21.yüzyılda önce bilgisayarın sonrasında internetin nihayetinde, yapay zekânın dâhil olduğu hızlı ve sınırların zorlandığı radikal teknolojik süreçlerle karşı karşıyayız. İnternet ve çip teknolojileri sadece bilgisayarın hızını artırmadı aynı zamanda bilgisayarın sınırlarını ve işlevlerini de artırmıştır. Karmaşık işlevleri kolaylaştırarak yerine getirebilen YZ, bilgisayarların akıllı makineler haline gelmesidir. Yapay Zekâ’nın hem üretilme hem de kullanılması sürecinde disiplinlerarası bilgilerden faydalanılır. Makine öğrenimi ve derin öğrenme süreçleriyle öğrenen ve işleyen bir sistem olan yapay zekâ; bireyin, toplumların ve devletlerin hayatında büyük paradigmatik değişimler meydana getirmiştir. Veri setleriyle iş gören fakat salt algoritmik bir yapı olmayıp kuantum fiziği kapsamında işleyen yapay zekâ ve diğer teknolojiler, hem küreselleşmeyi hem de sömürgeciliği genişletmiştir. Makineleşme üzerinden olan klasik küreselleşme ve sömürgeleştirme yapay zekâ vd. teknolojilerle “dijital veya algoritmik” bir hiper küreselleşme ve sömürgeleştirmeye dönüşmüştür. Hem küreselleşme hem de sömürgeleştirme, dijitalleşmenin ve algoritmik yapıların sürece dahil olmasıyla hem yeni can suyu almıştır hem de yeniden şekillendirilmiştir. Başta YZ olmak üzere teknolojik gelişmeler, yeni bir dönem olan adına “tekno-endüstriyel neo-sömürgecilik” diyebileceğimiz bir süreç yaşanmaktadır.
Baconcu dünya tasavvuru, güç eksenli yani “mekanik” bir tasavvurdu. Bu tasavvurun tezahürü olan tarihsel sömürgecilik, güç ilişkilerinin meydana getirdiği eşitsizlikleri ve bağımlılıkları içeriyordu.
19. ve 20. yüzyılın makine-teknoloji süreçlerinin ürettiği siyasi ve iktisadi yapılı sömürgecilik türünün yerini 21. yüzyılın siber çağında tekno-feodalizm ve tekno kolonyalizm almıştır.
Merkez-çevre teorisinin zayıflatıldığı, dijital ve algoritmik bir merkezin hâkim olduğu siber düzenle karşı karşıyayız. Neo-liberal kapitalizmin yerini siber kapitalizm aldığı bu düzende, ekonomik sınıfların arasındaki gelir farkı artmasına karşın zengin ile fakiri aynı potada toplayabilen (sanal) bir evren vardır. Aslında “eşit olmayanların” ilişkilerinin etkileşim düzeni siber düzende, yüksek sermayeli soft teknoloji guruları (M. Zuckerberg, J. Bezos, E. Musk) hakimdir. Yalnızca etkileşim alanlarının (sanal veya internet alemi) kesişmesi bakımından “merkez-çevre” farklılığı ortadan kalkmıştır. Ekonomik gelir bakımından bireyler ve milletler arasındaki farklılık radikal düzeyde artmıştır.
Önceki süreçte makine, emperyalizmin aracı iken yeni süreçte başta internet ve yapay zekâ olmak üzere yeni teknolojiler neo-emperyalizmin araçları olmuştur. Tekno-feodalizm kendi ülkelerinde egemenlik sağlarken, tekno emperyalizm başka ülkelerde egemenlik sağlama unsuru olmuştur. Algoritmik temele sahip olan yapay zekâ ile manipülasyona açık hâle gelen bireyler, akıl ve irade yitimine uğramaktadır. Kapitalizmden daha sert ve daha primitif/kaba aşama olan tekno-feodalizm, hem emeğin hem de pazarlamanın sömürüsünü yapan bir düzendir. Toprağın rantçılığı olan klasik feodalizmin yerini; internetin, bulut sistemin veya yapay zekânın rantçılığı olan tekno feodalizm almıştır. Bu düzende küresel teknoloji şirketleri (Amazon, Ali Baba vs.) kendisine mihneti olan fertleri ekonomik, politik veya kültürel olarak zayıflatmaktadır. Küresel şirketleri kendi bünyesinde barındıran devletler (ABD, ÇİN vs.), teknolojik yenilikleri ve bilgiyi kontrol ederek teknolojik hakimiyetiyle eşitsizlikleri ve bölünmüşlüğü daha da derinleştirerek emperyalist hedeflerini gerçekleştirmektedirler. Çağın sömürge valileri, siber teknoloji gurularıdır. Şirket sahipleri vatandaşı oldukları devletlerin politikalarından farklı bir tavır edinmemektedir. Nitekim İsrail’in Filistin’de yaptıkları katliamda Amazon, Microsoft, Meta, X gibi şirketler ve platformlar katliama destek vermişlerdir.
Yapay zekânın etno-eurosantrik, ataerkil ve seküler yapısı merkezsiz gibi görünen fakat Batı merkezli bir dünya görüşü sunan yapısı, diğer/farklı toplumları parçalayarak kendine dâhil eden bir sistemi işletmektedir. Teknolojiye dayanan tekno-emperyalizm, kendine uyarlı üretilmiş teknolojilerle bireyin kendisini tüketim aracı hâline getirmektedir. Artık “veri sizsiniz” gerçekliği veri ve dijital sömürgecilik olgusunu meydana getirmiştir. Hayatın ve kurumların tüm alanlarına sirayet eden yeni teknolojiler; eğitim, adalet, sağlık, içtimai kurumları etkilemektedir. Dijital teknolojilerin hem küresel hem de yerel düzeyde etkin olması teknoloji, veri ve algoritmik kolonizasyon gerçekliklerini üretmiştir. Makineleşme ürettiği mekanik sömürgeleştirme sert/hard bir yapıya sahipken, soft teknolojilerin ürettiği sömürgeleştirme ise algoritmik ve sibernetik bir sömürgeleştirmedir. Bilişsel ve elektroniksel teknolojiler zamanla web ağından “veri”, “algoritma” ve “YZ” teknolojilere doğru evrilmiştir.
Dijital uçurumla paralel biçimde gelişecek olan dijital sömürgecilik; “eşitsiz, adaletsiz, güç yoğunlaşmasına” imkân veren bir sömürgecilik türüdür. Yazılım, donanım gibi alt yapıların ABD ve Çin merkezli şirketlerin elinde olması 21. yüzyılda yeni bir kolonisazyon biçimi oluşturmuştur.
Dijital ve YZ teknolojilerinin ekonomi-politik gücü, daha önceki sanayileşmenin gücünden daha etkin ve işlevseldir.
Daha önceki sömürgecilik sürecinde ekonomi ve siyaset ağırlıklı sorunlar ortaya çıkarken, dijital sömürgecilik sürecinde kimlik, cinsiyet, ırk ve göçmenlik gibi sorunlar ortaya çıkmıştır. Dijital ve YZ teknolojileri, siber kapitalizm çağında “dijital sömürgecilik” veya “tekno-kolonyalizm” gibi sorunları doğurmuştur. YZ’nın ve dijital teknolojilerin yeni kültürel değerler üretmesi, eşitsizliği, adaletsizliği, kimlik yitimini meydana getirmesi insanlık için önemli sorunlardır. Önceden Almanya, Fransa ve İngiltere gibi Kuzey’in dayatması söz konusuyken, yeni süreçte ABD, Çin hatta Hindistan gibi ülkelerin dayatması söz konusu olmuştur.
Dijital kolonyalizmle birlikte “tekno-kolonyalizm”, “data veya algoritmik “elektronik kolonyalizm”, “platform emperyalizmi” gibi kavramlar da kullanılıyor. Yeni pazarlar ve tüketim pratikleri geliştiren tekno-kolonyalizm, sömürgeciliği yeniden canlandırmıştır. Data ve dijital eksenli uygulamalar, hem yerel hem küresel düzeyde yeni eşitsizlikleri ortaya çıkaran sömürgecilik türünü meydana getirmiştir. Dataizm ve YZ’lı uygulamalar, insan yaşamını kolonileştirerek kapitalizmi daha da derinleştirmiştir.
Metin, ses, görüntü ve video gibi karmaşık çıktıların üretildiği ve Yapay Dar Zekâ (YDZ) sürecinden Yapay Genel Zekâ (YGZ) sürecine geçişte YZ’nın derin ve makine öğrenimi, doğal dil işleme ve veri analizi entegrasyonu sayesinde daha sezgisel ve duyarlı hâle geleceği iddia ediliyor. Endüstriyel alanlarda kullanılan YZ güç yoğunlaşması ve hızı nedeniyle endüstrinin “oligopoli”ye yani hâkim firmanın egemen olduğu bir düzene kaymasına yol açabilir. YZ’nın endüstrisinde oligopolleşmeye yol açması küresel şirketlerin kurduğu oyuna herkesin tâbi olmak zorunda kalmasına yol açabilir. Nitekim bireylerin ve toplumların Whatsapp veya Twitter (X) platformlarına dâhil olmadan yaşamalarının neredeyse mümkün olmadığı bir hayat yaşanıyor. YZ’lı ve dijital platformlar, çoğulculuk veya çok seslilik söylemleri kullansa da azınlığın (platform sahiplerinin) çoğunluğu yönettiği zeminlerdir. Zira bireylerin neyi ne kadar seslendireceklerinin ölçüsü ve sınırlarını bu platformların sahipleri belirlemektedir.
YZ ve dijital-enformasyon sistemleri insan hayatına girdikçe, insan ve cemiyet hayatında belirleyici olmaktadır. Bu platformların mühendisliğinde çalışanlar her ne kadar Asya (Hindistan, Çin vs.) ve İslam kökenli olsalar da Batı merkezli bakış açısının dışına çıkamazlar. Dijital platformun sahibi olan ülkelerin kendi kültürünü dayatması, diğer kültürleri aşındırabilir. YZ ve dijital teknolojilerin desteğiyle Batı’lı yaklaşım ve pedagoji diğer kültürlere tahakküm kurabilir. Egemen kültür varlığını öyle ya da böyle daha da tahkim ederek sürdürmektedir. Algoritmik/YZ ve dijital kolonizasyonda hâkim devletlerin, zayıf devletleri “kontrol” ve “gözetim” imkânı daha da artmıştır. Hâkim güçler, yeni teknolojilerle sadece devletler ve toplumlar üzerinde baskı ve kontrolü değil, doğrudan bireyler üzerinde baskı ve kontrolü meydana getirmişlerdir.
Veri’nin toplanması, işlenmesi ve kullanılmasıyla yakından ilişkisi olan YZ, hem eşitsizliği hem de kolonileştirmeyi derinleştirmektedir. Algoritmik ve data kolonyalizmi, insan yaşamını da kolonileştirerek kapitalizmi -fakir ülkelerin aleyhinde- daha da derinleştirmektedir. İnsanın kendisinin bir veri hâline geldiği dünyada insanın siber kapitalizmin metası haline geldiği bir düzen inşa olunmuştur. YZ teknolojilerinin üstünlüğünü ele geçiren devletler ve şirketler, fakir ülkeler arasındaki uçurumu daha da artmıştır. Fakirlerin zenginlere daha da mahkûm hâline gelmesine yol açan bir sistem meydana gelmiştir. “İnternet, yapay zekâ, robotik, telekomünikasyon, enerji sistemleri, iletişim, ulaşım vd.” teknolojilerin etkin olduğu tekno-dünya adeta “teknosfer” katmanını meydana getirmiştir. Teknosfer, kendi dışında çok da katman bırakmamıştır. Zira başta YZ olmak üzere teknolojinin yeryüzünde sızmadığı bir alan kalmadı. Böylesi bir dünyada sömürgecilik daha dinamik ve işlevsel hâle gelmiştir.
Ekonomik ve kültürel sömürüyü doğuran tekno-kolonisazyon, devletlerin siber güvenlik açıklarını kullanarak gizliliği ihlal eder. Devletlerin veri ve dijital teknolojilere erişmesi, diğer devletlerle aynı seviyeye geldiğini gösteren bir durum değildir. Bu teknolojileri kullanmaları, başta askeriye alanında olmak üzere gizlilik içeren bilgilerin teknolojiyi sağlayan devletlerin eline geçmesine neden olabilir. Bu durum, devletler için ulusal güvenlik sorunlarını doğurabilir. Bu teknolojilerin dışarıda ulusal güvenlik, içeride mahremiyete ilişkin sorun oluşturması önemli bir tehdittir. Veri ve YZ teknolojileri, insan hayatının korunması için daha dikkatli, ölçülü ve sorumluluk içinde geliştirilmelidir.
Dipnotlar:
[1] Prof. Dr. Ahmet Dağ, Uludağ Üniv. İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü.
Müzik, sesin bestelenip icra edilen ve böylelikle üretilip tüketilen bir kültür öğesinden ziyade, üzerinde felsefi düşüncelerin kabuk bağladığı, aynı zamanda kültürel, sosyolojik, psikolojik, siyasal ve ekonomik bağlamları olan bir fenomendir.
İslam hukukunun dinamik ve özgün ruhunun yeniden canlandırılmasında ise, günümüz yapay zekâ hukuku tartışmalarını incelemek, ilham verici olabilir. Bu bağlamda, medeni hukuku yakından ilgilendiren ve aynı zamanda sorumluluk gibi en temel hukuki konuları da şekillendirebilecek olan yapay zekâya kişilik verilmesiyle ilgili tartışmalara kısaca değinmek, ufuk açıcı olabilir
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Ebeveynlik, ahlâk mimarisinin en görünmez ama en etkili sanatıdır. Çocuğa bırakılacak en büyük miras, gösterişli eşyalar değil, erdemli melekeler olmalıdır. Çünkü huylar, melekeye dönüştükçe davranış bilinçten bağımsız bir zarafet kazanır. O zarafet, yetişkinlikte bile çocuğun hareketlerinde sürer: konuşurken ses tonunda, susarken duruşunda…
Yapay Zekâ ve Dijital Sömürgecilik: Tekno-Endüstriyel Çağda Yeni Neo-Sömürgeci Paradigmalar
21.yüzyılda önce bilgisayarın sonrasında internetin nihayetinde, yapay zekânın dâhil olduğu hızlı ve sınırların zorlandığı radikal teknolojik süreçlerle karşı karşıyayız. İnternet ve çip teknolojileri sadece bilgisayarın hızını artırmadı aynı zamanda bilgisayarın sınırlarını ve işlevlerini de artırmıştır. Karmaşık işlevleri kolaylaştırarak yerine getirebilen YZ, bilgisayarların akıllı makineler haline gelmesidir. Yapay Zekâ’nın hem üretilme hem de kullanılması sürecinde disiplinlerarası bilgilerden faydalanılır. Makine öğrenimi ve derin öğrenme süreçleriyle öğrenen ve işleyen bir sistem olan yapay zekâ; bireyin, toplumların ve devletlerin hayatında büyük paradigmatik değişimler meydana getirmiştir. Veri setleriyle iş gören fakat salt algoritmik bir yapı olmayıp kuantum fiziği kapsamında işleyen yapay zekâ ve diğer teknolojiler, hem küreselleşmeyi hem de sömürgeciliği genişletmiştir. Makineleşme üzerinden olan klasik küreselleşme ve sömürgeleştirme yapay zekâ vd. teknolojilerle “dijital veya algoritmik” bir hiper küreselleşme ve sömürgeleştirmeye dönüşmüştür. Hem küreselleşme hem de sömürgeleştirme, dijitalleşmenin ve algoritmik yapıların sürece dahil olmasıyla hem yeni can suyu almıştır hem de yeniden şekillendirilmiştir. Başta YZ olmak üzere teknolojik gelişmeler, yeni bir dönem olan adına “tekno-endüstriyel neo-sömürgecilik” diyebileceğimiz bir süreç yaşanmaktadır.
Baconcu dünya tasavvuru, güç eksenli yani “mekanik” bir tasavvurdu. Bu tasavvurun tezahürü olan tarihsel sömürgecilik, güç ilişkilerinin meydana getirdiği eşitsizlikleri ve bağımlılıkları içeriyordu.
Merkez-çevre teorisinin zayıflatıldığı, dijital ve algoritmik bir merkezin hâkim olduğu siber düzenle karşı karşıyayız. Neo-liberal kapitalizmin yerini siber kapitalizm aldığı bu düzende, ekonomik sınıfların arasındaki gelir farkı artmasına karşın zengin ile fakiri aynı potada toplayabilen (sanal) bir evren vardır. Aslında “eşit olmayanların” ilişkilerinin etkileşim düzeni siber düzende, yüksek sermayeli soft teknoloji guruları (M. Zuckerberg, J. Bezos, E. Musk) hakimdir. Yalnızca etkileşim alanlarının (sanal veya internet alemi) kesişmesi bakımından “merkez-çevre” farklılığı ortadan kalkmıştır. Ekonomik gelir bakımından bireyler ve milletler arasındaki farklılık radikal düzeyde artmıştır.
Önceki süreçte makine, emperyalizmin aracı iken yeni süreçte başta internet ve yapay zekâ olmak üzere yeni teknolojiler neo-emperyalizmin araçları olmuştur. Tekno-feodalizm kendi ülkelerinde egemenlik sağlarken, tekno emperyalizm başka ülkelerde egemenlik sağlama unsuru olmuştur. Algoritmik temele sahip olan yapay zekâ ile manipülasyona açık hâle gelen bireyler, akıl ve irade yitimine uğramaktadır. Kapitalizmden daha sert ve daha primitif/kaba aşama olan tekno-feodalizm, hem emeğin hem de pazarlamanın sömürüsünü yapan bir düzendir. Toprağın rantçılığı olan klasik feodalizmin yerini; internetin, bulut sistemin veya yapay zekânın rantçılığı olan tekno feodalizm almıştır. Bu düzende küresel teknoloji şirketleri (Amazon, Ali Baba vs.) kendisine mihneti olan fertleri ekonomik, politik veya kültürel olarak zayıflatmaktadır. Küresel şirketleri kendi bünyesinde barındıran devletler (ABD, ÇİN vs.), teknolojik yenilikleri ve bilgiyi kontrol ederek teknolojik hakimiyetiyle eşitsizlikleri ve bölünmüşlüğü daha da derinleştirerek emperyalist hedeflerini gerçekleştirmektedirler. Çağın sömürge valileri, siber teknoloji gurularıdır. Şirket sahipleri vatandaşı oldukları devletlerin politikalarından farklı bir tavır edinmemektedir. Nitekim İsrail’in Filistin’de yaptıkları katliamda Amazon, Microsoft, Meta, X gibi şirketler ve platformlar katliama destek vermişlerdir.
Yapay zekânın etno-eurosantrik, ataerkil ve seküler yapısı merkezsiz gibi görünen fakat Batı merkezli bir dünya görüşü sunan yapısı, diğer/farklı toplumları parçalayarak kendine dâhil eden bir sistemi işletmektedir. Teknolojiye dayanan tekno-emperyalizm, kendine uyarlı üretilmiş teknolojilerle bireyin kendisini tüketim aracı hâline getirmektedir. Artık “veri sizsiniz” gerçekliği veri ve dijital sömürgecilik olgusunu meydana getirmiştir. Hayatın ve kurumların tüm alanlarına sirayet eden yeni teknolojiler; eğitim, adalet, sağlık, içtimai kurumları etkilemektedir. Dijital teknolojilerin hem küresel hem de yerel düzeyde etkin olması teknoloji, veri ve algoritmik kolonizasyon gerçekliklerini üretmiştir. Makineleşme ürettiği mekanik sömürgeleştirme sert/hard bir yapıya sahipken, soft teknolojilerin ürettiği sömürgeleştirme ise algoritmik ve sibernetik bir sömürgeleştirmedir. Bilişsel ve elektroniksel teknolojiler zamanla web ağından “veri”, “algoritma” ve “YZ” teknolojilere doğru evrilmiştir.
Dijital uçurumla paralel biçimde gelişecek olan dijital sömürgecilik; “eşitsiz, adaletsiz, güç yoğunlaşmasına” imkân veren bir sömürgecilik türüdür. Yazılım, donanım gibi alt yapıların ABD ve Çin merkezli şirketlerin elinde olması 21. yüzyılda yeni bir kolonisazyon biçimi oluşturmuştur.
Daha önceki sömürgecilik sürecinde ekonomi ve siyaset ağırlıklı sorunlar ortaya çıkarken, dijital sömürgecilik sürecinde kimlik, cinsiyet, ırk ve göçmenlik gibi sorunlar ortaya çıkmıştır. Dijital ve YZ teknolojileri, siber kapitalizm çağında “dijital sömürgecilik” veya “tekno-kolonyalizm” gibi sorunları doğurmuştur. YZ’nın ve dijital teknolojilerin yeni kültürel değerler üretmesi, eşitsizliği, adaletsizliği, kimlik yitimini meydana getirmesi insanlık için önemli sorunlardır. Önceden Almanya, Fransa ve İngiltere gibi Kuzey’in dayatması söz konusuyken, yeni süreçte ABD, Çin hatta Hindistan gibi ülkelerin dayatması söz konusu olmuştur.
Dijital kolonyalizmle birlikte “tekno-kolonyalizm”, “data veya algoritmik “elektronik kolonyalizm”, “platform emperyalizmi” gibi kavramlar da kullanılıyor. Yeni pazarlar ve tüketim pratikleri geliştiren tekno-kolonyalizm, sömürgeciliği yeniden canlandırmıştır. Data ve dijital eksenli uygulamalar, hem yerel hem küresel düzeyde yeni eşitsizlikleri ortaya çıkaran sömürgecilik türünü meydana getirmiştir. Dataizm ve YZ’lı uygulamalar, insan yaşamını kolonileştirerek kapitalizmi daha da derinleştirmiştir.
Metin, ses, görüntü ve video gibi karmaşık çıktıların üretildiği ve Yapay Dar Zekâ (YDZ) sürecinden Yapay Genel Zekâ (YGZ) sürecine geçişte YZ’nın derin ve makine öğrenimi, doğal dil işleme ve veri analizi entegrasyonu sayesinde daha sezgisel ve duyarlı hâle geleceği iddia ediliyor. Endüstriyel alanlarda kullanılan YZ güç yoğunlaşması ve hızı nedeniyle endüstrinin “oligopoli”ye yani hâkim firmanın egemen olduğu bir düzene kaymasına yol açabilir. YZ’nın endüstrisinde oligopolleşmeye yol açması küresel şirketlerin kurduğu oyuna herkesin tâbi olmak zorunda kalmasına yol açabilir. Nitekim bireylerin ve toplumların Whatsapp veya Twitter (X) platformlarına dâhil olmadan yaşamalarının neredeyse mümkün olmadığı bir hayat yaşanıyor. YZ’lı ve dijital platformlar, çoğulculuk veya çok seslilik söylemleri kullansa da azınlığın (platform sahiplerinin) çoğunluğu yönettiği zeminlerdir. Zira bireylerin neyi ne kadar seslendireceklerinin ölçüsü ve sınırlarını bu platformların sahipleri belirlemektedir.
YZ ve dijital-enformasyon sistemleri insan hayatına girdikçe, insan ve cemiyet hayatında belirleyici olmaktadır. Bu platformların mühendisliğinde çalışanlar her ne kadar Asya (Hindistan, Çin vs.) ve İslam kökenli olsalar da Batı merkezli bakış açısının dışına çıkamazlar. Dijital platformun sahibi olan ülkelerin kendi kültürünü dayatması, diğer kültürleri aşındırabilir. YZ ve dijital teknolojilerin desteğiyle Batı’lı yaklaşım ve pedagoji diğer kültürlere tahakküm kurabilir. Egemen kültür varlığını öyle ya da böyle daha da tahkim ederek sürdürmektedir. Algoritmik/YZ ve dijital kolonizasyonda hâkim devletlerin, zayıf devletleri “kontrol” ve “gözetim” imkânı daha da artmıştır. Hâkim güçler, yeni teknolojilerle sadece devletler ve toplumlar üzerinde baskı ve kontrolü değil, doğrudan bireyler üzerinde baskı ve kontrolü meydana getirmişlerdir.
Veri’nin toplanması, işlenmesi ve kullanılmasıyla yakından ilişkisi olan YZ, hem eşitsizliği hem de kolonileştirmeyi derinleştirmektedir. Algoritmik ve data kolonyalizmi, insan yaşamını da kolonileştirerek kapitalizmi -fakir ülkelerin aleyhinde- daha da derinleştirmektedir. İnsanın kendisinin bir veri hâline geldiği dünyada insanın siber kapitalizmin metası haline geldiği bir düzen inşa olunmuştur. YZ teknolojilerinin üstünlüğünü ele geçiren devletler ve şirketler, fakir ülkeler arasındaki uçurumu daha da artmıştır. Fakirlerin zenginlere daha da mahkûm hâline gelmesine yol açan bir sistem meydana gelmiştir. “İnternet, yapay zekâ, robotik, telekomünikasyon, enerji sistemleri, iletişim, ulaşım vd.” teknolojilerin etkin olduğu tekno-dünya adeta “teknosfer” katmanını meydana getirmiştir. Teknosfer, kendi dışında çok da katman bırakmamıştır. Zira başta YZ olmak üzere teknolojinin yeryüzünde sızmadığı bir alan kalmadı. Böylesi bir dünyada sömürgecilik daha dinamik ve işlevsel hâle gelmiştir.
Ekonomik ve kültürel sömürüyü doğuran tekno-kolonisazyon, devletlerin siber güvenlik açıklarını kullanarak gizliliği ihlal eder. Devletlerin veri ve dijital teknolojilere erişmesi, diğer devletlerle aynı seviyeye geldiğini gösteren bir durum değildir. Bu teknolojileri kullanmaları, başta askeriye alanında olmak üzere gizlilik içeren bilgilerin teknolojiyi sağlayan devletlerin eline geçmesine neden olabilir. Bu durum, devletler için ulusal güvenlik sorunlarını doğurabilir. Bu teknolojilerin dışarıda ulusal güvenlik, içeride mahremiyete ilişkin sorun oluşturması önemli bir tehdittir. Veri ve YZ teknolojileri, insan hayatının korunması için daha dikkatli, ölçülü ve sorumluluk içinde geliştirilmelidir.
Dipnotlar:
[1] Prof. Dr. Ahmet Dağ, Uludağ Üniv. İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü.
İlgili Yazılar
Müzik Üzerine Değiniler
Müzik, sesin bestelenip icra edilen ve böylelikle üretilip tüketilen bir kültür öğesinden ziyade, üzerinde felsefi düşüncelerin kabuk bağladığı, aynı zamanda kültürel, sosyolojik, psikolojik, siyasal ve ekonomik bağlamları olan bir fenomendir.
Yapay Zekâ Çağında Fıkıh: Modern Tartışmaları Kadim Lensle Okumak
İslam hukukunun dinamik ve özgün ruhunun yeniden canlandırılmasında ise, günümüz yapay zekâ hukuku tartışmalarını incelemek, ilham verici olabilir. Bu bağlamda, medeni hukuku yakından ilgilendiren ve aynı zamanda sorumluluk gibi en temel hukuki konuları da şekillendirebilecek olan yapay zekâya kişilik verilmesiyle ilgili tartışmalara kısaca değinmek, ufuk açıcı olabilir
Popüler Kültürden Uzak Bir Müzik
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Yüzün Işığı, Kökün Karanlığı: Ahlâkın Görünmez Toprağı
Ebeveynlik, ahlâk mimarisinin en görünmez ama en etkili sanatıdır. Çocuğa bırakılacak en büyük miras, gösterişli eşyalar değil, erdemli melekeler olmalıdır. Çünkü huylar, melekeye dönüştükçe davranış bilinçten bağımsız bir zarafet kazanır. O zarafet, yetişkinlikte bile çocuğun hareketlerinde sürer: konuşurken ses tonunda, susarken duruşunda…