İslâm iktisadının değer yüklü karakteri, anlam ve uygulama boyutuyla Müslüman bireyden Müslüman topluma geniş bir çerçeve çizer. Dine dayalı ahlâkın iktisada dâhil edilmesi yönüyle Müslüman ekonomisinin iktisadi davranışın kurumsal ve toplumsal yapı ve işlevinde pratik ve esneklik kazanması, meseledir. Hayat şartları değişken yapısı karşısında ekonomik üretim ve pazarlamayı peşinden sürüklemiş. Arz ve talep dengesi finansal hareketlilikle yönetilmiştir. İslâm İktisadi karakter yapısı ve özellikleri süre gelen modern ekonomik anlayışlara –Liberalizm, Sosyalizm, Komünizm, Kapitalizm, Karma Ekonomi– farklı bir yapıya sahip, Müslüman toplumun ‘gerçekleri’ ile tanımlanır ve pozitif (neoklasik) iktisattan ayırır. Aksiyomatik karakteriyle İslâm İktisat disiplinin anlamı ve önemi Müslümanın iktisadi davranışının ahlâkî aksiyomların önemli önermelerini test etme ihtiyacıyla metodolojik meseleler gerektirmekte.
Ahlâkî aksiyomlardan ‘Allah’a İman’ ve ‘Müslüman Toplumu’ ahlâkın iktisadi davranışı ile gerçek hayattaki karşılığı ve belirli önermelerin test edilmesi için fiilî laboratuvar görevi görecektir.
Dine dayalı ahlâkın iktisada dâhil edilmesi, Allah’ın yardımı ve rızasını gözetmek; ahlâkî emirlerin iktisadi meseleler ile bütünleşmesi, Müslümanın ahlak ve iktisat terkibi günlük hayatta göze çarpan, deneysel olarak doğrulanabilir bir olgu olur, ahiret gerçeğinin farkındalığı ‘karlı’ davranış biçimlerine ilişkin hesabı parasal olmayan menfaatlere götürecektir. Dinin hüküm ve kaideleri iktisadi her alanda pratiklik ve uyum sağlaması, pekâlâ mümkün. Hâk keza, bunun prosedürü belirli önermelerin ampirik olarak test edilmesi ve bu uğurda gayret sarf edilmesini gerektirecek.
İktisadi faaliyetlerin birey ve toplumsal davranış, İslâmî inanç yönüyle kurallar geliştirmesi için ‘temsilî’ bir aksiyom sistemi kurması; Müslüman toplumların iktisadi davranışın ahlâkî normlar geliştirmesi hayatın engel ve zorluklarına karşı gelişmiş ‘toplumsal düzen’ oluşturabilir. Üretim ve tüketimin hızlı değişim ve dönüşümü karşısında İslâm ahlâkının esas ve kaidelerinin sarsılmaz temellerle ihtiyaçlara etkili karşılık esnekliği kurtarıcı bir ‘nefes’ olacak. Ahlâkî anlayışın İslâm’ın temel dinî ve ahlâkî ilkeleri, İslâm toplumundaki iktisadi davranış hakkında geçerli önermeler, ‘bütünlük’ ve ‘tutarlılık’ olmasıyla bu görüşün gücünü ve evrensel yönlerini ortaya çıkartacaktır. Tevhid, Denge, İhtiyar ve Sorumluluk bu dört temel öncül insanın üç yönlü ilişki kurma olan Allah ile, kendisi ile ve toplum ile ilişkisinin İslâm ahlâkı açısından önemli. İslâm’ın dikey boyutuyla tevhid; gücünü Allah’ın varlığına derin bir imandan alması, ahlâkın gereğini yerine getirmeye yönelik daimî kaygı, insanın fedakâr içgüdülerine yardımseverliğin gücü de eklenerek, bireyin şuuru seviyesinde açığa çıkar ve daha yüksek bir şuur düzeyine doğru ilerler. Toplumun kaynaklarını fakirden zengine aktığı bir toplumsal dengesizlik durumunun ifadesiyle zulme karşı ikiz İslâmî kavramlar olan ‘Adalet ve İhsan’ bir toplumsal ‘Denge’ durumunu ifade eder. Denge’nin temel ahlâkî değerlerinden biri gelir ve servetin adaletli dağılımının arzu edilmesi, fakir ve muhtaçlara yardım etme ihtiyacı, üretim, tüketim ve dağılım ilişkileri bütününde düzeltmeler yapılması gereksinimi gibi… İnsanın seçim yapma melekesi ile doğru ve yanlış seçim yapma konusunda özgürlüğü kısıtlamamıştır ve iradidir bu hususta temel dinî boyutu ‘doğru yol’ üzerinde ayrılmamaktır. İnsanın hilafet vasfı özgür iradeye karşılık ‘Sorumluluk (Farz)’ esaslarını getirmekle özünde gönüllülük ile Allah’a, kendine ve topluma fayda çabasını gösterir. Hilafet vasfı ulvi durağa tırmanmak büyük bir çabayla fakirlere ve muhtaçlara verme biçiminde salih ameller yapma yanında insanın kendisi için en çok sevdiği şeyi bile vermelidir.
Ahlâkî öncüller sisteminin –Tevhid, Denge(Adalet ve İhsan), Özgür İrade(İhtiyar), Sorumluluk(Farz)– iktisat alanında kurumsal yapı ve işlev kazanması İslam iktisadi tabiatını keşfetmek yönüyle önemli. Dinamik yönü olan iktisadın içinde bir yer edinmek, duruş göstermek ve yön tayin etmek için aksiyomlar sistemi geliştirilmeli. Müslüman toplumların karakteristik kimlikleri yeryüzünün her yerinde belirgin ve kendini göstermektedir. Bu açıdan İslâmî iktisadın ahlâkî aksiyomlar sisteminin gelişimi için Pakistanlı ekonomist Syed Nawab Haider Naqvi, ‘ahlâkî öncüller seti’ üzerinde durarak iktisadi davranışın kurallarına ulaşmak hedefinin çerçevelendirmesi üzerinde şu noktaları ele alır: İlki ahlâkî aksiyomlar sistemi, İslam’ın ahlâk görüşünün yeterli ve meşru bir temsili olmalı, ikinci olarak öncüllerin kapsayıcı bir set olması gerekir yani bir ‘dayanak’ oluşturabilmeli, üçüncüsü bileşenlerin birbirinden bağımsızlığı kanıtlanarak öncüllerin başka herhangi bir öncülden elde edilmeyeceğini kanıtlamak anlamına gelmekte, dördüncüsü bir öncülün doğruluğu set içerisinde diğer bir aksiyomun doğruluğu ile çelişmeyip sistem hakkında ortak bir doğruya işaret edip tutarlı olmalı, son olarak beşincisi temel alınan aksiyom setinde öngörü gücüyle deneysel olarak doğrulanabilir İslâm iktisadı ile ilgili ‘anlamlı önermeler’ üretebilmektir. Ahlâkî öncüler sistemi mantıksal olarak geçerli bir aksiyom sisteminin bütün ana özelliklerine sahiptir; minimal, tutarlı ve bağımsızdır, İslami iktisat hakkında anlamlı öngörülerde bulunabilir, hem gerekli hem de yeterlidir ve İslâmî iktisat evrenini anlamamıza katkıda bulunur.
İslâm İktisat disiplinin bireysel özgürlük, dağıtıcı adalet, iktisadi büyüme gibi konularda karakteristik yönü her zaman dinamiktir.
İnsanın özgür iradesi, halife potansiyeli ve kendisine açık olan farklı yol haritaları arasında seçim yapma özgürlüğü ve bunun sınırları, farklı birey ve sınıfların ülkenin toplam üretimi üzerindeki talepleri arasında bir ‘denge’ sağlamak birbiriyle ilgilidir. İnsanın refaha kavuşması, fakirlerin zenginlerin servetinde bir hakları olduğu gerçeğiyle İslâm iktisadında bir politikanın önemli sebeplerinden. İslâmî toplumda, maddi refah ile manevî saadeti ekonomik sistemlerin büyüme patikalarından niteliksel olarak -tüketim, üretim ve dağıtım açısından- özgün yönüyle ‘muhtaç ve mahrumların’ ihtiyaçlarının ülke kaynakları üzerinde ilk söz sahibi olması yönüyle dağıtıcı adalet ilkesi politikasının belirgin tarafıdır. İslâm İktisat politikalarına Pakistanlı bilim insanı ve ekonomi uzmanı Syed Nawab Haider Naqvi, gelir ve servetin adil bir dağılımına ilişkin nesiller arası adaleti sağlama ihtiyacı, çevrenin bozulmasına ilişkin gelecek ile karşılaştırıldığında bugün kullanılabilecek kaynaklara üst bir sınır koymayı, vurgular.
Eşitlikçi bir gelir ve servet dağıtımı toplumsal düzen ve huzurun dinamik bir sorunsalıdır. İslam’ın farklı alanlarda olduğu gibi eşitleme çabaları arasında bir denge kurmayı gerektirecek sosyal adaletin sosyal denge ve çift taraflı sorumluluk meselelerin yanında Pakistanlı ekonomist Syed Nawab Haider Naqvi, ‘Dağıtımsal Adalet Sorunu’ hususuna Müslüman toplum içindeki meşru taleplerden üç nihai açıklama getirir: İlk olarak, Allah’ın mülkiyeti mefhumunun gerekçesi olarak, mülkiyet haklarının temel yapısı içinde adalet sağlanmalıdır. İkinci olarak, planlanmış yeniden dağıtımın, tüm insanların fayda akışına eşitlikçi bir erişimini garanti altına almasına tabi olarak mezkûr çaba, ilk mülkiyet yapısı içindeki eşitsizliğin boyutu tarafından belirlenecek; genel ilke, mülkiyet hakkının temel yapısındaki adaletsizliğin zaman geçtikçe artırılması değil azaltılmasıdır. Bu, servetin ilk sahiplerine sanal avantajlar sağlayacak şekilde davranan ve müteakip zaman aralığında gelir ve servetteki farklılaşmayı artıran varlıkların hacmindeki içsel değişkenleri telafi etmek anlamına gelmektedir. Üçüncü olarak, yeniden dağıtım çabalarının kapsamına Müslüman ülkelerdeki mezkûr sistem; eğitim, sağlık ve fakirliği azaltıcı diğer sosyal hizmetlere erişimi sınırlayarak insani gelişmeye mani olmuş ve tarımsal verimliliğin önünü tıkamıştır. Bu aynı zamanda İslâm hukuku lafzının yanı sıra ruhunun da açık bir ihlalini içererek bireylerin mülk edinme özgürlüğünün ve toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasının uzlaştırmadaki rolüyle ilgili savlarına dayanmaktadır. Düşünür ve Müslüman ekonomistlerin, dağıtımsal adalet konusundaki açıklığın bu özel mülkiyet haklarının ne mutlak ne de sınırsız olduğunu vurgularlar. Müslüman toplumlardaki tarihsel deneyim içinde İslâm’ın güçlü eşitlikçi mesajı ile Müslüman toplumlar daha zengin ve daha güçlü hâle geldikçe kaçınılmaz olarak belirgin hâle gelen sosyal farklılaşmaya yönelik eğilim aynı dönemde yer almıştır. Toplumun kişisel çıkar motivasyonun gücünü kabul ve tasdik eden devlet, dağıtımsal adalete ulaşmak adına araçlar olarak gönüllü ihsanın üzerinde önemle durmuşlardı. Süreç içinde toplumun tarihsel deneyimle ulaştıkları toprak reformları ile İslâmî bir iktisattaki hükumetin rolünü harekete geçirdi. Nihayet toprak reformları ve İslâmî eşitliği işlevsel kılma adına yeniden dağıtıcı bir etmen olarak devletin rolü üzerinde mutabakat tekâmül etti.
Ekonomik büyümenin ve insanî gelişmişliğin ahlâkî durumu, optimum tasarrufu, yatırım ve sosyal harcamaları gibi modern Müslüman toplumların muazzam farklı ihtiyaçlarını karşılamak için entelektüel ve ahlâkî yenilenme sürecinin daha geniş içsel parçası olarak İslâmî Ahlâk’ın aksiyomlaştırılması gerekmekte. İslâmî ahlâk değerleri, muayyen kurumsal bağlamlarda değerinin teorik ve ampirik olarak saptanabildiği bilimsel ifadeler ile tarihsel deneyimi keşfedilmeli.
Müslüman toplumlarda ekonomik faaliyetlerin ahlâkî teşviklerle bütünleşmesi; onları uygulanabilir kılmak ve yanlış yorumlamaların, kendi açıklığını ve doğruluğunu ortadan kaldırdığı alanları aydınlatmak adına İslâmî bir ahlâkî sistemin varlığı zorunludur.
Böylece insan mevcudiyetinin temel sorunları üzerine çeşitli İslâm öğretilerini birleştirecek ve evrensel olarak kabul edilmiş mantıksal çıkarım kurallarını kullanarak onların erişimini ve dikkatini genişletme için içsel olarak istikrarlı ve sistematik bir prosedür haizdir. İslâmî ahlâk ve hukuku maksatlarını (makâsid) ekonomik ve sosyal ilerlemeye olanak sağlamak, Müslüman toplumlarda bireylerin ortak yarar adına çalışmasını sağlamak için gerekli güdüsel ivme oluşturmak, belirginleştirmek için yeniden yorumlanmalıdır. İslâmî ahlâk değerleri yararlı bir sosyal rol fırsatı yakalaması için kendi ekonomik ve sosyal davranışlarını düzenlemede ciddi direnç göstermeli; entelektüel ve ahlâkî yenilene sürecinin daha geniş bir içsel parçası olarak yeniden dile getirilmelidir.
Mezkûr bir katkı olan İslâmî ahlâk değer ilkelerine ve ekonomik aktivitenin insan mutluluğuna derinde tutulan bir adalet anlayışından neşet etmekte ve sosyal fayda mefhumu da insan eyleminin baş etkeni hâline gelmektedir. İslâm İktisadı, karakteristik bağlamında insan davranışlarını sosyal fayda temyizine bir ahlâkî kutsama halesi ekleyerek düzenleyebilir. Müfrit bir baskı uygulamadan ya da insan doğasını değiştirmeye çalışmadan, kalbi arındırmayı, zihni keskinleştirmeyi ve Müslümanların dinî olarak dayandığı inançları ile aslî kimlik duygusunu anımsatarak aşkınlıkla sonuçlanmayı hedefler. Dünyevî ve rûhânî güdülerin yekvücut olduğu mükemmel bir yaşam biçimi olarak İslâm; ekonomik olarak yararlı olmanın yanı sıra Allah sevgisi haricinde verme eylemi, ekonomik kazanç için duyulan yıpratıcı iştahı dizginler. Ana akım neoklasik iktisat ve diğer bütün iktisat okullarından kendini güçlü bir şekilde ayrıştıracak normatif bir karaktere sahip olan İslâm İktisadı; ekonomide iktisadi davranışın kuralları ile İslam ahlâkı ilkeleri bir ahlâkî öncüller seti olarak sistemleştirilmiştir. İman ve akılla donatılmış insan, bilinçli bir süreç yoluyla kurulacak “Tevhid, Denge, Özgür İrade ve Sorumluluk” dört temel aksiyomla bir toplumsal düzen arayışıyla dine dayalı ahlâkın iktisada dâhil edilmesi İslâm İktisat karakterinin bütüncül dinamiğidir. Gelir ve servetin belirli ellerde aşırı derecede toplanmasını düzenlemeyi emreden İslâm, insan hayatının maddi ve manevî ayırımının bulanık bir hâl aldığı birleştirici bir bakış açısıyla hem sentez eder hem de adalet ve ihsanı tesis etmek için elinden geleni yapar.
Kaynakça
Syed Nawab Haider Naqvi, Ahlâklı Olmak ve İnsanın Esenliği Üzerine Görüşler: İslâm İktisadına Bir Katkı, çev. Miraç Çeven, İktisat Yayınları, İktisat Düşüncesi Dizisi-7, 1. Baskı 2019, 300 sayfa.
Syed Nawab Haider Naqvi, İslâm, Ekonomi ve Toplum, çev. Ozan Maraşlı, İktisat Yayınları, İktisat Düşüncesi Dizisi-4, 1. Baskı 2018, 192 sayfa.
Modern Hayata Kurtarıcı Bir Nefes: İslâm İktisadında Ahlâkî Aksiyom
Kitap Değerlendirme
İslâm iktisadının değer yüklü karakteri, anlam ve uygulama boyutuyla Müslüman bireyden Müslüman topluma geniş bir çerçeve çizer. Dine dayalı ahlâkın iktisada dâhil edilmesi yönüyle Müslüman ekonomisinin iktisadi davranışın kurumsal ve toplumsal yapı ve işlevinde pratik ve esneklik kazanması, meseledir. Hayat şartları değişken yapısı karşısında ekonomik üretim ve pazarlamayı peşinden sürüklemiş. Arz ve talep dengesi finansal hareketlilikle yönetilmiştir. İslâm İktisadi karakter yapısı ve özellikleri süre gelen modern ekonomik anlayışlara –Liberalizm, Sosyalizm, Komünizm, Kapitalizm, Karma Ekonomi– farklı bir yapıya sahip, Müslüman toplumun ‘gerçekleri’ ile tanımlanır ve pozitif (neoklasik) iktisattan ayırır. Aksiyomatik karakteriyle İslâm İktisat disiplinin anlamı ve önemi Müslümanın iktisadi davranışının ahlâkî aksiyomların önemli önermelerini test etme ihtiyacıyla metodolojik meseleler gerektirmekte.
Dine dayalı ahlâkın iktisada dâhil edilmesi, Allah’ın yardımı ve rızasını gözetmek; ahlâkî emirlerin iktisadi meseleler ile bütünleşmesi, Müslümanın ahlak ve iktisat terkibi günlük hayatta göze çarpan, deneysel olarak doğrulanabilir bir olgu olur, ahiret gerçeğinin farkındalığı ‘karlı’ davranış biçimlerine ilişkin hesabı parasal olmayan menfaatlere götürecektir. Dinin hüküm ve kaideleri iktisadi her alanda pratiklik ve uyum sağlaması, pekâlâ mümkün. Hâk keza, bunun prosedürü belirli önermelerin ampirik olarak test edilmesi ve bu uğurda gayret sarf edilmesini gerektirecek.
İktisadi faaliyetlerin birey ve toplumsal davranış, İslâmî inanç yönüyle kurallar geliştirmesi için ‘temsilî’ bir aksiyom sistemi kurması; Müslüman toplumların iktisadi davranışın ahlâkî normlar geliştirmesi hayatın engel ve zorluklarına karşı gelişmiş ‘toplumsal düzen’ oluşturabilir. Üretim ve tüketimin hızlı değişim ve dönüşümü karşısında İslâm ahlâkının esas ve kaidelerinin sarsılmaz temellerle ihtiyaçlara etkili karşılık esnekliği kurtarıcı bir ‘nefes’ olacak. Ahlâkî anlayışın İslâm’ın temel dinî ve ahlâkî ilkeleri, İslâm toplumundaki iktisadi davranış hakkında geçerli önermeler, ‘bütünlük’ ve ‘tutarlılık’ olmasıyla bu görüşün gücünü ve evrensel yönlerini ortaya çıkartacaktır. Tevhid, Denge, İhtiyar ve Sorumluluk bu dört temel öncül insanın üç yönlü ilişki kurma olan Allah ile, kendisi ile ve toplum ile ilişkisinin İslâm ahlâkı açısından önemli. İslâm’ın dikey boyutuyla tevhid; gücünü Allah’ın varlığına derin bir imandan alması, ahlâkın gereğini yerine getirmeye yönelik daimî kaygı, insanın fedakâr içgüdülerine yardımseverliğin gücü de eklenerek, bireyin şuuru seviyesinde açığa çıkar ve daha yüksek bir şuur düzeyine doğru ilerler. Toplumun kaynaklarını fakirden zengine aktığı bir toplumsal dengesizlik durumunun ifadesiyle zulme karşı ikiz İslâmî kavramlar olan ‘Adalet ve İhsan’ bir toplumsal ‘Denge’ durumunu ifade eder. Denge’nin temel ahlâkî değerlerinden biri gelir ve servetin adaletli dağılımının arzu edilmesi, fakir ve muhtaçlara yardım etme ihtiyacı, üretim, tüketim ve dağılım ilişkileri bütününde düzeltmeler yapılması gereksinimi gibi… İnsanın seçim yapma melekesi ile doğru ve yanlış seçim yapma konusunda özgürlüğü kısıtlamamıştır ve iradidir bu hususta temel dinî boyutu ‘doğru yol’ üzerinde ayrılmamaktır. İnsanın hilafet vasfı özgür iradeye karşılık ‘Sorumluluk (Farz)’ esaslarını getirmekle özünde gönüllülük ile Allah’a, kendine ve topluma fayda çabasını gösterir. Hilafet vasfı ulvi durağa tırmanmak büyük bir çabayla fakirlere ve muhtaçlara verme biçiminde salih ameller yapma yanında insanın kendisi için en çok sevdiği şeyi bile vermelidir.
Ahlâkî öncüller sisteminin –Tevhid, Denge(Adalet ve İhsan), Özgür İrade(İhtiyar), Sorumluluk(Farz)– iktisat alanında kurumsal yapı ve işlev kazanması İslam iktisadi tabiatını keşfetmek yönüyle önemli. Dinamik yönü olan iktisadın içinde bir yer edinmek, duruş göstermek ve yön tayin etmek için aksiyomlar sistemi geliştirilmeli. Müslüman toplumların karakteristik kimlikleri yeryüzünün her yerinde belirgin ve kendini göstermektedir. Bu açıdan İslâmî iktisadın ahlâkî aksiyomlar sisteminin gelişimi için Pakistanlı ekonomist Syed Nawab Haider Naqvi, ‘ahlâkî öncüller seti’ üzerinde durarak iktisadi davranışın kurallarına ulaşmak hedefinin çerçevelendirmesi üzerinde şu noktaları ele alır: İlki ahlâkî aksiyomlar sistemi, İslam’ın ahlâk görüşünün yeterli ve meşru bir temsili olmalı, ikinci olarak öncüllerin kapsayıcı bir set olması gerekir yani bir ‘dayanak’ oluşturabilmeli, üçüncüsü bileşenlerin birbirinden bağımsızlığı kanıtlanarak öncüllerin başka herhangi bir öncülden elde edilmeyeceğini kanıtlamak anlamına gelmekte, dördüncüsü bir öncülün doğruluğu set içerisinde diğer bir aksiyomun doğruluğu ile çelişmeyip sistem hakkında ortak bir doğruya işaret edip tutarlı olmalı, son olarak beşincisi temel alınan aksiyom setinde öngörü gücüyle deneysel olarak doğrulanabilir İslâm iktisadı ile ilgili ‘anlamlı önermeler’ üretebilmektir. Ahlâkî öncüler sistemi mantıksal olarak geçerli bir aksiyom sisteminin bütün ana özelliklerine sahiptir; minimal, tutarlı ve bağımsızdır, İslami iktisat hakkında anlamlı öngörülerde bulunabilir, hem gerekli hem de yeterlidir ve İslâmî iktisat evrenini anlamamıza katkıda bulunur.
İnsanın özgür iradesi, halife potansiyeli ve kendisine açık olan farklı yol haritaları arasında seçim yapma özgürlüğü ve bunun sınırları, farklı birey ve sınıfların ülkenin toplam üretimi üzerindeki talepleri arasında bir ‘denge’ sağlamak birbiriyle ilgilidir. İnsanın refaha kavuşması, fakirlerin zenginlerin servetinde bir hakları olduğu gerçeğiyle İslâm iktisadında bir politikanın önemli sebeplerinden. İslâmî toplumda, maddi refah ile manevî saadeti ekonomik sistemlerin büyüme patikalarından niteliksel olarak -tüketim, üretim ve dağıtım açısından- özgün yönüyle ‘muhtaç ve mahrumların’ ihtiyaçlarının ülke kaynakları üzerinde ilk söz sahibi olması yönüyle dağıtıcı adalet ilkesi politikasının belirgin tarafıdır. İslâm İktisat politikalarına Pakistanlı bilim insanı ve ekonomi uzmanı Syed Nawab Haider Naqvi, gelir ve servetin adil bir dağılımına ilişkin nesiller arası adaleti sağlama ihtiyacı, çevrenin bozulmasına ilişkin gelecek ile karşılaştırıldığında bugün kullanılabilecek kaynaklara üst bir sınır koymayı, vurgular.
Eşitlikçi bir gelir ve servet dağıtımı toplumsal düzen ve huzurun dinamik bir sorunsalıdır. İslam’ın farklı alanlarda olduğu gibi eşitleme çabaları arasında bir denge kurmayı gerektirecek sosyal adaletin sosyal denge ve çift taraflı sorumluluk meselelerin yanında Pakistanlı ekonomist Syed Nawab Haider Naqvi, ‘Dağıtımsal Adalet Sorunu’ hususuna Müslüman toplum içindeki meşru taleplerden üç nihai açıklama getirir: İlk olarak, Allah’ın mülkiyeti mefhumunun gerekçesi olarak, mülkiyet haklarının temel yapısı içinde adalet sağlanmalıdır. İkinci olarak, planlanmış yeniden dağıtımın, tüm insanların fayda akışına eşitlikçi bir erişimini garanti altına almasına tabi olarak mezkûr çaba, ilk mülkiyet yapısı içindeki eşitsizliğin boyutu tarafından belirlenecek; genel ilke, mülkiyet hakkının temel yapısındaki adaletsizliğin zaman geçtikçe artırılması değil azaltılmasıdır. Bu, servetin ilk sahiplerine sanal avantajlar sağlayacak şekilde davranan ve müteakip zaman aralığında gelir ve servetteki farklılaşmayı artıran varlıkların hacmindeki içsel değişkenleri telafi etmek anlamına gelmektedir. Üçüncü olarak, yeniden dağıtım çabalarının kapsamına Müslüman ülkelerdeki mezkûr sistem; eğitim, sağlık ve fakirliği azaltıcı diğer sosyal hizmetlere erişimi sınırlayarak insani gelişmeye mani olmuş ve tarımsal verimliliğin önünü tıkamıştır. Bu aynı zamanda İslâm hukuku lafzının yanı sıra ruhunun da açık bir ihlalini içererek bireylerin mülk edinme özgürlüğünün ve toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasının uzlaştırmadaki rolüyle ilgili savlarına dayanmaktadır. Düşünür ve Müslüman ekonomistlerin, dağıtımsal adalet konusundaki açıklığın bu özel mülkiyet haklarının ne mutlak ne de sınırsız olduğunu vurgularlar. Müslüman toplumlardaki tarihsel deneyim içinde İslâm’ın güçlü eşitlikçi mesajı ile Müslüman toplumlar daha zengin ve daha güçlü hâle geldikçe kaçınılmaz olarak belirgin hâle gelen sosyal farklılaşmaya yönelik eğilim aynı dönemde yer almıştır. Toplumun kişisel çıkar motivasyonun gücünü kabul ve tasdik eden devlet, dağıtımsal adalete ulaşmak adına araçlar olarak gönüllü ihsanın üzerinde önemle durmuşlardı. Süreç içinde toplumun tarihsel deneyimle ulaştıkları toprak reformları ile İslâmî bir iktisattaki hükumetin rolünü harekete geçirdi. Nihayet toprak reformları ve İslâmî eşitliği işlevsel kılma adına yeniden dağıtıcı bir etmen olarak devletin rolü üzerinde mutabakat tekâmül etti.
Ekonomik büyümenin ve insanî gelişmişliğin ahlâkî durumu, optimum tasarrufu, yatırım ve sosyal harcamaları gibi modern Müslüman toplumların muazzam farklı ihtiyaçlarını karşılamak için entelektüel ve ahlâkî yenilenme sürecinin daha geniş içsel parçası olarak İslâmî Ahlâk’ın aksiyomlaştırılması gerekmekte. İslâmî ahlâk değerleri, muayyen kurumsal bağlamlarda değerinin teorik ve ampirik olarak saptanabildiği bilimsel ifadeler ile tarihsel deneyimi keşfedilmeli.
Böylece insan mevcudiyetinin temel sorunları üzerine çeşitli İslâm öğretilerini birleştirecek ve evrensel olarak kabul edilmiş mantıksal çıkarım kurallarını kullanarak onların erişimini ve dikkatini genişletme için içsel olarak istikrarlı ve sistematik bir prosedür haizdir. İslâmî ahlâk ve hukuku maksatlarını (makâsid) ekonomik ve sosyal ilerlemeye olanak sağlamak, Müslüman toplumlarda bireylerin ortak yarar adına çalışmasını sağlamak için gerekli güdüsel ivme oluşturmak, belirginleştirmek için yeniden yorumlanmalıdır. İslâmî ahlâk değerleri yararlı bir sosyal rol fırsatı yakalaması için kendi ekonomik ve sosyal davranışlarını düzenlemede ciddi direnç göstermeli; entelektüel ve ahlâkî yenilene sürecinin daha geniş bir içsel parçası olarak yeniden dile getirilmelidir.
Mezkûr bir katkı olan İslâmî ahlâk değer ilkelerine ve ekonomik aktivitenin insan mutluluğuna derinde tutulan bir adalet anlayışından neşet etmekte ve sosyal fayda mefhumu da insan eyleminin baş etkeni hâline gelmektedir. İslâm İktisadı, karakteristik bağlamında insan davranışlarını sosyal fayda temyizine bir ahlâkî kutsama halesi ekleyerek düzenleyebilir. Müfrit bir baskı uygulamadan ya da insan doğasını değiştirmeye çalışmadan, kalbi arındırmayı, zihni keskinleştirmeyi ve Müslümanların dinî olarak dayandığı inançları ile aslî kimlik duygusunu anımsatarak aşkınlıkla sonuçlanmayı hedefler. Dünyevî ve rûhânî güdülerin yekvücut olduğu mükemmel bir yaşam biçimi olarak İslâm; ekonomik olarak yararlı olmanın yanı sıra Allah sevgisi haricinde verme eylemi, ekonomik kazanç için duyulan yıpratıcı iştahı dizginler. Ana akım neoklasik iktisat ve diğer bütün iktisat okullarından kendini güçlü bir şekilde ayrıştıracak normatif bir karaktere sahip olan İslâm İktisadı; ekonomide iktisadi davranışın kuralları ile İslam ahlâkı ilkeleri bir ahlâkî öncüller seti olarak sistemleştirilmiştir. İman ve akılla donatılmış insan, bilinçli bir süreç yoluyla kurulacak “Tevhid, Denge, Özgür İrade ve Sorumluluk” dört temel aksiyomla bir toplumsal düzen arayışıyla dine dayalı ahlâkın iktisada dâhil edilmesi İslâm İktisat karakterinin bütüncül dinamiğidir. Gelir ve servetin belirli ellerde aşırı derecede toplanmasını düzenlemeyi emreden İslâm, insan hayatının maddi ve manevî ayırımının bulanık bir hâl aldığı birleştirici bir bakış açısıyla hem sentez eder hem de adalet ve ihsanı tesis etmek için elinden geleni yapar.
Kaynakça
Syed Nawab Haider Naqvi, Ahlâklı Olmak ve İnsanın Esenliği Üzerine Görüşler: İslâm İktisadına Bir Katkı, çev. Miraç Çeven, İktisat Yayınları, İktisat Düşüncesi Dizisi-7, 1. Baskı 2019, 300 sayfa.
Syed Nawab Haider Naqvi, İslâm, Ekonomi ve Toplum, çev. Ozan Maraşlı, İktisat Yayınları, İktisat Düşüncesi Dizisi-4, 1. Baskı 2018, 192 sayfa.