Eğitimi ve eğitimcileri konu edinen filmlerin kahir ekseriyetinde ana karakterlerin çocuklar ve gençler olması dikkat çekici bir hâl alır. Bunu anlamlı kılan unsurlardan biri, filmin hikâyesinin eğitim, öğretmenler ve öğrenciler etrafında geçmesinde aranabilir. Eğitimci ve öğrenci arasındaki ilişkiyi sorgulamak, filmlerdeki ana karakterlerin yaş ortalamaları hakkında bir fikir verebildiği gibi, farklı ülkelerden yönetmenlerin kamerasından yansıtılan mesajların genellikle beynelmilel bir forma dönüştüğü söylenebilir. Bu husus, eğitim ve eğitimciyi temel alan filmlerin mesajlarının, üretilmiş oldukları menşeden uzaklaştığı gerçeğine ve hikâyelerin her izleyicide yankıları olabildiğine delalet eder.
Eğitimciler ve öğrenciler mevzusunu işleyen filmlerin kimi zaman romanlardan, gerçek hikâyelerden esinlendiği görülür. 1998’de Homer H. Hickam tarafından kaleme alınan Rocket Boys: A Memoir yani Roket Kardeşler: Bir Hatıra adlı roman, 1999’da yönetmenliğini Joe Johnston’un yaptığı October Sky (Ekim Düşü) filminde bunun bir örneği görülür. Homer Hickam kendi web sitesinde (homerhickam.com) Coalwood kömür kasabasında 2.Dünya Savaşı’nda büyüyen ve roket bilimcisi olmayı hedeflediğini yazar, hayat hikâyesinin ilkin “The Big Creek Roket Ajansı” adlı kısa makalede yer aldığını ekler. 1994’te Air & Space Dergisi için kaleme alınan hikâyelerin tamamı bir kitapta toplanır ve Rocket Boys: A Memoir adıyla Eylül 1998’de Delacorte Yayınları tarafından basımı gerçekleştirilir. Bu esere dayanan film, uyarlandığı eserden farklı bir adla (October Sky) değiştirilerek izleyicisiyle buluşturulur. Homer Hickam’ın yazdığı hikâyede 1960’lı yılların ABD’sinde uzaya roket fırlatmayı hayal eden bir grup gencin hayalleri yer alır. Bu hayalleri ileride gerçekleştiren Homer Hickam, 1981’de Marshall Uzay Uçuş Merkezi’ne bağlı Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nde (NASA) mühendis olarak çalışmaya başlar.
Filmde genç Hickam’ın (Jake Gyllenhaal) Batı Virjinya’da bir kasabasında yaşadığı ve babasının bu kasabada özel bir şirketin maden ocağında çalıştığını anlarız. Hayatta her şeyin mümkün olduğu, gençlerin çabalarının ve arayışlarının kıymetli olduğu, gençlere inanan ve onların arkasında duran eğitimcilerin, ebeveynlerin önemli vazifelere sahip olduğu, hem romanda hem de filmde öne çıkan ana vurgular arasındadır.
Ekim Düşü, hikâyenin başından sonuna kadar eğitimcileri doğrudan anlatmasa da, öğrencilerinin hayallerini gerçekleştirmek için onlara inanan güzel yürekli ve cesur öğretmenlere yapılan atıf, filmin en önemli hususlarından biri olarak kalır. Gençlerin roket fırlatma denemelerine engel olan kasaba halkına rağmen öğretmen, bu gençlerin gelecek vaad ettiğini ve bu kalplerde ışık olduğunu savunur. Üstelik bunu haykıran şahsın kadın bir öğretmen (Riley) olması, hikâyeyi daha da anlamlı kılmaktadır. Çünkü şimdiye kadar üzerine yazmış olduğumuz ve tavsiye ettiğimiz filmlerde öğretmen temsilleri büyük çoğunlukla erkek karakterlerden müteşekkil idi. Riley öğretmenin her türlü riske ve eleştiriye karşı öğrencilerinin arkasında durması hafızalara kazınırken birçok öğrencinin hayatında kadın öğretmenlerin yeri ve önemi de hatırlatılmış olur. Riley için genç Hickam başta olmak üzere, etrafındaki ekip arkadaşları kasaba ahalisinin gözünde “ucube, cins, tuhaf, asi ruhlu” vasfa sahiptirler. Bu sebeple öğretmen behemehâl, fikirleri yeterince önemsenmeye gençlerin yanındadır, onların gayretlerine ve denemelerine destek vermektedir. Gençler ise geçimini maden ocaklarından sağlayan ailelerin, otoritenin ve eğitim kurumlarının başındaki idarecilerin hedefinde yer almaktadır. Öğretmenin filmdeki işlevi, imkânsızlıklar içinde boğuşan gençlere yol göstermek, gençlere karşı çıkanların fikirlerini değiştirmekten geçmektedir.
Ekim Düşü’nde Hickam’ın ve arkadaşlarının yaptığı deneyler, kasabadakiler için bir romantizm arayışıdır ve bunun sonunun hüsranla biteceği düşünülür.
Ancak gençler farklı düşünmekte ve bazı şeyleri denemenin bir kayıp olmadığını, hata da olamayacağını dile getirirler. Gençlerin bilgiyi keşfetme sürecinde sürekli engeller var olması, şimdiye kadar adını duyduğumuz her ismin de aynı durumla karşılaştığını göstermez mi? Peygamberler, âlimler, değerli şahsiyetler, bilginler, düşünürler, öğretmenler… bunun en önemli misalleri arasında değil midir? Bir şeyin değiştirilmesi, bir konuda farklı bir pencere açılması için arayışa girenlerin, yeni bir çığır açmak isteyenlerin önünde tıpkı Hickam ve arkadaşlarının karşılaştığı zorluklar yok mudur? Mesela, “yapamazsın, beceremezsin, tek başına gidemezsin, değiştiremezsin, güç yetiremezsin…” gibi sözler tam da burada zihinlerde görünmeyen ancak duyulan, hissedilen çekiç seslerini idrak ederiz. Hem öğretmenlerin ve hem de öğrencilerin karşılaştığı sayısız engeller Ekim Düşü örneğindeki gibi büyümenin ve dışarı çıkmanın imkânları/yolları olduğuna işaret ettiği gibi, madenin/ karanın/karanlığın içinde bir mum yakmanın, aydınlanmanın mümkün olabildiğini bildirir.
Filmde anlatılmayan ancak önemli olan bir ayrıntı Ekim Düşü’ndeki uzaya roket fırlatma denemelerinde Sovyetler Birliği (SSCB) ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında süren Soğuk Savaş sürecindeki çekişmeler göze çarpar. Özellikle Sovyetlerin 1957’de Sputnik 1 adlı roketiyle uzaya roket fırlatması, ABD için de uzay çalışmaları alanında karşı hamleler geliştirilmesini gerektirir. Bunlardan ilk başarılı uzay aracı Jüpiter C, bilimsel uydusu Explorer 1’i 1958’de yörüngeye fırlatır. Ekim Düşü bir başarı hikâyesinden övgüyle söz ettiği gibi, ABD tarihindeki şahsiyetlere alkış tutmakta ve ülkenin başarılarından övgüyle söz etmektedir. Son olarak bazı film adlarının Türkçe’ye tercüme edilmesinde bir tuhaflığın olduğunu not düşmek gerekir. İncelemiş olduğumuz filmin orijinal adı “October Sky”dır. Sözcükleri yan yana getirdiğimizde “Ekim ve sêma ya da yükseğe fırlatma” gibi karşılık var iken filmin Ekim Düşü olarak gösterime nasıl girdiği düşündürücüdür.
Ekim Düşü’nde eğitimcinin bizatihi kendisinin kadın karakter olması, sürekli olarak bir şeyleri düzelten, iyileştiren, çözüm üretenlerin erkek öğretmenler olmadığını anlamaya sevk etmekte denilebilir. Aslında kadın karakterler yerine erkek karakterin ana karakter olma durumlarının tercih edilmesi, filmlerde gizli gibi duran fakat açıkça beliren bir algılamaya işaret etmektedir. Eğitim ile ilgili filmlerde de karşımıza çıkan temsilde, dönüştüren ve değiştiren gücün erkek karakterlerin elinde ve etrafında olmasının kendi içinde sorunsallar barındırdığı düşünülebilir. Bu durum izlediğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz her metinde sıklıkla karşımıza çıkmakta, velhasıl öğrencilerin, gençlerin, insanların hayatında kilit bir öneme sahip başka fertler de olacağı gerçeğiyle yüzleşmemiz gerektiğine işaret etmektedir. Öğrenciler için filmin en önemli yönü, hem gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanması ve düşüncelerin olumlu eylemlerle sonuçlanacağının gösterilmesi, hem de bir şeyi çokça denemenin ve netice alamamanın bir başarısızlık göstergesi olmadığı mesajının aktarılması; önemli olanın insanın azmetmesi, sabretmesi ve mücadele etmesi olduğunun anlatılmasıdır. Her ne kadar film bir başarı hikâyesine odaklansa da, hayatta her şeyin başarılamayacağının da idrak edilmesi gerek. Çünkü denemek, çabalamak, umut etmek de başarmanın adımları içindedir.
Önerilen Filmler
Lean on Me (1989)
İyilik Bul, İyilik Yap (2000)
Koç Carter (2005)
Zafere Doğru (2006)
Zafer Bizimdir (2006)
The Ron Clark Story (2006)
Özgürlük Yazarları (2007)
Zekâ Pırıltısı (2008)
Kör Nokta (2009)
[1] Dr. Yunus Namaz Öğretim Üyesi, Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü [email protected]
Hayao Miyazaki’nin animelerini izlediğimde geçmiş güzel günlere ve adını koyamadığım bütün güzel şeylere karşı büyük bir özlemle doluyorum. Oysa bugünlerde hiç makbul değil böyle duygular. Uzmanlar harıl harıl uyarıyor; şimdide kalın, anda kalın, geçmişe takılmayın gelecek için de kaygılanmayın. Anda kalmanın değeri medeniyetimiz ve inancımızla da sabit ama sıfır birler gezegenindeki hayali arsaları hayali paralarla satın aldığımız acayip günlere doğru giderken ne olduğumuzu ve nereye gittiğimizi düşünmeye daha çok ihtiyaç duyacağız gibime geliyor.
İnsanın üzerine sinen en güzel koku çocukluk kokusudur. Üzerinize sinen o kokuyu bir ömür yanınızda taşırsınız ya da taşımak istersiniz. Çünkü bu koku ötelerin cennetin kokusudur. Uçsuz bucaksız hayal dünyasında, ayakları yere basmadan diyarlar aşan çocukluktur. Dinlediği her masal sonrası kendi masalını yazmak, yaşamak isteyen çocukluk…
Eğitimin sinemayla olan ilişkisinde pek çok konu ve tema öne çıkar. Ancak belki de bunlar içinde çocukların dünyasından eğitimi ve hakikat ilişkisini tefekkür etmek oldukça önemli. Sinema filmlerinin muhatabı çocuklar olunca onlar üzerinden dünya hayatı, bakmak ve görmek, idrak eylemek ve imtihan alanlarını tahayyül etmek de bir o kadar kıymetli hale geliyor. Tüm bu ilişkiyi İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin Kaçakçı (Baduk, 1992) filminden Güneşin Çocukları (Hurşit, 2020) filmine kadar görebileceğimiz birçok eseri var.
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
Gençlerin Rüyasını Ekim Düşü’nde (1999) Görmek ve Kadın Öğretmenlerin Değerine Dair Kısa Bir Giriş
Eğitimi ve eğitimcileri konu edinen filmlerin kahir ekseriyetinde ana karakterlerin çocuklar ve gençler olması dikkat çekici bir hâl alır. Bunu anlamlı kılan unsurlardan biri, filmin hikâyesinin eğitim, öğretmenler ve öğrenciler etrafında geçmesinde aranabilir. Eğitimci ve öğrenci arasındaki ilişkiyi sorgulamak, filmlerdeki ana karakterlerin yaş ortalamaları hakkında bir fikir verebildiği gibi, farklı ülkelerden yönetmenlerin kamerasından yansıtılan mesajların genellikle beynelmilel bir forma dönüştüğü söylenebilir. Bu husus, eğitim ve eğitimciyi temel alan filmlerin mesajlarının, üretilmiş oldukları menşeden uzaklaştığı gerçeğine ve hikâyelerin her izleyicide yankıları olabildiğine delalet eder.
Eğitimciler ve öğrenciler mevzusunu işleyen filmlerin kimi zaman romanlardan, gerçek hikâyelerden esinlendiği görülür. 1998’de Homer H. Hickam tarafından kaleme alınan Rocket Boys: A Memoir yani Roket Kardeşler: Bir Hatıra adlı roman, 1999’da yönetmenliğini Joe Johnston’un yaptığı October Sky (Ekim Düşü) filminde bunun bir örneği görülür. Homer Hickam kendi web sitesinde (homerhickam.com) Coalwood kömür kasabasında 2.Dünya Savaşı’nda büyüyen ve roket bilimcisi olmayı hedeflediğini yazar, hayat hikâyesinin ilkin “The Big Creek Roket Ajansı” adlı kısa makalede yer aldığını ekler. 1994’te Air & Space Dergisi için kaleme alınan hikâyelerin tamamı bir kitapta toplanır ve Rocket Boys: A Memoir adıyla Eylül 1998’de Delacorte Yayınları tarafından basımı gerçekleştirilir. Bu esere dayanan film, uyarlandığı eserden farklı bir adla (October Sky) değiştirilerek izleyicisiyle buluşturulur. Homer Hickam’ın yazdığı hikâyede 1960’lı yılların ABD’sinde uzaya roket fırlatmayı hayal eden bir grup gencin hayalleri yer alır. Bu hayalleri ileride gerçekleştiren Homer Hickam, 1981’de Marshall Uzay Uçuş Merkezi’ne bağlı Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nde (NASA) mühendis olarak çalışmaya başlar.
Filmde genç Hickam’ın (Jake Gyllenhaal) Batı Virjinya’da bir kasabasında yaşadığı ve babasının bu kasabada özel bir şirketin maden ocağında çalıştığını anlarız. Hayatta her şeyin mümkün olduğu, gençlerin çabalarının ve arayışlarının kıymetli olduğu, gençlere inanan ve onların arkasında duran eğitimcilerin, ebeveynlerin önemli vazifelere sahip olduğu, hem romanda hem de filmde öne çıkan ana vurgular arasındadır.
Ekim Düşü, hikâyenin başından sonuna kadar eğitimcileri doğrudan anlatmasa da, öğrencilerinin hayallerini gerçekleştirmek için onlara inanan güzel yürekli ve cesur öğretmenlere yapılan atıf, filmin en önemli hususlarından biri olarak kalır. Gençlerin roket fırlatma denemelerine engel olan kasaba halkına rağmen öğretmen, bu gençlerin gelecek vaad ettiğini ve bu kalplerde ışık olduğunu savunur. Üstelik bunu haykıran şahsın kadın bir öğretmen (Riley) olması, hikâyeyi daha da anlamlı kılmaktadır. Çünkü şimdiye kadar üzerine yazmış olduğumuz ve tavsiye ettiğimiz filmlerde öğretmen temsilleri büyük çoğunlukla erkek karakterlerden müteşekkil idi. Riley öğretmenin her türlü riske ve eleştiriye karşı öğrencilerinin arkasında durması hafızalara kazınırken birçok öğrencinin hayatında kadın öğretmenlerin yeri ve önemi de hatırlatılmış olur. Riley için genç Hickam başta olmak üzere, etrafındaki ekip arkadaşları kasaba ahalisinin gözünde “ucube, cins, tuhaf, asi ruhlu” vasfa sahiptirler. Bu sebeple öğretmen behemehâl, fikirleri yeterince önemsenmeye gençlerin yanındadır, onların gayretlerine ve denemelerine destek vermektedir. Gençler ise geçimini maden ocaklarından sağlayan ailelerin, otoritenin ve eğitim kurumlarının başındaki idarecilerin hedefinde yer almaktadır. Öğretmenin filmdeki işlevi, imkânsızlıklar içinde boğuşan gençlere yol göstermek, gençlere karşı çıkanların fikirlerini değiştirmekten geçmektedir.
Ancak gençler farklı düşünmekte ve bazı şeyleri denemenin bir kayıp olmadığını, hata da olamayacağını dile getirirler. Gençlerin bilgiyi keşfetme sürecinde sürekli engeller var olması, şimdiye kadar adını duyduğumuz her ismin de aynı durumla karşılaştığını göstermez mi? Peygamberler, âlimler, değerli şahsiyetler, bilginler, düşünürler, öğretmenler… bunun en önemli misalleri arasında değil midir? Bir şeyin değiştirilmesi, bir konuda farklı bir pencere açılması için arayışa girenlerin, yeni bir çığır açmak isteyenlerin önünde tıpkı Hickam ve arkadaşlarının karşılaştığı zorluklar yok mudur? Mesela, “yapamazsın, beceremezsin, tek başına gidemezsin, değiştiremezsin, güç yetiremezsin…” gibi sözler tam da burada zihinlerde görünmeyen ancak duyulan, hissedilen çekiç seslerini idrak ederiz. Hem öğretmenlerin ve hem de öğrencilerin karşılaştığı sayısız engeller Ekim Düşü örneğindeki gibi büyümenin ve dışarı çıkmanın imkânları/yolları olduğuna işaret ettiği gibi, madenin/ karanın/karanlığın içinde bir mum yakmanın, aydınlanmanın mümkün olabildiğini bildirir.
Filmde anlatılmayan ancak önemli olan bir ayrıntı Ekim Düşü’ndeki uzaya roket fırlatma denemelerinde Sovyetler Birliği (SSCB) ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında süren Soğuk Savaş sürecindeki çekişmeler göze çarpar. Özellikle Sovyetlerin 1957’de Sputnik 1 adlı roketiyle uzaya roket fırlatması, ABD için de uzay çalışmaları alanında karşı hamleler geliştirilmesini gerektirir. Bunlardan ilk başarılı uzay aracı Jüpiter C, bilimsel uydusu Explorer 1’i 1958’de yörüngeye fırlatır. Ekim Düşü bir başarı hikâyesinden övgüyle söz ettiği gibi, ABD tarihindeki şahsiyetlere alkış tutmakta ve ülkenin başarılarından övgüyle söz etmektedir. Son olarak bazı film adlarının Türkçe’ye tercüme edilmesinde bir tuhaflığın olduğunu not düşmek gerekir. İncelemiş olduğumuz filmin orijinal adı “October Sky”dır. Sözcükleri yan yana getirdiğimizde “Ekim ve sêma ya da yükseğe fırlatma” gibi karşılık var iken filmin Ekim Düşü olarak gösterime nasıl girdiği düşündürücüdür.
Ekim Düşü’nde eğitimcinin bizatihi kendisinin kadın karakter olması, sürekli olarak bir şeyleri düzelten, iyileştiren, çözüm üretenlerin erkek öğretmenler olmadığını anlamaya sevk etmekte denilebilir. Aslında kadın karakterler yerine erkek karakterin ana karakter olma durumlarının tercih edilmesi, filmlerde gizli gibi duran fakat açıkça beliren bir algılamaya işaret etmektedir. Eğitim ile ilgili filmlerde de karşımıza çıkan temsilde, dönüştüren ve değiştiren gücün erkek karakterlerin elinde ve etrafında olmasının kendi içinde sorunsallar barındırdığı düşünülebilir. Bu durum izlediğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz her metinde sıklıkla karşımıza çıkmakta, velhasıl öğrencilerin, gençlerin, insanların hayatında kilit bir öneme sahip başka fertler de olacağı gerçeğiyle yüzleşmemiz gerektiğine işaret etmektedir. Öğrenciler için filmin en önemli yönü, hem gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanması ve düşüncelerin olumlu eylemlerle sonuçlanacağının gösterilmesi, hem de bir şeyi çokça denemenin ve netice alamamanın bir başarısızlık göstergesi olmadığı mesajının aktarılması; önemli olanın insanın azmetmesi, sabretmesi ve mücadele etmesi olduğunun anlatılmasıdır. Her ne kadar film bir başarı hikâyesine odaklansa da, hayatta her şeyin başarılamayacağının da idrak edilmesi gerek. Çünkü denemek, çabalamak, umut etmek de başarmanın adımları içindedir.
Önerilen Filmler
Lean on Me (1989)
İyilik Bul, İyilik Yap (2000)
Koç Carter (2005)
Zafere Doğru (2006)
Zafer Bizimdir (2006)
The Ron Clark Story (2006)
Özgürlük Yazarları (2007)
Zekâ Pırıltısı (2008)
Kör Nokta (2009)
[1] Dr. Yunus Namaz Öğretim Üyesi, Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü [email protected]
İlgili Yazılar
Kargaşaya Bir “Ma” Arası: Miyazaki Sineması
Hayao Miyazaki’nin animelerini izlediğimde geçmiş güzel günlere ve adını koyamadığım bütün güzel şeylere karşı büyük bir özlemle doluyorum. Oysa bugünlerde hiç makbul değil böyle duygular. Uzmanlar harıl harıl uyarıyor; şimdide kalın, anda kalın, geçmişe takılmayın gelecek için de kaygılanmayın. Anda kalmanın değeri medeniyetimiz ve inancımızla da sabit ama sıfır birler gezegenindeki hayali arsaları hayali paralarla satın aldığımız acayip günlere doğru giderken ne olduğumuzu ve nereye gittiğimizi düşünmeye daha çok ihtiyaç duyacağız gibime geliyor.
Çocukluğun Kokusu…
İnsanın üzerine sinen en güzel koku çocukluk kokusudur. Üzerinize sinen o kokuyu bir ömür yanınızda taşırsınız ya da taşımak istersiniz. Çünkü bu koku ötelerin cennetin kokusudur. Uçsuz bucaksız hayal dünyasında, ayakları yere basmadan diyarlar aşan çocukluktur. Dinlediği her masal sonrası kendi masalını yazmak, yaşamak isteyen çocukluk…
Mecidi Sinemasında Eğitim, Çocuk ve Hakikati Arayış
Eğitimin sinemayla olan ilişkisinde pek çok konu ve tema öne çıkar. Ancak belki de bunlar içinde çocukların dünyasından eğitimi ve hakikat ilişkisini tefekkür etmek oldukça önemli. Sinema filmlerinin muhatabı çocuklar olunca onlar üzerinden dünya hayatı, bakmak ve görmek, idrak eylemek ve imtihan alanlarını tahayyül etmek de bir o kadar kıymetli hale geliyor. Tüm bu ilişkiyi İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin Kaçakçı (Baduk, 1992) filminden Güneşin Çocukları (Hurşit, 2020) filmine kadar görebileceğimiz birçok eseri var.
Derin Uykular
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
Mustafa Ökkeş Evren’den Hız Çağına “Sus İşareti”
“Az söz er öğüdüdür
Çok söz hayvan yüküdür
Bilire bir söz yeter
Sende gevher var ise”