Aşikâr ki ölüm dikkatini yitirmeden dünyanın -ve iç dünyamızın- ayartıcılarına tam anlamıyla kapılamıyoruz. Bunun farkında olarak çarklarını döndürmek isteyen sistem, ölüm düşüncesini hayatın büsbütün dışına atmak için elinden geleni yapıyor. Bunu yapamadığındaysa ona alışmamızı ve sıradan bir hadise olarak yorumlamamızı istiyor.
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
. Eğitimcinin gittiği yerin öğrencileri, yöneticileri, velileri, toplumu ve bizatihi eğitim sisteminin kendisi ile açmazları olabilecektir. Asıl muhatabı talebeler olan eğitimciler, en çok onlarla beraber mücadele verme, sorunların üstesinden gelme ile karşı karşıyadırlar. Ancak eğitimci için olmazsa olmaz bir şey vardır: Sorunların arızî; çözümün, çare bulmanın, sabrın ise zaruri olduğudur. Asıl odaklanılan şey sabır ise ve sabırlı olan kişi eğitimciyse değişimin/dönüşümün veya yenilenmenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir.
MÜDA-Fİ-İL
Ülkesi olmayan GAZZE’ye
Lütfen beni anla
Bir ağaç değilim sadece gölgeden
Yapraklarım yok karşılıksız besin üreten
Yaralarım var karşılıklı dünyayla ahidleşen.
Sevmek acımasına katlanmayı öğrendiğimden beri
bir yaprağın sonbahar gelince söylediği şarkı:
-Ne zamana kadar ya rab?
-Uykusuzluğumuz toprağa düşene kadar.
Hayatın çizdiğini oyun sanıp;
Çizip kanattığını hiç görmedim.
Ne oyun oynayacak dar sokaklar
Ne ağıt yakacak kadar akustik var.
Kan tutması bir bedenin acizliğini
Burada anladım;
‘’Düşmanım ne zamana kadar
-benden güçlü olur ya rab?’’
Bir oyun gibi yaşadığınız dünya hayatı
-Erken mi başladınız yaşamaya
-Başlamak gerekmeden mi?
‘Karanlık basmadan ışıklar toparlanmadan.’
Lütfen anla beni
Bir duman değilim alabildiğine sarayım azotu oksijeni
Dünyamı karanlık bir A’rafa
Adını koyamadığın ülkenin kız çocuğunu
Ellerimle toprağa
Ellerimle arastalara
-Lütfen affet beni
Dinlen ey meskeni bir anlık ülkende
Dinlen uykun bitince alacak seni melekler
Oyunun sonunda bir ah ağacına ihtiyaç duyarsan
Dua inlemesinden korkan ellerim
Sana da merhamet dilenecek.
Bir dağ yapıp zirvesinden izleyeceksin Rabbi.
Oyuncaklarını yanında getir
-Oyun değil bu
-Oyun benim ellerimde parlayan fosfor
-Sonu gelmeyecek
-İki bakışının arasında gizlenen toprağın,
Sonu gelecek…
-Duvarları yıkınca elleri kelepçeli çocuklar
Sonu gelecek…
Savunma makamı ya da aman dileme;
Sözün ve yolun son bulduğu.
Lütfen bana da izlediğin yerden
Manzarası olmasa da bir kırık akılla geldiğim
Topal bir atla tırmanarak geldiğim
Topraklarında ırgat da olabilirim.
Oyun senin duanın bittiği yerden
Kulaklarımızı kapattığımız yere doğru
Rahme süreğen talanlar getirirken.
Tarafı olabilirim belki’nin.
Belki amniyon sıvısından beslenen bir bebeğin
Annesini ararken düştüğü karanlıkta
Bir ışık da ben yakabilirim.
Lütfen ellerim…
-Ben de seninle gelebilirim
Hasat zamanı gelmiş insanların arasında
Son gününde ellerini açarak koşan bir müdafinin
Duasına kapılabilirim.
İlk ve son şehirde, senin gölgende
Kadim bir ırktan gelen karınca ve termitler
Savaşa tutuştuğunda,
Dumanların içinde parlayan bir çift gözle
Dua veya melanetle
Güçlü veya zayıf arasında
Seçim yapma hakkını gizli tutan ellerim.
-Yapraklarım ayaklar altında
-Toprağın ve gecenin süsü altında
-İlk ve son şehirde,
-Ellerim lütfen
Beni de o günün listesine yaz.
Ellerim, dilim ve güçsüzlüğüm.
İlgili Yazılar
Gassal: Randevuyla Çalışmıyoruz
Aşikâr ki ölüm dikkatini yitirmeden dünyanın -ve iç dünyamızın- ayartıcılarına tam anlamıyla kapılamıyoruz. Bunun farkında olarak çarklarını döndürmek isteyen sistem, ölüm düşüncesini hayatın büsbütün dışına atmak için elinden geleni yapıyor. Bunu yapamadığındaysa ona alışmamızı ve sıradan bir hadise olarak yorumlamamızı istiyor.
Tuz Basılan
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Mektup XIII
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
Ataleti Yenmenin Anahtarı: Kalk ve Diren (1988)
. Eğitimcinin gittiği yerin öğrencileri, yöneticileri, velileri, toplumu ve bizatihi eğitim sisteminin kendisi ile açmazları olabilecektir. Asıl muhatabı talebeler olan eğitimciler, en çok onlarla beraber mücadele verme, sorunların üstesinden gelme ile karşı karşıyadırlar. Ancak eğitimci için olmazsa olmaz bir şey vardır: Sorunların arızî; çözümün, çare bulmanın, sabrın ise zaruri olduğudur. Asıl odaklanılan şey sabır ise ve sabırlı olan kişi eğitimciyse değişimin/dönüşümün veya yenilenmenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir.