıcı Teodise, acı çekmeyi manevi ve ahlâki gelişim için bir katalizör olarak görür ve yalnızca sıkıntılar yoluyla gelişebilecek erdemlere dikkat çeker. Eskatolojik Teodise, tüm yanlışların düzeltileceği öbür dünyada nihai adalet ve çözüm güvencesiyle umut verir. Şüpheci Teizm, acıların ardındaki ilahi niyetleri kavramada insan bilgisinin sınırlarını kabul ederek, kanaatlerimizde alçakgönüllü olmamız gerektiğini hatırlatır. Elbette bunlar tek teodiseler değildir, çok evrenler teodisesi ya da doğa yasası teodisesi gibi başka teodiseler de mevcuttur.
Gazze’de yaşanan zulme son vermek için mücadele ederken tevekkül edebilir, yani ilahi hikmete güvenebiliriz. Eylemler ile iman bir arada olabilir. Hatta tevekkül ve sabır, adalet yolundaki mücadelemiz ve çabalarımız için gerekli psikolojik direnci ve gücü sağlar. Dolayısı ile buradaki teodiseler, zulümler mücadeleye engel olmaz, onu bir anlamda tamamlar.
İyilik postunda açık, aleni kötülük yapılmaktadır:
Çünkü iyinin ölçütü, kapitalist düzende “refah ve huzur” içinde yaşayabilmek, yeryüzünde cenneti kurmak olarak belirlenmiştir…
Çünkü iyilik, ölümden ve ölüme hazırlayacak olan her türlü ilkeden arınmak olarak tanımlanmıştır…
Çünkü iyilik, bilinmeyen zamana ve tahmin edilemeyen bedele teslim edilemeyecek kadar mülk edinilmiştir…
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Gazze’deki Acılar ve Teodise
Gazze’de süregelen soykırım, bir kez daha acı, adaletsizlik ve insan hakları ihlali ile ilgili derin soruları dünya gündemine taşıdı. Devam eden şiddet, masum can kayıpları ve yaygın yıkım, sadece siyasi ve insani hassasiyetleri değil, aynı zamanda derinden bağlı olunan dini inançlarla ilgili bazı soruları gündeme getiriyor. Bu durum bizi temel bir sorunla yüzleşmeye zorluyor: Her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve merhametli bir Tanrı, böylesine büyük bir acı ve vahşetin var olmasına nasıl izin verebilir? Neden olaylara müdahale etmiyor? Kötülük problemi olarak bilinen bu durum, adil ve merhametli bir Tanrı’nın, dünyada kötülüğün varlığıyla bir arada bulunmasını sorgulayan felsefi ve teolojik bir problemdir.
Yunanca theos (Tanrı) ve dike (adalet) kelimelerinden türetilen teodise, Tanrı’nın iyiliği ve her şeye gücü yetmesi ile kötülüğün varlığını uzlaştırmaya çalışan felsefi kuramlara verilen isimdir. Merhametli ve her şeye gücü yeten bir Tanrı’nın neden acı ve adaletsizliğe izin verdiğine dair açıklamalar ya da gerekçeler sunmaya çalışır. Bu yazı, kötülük sorununu Gazze olayları merceğinden inceleyerek, ilahi takdirle yönetilen bir dünyada acı çekmeyi anlamlandırmayı amaçlayan çeşitli teodiseleri ele almaktadır. Nitekim kanaatimce Tanrı’nın neden kötülüğe izin verdiğinin tek değil birden fazla cevabı vardır.
Kötülük sorununun ele alınmasında öne çıkan yaklaşımlardan biri Özgür İrade Teodisesi‘dir. Bu bakış açısı, dünyada kötülüğün ve acının bir kısmının varlığının insanın özgür iradesinin bir sonucu olarak anlaşılabileceğini ileri sürer. Bu teodiseye göre, Tanrı insanlara kendi seçimlerini yapma özerkliği vermiştir ve Gazze’deki trajik olaylarda görüldüğü gibi, şiddet ve adaletsizlik gibi ahlâki kötülüklere yol açan şey, bu özgürlüğün kötüye kullanılmasıdır.
Bu teodisenin merkezinde özgür iradenin Tanrı’nın değerli bir armağanı olduğu inancı yer alır. Özgür irade sayesinde biz nasıl bir insan olabileceğimize karar verebilir, Tanrı’ya güvenmeyi özgürce seçebilir, hayatı adil bir sınav olarak yaşayabiliriz. Ancak özgür irade, bireylerin zarar, acı veya adaletsizliğe neden olan eylemleri seçme olasılığını da beraberinde getirir. Bu eylemler Tanrı’nın niyetlerini yansıtmaz, biz insanların seçimini yansıtır. Tanrı her şeye kadir olsa da Özgür İrade Teodisesi her kötülüğü önlemek için ilahi müdahalenin insan özgürlüğüne zarar vereceğini öne sürer.
Gazze olaylarından sorumlu olanlar Siyonistler ve gücü yettiği halde savaşa müdahale etmeyip Siyonistleri destekleyen devletlerdir. Onlar iradelerini bu yönde kullanmışlardır. Vahşet ve acı doğrudan ilahi iradenin eylemleri olmayıp bireylerin ve grupların özgür eylemlerinin sonucudur. Suçlanması gereken bu insan ve gruplardır.
İslami perspektif, Özgür İrade Teodisesi’ni teklif yaklaşımı ile de destekler. Eğer Tanrı her kötülük yaptığımız zaman müdahale eder ve büyük çaplı kıyımlara engel olursa bu, varlığını apaçık hale getirir. Ancak bu durumda sınav da anlamını kaybeder ve herkes Tanrı’ya iman etmek zorunda kalır. Teknik tabir ile teklif ortadan kalkar. Dolayısı ile sınavın anlamlı olması için Tanrı’nın zaman zaman kötülüklere izin vermesi gerekir. Bu, elbette ki Tanrı’nın bu olayları önemsemediği anlamına gelmez. İlahi adalet er ya da geç tecelli edecek, suçlular cezasını çekecek, masumlar ödüllerini alacaklardır. Bu yaklaşım da kendi başına bir teodisedir ve aşağıda ele alınacaktır.
Özgür İrade Teodisesi insan özerkliğini ve seçimlerimizin sonuçlarını vurgularken, acıyı anlamaya yönelik bir diğer ilginç yaklaşım da Ruh Yapıcı Teodisesi’dir. Bu teodise, kötülük ve acının varlığının insan ruhunun gelişimi ve olgunlaşmasında çok önemli bir rol oynadığını öne sürer. Bu bakış açısına göre, zorlukları deneyimlemek ve üstesinden gelmek; cesaret, merhamet, dayanıklılık ve diğerkâmlık gibi erdemleri geliştirir ki bu erdemlere zorluklardan yoksun bir dünyada ulaşılamazdı.
Bu yaklaşımda acı ve sıkıntı, ahlâki ve manevi erdemlerin geliştirilmesi için gerekli koşullar olarak görülmektedir. Zorluklar olmadan bireyler sabır, bağışlayıcılık ve cesaret gibi özellikleri geliştirme fırsatlarından yoksun kalacaktır. Teodise, hayattaki sınavların ruhun genel olarak büyümesine ve arınmasına katkıda bulunduğunu öne sürer. Bu büyüme insan deneyiminin temel bir yönü olarak görülür ve bireyleri ilahi olanla daha derin bir ilişkiye hazırlar. Acının varlığı, daha büyük bir iyinin nihai olarak gerçekleştirilmesiyle meşrulaştırılır. Hayatta karşılaşılan zorluklar, hemen belli olmasa bile, ilahi adalet ve merhametle uyumlu nihai bir sonuca katkıda bulunur.
Bu yaklaşım, özellikle tasavvuf geleneğindeki tezkiye kavramı ile yakından ilişkilidir. Bu gelenekte acı çekmek, ruhu arındırmanın bir aracı olarak görülür. Zorluklara sabırla ve Allah’a güvenerek (tevekkül) katlanmak suretiyle bireyler kendilerini manevi kirlerden arındırır ve ruhani mükemmelliğe yaklaşırlar. Buna göre acı çekmek ahlâki ve manevi arınmayı kolaylaştırır. İslam, zorluklar karşısında sabretme erdemine büyük önem verir: “Ey iman edenler, sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153)
Bu teodise Gazze’deki acıyı tamamen izah edemez elbette. Ancak Özgür İrade Teodisesi’ne ek bir açı daha sunar. Anlık acı ve vahşet inkâr edilemez ve derin üzüntü vericidir. Ancak bu acı bazı erdemlere katkı sağlayabilir. Bireyler için acıya katlanmak ve üstesinden gelmek inancı, diğerkâmlığı, sabrı ve merhamet duygusunu güçlendirebilir. Toplumsal düzeyde, kolektif zorluk deneyimi dayanışmayı, şefkati ve adalet ve barışa yönelik yenilenmiş bir bağlılığı teşvik edebilir.
Özgür İrade ve Ruh Yapıcı Teodiselerine ek olarak, kötülük sorununu ele alan bir diğer derin yaklaşım da Eskatolojik Teodisedir. Bu bakış açısı nihai adaletin ve acıların çözümünün öbür dünyada gerçekleşeceği inancına odaklanır. Mevcut dünyada kötülük ve acı devam etse de, nihai bir ilahi yargının tüm adaletsizlikleri düzelteceğini, doğruları ödüllendireceğini ve kötüleri cezalandıracağını öne sürer. Bu teodise, Gazze’de tanık olunduğu gibi mevcut acı ve vahşetin geçici olduğunu ve varoluşun büyük resminde adaletle düzeltileceğini iddia eder. Kötülük ve acı şu anda var olabilir ama nihai olarak ortadan kaldırılacak ve ebedi iyilik ve kötülük tesis edilecektir. Dünyadaki acı yoğun olabilir ama sonsuz ahiret ile kıyaslandığında büyük resimde önemsizdir.
Bu teodisenin hareket noktası elbette ki İslam’ın temel inançlarından biri olan ahiret inancıdır. İslam, tüm bireylerin nihai bir yargı için diriltileceğini söyler. Zilzal suresi (7-8) ayette nihai adalet şöyle anlatılır: “Artık kim zerre ağırlığınca bir iyilik yaparsa onu görecek, kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yaparsa onu görecektir.” Bu dünyanın ve ondaki acıların büyük resimdeki görece önemsizliği yine Kur’an’da sık sık hatırlatılan bir olgudur. Kur’an, ahiretin kalıcılığına kıyasla dünya hayatını geçici olarak görür. Hadid suresi 20. ayet buna güzel bir örnektir:
“Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.”
Yukarıda görece önemsiz dediğime dikkat edin.
Ama buradaki eylemlerimiz ve sorumluluklarımız ahiret hayatımızı belirleyeceği için başka bir açıdan önemlidir. Zalimlerle mücadele etmek ve zulmetmemek bu yüzden çok önemlidir. Buradan hareketle dünya hayatı önemsiz, demek ki Gazze’deki acılar bizim için önemsiz diyemeyiz. Büyük resimde bu acıları çekenler bu acıları unutacak, zalimler ise pişman olacak olsa bile dünya hayatımızın yani sınavımızın devam ettiği bu anda bizim için çok önemlidir. Ahiretimizi belirleme potansiyeline sahiptir çünkü.
Özgür İrade, Ruh Yapıcı ve Eskatolojik Teodiseleri’ne ek olarak, Şüpheci Teizm kötülük sorununu ele almak için farklı bir yaklaşım sunar. Bu bakış açısı, acı ve kötülüğün ardındaki nedenleri kavramak söz konusu olduğunda insan bilgi ve anlayışının sınırlılıklarını vurgular. Şüpheci Teizm, Tanrı’nın neden acı çekmeye izin verdiğine dair doğrudan açıklamalar sunmak yerine, insanların kötülüğün varlığını haklı çıkarabilecek ilahi nedenleri tam olarak kavrayabilecek konumda olmadıklarını öne sürer.
Şüpheci Teizm, insanların bilişsel kapasitelerinin sınırlı olduğunu ve ilahi bilgeliğin tüm kapsamını anlayamayabileceklerini ileri sürer. Tanrı’nın kötülüğe ve acıya izin verme nedenlerinin nihai olarak gizemli ve insan aklı için erişilemez olduğu fikrini benimser. İlahi planın karmaşıklığının insan mantığını ve muhakemesini aştığını savunur. Şüpheci Teizm, acılar için somut açıklamalar aramak yerine, inananları, açıklanamayan acı ve trajedilerle karşılaştıklarında bile Tanrı’nın merhamet ve hikmetine olan inanç ve güvenlerini korumaya teşvik eder. Bir analoji ile düşünelim. Bir çocuk, aşı olduğu zaman annesinin ona nasıl böyle bir kötülük yaptığını sorgulayabilir. Anne, küçük çocuğuna neden aşının onun iyiliğine olduğunu açıklayamaz. Çünkü çocuk bunu anlayabilecek bilişsel yeterlilikte değildir. Ancak Tanrı ile insan arasındaki bilişsel uçurum çok daha büyüktür. Dolayısı ile Tanrı’nın neden bazı kötülüklere izin verdiğini anlayamamamız normaldir. Gazze’deki acı ve kötülüğün Tanrı’nın bakış açısından önemi ve yerini bilemeyebiliriz. Ama bu, Tanrı’nın bir planı ya da amacı olduğundan şüphe etmemizi gerektirmez.
Şüpheci Teizm’in izlerini de yine Kur’an’da görmek mümkündür. Mesela Kur’an, insan doğasının karmaşıklığını ve kötülüğün varlığını ele alırken, Allah’ın meleklerin bilgisini bile aşan derin bilgeliğine dikkat çeker. Bakara suresi 30. ayette Şüpheci Teizmi anımsatan şu bölüm yer alır:
“Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler): “A! Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.” (Bakara, 30)
İslam, insanlar tam kavrayamasa bile Allah’ın yaptığı her şeyin ilahi hikmete dayandığını öğretir. Bakara suresi 216, insanların içinde bulundukları koşulların ardındaki nedenleri tam olarak anlayamayacaklarını şöyle hatırlatır:
“Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysaki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)
Sonuç olarak; Gazze’de tanık olunan acı ve vahşet, duygusal olarak tüm yıkıcı doğasına rağmen; Tanrı’nın var olmadığını göstermediğini savunmak için dört farklı yaklaşım ele aldık. Özgür İrade Teodisesi, insan özerkliğini ve seçimlerimizin ahlaki sonuçlarını vurgulayarak, insan failliğinin çatışma ve acıların sürdürülmesindeki rolünü öne çıkarır. Ruh Yapıcı Teodise, acı çekmeyi manevi ve ahlâki gelişim için bir katalizör olarak görür ve yalnızca sıkıntılar yoluyla gelişebilecek erdemlere dikkat çeker. Eskatolojik Teodise, tüm yanlışların düzeltileceği öbür dünyada nihai adalet ve çözüm güvencesiyle umut verir. Şüpheci Teizm, acıların ardındaki ilahi niyetleri kavramada insan bilgisinin sınırlarını kabul ederek, kanaatlerimizde alçakgönüllü olmamız gerektiğini hatırlatır. Elbette bunlar tek teodiseler değildir, çok evrenler teodisesi ya da doğa yasası teodisesi gibi başka teodiseler de mevcuttur.
Gazze’de yaşanan zulme son vermek için mücadele ederken tevekkül edebilir, yani ilahi hikmete güvenebiliriz. Eylemler ile iman bir arada olabilir. Hatta tevekkül ve sabır, adalet yolundaki mücadelemiz ve çabalarımız için gerekli psikolojik direnci ve gücü sağlar. Dolayısı ile buradaki teodiseler, zulümler mücadeleye engel olmaz, onu bir anlamda tamamlar.
İlgili Yazılar
Bu Dünyada Yeteri Kadar Acı Yok mu?
İyilik postunda açık, aleni kötülük yapılmaktadır:
Çünkü iyinin ölçütü, kapitalist düzende “refah ve huzur” içinde yaşayabilmek, yeryüzünde cenneti kurmak olarak belirlenmiştir…
Çünkü iyilik, ölümden ve ölüme hazırlayacak olan her türlü ilkeden arınmak olarak tanımlanmıştır…
Çünkü iyilik, bilinmeyen zamana ve tahmin edilemeyen bedele teslim edilemeyecek kadar mülk edinilmiştir…
Popüler Kültürden Uzak Bir Müzik
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Düşünmeyi Erdeme Kavuşturmak Üzerine Bazı Uslamlamalar
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Kalpsiz Bir Dünyadan Kalpsiz Bir Algoritmaya
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.