Sorular soruldu zeytin ağacına. Uzunca süre ağzını açmadı. Çağlar açıldı çağlar kapandı. Kimse ağzından bir şey alamadı. Mikrofon, kamera icat edildi. Artık dayanamaz konuşur denildi. Yine bıçak açmadı ağzını. Nihayet. Bir gün konuşmaya karar verdi.
– Ne zaman?
– Dalına çıkacak tek bir çocuk kalınca.
DARLIK
Yıllar önce aldığı kıyafetleri elden çıkarmaya kıyamadı. Bir beden küçülünce giyerim dedi. Ancak sırayla genişledi. M-L-XL-XXL.
– Sonra ne oldu?
– Genişlemesi tamamen durdu.
SİPARİŞ
Her gün aynı rüyayı görmekten sıkıldı. Yatağını, odasını, evini hatta şehrini değiştirdi. Ama rüyasını değiştiremedi. Sonunda çareyi hiç uyumamakta buldu. Ve tüm şehir halkı onun rüyalarını görmeye başladı.
MUCİZE
Her ayın beşi gelince, aynı şeyi düşünüyordu. Karısı da kendisini onaylıyordu: “Doğru dersin efendi, ay sonunu getirmemiz bir mucize”.
– Daha evvel böyle bir takvim görmedim. Adı ne bunun?
– On iki hayvansız mağaza takvimi.
KAR
Sabah uyanınca, karın yerden göğe doğru yağdığını gören halk, başımıza taş yağacak diye feryat etti. Dedikleri gibi de oldu. Ancak taşlar da yerden göğe doğru yağıyordu. Saatler içinde, her şey aynı istikameti izleyerek göğe doğru yağdı. Dağlar, nehirler, elbiseler, kol saatleri, ayakkabılar, telefonlar… Ve sadece insan kaldı yeryüzünde. İlk günkü veya son günkü gibi.
Zamanın birinde , elinde not defteriyle yollara düşen ve aldığı yollarda kendine yaklaşmanın ümidini taşıyan bir seyyah varmış. Seyyah dediysem ; amaçsız bir gezgin değil kastım. O kendisine yapıştırılan tüm etiketlerden sıyrılıp, dünyayı tanımaya karar veren ,dünyayı tanıdıkça kendini de çözebileceğini düşünen biriymiş.
Gazze’de … kişi daha öldürüldü. Bir hastane ve iki okul bombalandı. Güvenli bölgeye geçmeye çalışan sivillere ateş açıldı. Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana katledilen kişilerin sayısı … oldu.
Kaydıramadı.
Eli, parmakları uyuşmuştu sanki. Sustu, içinden sustu ve telefonu aldığı yere koydu.
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Bir varmış bir yokmuş. Vara var, yoka yok diyen pek azmış. Ballandıra ballandıra anlatana “masal anlatma” diye çıkışılır, tek ayaküstünde on yalan atana Çin’den Maçin’e övgülerin en hası düzülürmüş. Devir değişti diye anlatılar tatsız tutsuzlaşmış. Yüz elli karaktere sıkışan anlatılarsa hem kel hem fodulmuş, kulakları sulamaz, gönülleri gövertmezmiş, aklı ağartmaz, aklamaz paklamazmış. Bakmışlar ki söz kuruyup soluyor, kulaklar paslanıyor, gönüller kararıyor, akıl köreliyor, masalın akça pakça dervişleri toplanmış seğirtmişler sulamaya, damıtmaya, demlemeye.
Kötülüğe alışmak… Sessiz çığlıkların içinde bir metafor oluşturup kendini bunlarla oyalamak. Her gün izlenilen olumsuzluklara, yaşanılan dramlara bir yenisi eklenirken, sadece ‘oyalanma’ davranışlarının içinde kendini gereksiz bir nesne gibi kenarda köşede bırakmak…
Küçürek Öyküler
SABIR AĞACI
Sorular soruldu zeytin ağacına. Uzunca süre ağzını açmadı. Çağlar açıldı çağlar kapandı. Kimse ağzından bir şey alamadı. Mikrofon, kamera icat edildi. Artık dayanamaz konuşur denildi. Yine bıçak açmadı ağzını. Nihayet. Bir gün konuşmaya karar verdi.
– Ne zaman?
– Dalına çıkacak tek bir çocuk kalınca.
DARLIK
Yıllar önce aldığı kıyafetleri elden çıkarmaya kıyamadı. Bir beden küçülünce giyerim dedi. Ancak sırayla genişledi. M-L-XL-XXL.
– Sonra ne oldu?
– Genişlemesi tamamen durdu.
SİPARİŞ
Her gün aynı rüyayı görmekten sıkıldı. Yatağını, odasını, evini hatta şehrini değiştirdi. Ama rüyasını değiştiremedi. Sonunda çareyi hiç uyumamakta buldu. Ve tüm şehir halkı onun rüyalarını görmeye başladı.
MUCİZE
Her ayın beşi gelince, aynı şeyi düşünüyordu. Karısı da kendisini onaylıyordu: “Doğru dersin efendi, ay sonunu getirmemiz bir mucize”.
TAKVİM
Şahane kasım, muhteşem aralık, harika ocak, efsane şubat, müthiş mart, dehşet nisan…
– Daha evvel böyle bir takvim görmedim. Adı ne bunun?
– On iki hayvansız mağaza takvimi.
KAR
Sabah uyanınca, karın yerden göğe doğru yağdığını gören halk, başımıza taş yağacak diye feryat etti. Dedikleri gibi de oldu. Ancak taşlar da yerden göğe doğru yağıyordu. Saatler içinde, her şey aynı istikameti izleyerek göğe doğru yağdı. Dağlar, nehirler, elbiseler, kol saatleri, ayakkabılar, telefonlar… Ve sadece insan kaldı yeryüzünde. İlk günkü veya son günkü gibi.
İlgili Yazılar
Seyyah
Zamanın birinde , elinde not defteriyle yollara düşen ve aldığı yollarda kendine yaklaşmanın ümidini taşıyan bir seyyah varmış. Seyyah dediysem ; amaçsız bir gezgin değil kastım. O kendisine yapıştırılan tüm etiketlerden sıyrılıp, dünyayı tanımaya karar veren ,dünyayı tanıdıkça kendini de çözebileceğini düşünen biriymiş.
Kaydıraç
Gazze’de … kişi daha öldürüldü. Bir hastane ve iki okul bombalandı. Güvenli bölgeye geçmeye çalışan sivillere ateş açıldı. Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana katledilen kişilerin sayısı … oldu.
Kaydıramadı.
Eli, parmakları uyuşmuştu sanki. Sustu, içinden sustu ve telefonu aldığı yere koydu.
Ölümü Anlayabilmek…
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Masal Anlatmak: Dinleyen Kulağı Sulamak Hisseden Kalbe Söz Ekmek
Bir varmış bir yokmuş. Vara var, yoka yok diyen pek azmış. Ballandıra ballandıra anlatana “masal anlatma” diye çıkışılır, tek ayaküstünde on yalan atana Çin’den Maçin’e övgülerin en hası düzülürmüş. Devir değişti diye anlatılar tatsız tutsuzlaşmış. Yüz elli karaktere sıkışan anlatılarsa hem kel hem fodulmuş, kulakları sulamaz, gönülleri gövertmezmiş, aklı ağartmaz, aklamaz paklamazmış. Bakmışlar ki söz kuruyup soluyor, kulaklar paslanıyor, gönüller kararıyor, akıl köreliyor, masalın akça pakça dervişleri toplanmış seğirtmişler sulamaya, damıtmaya, demlemeye.
Samimiyetin Hüneri
Kötülüğe alışmak… Sessiz çığlıkların içinde bir metafor oluşturup kendini bunlarla oyalamak. Her gün izlenilen olumsuzluklara, yaşanılan dramlara bir yenisi eklenirken, sadece ‘oyalanma’ davranışlarının içinde kendini gereksiz bir nesne gibi kenarda köşede bırakmak…