Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik eserini, etik alana dair bir sınır bulma çabası olarak okumak mümkündür. Etik alanın özerk yapısını belirleme ve etik alana sınır bulma konularında doğa ve alışkanlıklar ön plana çıkmaktadır.[1] Etik alanın özerk yapısını bulmaya “Aristoteles’te Erdem Kazanımı” bahsi, doğa ve alışkanlıklar sentezini sunması hasebiyle hizmet eder görünmektedir. Aristoteles’in söz konusu eserinde ele aldığı erdem kazanımı bahsi, doğamıza mündemiç davranışlar ve alışkanlıklar boyutunda ele alınabilir. Bu çalışma kapsamında doğamıza mündemiç davranışlara ve isteyerek-istemeyerek yapılan eylemler neticesinde elde ettiklerimize dair bir inceleme yapılacak olup etik alanın özerk yapısına, filozofun natüralist çizgisini takip ederek ulaşma denemesinde bulunulacaktır. Filozofik bir soru olan erdem kazanımında doğanın ve alışkanlıkların konumlandırılışı sorunsalı hakkında bir görüş ortaya koymak için konu hakkında düşünmeye teşvik edecek kapsamlı bir akıl yürütmeye ihtiyaç vardır. Söz konusu akıl yürütme hangi çizgide ele alınabilir?
Aristoteles’te erdem kazanımını, natüralist bir çizgide ele almak mümkündür. Erdemleri kazanmada doğamızın, alışkanlıklarımızın ve aklımızın etkisi vardır. Erdemli davranışlarda bulundukça erdemli oluruz, erdemli oldukça da erdemli davranışlarda bulunuruz. Burada sirküler bir yapı söz konusudur. Söz konusu sirküler yapı erdem kazanımındaki natüralist kayda göndermede bulunmaktadır. Şöyle ki Aristoteles açısından erdemli davranışlarda bulunma ve bunun neticesinde birtakım erdemleri kazanma doğamıza mündemiç bir kayda vurgu yapmaktadır. Bu hiçbir zaman kendisinden çıkılamayacak bir doğaya göndermede bulunurken, bize doğuştan mündemiç bir kaydın izlerini vermektedir. Bu çalışma kapsamında erdem kazanımındaki natüralist kayıt irdelenmeye çalışılacaktır.
Aristoteles bu konuda sadece kendinden önceki filozofların sağlam dayanaklarına tutunarak akıl yürütmelerde bulunmamış, aynı zamanda kendinden öncekilerle sıkı hesaplaşmalara girişmiştir.
Özellikle filozofun erdem kazanımına dair düşünme zeminlerinde yakaladığı naturalist kayıt, kendisinden hiçbir zaman çıkılamayan önceden belirlenmiş naturalist çizgiye göndermede bulunmuş ve filozofa, felsefi düşünce sistemindeki ayrıksı yerini kazandırmıştır. Bu bakımdan erdem kazanımında naturalist kayıt hem felsefe tarihi açısından hem de felsefe pratiği açısından masaya yatırılabilir durmaktadır.
Erdem Kazanımında Naturalist Çizgi
Felsefe Tarihi açısından Aristoteles’te erdem kazanımında natüralist çizgiyi takip etmek için iki yol takip edilebilir. İlk olarak Aristoteles’ten önce konuyla ilgili neler söylenildiğine bakılır. Daha sonra akademide Aristoteles uzmanlarının filozofun farklı eserleri bağlamında konuya dair neler söylediğini araştırabilirler. Nikomakhos’a Etik’in konuyla ilgili pasajlarını akademik olarak Aristoteles uzmanı olan Richard Bodeüs’ün Nikamakhos’a Etik çevirileri ve yorumları üzerinden ve yine Aristoteles uzmanı olan akademisyen Julia Annas’ın söz konusu konuya dair filozofun farklı eserlerine değinerek getirdiği bakış açısına başvurarak ele alabiliriz. Aristoteles açısından erdem kazanımını bahsini ele almak için doğa (phusis), alışkanlıklar (ethos) ve akıl (logos) kapsamında bir inceleme başlatmanın gerekliliğinin altı çizilmişti. Erdem kazanımının bir faktörü olarak doğa (phusis) Aristoteles açısından ne anlama gelmektedir? Aristoteles karakter erdemleri doğa vergisi değildir derken ne demek istemiştir (NE, 1103a 15-20)? Bu soruya cevap arama neticesinde natüralist çizginin izi sürülebilir.
Richard Bodeüs’ün Nikomakhos’a Etik[2] çevirisinde söz konusu konuyla ilgili iki argümanı bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, karakter bazen kötü alışkanlıklara bazen de erdemli alışkanlıklara boyun eğmektedir. Eğer erdem naturel olsaydı, erdemli olmak kaçınılmaz olurdu ve kötülüğün alışkanlıkla elde edilmesi imkânsız olurdu. Alternatif olarak, kötülük naturel olsaydı, hiçbir alışkanlık erdemli davranmaya izin vermezdi.[3] Tıpkı doğal olarak aşağı doğru giden taşı, biri onu binlerce kez yukarı doğru atarak alıştırmaya çalışsa bile, yukarı gitmeye alışamayacağı gibi (NE, 1103a 20-25). Bodeüs’ün altını çizdiği ikinci argüman ise doğanın(phusis) bizim doğamıza getirdiği her şeyi öncelikle kapasite(dyunamis) formu altında almamız sonra bunlarla eylemlerde bulunmamız. Tıpkı duyularımızda olduğu gibi birçok kez görmekten, bir çok kez duymaktan görme ve işitme duyularını edinmiş değiliz aksine göze ve kulağa öncelikle sahiptik sonra onları kullandık, onları kullana kullana görüyor ve işitiyor olmadık. Elde etme ihtiyacımız olmaksızın, duyularımız (sensitive kapasite) doğuştan verilidir. Oysaki karakter erdemleri (etik erdemler) doğuştan verili değildir. Öncelikle erdemleri kapasite formu altında almaktayız. Bu iki argümanla Bodeüs’ün işaret ettiği “doğa” üzerinden erdem kazanmaya değinilirse, doğanın iyi ve kötü olmaya dair bir değişim ilkesi olması göze çarpmaktadır.
Aynı şekilde Julia Annas The Morality of Happiness kitabında doğa ve katıksız doğa ayrımlarının altı çizilmiştir. Buna göre, Aristoteles’in daha iyiye ve daha kötüye doğru gelişebileceği doğa ve hiçbir şeye dönüşemeyecek katıksız doğası arasında farklar vardır. Bu durumda etik ipuçlarını arayacağımız doğa, Julia Annas’a göre şüphesiz katıksız doğa olmayacaktır.[4] Katıksız doğa derken Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik kitabından birkaç noktanın altını çizmek gerekmektedir. Aristoteles Nikomakhos’a Etik’in VII. Kitabında canavarca eylemlerden bahsederek bunların kiminin doğal hastalıklı tutumlar, kiminin de alışkanlıklardan ötürü olduğunu söylemektedir. Bunların nedeni doğa ise canavarca huyların hiçbir şekilde kendine egemen olup olmama meselesi haline getirilemeyeceğinden bahsetmektedir (NE 1148 b 31-4). Dahası Aristoteles katıksız doğa konusunu, doğal erdem ve asıl erdem ayrımıyla aydınlatmaya çalışırken[5] aklı başındalık ve beceriklilik arasındaki benzerliğe başvurmaktadır. Alışkanlıklardan her birinin bir şekilde doğal olarak kazanıldığı fakat asıl iyi olarak değerlendirilebilecek şeylerin başka bir tarzda (NE 1144b 1-12) olduğundan bahsedilirken burada katıksız doğadan ayrı başka bir doğaya gönderme sezilebilir.
Nikomakhos’a Etik kitabının bu pasajlarında da görüldüğü gibi Julia Annas’ın katıksız doğa olarak bahsettiği doğa (mere nature), erdemlerin doğal kökenleri olabilir fakat tam olarak erdemlerin kendileri değiller henüz. Önceden vurgulandığı gibi Nature’ün etik bağlama gelmesi katıksız doğa kısmıyla ilgili değil de sanki gelişen doğa tarafında duruyor.[6] O halde erdem kazanımına imkân veren bir doğadan bahsetmek mümkün.
Bunların haricinde, Aristoteles’in etik bağlamda doğa bahsi, Politika‘da özelikle de Politika‘nın 1. Kitabında vurgulanır. Burada Aristoteles doğadan şöyle bahsetmektedir:”…biz herhangi bir şeyin yetkinleşme sürecinin tamamlanmış ürününe o şeyin doğası deriz.”[7] Burada gözlemlenen şey, bir şeyin doğası derken amaca ve sonuca gönderme yapıldığıdır. Söz konusu gönderme Fizik kitabından da hatırlanabilir:”…Öyleyse nedir doğal olan şey? Doğan şeyin ondan kaynaklandığı değil, ona yönelik olduğu şey.”(Fizik, 193 b 12-18).[8]
Dahası Aristoteles doğadan, yine Fizik kitabında değişimin içkin ilkesi olarak bahsetmiştir. Kendi içlerindeki bir ilke ile sürekli devinip bir amaca ulaşan nesneler, doğaya bağlı olan nesneler şeklinde bahsetmiştir. Bu bahsi etik alana uyarlamaya çalışırsak bir iyiyi amaç edinerek sürekli devinmek yani bir iyiyi amaçlayarak sürekli iyi davranışlarda bulunma neticesinde kazanılan erdemler, kazanılan erdemler neticesinde sürekli erdemli davranışlarda bulunmanın sürekliliğine bir gönderme gibi durmaktadır. Her ilkeden her nesne için tek ve aynı sonuç çıkmıyor, gelişigüzel bir sonuç da çıkmıyor (Fizik, 199b 15-18) satırlarıyla Aristoteles’in doğaya başvurusunun şeylerin içkin kaynaklarıyla ilişkili olduğu, raslantısal olmadığı ve her insanın iyi veya kötü olma imkanına sahip olduğu gözlemlenmektedir. Doğaya kayıtlı olan iyiyi arzulamak iyi ve kötü olma imkanını değillemezken sirküler yapıda erdemli davranışlarda bulundukça erdemli olma, erdemli oldukça da erdemli davranışlarda bulunma söz konusudur.
Bütün bu doğaya başvuruları birlikte düşünerek, felsefe tarihindeki akıl yürütmelerin, naturalist faktöre nasıl hizmet ettiği bulunmaya çalışılırsa yine Nikomakhos’a Etik kitabının ilk cümlesine başvuru gerekmektedir. Her eylemin bir iyiyi arzulaması eylemin doğasına işaret etmektedir. Burada eylem ve iyiyi arzulayan eylem açıklanmalıdır. İyiyi hedefleyen “praxis” derken yani “eupraxia” derken Aristoteles gerçekleştirilmiş, iyiye yönlendirilmiş eylemden bahsetmektedir. Peki iyiye yönlendirilmiş eylem ile eylem arasındaki fark nedir? Buradaki fark etik alana dair izleri göstermektedir. Yaşayan bir bitkinin eylemi büyümektir ve etik bir karakter taşımamaktadır. Fakat iyi eylemden bahsedildiğinde kişisel etik gereklidir ve raslantısal değildir. Bu durumda her şey nihai amaç olan iyi eyleme doğru gitmektedir. İyi eylem bir neden değil her şeyin ona yönelik olduğu şeydir. Kendi içlerindeki iyi ilkesi ile sürekli devinip bir amaca ulaşan kişiler, doğalarına haksızlık etmeyen kişiler olmaktadır. Her iyi ilkeden her kişi için tek ve aynı sonuç çıkmamaktadır, gelişigüzel bir sonuç da çıkmamaktadır(Fizik, 199b 15-18). Burada Aristoteles’in doğaya başvurusu etik’in doğal finalism’ine ve raslantısal olmayışına dair izleri buldurmaktadır.
Aristoteles’in Metafizik kitabının Z, 7. Bölümüyle etik alanın özerkliğine dair bir şema ortaya koyarken nasıl phusis’le yaklaşmanın, etik eylemin aracının doğasının mükemmelliğini de kapsadığına göndermede bulunurken erdem kazanımındaki “doğa” faktörü biraz daha aydınlanacaktır. Şöyle ki
” ..sağlığına kavuşan bir insana kendisinden çıktığı önceki “sağlıksız haliyle” seslenilmez; bunun nedeni ise onun yoksunluktan ve madde denen taşıyıcıdan meydana gelmesi (söz gelişi hem insan hem de hasta sağlıklı hale gelir), ancak onun daha ziyade yoksunluğundan meydana geldiği söylenir, sözgelişi sağlıklı, insandan ziyade hastadan.” (Met, Z, 7. bölüm)[9].
Bu pasaj, erdemlerin izi sürülerek, birtakım erdemleri kazanan insana kendisinden çıktığı önceki “erdemsiz (kötü) haliyle” seslenilmez; bunun nedeni ise onun yoksunluktan ve madde denen taşıyıcıdan meydana gelmesi (söz gelişi hem insan hem de kötü insan erdemli hale gelir), ancak onun daha ziyade yoksunluğundan meydana geldiği söylenir, söz gelişi erdemli, insandan ziyade kötüden, şeklinde okunabilir. Bu şekilde bir okuma, kötülüğün erdem yoksunluğu olarak değerlendirilmesiyle etik eylemin aracının doğasının(phusis) mükemmelliğini de kapsadığına ve aracının doğasına içkinliğine bir gönderme bulunmaktadır. Bu durumda sirküler yapıda erdemli davranışlarda bulunmama bir yoksunluk okumasıyla açıklanabilir. Tıpkı doğal gerçekliklerin dışarıdan bir araca ihtiyaç duymaksızın kendilerinde durma ve hareket etme ilkesini[10] bulundurmaları gibi.
Erdem kazanımı söz konusu olduğunda iyiyi istemek, arzulamak insana mündemiç bir doğal duruma göndermede bulunmaktadır.
Bu nedenle Aristoteles’in Erdem Kazanımında Natüralist faktörü incelerken phusis’le (doğayla) reddedilemez bir yakınlaşma söz konusudur. Bu da Aristoteles’in etik alanını belirlemede önemli bir ipucudur. Çünkü Aristoteles açısından etik alan amacın eyleme içkinliğinin doğrulandığı alandır. Amacın iyiyi istemek olduğu eylemler de iyiyi istemektedir. Burada sirküler bir yapı, bir kayıt söz konusudur. Sirküler yapı mükemmelliğe işaret etmektedir. Tam da bu noktada erdemli eylemin özelliğinin aracının doğasının mükemmelliği kadar içkin bir hedef amaçladığı sonucuna varılabilir.[11]
Kaynaklar
Annas J. (1979), The Morality of Happiness, New York, Oxford University Press
Aristote (2004), Éthique à Nicomaque, traduction et présentation par R. Bodeüs, Paris, GFFlammarion.
Aristote (2008), Métaphysique, traduction et présentation par Marie-Paule Duminil et Annick Jaulin, Paris, GFFlammarion.
Aristoteles (1997, 2014) Fizik, traduction par Saffet Babür, YKY, İstanbul
Aristoteles (2011) Nikomakhos’a Etik, traduction par Saffet Babür, Ankara, BilgeSu.
Aristoteles (1996) Metafizik, traduction par Ahmet Arslan, İstanbul, Sosyal Yayınlar.
Boyacı N. P., Karadağ F., Gülenç K., (2018), Çocuklar İçin Felsefe / Çocuklarla Felsefe, Kaygı.
Gauthier R.-A. & Jolif J.-Y. (2002), L’Ethique à Nicomaque Tome II- Première Partie Commentaire Livres I-V, Louvain et Paris, Peeters.
Gauthier R.-A. & Jolif J.-Y. (2002), L’Ethique à Nicomaque Tome II- Première Partie Commentaire Livres VI-X, Louvain et Paris, Peeters.
Gauthier-Muzellec M.H.(1998), Aristote et la juste mesure, Paris, Puf.
Hawken J. (2016). Philosopher avec les Enfants: Enquête théorique et expérimentale sur une pratique de l’ouverture d’esprit, Yayımlanmış doktora tezi. Université Paris 1 Panthéon-Sorbonne, L’Ecole Doctorale.
Jaulin A., Gauthier-Muzellec M.H., Wolff F., Bodeus R.(2003), La philosophie d’Aristote, Paris, Puf.
Karadağ F., Demirtaş V. Y., (2018) Çocuklarla Felsefe Öğretim Programı’nın Okul Öncesi Dönemdeki Çocukların Eleştirel Düşünme Becerileri Üzerindeki Etkililiği, Eğitim ve Bilim, 195.
Lipman M., (1985), Revue Philosophiques, 12 (2).
Lipman, M., (1980), Philosophy in the classroom, Philadelphia, Temple University Press.
Lipman M., (2003), Thinking in Education, New York, Cambridge University Press.
[6] A.g.e. s. 144…Mere nature is strongly contrasted with what matters for ethical development; it is what we must improve on, not what guides our improvement. But this is not the only usage of nature that we find in the Ethics and Politics. Aristotle also makes use of a stronger sense, which I shall refer to just as nature, to distinguish it from mere nature; he nowhere explicitly distinguish the two senses.
[7] Aristoteles, Politika, çev. Mete Tunçay, İstanbul, Remzi Kitapevi, 2010, s 9.
[8] Aristoteles (2014), Fizik, çev. Saffet Babür, İstanbul, YKY, 2014, s.55.
[9] ARİSTOTELES, Metafizik, çev. Gurur Sev, İstanbul, Pinhan, 2015, s.168.
[10] Gauthier-Muzellec M.H., Aristote et la juste mesure, Paris, Puf, 1998, s.8.
İdeolojik yönelim müzik üzerinden kendini dışa vurur. Aslında ‘İstiklal Marşı’ üzerinden yürütülen tartışma da müzik alanında yaşanan tartışmanın içeriğine ilişkin bilgi vericidir. Özellikle 28 Şubat sürecinde ‘İstiklal Marşı’na karşı ‘Onuncu yıl Marşı’nın öne çıkarılması, kuşku yok ki İstiklal Marşı’nın içeriği ile ilgili bir konudur.
Devlet talebiyle kast edilen ise genellikle, kendi amaçları doğrultusunda bu yapıyı kullanmak isteyen ideolojik grupların toplumsal hareket aşamasında açığa vurdukları siyasal istençtir. Bu yapı, mahiyeti gereği “erk” sahibidir ve gruplar “büyük hedeflerine” ulaşabilmek için buna muhtaçtırlar.
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
Natüralist Çizgide Erdem Kazanımı: Aristoteles, Nikomakhos’a Etik
Özet
Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik eserini, etik alana dair bir sınır bulma çabası olarak okumak mümkündür. Etik alanın özerk yapısını belirleme ve etik alana sınır bulma konularında doğa ve alışkanlıklar ön plana çıkmaktadır.[1] Etik alanın özerk yapısını bulmaya “Aristoteles’te Erdem Kazanımı” bahsi, doğa ve alışkanlıklar sentezini sunması hasebiyle hizmet eder görünmektedir. Aristoteles’in söz konusu eserinde ele aldığı erdem kazanımı bahsi, doğamıza mündemiç davranışlar ve alışkanlıklar boyutunda ele alınabilir. Bu çalışma kapsamında doğamıza mündemiç davranışlara ve isteyerek-istemeyerek yapılan eylemler neticesinde elde ettiklerimize dair bir inceleme yapılacak olup etik alanın özerk yapısına, filozofun natüralist çizgisini takip ederek ulaşma denemesinde bulunulacaktır. Filozofik bir soru olan erdem kazanımında doğanın ve alışkanlıkların konumlandırılışı sorunsalı hakkında bir görüş ortaya koymak için konu hakkında düşünmeye teşvik edecek kapsamlı bir akıl yürütmeye ihtiyaç vardır. Söz konusu akıl yürütme hangi çizgide ele alınabilir?
Aristoteles’te erdem kazanımını, natüralist bir çizgide ele almak mümkündür. Erdemleri kazanmada doğamızın, alışkanlıklarımızın ve aklımızın etkisi vardır. Erdemli davranışlarda bulundukça erdemli oluruz, erdemli oldukça da erdemli davranışlarda bulunuruz. Burada sirküler bir yapı söz konusudur. Söz konusu sirküler yapı erdem kazanımındaki natüralist kayda göndermede bulunmaktadır. Şöyle ki Aristoteles açısından erdemli davranışlarda bulunma ve bunun neticesinde birtakım erdemleri kazanma doğamıza mündemiç bir kayda vurgu yapmaktadır. Bu hiçbir zaman kendisinden çıkılamayacak bir doğaya göndermede bulunurken, bize doğuştan mündemiç bir kaydın izlerini vermektedir. Bu çalışma kapsamında erdem kazanımındaki natüralist kayıt irdelenmeye çalışılacaktır.
Özellikle filozofun erdem kazanımına dair düşünme zeminlerinde yakaladığı naturalist kayıt, kendisinden hiçbir zaman çıkılamayan önceden belirlenmiş naturalist çizgiye göndermede bulunmuş ve filozofa, felsefi düşünce sistemindeki ayrıksı yerini kazandırmıştır. Bu bakımdan erdem kazanımında naturalist kayıt hem felsefe tarihi açısından hem de felsefe pratiği açısından masaya yatırılabilir durmaktadır.
Erdem Kazanımında Naturalist Çizgi
Felsefe Tarihi açısından Aristoteles’te erdem kazanımında natüralist çizgiyi takip etmek için iki yol takip edilebilir. İlk olarak Aristoteles’ten önce konuyla ilgili neler söylenildiğine bakılır. Daha sonra akademide Aristoteles uzmanlarının filozofun farklı eserleri bağlamında konuya dair neler söylediğini araştırabilirler. Nikomakhos’a Etik’in konuyla ilgili pasajlarını akademik olarak Aristoteles uzmanı olan Richard Bodeüs’ün Nikamakhos’a Etik çevirileri ve yorumları üzerinden ve yine Aristoteles uzmanı olan akademisyen Julia Annas’ın söz konusu konuya dair filozofun farklı eserlerine değinerek getirdiği bakış açısına başvurarak ele alabiliriz. Aristoteles açısından erdem kazanımını bahsini ele almak için doğa (phusis), alışkanlıklar (ethos) ve akıl (logos) kapsamında bir inceleme başlatmanın gerekliliğinin altı çizilmişti. Erdem kazanımının bir faktörü olarak doğa (phusis) Aristoteles açısından ne anlama gelmektedir? Aristoteles karakter erdemleri doğa vergisi değildir derken ne demek istemiştir (NE, 1103a 15-20)? Bu soruya cevap arama neticesinde natüralist çizginin izi sürülebilir.
Richard Bodeüs’ün Nikomakhos’a Etik[2] çevirisinde söz konusu konuyla ilgili iki argümanı bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, karakter bazen kötü alışkanlıklara bazen de erdemli alışkanlıklara boyun eğmektedir. Eğer erdem naturel olsaydı, erdemli olmak kaçınılmaz olurdu ve kötülüğün alışkanlıkla elde edilmesi imkânsız olurdu. Alternatif olarak, kötülük naturel olsaydı, hiçbir alışkanlık erdemli davranmaya izin vermezdi.[3] Tıpkı doğal olarak aşağı doğru giden taşı, biri onu binlerce kez yukarı doğru atarak alıştırmaya çalışsa bile, yukarı gitmeye alışamayacağı gibi (NE, 1103a 20-25). Bodeüs’ün altını çizdiği ikinci argüman ise doğanın(phusis) bizim doğamıza getirdiği her şeyi öncelikle kapasite(dyunamis) formu altında almamız sonra bunlarla eylemlerde bulunmamız. Tıpkı duyularımızda olduğu gibi birçok kez görmekten, bir çok kez duymaktan görme ve işitme duyularını edinmiş değiliz aksine göze ve kulağa öncelikle sahiptik sonra onları kullandık, onları kullana kullana görüyor ve işitiyor olmadık. Elde etme ihtiyacımız olmaksızın, duyularımız (sensitive kapasite) doğuştan verilidir. Oysaki karakter erdemleri (etik erdemler) doğuştan verili değildir. Öncelikle erdemleri kapasite formu altında almaktayız. Bu iki argümanla Bodeüs’ün işaret ettiği “doğa” üzerinden erdem kazanmaya değinilirse, doğanın iyi ve kötü olmaya dair bir değişim ilkesi olması göze çarpmaktadır.
Aynı şekilde Julia Annas The Morality of Happiness kitabında doğa ve katıksız doğa ayrımlarının altı çizilmiştir. Buna göre, Aristoteles’in daha iyiye ve daha kötüye doğru gelişebileceği doğa ve hiçbir şeye dönüşemeyecek katıksız doğası arasında farklar vardır. Bu durumda etik ipuçlarını arayacağımız doğa, Julia Annas’a göre şüphesiz katıksız doğa olmayacaktır.[4] Katıksız doğa derken Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik kitabından birkaç noktanın altını çizmek gerekmektedir. Aristoteles Nikomakhos’a Etik’in VII. Kitabında canavarca eylemlerden bahsederek bunların kiminin doğal hastalıklı tutumlar, kiminin de alışkanlıklardan ötürü olduğunu söylemektedir. Bunların nedeni doğa ise canavarca huyların hiçbir şekilde kendine egemen olup olmama meselesi haline getirilemeyeceğinden bahsetmektedir (NE 1148 b 31-4). Dahası Aristoteles katıksız doğa konusunu, doğal erdem ve asıl erdem ayrımıyla aydınlatmaya çalışırken[5] aklı başındalık ve beceriklilik arasındaki benzerliğe başvurmaktadır. Alışkanlıklardan her birinin bir şekilde doğal olarak kazanıldığı fakat asıl iyi olarak değerlendirilebilecek şeylerin başka bir tarzda (NE 1144b 1-12) olduğundan bahsedilirken burada katıksız doğadan ayrı başka bir doğaya gönderme sezilebilir.
Nikomakhos’a Etik kitabının bu pasajlarında da görüldüğü gibi Julia Annas’ın katıksız doğa olarak bahsettiği doğa (mere nature), erdemlerin doğal kökenleri olabilir fakat tam olarak erdemlerin kendileri değiller henüz. Önceden vurgulandığı gibi Nature’ün etik bağlama gelmesi katıksız doğa kısmıyla ilgili değil de sanki gelişen doğa tarafında duruyor.[6] O halde erdem kazanımına imkân veren bir doğadan bahsetmek mümkün.
Bunların haricinde, Aristoteles’in etik bağlamda doğa bahsi, Politika‘da özelikle de Politika‘nın 1. Kitabında vurgulanır. Burada Aristoteles doğadan şöyle bahsetmektedir:”…biz herhangi bir şeyin yetkinleşme sürecinin tamamlanmış ürününe o şeyin doğası deriz.”[7] Burada gözlemlenen şey, bir şeyin doğası derken amaca ve sonuca gönderme yapıldığıdır. Söz konusu gönderme Fizik kitabından da hatırlanabilir:”…Öyleyse nedir doğal olan şey? Doğan şeyin ondan kaynaklandığı değil, ona yönelik olduğu şey.”(Fizik, 193 b 12-18).[8]
Dahası Aristoteles doğadan, yine Fizik kitabında değişimin içkin ilkesi olarak bahsetmiştir. Kendi içlerindeki bir ilke ile sürekli devinip bir amaca ulaşan nesneler, doğaya bağlı olan nesneler şeklinde bahsetmiştir. Bu bahsi etik alana uyarlamaya çalışırsak bir iyiyi amaç edinerek sürekli devinmek yani bir iyiyi amaçlayarak sürekli iyi davranışlarda bulunma neticesinde kazanılan erdemler, kazanılan erdemler neticesinde sürekli erdemli davranışlarda bulunmanın sürekliliğine bir gönderme gibi durmaktadır. Her ilkeden her nesne için tek ve aynı sonuç çıkmıyor, gelişigüzel bir sonuç da çıkmıyor (Fizik, 199b 15-18) satırlarıyla Aristoteles’in doğaya başvurusunun şeylerin içkin kaynaklarıyla ilişkili olduğu, raslantısal olmadığı ve her insanın iyi veya kötü olma imkanına sahip olduğu gözlemlenmektedir. Doğaya kayıtlı olan iyiyi arzulamak iyi ve kötü olma imkanını değillemezken sirküler yapıda erdemli davranışlarda bulundukça erdemli olma, erdemli oldukça da erdemli davranışlarda bulunma söz konusudur.
Bütün bu doğaya başvuruları birlikte düşünerek, felsefe tarihindeki akıl yürütmelerin, naturalist faktöre nasıl hizmet ettiği bulunmaya çalışılırsa yine Nikomakhos’a Etik kitabının ilk cümlesine başvuru gerekmektedir. Her eylemin bir iyiyi arzulaması eylemin doğasına işaret etmektedir. Burada eylem ve iyiyi arzulayan eylem açıklanmalıdır. İyiyi hedefleyen “praxis” derken yani “eupraxia” derken Aristoteles gerçekleştirilmiş, iyiye yönlendirilmiş eylemden bahsetmektedir. Peki iyiye yönlendirilmiş eylem ile eylem arasındaki fark nedir? Buradaki fark etik alana dair izleri göstermektedir. Yaşayan bir bitkinin eylemi büyümektir ve etik bir karakter taşımamaktadır. Fakat iyi eylemden bahsedildiğinde kişisel etik gereklidir ve raslantısal değildir. Bu durumda her şey nihai amaç olan iyi eyleme doğru gitmektedir. İyi eylem bir neden değil her şeyin ona yönelik olduğu şeydir. Kendi içlerindeki iyi ilkesi ile sürekli devinip bir amaca ulaşan kişiler, doğalarına haksızlık etmeyen kişiler olmaktadır. Her iyi ilkeden her kişi için tek ve aynı sonuç çıkmamaktadır, gelişigüzel bir sonuç da çıkmamaktadır(Fizik, 199b 15-18). Burada Aristoteles’in doğaya başvurusu etik’in doğal finalism’ine ve raslantısal olmayışına dair izleri buldurmaktadır.
Aristoteles’in Metafizik kitabının Z, 7. Bölümüyle etik alanın özerkliğine dair bir şema ortaya koyarken nasıl phusis’le yaklaşmanın, etik eylemin aracının doğasının mükemmelliğini de kapsadığına göndermede bulunurken erdem kazanımındaki “doğa” faktörü biraz daha aydınlanacaktır. Şöyle ki
” ..sağlığına kavuşan bir insana kendisinden çıktığı önceki “sağlıksız haliyle” seslenilmez; bunun nedeni ise onun yoksunluktan ve madde denen taşıyıcıdan meydana gelmesi (söz gelişi hem insan hem de hasta sağlıklı hale gelir), ancak onun daha ziyade yoksunluğundan meydana geldiği söylenir, sözgelişi sağlıklı, insandan ziyade hastadan.” (Met, Z, 7. bölüm)[9].
Bu pasaj, erdemlerin izi sürülerek, birtakım erdemleri kazanan insana kendisinden çıktığı önceki “erdemsiz (kötü) haliyle” seslenilmez; bunun nedeni ise onun yoksunluktan ve madde denen taşıyıcıdan meydana gelmesi (söz gelişi hem insan hem de kötü insan erdemli hale gelir), ancak onun daha ziyade yoksunluğundan meydana geldiği söylenir, söz gelişi erdemli, insandan ziyade kötüden, şeklinde okunabilir. Bu şekilde bir okuma, kötülüğün erdem yoksunluğu olarak değerlendirilmesiyle etik eylemin aracının doğasının(phusis) mükemmelliğini de kapsadığına ve aracının doğasına içkinliğine bir gönderme bulunmaktadır. Bu durumda sirküler yapıda erdemli davranışlarda bulunmama bir yoksunluk okumasıyla açıklanabilir. Tıpkı doğal gerçekliklerin dışarıdan bir araca ihtiyaç duymaksızın kendilerinde durma ve hareket etme ilkesini[10] bulundurmaları gibi.
Bu nedenle Aristoteles’in Erdem Kazanımında Natüralist faktörü incelerken phusis’le (doğayla) reddedilemez bir yakınlaşma söz konusudur. Bu da Aristoteles’in etik alanını belirlemede önemli bir ipucudur. Çünkü Aristoteles açısından etik alan amacın eyleme içkinliğinin doğrulandığı alandır. Amacın iyiyi istemek olduğu eylemler de iyiyi istemektedir. Burada sirküler bir yapı, bir kayıt söz konusudur. Sirküler yapı mükemmelliğe işaret etmektedir. Tam da bu noktada erdemli eylemin özelliğinin aracının doğasının mükemmelliği kadar içkin bir hedef amaçladığı sonucuna varılabilir.[11]
Kaynaklar
Annas J. (1979), The Morality of Happiness, New York, Oxford University Press
Aristote (2004), Éthique à Nicomaque, traduction et présentation par R. Bodeüs, Paris, GFFlammarion.
Aristote (2008), Métaphysique, traduction et présentation par Marie-Paule Duminil et Annick Jaulin, Paris, GFFlammarion.
Aristoteles (1997, 2014) Fizik, traduction par Saffet Babür, YKY, İstanbul
Aristoteles (2011) Nikomakhos’a Etik, traduction par Saffet Babür, Ankara, BilgeSu.
Aristoteles (1996) Metafizik, traduction par Ahmet Arslan, İstanbul, Sosyal Yayınlar.
Boyacı N. P., Karadağ F., Gülenç K., (2018), Çocuklar İçin Felsefe / Çocuklarla Felsefe, Kaygı.
Gauthier R.-A. & Jolif J.-Y. (2002), L’Ethique à Nicomaque Tome II- Première Partie Commentaire Livres I-V, Louvain et Paris, Peeters.
Gauthier R.-A. & Jolif J.-Y. (2002), L’Ethique à Nicomaque Tome II- Première Partie Commentaire Livres VI-X, Louvain et Paris, Peeters.
Gauthier-Muzellec M.H.(1998), Aristote et la juste mesure, Paris, Puf.
Hawken J. (2016). Philosopher avec les Enfants: Enquête théorique et expérimentale sur une pratique de l’ouverture d’esprit, Yayımlanmış doktora tezi. Université Paris 1 Panthéon-Sorbonne, L’Ecole Doctorale.
Jaulin A., Gauthier-Muzellec M.H., Wolff F., Bodeus R.(2003), La philosophie d’Aristote, Paris, Puf.
Karadağ F., Demirtaş V. Y., (2018) Çocuklarla Felsefe Öğretim Programı’nın Okul Öncesi Dönemdeki Çocukların Eleştirel Düşünme Becerileri Üzerindeki Etkililiği, Eğitim ve Bilim, 195.
Lipman M., (1985), Revue Philosophiques, 12 (2).
Lipman, M., (1980), Philosophy in the classroom, Philadelphia, Temple University Press.
Lipman M., (2003), Thinking in Education, New York, Cambridge University Press.
McCall Catherine C., Düşünmeyi Dönüştürmek, çev. Kurtul Gülenç, Nihal Petek Boyacı, Ankara, Nobel.
Merker A. (2011), Une Morale pour les Mortels, Paris, Les Belles Lettres.
Morel P-M. (1997), Aristote et la notion de nature, textes réunis et présente par P.M. Morel, Bordeaux, Presses Universitaire de Bordeaux.
Nussbaum M. C. (1986), The Fragility of Goodness: Luck and Ethics in Greek Tragedy and Philosophy, Cambridge, Cambridge University Press.
Philonenko A. (2002), Leçons Aristotéliciennes, Paris, Les Belles Lettres.
Trovato V., (2005), L’enfant philosophe, essai philopédagogique, Harmattan.
WEB1:https://philoenfant.org/2017/11/15/dewey-et-lipman-en-quete-dune-education-pour-la-pensee/ 29.04.2021 tarihinde erişilmiştir.
WEB 2: https://www.youtube.com/watch?v=EAvp19LQZ-s 10.06.2021 tarihinde erişilmiştir.
Dipnotlar:
[1] Gauthier-Muzellec M.H., Aristote et la juste mesure, Paris, Puf, 1998, s.8-12.
[2] ARISTOTE, Éthique à Nicomaque, traduction et présentation par R. Bodeüs, Paris, GFFlammarion, 2004, s. 100.
[3] A.g.e. s 100.
[4] ANNAS J. (1979), The Morality of Happiness, New York, Oxford University Press, p. 142.
[5] A.g.e. s. 147
[6] A.g.e. s. 144…Mere nature is strongly contrasted with what matters for ethical development; it is what we must improve on, not what guides our improvement. But this is not the only usage of nature that we find in the Ethics and Politics. Aristotle also makes use of a stronger sense, which I shall refer to just as nature, to distinguish it from mere nature; he nowhere explicitly distinguish the two senses.
[7] Aristoteles, Politika, çev. Mete Tunçay, İstanbul, Remzi Kitapevi, 2010, s 9.
[8] Aristoteles (2014), Fizik, çev. Saffet Babür, İstanbul, YKY, 2014, s.55.
[9] ARİSTOTELES, Metafizik, çev. Gurur Sev, İstanbul, Pinhan, 2015, s.168.
[10] Gauthier-Muzellec M.H., Aristote et la juste mesure, Paris, Puf, 1998, s.8.
[11] A.g.e. s. 5-9.
İlgili Yazılar
Müzik ve Siyaset
İdeolojik yönelim müzik üzerinden kendini dışa vurur. Aslında ‘İstiklal Marşı’ üzerinden yürütülen tartışma da müzik alanında yaşanan tartışmanın içeriğine ilişkin bilgi vericidir. Özellikle 28 Şubat sürecinde ‘İstiklal Marşı’na karşı ‘Onuncu yıl Marşı’nın öne çıkarılması, kuşku yok ki İstiklal Marşı’nın içeriği ile ilgili bir konudur.
Devlet Talebinden Vazgeçilebilir mi?
Devlet talebiyle kast edilen ise genellikle, kendi amaçları doğrultusunda bu yapıyı kullanmak isteyen ideolojik grupların toplumsal hareket aşamasında açığa vurdukları siyasal istençtir. Bu yapı, mahiyeti gereği “erk” sahibidir ve gruplar “büyük hedeflerine” ulaşabilmek için buna muhtaçtırlar.
Ölen Kim’dir
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
Şairlerin ve Tüm Vicdan Sahiplerinin Filistin İçin Küresel İntifada Çağrısı
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.