Gerçeklik olarak “Amele özgü olan nedir?”, yöntemine ilişkin olarak da “Yapılması uygun düşen amel nedir?” iki soruyla amel mefhumunun manevî boyutunu anlamlandırma ile pratik hayattaki işlevsel boyutunu kullanma yönünde karşılaştırmalı bir bakış açısı geliştirmek önemli. Amel mefhumuna felsefî bir nazar ile hikmetli bir derinlik kazandırmak ve keşfedilmesi beklenen potansiyelini ortaya çıkartmak ciddi bir uğraştır. Allah’ın yarattığı her şey arasındaki şuurlu irtibat ve bunun yaşayan potansiyeli amel olduğu gerçeği ile birlikte bunu anlamlandıran ise insandır. Amel şuurun hayat ve varlık bulduğu anlamlandırma çabasıdır ki bunun pratikteki yansıması itikattır. Ameli anlamlandırma bilincini geliştiren felsefe ve hikmet yan yana gelerek bir birliktelik gerektirilmesiyle “Ma’rufu emretme, münkeri nehyetme”, bir yönüyle felsefî bir çabayı da zorunlu yapar. İslâm’ın inanç ve ameli nizamın idraki derinlik ve ufku geniş algı direncine kavuşması “Ma’rufu emretme, münkeri nehyetme” sorumluluğunu bir yönüyle ameli epistemolojinin destekleyici diyalektiklerini geliştirmekle yol alır. İnancı kapsayan iman, bilgiyi içeren ilim ve fiilleri içeren amel bir bütün olarak mü’minlerin hayatlarında yer edinir. Amel terminolojisi çerçevesinde “ahlâki öz benlik”, İslâm inancının referansıyla Müslüman şahsiyeti temsil eder. Bu noktada ahlâk araştırmaları ve modernite eleştirileri yapan İslâmî eleştirel ekol mensubu Taha Abdurrahman (1944 Cedide-…), 20. yüzyılda büyük yıkımlara yol açan araçsal aklın eleştirisini yaparak ve buna karşılık ahlâken temellendirilmiş aklın inşa ettiği bir dünya görüşünü savunur. İslâmî ve Batılı amel anlayışlarının geniş bir perspektifle çerçevesini çizerek temel problemlerine karşın hem şekil hem de içerik bakımından farklı bir düşünsel söylem olan “Amel Sorunsalı” ve bunu geliştiren Taha Abdurrahman, “benliğinin saf yaratılmasını gerçekleştirdiği gibi kulluk amelinin ve geçim uğraşının saf rızık olarak verilmesini de gerçekleştiren kimsedir.” ifadesiyle iyi insan amelini açıklar.
Akıl kalbe özgü bir hissî ve ruhî olması hasebiyle tatma, duyma, görme ve koklama gibi fillerden bir fiildir. Fiillerden bir fiil olan akıl, kendi başına var olan ve açık bir idrak faaliyetidir. İnsanın iki veya daha fazla şey arasında var olan bağlantıyı kavramasıyla akıl tanımı yapan Taha, görünmeyen şeyin varlığı yok olması ile akıl görüneni bilir. Akıl nereye yönelirse orada zaman ve mekân olması, dolaylı ve vasıtayla bilinmesi aklın felsefesini böylece Taha izah etmektedir. Temel olarak üç akıl çeşidi üzerinde durulur: İlki aklın her şeyi idrak edememesi, kendisi üzerine delil getirememesi, hakikati kavrayamaması “Soyut Aklın” (Bir yönüyle çıkarımsal akıl, mantıksal analiz, salt soyutlamalar yapan akıl) sınırlarıdır. İkincisi iyi ameli başka amellerden ayırt etmesine yetecek bir paya sahip olan “Rehber edilmiş akıl” yani “Güçlendirilmiş Akıl”, kişi amelleriyle gerçekleştirmeye çalıştığı amaçların faydası hususunda kesin bilgiye sahiptir. Sonuncusu kalbinin amelleri organlarının amellerine galip gelmiş, iyi amelleri çoğaltmış, mücahedeye dalmış ve yüce Hakk’a yakınlığını artırmaya çabalayan “Desteklenmiş Akıl” yani “Müeyyed Akıl”, manevî bir tecrübenin sonucudur. İşin özü Soyut akıl, salt nazar etmektir; rehberlik edilmiş akıl, salt amel etmektir; desteklenmiş akıl ise ikisini de içerip bunu aşan yoğun ve derin tecrübedir. Bu canlı ve dinamik tecrübe ile marifet oluşmakta ve tahakkuk kazanarak kişi ünsiyet kazanmakta, sekinet elde etmekte, itminan ve muhabbet hâsıl olmasıyla Taha’ya göre bu şekilde kulluk hakiki anlamını elde eder.
Ameli esasların birleştiren yönlerine felsefî bir katkı ile teorik ve pratik bir kabiliyet kazanılabilir. Ameli felsefenin dili, kesin inançları ve epistemolojik pratiği geliştirmeye özgü uygulama sayesinde; pratik karakter kazanılırsa birikerek teşekkül eder ve tarihe mal olur. İslâm felsefesinin değerler bütününü ameli felsefeye derinlik içinde canlılık kazanması, dar dolaşımcı felsefeden geniş dolaşımsal felsefeye (tedâvul/canlı uygulama) dönüşmesi, soru ve delillerine evrensel nitelik kazanılmalı. Felsefenin hakikat arayışında varlığa saf yaklaşım olması bakımından ‘akli düşünceyi’ araç şeklinde kullanması, felsefenin dolaşımsal yerliyi aşmasıyla ilgilidir. İslâm felsefenin evrensel dolaşımcı olması hasebiyle akli düşüncenin birliği, felsefî görüşün saflığını ve ontolojik gerçekliğin birliğini kazanmasıyla felsefî düşünce üretebilir. Öte yandan felsefenin müşahhas özgünlük kazanmasına yani dolaşımsal özelliğini korumaya da ihtiyacı var. İslâm bütün insanlara gelmesi bakımından özel bir topluma değil, herkesin dinidir. İslâm ilk insanın yaratıldığından beri mevcuttur ve insan olduğu sürece varlığını sürdürecek olmasından dolayı özel bir tarihsel dönemin değil, bütün beşer tarihinin dinidir. Bu hakikatle Abdurrahman, Müslüman filozofun İslâm’ın bu inanç özelliği üzerinde uzamsal ve zamansal olarak iki evrenselliğe sahip olduğunu belirtir. Böylece insanın hakikatini, onun asli olgunluğunu ve tarihsel rolünü gözden geçirerek yeni yargılar ve gerçeklikler inşa ederek inanç hakikatini korumalıdır. Müslüman filozof, vahiyden yardım alarak genişletilmiş bir evrensellikle akli düşünceyi yetkinleştirip işitmeyle birleştirerek yüksek idrak ufkunu genişletir, böylece işittiğini anlamasıyla “Haber verilen hakikati korur”. Bir sözün altında kasıt ve amel bulunmasıyla biri fiilî evrensellik diğeri kasıtlı evrensellik kazanarak “Pratik Hakikat” korur. Kur’ân dili özel bir evrenselliğe sahip. Tanrı bu dille melekût âleminde konuşmuştur, diğeri ise insan bu dille mülk âleminde ibadet etmiştir.[1] Kur’ân dilinin melekût âlemiyle ilişkisinde insanların dili haline geldiğine işaret eden Abdurrahman, melekût evrensellik ile mülki evrensellik Müslüman filozofların felsefenin dilini teorik bilgi derecesinden ilahi hikmet derecesine yükselterek, sorunları ve delilleri aydınlığa kavuşturmalarında kullanmaları gerektiğini söyler. Böyle bir bağımsızlık ve özgünlükle dinî inanç, aklî düşünce, davranışsal amel ve Arapça dil düzeyi İslamî dolaşım alanın verilerinde felsefî ve alıntı problemleri onun ölçütüyle değerlendirirler.
Arınma Amelin Sınırları/Bahsi/Tartışması
Yaratıcıya yaratılmışlığın bilincinde ve hareketinde amel etmek Yaratıcının varlığını var olarak kabul etmek iken, buna karşın, amel etmemek ise Yaratıcının varlığı yokmuş gibi davranmaktır. İbadet, muamelat, beşerî ilişkiler Müslümanın amel sınırları dâhilinde Allah ile ilişki halinde her türlü dinî emir ve hareketler varlığın her zerresinde Allah’ı görmek anlamında bir ibadettir. İnsan, Allah’ın kendisinin yaratıcısı, rızık vereni ve sahibi olduğunu hatırlamasının ve onun emir ve yasaklarına itaat etmesinin farkında olmalıdır. Taha, özgürlük çerçevesini “Yaradan’a kendi iradenle kulluk etmen ve yaratılanların seni dışında ve içinde köleleştirmemesidir.”[2]
Dinî amel hususunda Allah’ın hükümran ve tümünü onun ezici gücüne boyun eğdiren nitelikler ve kanunlar gereği kendisine kulluk edilmesi ‘zorunlu kulluk’ olarak ifade edilir.
Allah’a zorunlu biçimde kulluk yapmalarına ilaveten itaatinde serbest kılmak suretiyle onurlandırdığı, böylece dilerse emrine uyabilecek, dilemezse uymayabilecek olması, ‘gönüllü kulluk’tur. Başka delillerle Taha, Hakka kulluğun insanın bütünüyle veya kısmen köleleştirilmesi olmadığını; bilakis, açık bir külli özgürleşme, kapsamlı ve bir çift özgürlük olduğunu ifade eder. Esaslarını kabul etmek ve gerektiği gibi yerine getirmeye niyet etmek, “Dinî Amel”in birçok derecesindeki içinde olan ilkidir. Gaybî esaslarına iman etmeyi, kalbî ve bedenen Allah’a kulluk etme çabası izler. Bu çaba bizatihi insanın kendisine ilişen gizli hastalıklardan kurtulmasına göre yükseldiği dereceler olmakla arınma ameli (tezekkevî), dindara da arınan (mutezekkî) dereceleridir. Belirlenmiş hedefin doğası ile bu hedefe ulaşmak için kullanılan aracın uygunluğu amele akılcılık niteliği kazandıran iki husustur. Bu pratik akılcılığı, “Arınma Ameli”ne uygulanmasıyla diğer amellerde bulunan akılcılık özellikleri içinde tasavvur edilebilecek “en akıllı akılcılık” olabilir. Bizatihi insanı en mükemmel şekilde özgürleştirmek hedefiyle ilahi iradeye uymada en ileri çabayı harcama aracıdır. Taha’nın arınma amelinin mezkûr doğası tanımı, “İnsanı çeşitli köleliklerden kurtaracak ölçüde Allah’a kulluk çabasıdır.”[3] İfadesi ile arınma amelinden iki tür kulluk ameli çıkabileceğini söyler: birincisi, sahibinin köleliği uzaklaştırma gücüne sahip olmasına rağmen ona sabretmeyi tercih ettiği ve bu sabrı Allah’ın rızasına ulaştıran bir yakınlık kıldığı kulluk amelidir. İkincisi, köleyi kölelik hâline razı eden kulluk amelidir. Bunlara karşılık arınmanın benimsendiği kulluk ise ahirette mükâfat umut ederek köleliği kabullenme veya olgusal gerçekliğin eziciliğinden kaçarak içsel hisle yetinme değildir; aksine, insanı kölelik boyunduruğundan kurtaran ve onurunu geri kazandıran ‘canlı kulluktur’; çünkü arınan bunda Allah’a yaklaşma niyetiyle yaparak onun şeriatın gereklerinden kendisi için bu yakınlaşmayı gerçekleştirecek her şeyi araştırır. Müslüman, ihlası ölçüsünde kendisine kazandırdığı ameli bilgisi sayesinde hedeflediği şeyi kazanır. İhlası arttıkça amelini azımsar, kendisini amelinden uzak görür çünkü amelini Hakk’a ait görür; kendisini amelin faili değil, gerçekleştiği yer diye görür. Böylece ihlas ve kazanılmış bilgiyle arınma amelinin etkisi katlanır, faydası genişler.
Bireysel ve toplumsal davranışın selâmet kazanması, potansiyel yönleriyle arınma ameli ile insan benliğinin derinliklerindeki hasta köklere nüfuz etmesiyle yerine manevî tohumları eken ameldir. İnsanın idrak kuvvetlerini dönüştüren, salt nesnel sebepler anlamın ötesine geçmelidir. Duyusu eşyayı bütün yaratılmışlarla dışsal görünümleriyle idrak etmeyi aşarak ve Hakk’ı onlarda görme düzeyine ulaşmalıdır. Arınma amelinin bu dönüştürme özelliğiyle insanın hem iç dünyasını hem de dışını dönüştürür; böylece -Allah’ın izniyle- insan ilahi emaneti taşıyacak güce erişir.
Arınma amelinde bütüncül özelliğinde insan, kendisinde duygu, akıl, irade, vicdan ve hayal gibi yönlerden birinin diğerinden bağımsız olmadığı bütüncül bir özden ibarettir. İbadet ve zikre dalmayla içsel hayat, dışsal hayatın farklı alanları arasında sınırlar çekmez, aksine varlıkların birbiriyle bağlantılı olduğu kapsayıcı bir âlemdir. Bizatihi benlik kendi kendisiyle bağlantı kurar ama yüce Allah ile bağlantısı kendi kendisiyle bağlantısından daha güçlüdür. Arınma amelinin bütüncüllüğünde varlığın sırrıyla bağlantı kurarak psikoloji, toplumsal, dinî, iktisadî, siyasî gibi farklı hayat alanları da iç içe geçirerek güzel biçimlendirme, parçaların uyumu ve yapısının düzenini sağlar.
Arınma amelinin sürekliliği insanın belini kıran buhran ve belaların isabet ettiği, kriz ve belalardan çıkış yolu veya kendilerine tahammül etmek için bir yardım bulamadığı dönemlerle sınırlı değildir. Bizatihi arınmanın amelini Allah’a yürüyüş (es-seyru ilâ’llâh) başka bir ifadeyle yürüyüşünü -kulluğunu- sürdürür. Başka bir nitelik olarak artan bir değişim içinde arınma ameli yükseliş olarak insani hâller içinde sürekli değişim geçirmesine başka amel derecelerine yükselmesidir. Arınma amelinin diğer amellerdeki kalpleri ve akılları dönüştürme gücüyle, hayatın alanlarının ve insanın ondaki yönlerinin bütünlüğü vardır. Aynı şekilde kesintisiz süreklilikle ve yenilenme sürecinin yükselişiyle arınma amelinin esasları ihlas şartına uygun şekilde Allah’a kulluk etmektir.
Arınma amelinin hakikatleri diyalektik, iç içelik ilişkisiyle ilim ve amel birbiriyle gerekliliği yanında amel yeni bilgilere kapı aralar; Allah’a kapsayıcı ve kâmil bir kulluk bilinci kazandırır. Arınanın kalbinde Hakk’a kulluk ile dolar ve yaratılmışlara yer kalmaz. İnsani kölelikten kurtararak, manevî bir diriliş etkeni sağlar. Taha, arınma amelini dünyevî işler olan kurumlardan, vatan sınırlarını aşarak bütün dünyayı içine alacak kadar geniş, liberal ve cumhuriyetçi özgürlüğe de üstün bir otoritelerin üzerinde olduğunu söyler. Bu yönüyle zaman ve mekân ötesi geniş bir ufuk ve bilince sahip “emri bi’l-ma’ruf nehyi ani’l-münker” müessesine arınma ameli prensibini getirmektedir.
Ahlâki ve ameli meselelerin gelenek ve yeniden düşünme faaliyetlerinin çabasıyla “ahlâkî öz benliğin teşekkülü” üzerinden aklî teknikler, düşünce biçimleri ve modern ruhun arayışı çerçevelerinde bir bütünlük ifade edilir. Amel, ahlâk nefis tezkiyesi yoluyla ruhun üzerindeki perdeleri yırtmasıyla Allah’ın emirlerine riayet ve ibadetlere devam etmek suretiyle yüksek ruhî değerlerle buluşmaktır. Ahlâkî öz benlik, iyi insan karakteriyle benliğinin saf yaratılmasını gerçekleştirmesi ile beraber geçim uğraşının saf rızık olarak verilmesini de gerçekleştiren karakteridir. İslâm’ın inanç ve ameli nizamıyla kulluk bilincindeki iyi insan, Allah’a kulluğu seçerse, ameli Allah’ın kastıyla kasteden, onun bekasıyla bâki ve genişliğiyle genişler, sonunda ahlâk ve amel ile bütünleşen Müslüman aklın inşa ettiği bir dünya görüşü ortaya çıkar. Bu yazının anlam ve ifadesi; ahlâk araştırmaları ve modernite eleştirileri yapan İslâmî eleştirel ekol mensubu Taha Abdurrahman’ın seküler çağın ağdalı bir hale gelen ahlâk krizine alternatif bir perspektifle “ahlâkî öz benliğin teşekkülü” çözümünü “Desteklenmiş Akıl” yani “Müeyyed Akıl” yoluyla manevî bir tecrübeyi kurtarıcı yapmak, şeklinde ifade edilebilir.
Kaynakça
Taha Abdurrahman, Amel Sorunsalı -Bilim ve Düşüncenin Pratik Temelleri Üzerinde Bir Araştırma-, çev. Tahir Uluç, Pınar Yay. 1. Baskı, Mart 2021.
Taha Abdurrahman, Ahlâk Sorunsalı, çev. Tahir Uluç, Pınar Yay.
Taha Abdurrahman, Dini Amel ve Aklın Yenilenmesi, çev. Mehmet Emin Güleçyüz, Pınar Yay.
Wael B. Hallaq, Modernitenin Reformu -Abdurrahman Taha’nın Felsefesinde Ahlak ve Yeni İnsan-, çev. Tahir Uluç, Ketebe Yay. 1. Baskı, Mayıs 2020.
Yavuz Köktaş, Seküler Dünyaya Hikmetli Cevap -Taha Abdurrahman Felsefesi-, Pınar Yay.
Tevfikbey Mahallesi’nin ara sokaklarında yeni aldığı Chelsea botunun kaldırımı döven sesiyle yürüyordu. Otobüsten iner inmez akşam ezanı kulaklarına dolmuştu. Etrafı şöyle bir kolaçan etti, Sefaköy’ün boğuk, tıkış tıkış binaları arasında tek bir minare yükselmiyordu. Geçen arabaların yanıp sönen farları ve sıra sıra dükkânların spot lambaları, caddeyi ışıl ışıl parlatıyordu.
İki Dil Bir Bavul (2008), iki yönetmenin elinden çıkmış, hem belgesel yönü hem de dramatik unsurları harmanlayan kurmaca özelliğiyle öne çıkan bir yapımdır. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde (Demirci Köyü) yapılan film, Anadolu’nun doğusunda bir köye atanmış genç bir öğretmenin yaşadığı deneyimleri konu edinir.
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
“Her şey tıpatıp aynıydı: Islık çalan sütçü, aynı at arabası… ama arabada çok fazla süt şişesi vardı ve bu kötüye işaretti. Her fazla şişe gece bir ailenin daha bombalandığı anlamına geliyordu.”
Modern İnsandan Arınmış İnsan Çabası
Seküler Çağın Sefaletinden Kurtaran Ahlâk-Amel Arayışı
Gerçeklik olarak “Amele özgü olan nedir?”, yöntemine ilişkin olarak da “Yapılması uygun düşen amel nedir?” iki soruyla amel mefhumunun manevî boyutunu anlamlandırma ile pratik hayattaki işlevsel boyutunu kullanma yönünde karşılaştırmalı bir bakış açısı geliştirmek önemli. Amel mefhumuna felsefî bir nazar ile hikmetli bir derinlik kazandırmak ve keşfedilmesi beklenen potansiyelini ortaya çıkartmak ciddi bir uğraştır. Allah’ın yarattığı her şey arasındaki şuurlu irtibat ve bunun yaşayan potansiyeli amel olduğu gerçeği ile birlikte bunu anlamlandıran ise insandır. Amel şuurun hayat ve varlık bulduğu anlamlandırma çabasıdır ki bunun pratikteki yansıması itikattır. Ameli anlamlandırma bilincini geliştiren felsefe ve hikmet yan yana gelerek bir birliktelik gerektirilmesiyle “Ma’rufu emretme, münkeri nehyetme”, bir yönüyle felsefî bir çabayı da zorunlu yapar. İslâm’ın inanç ve ameli nizamın idraki derinlik ve ufku geniş algı direncine kavuşması “Ma’rufu emretme, münkeri nehyetme” sorumluluğunu bir yönüyle ameli epistemolojinin destekleyici diyalektiklerini geliştirmekle yol alır. İnancı kapsayan iman, bilgiyi içeren ilim ve fiilleri içeren amel bir bütün olarak mü’minlerin hayatlarında yer edinir. Amel terminolojisi çerçevesinde “ahlâki öz benlik”, İslâm inancının referansıyla Müslüman şahsiyeti temsil eder. Bu noktada ahlâk araştırmaları ve modernite eleştirileri yapan İslâmî eleştirel ekol mensubu Taha Abdurrahman (1944 Cedide-…), 20. yüzyılda büyük yıkımlara yol açan araçsal aklın eleştirisini yaparak ve buna karşılık ahlâken temellendirilmiş aklın inşa ettiği bir dünya görüşünü savunur. İslâmî ve Batılı amel anlayışlarının geniş bir perspektifle çerçevesini çizerek temel problemlerine karşın hem şekil hem de içerik bakımından farklı bir düşünsel söylem olan “Amel Sorunsalı” ve bunu geliştiren Taha Abdurrahman, “benliğinin saf yaratılmasını gerçekleştirdiği gibi kulluk amelinin ve geçim uğraşının saf rızık olarak verilmesini de gerçekleştiren kimsedir.” ifadesiyle iyi insan amelini açıklar.
Akıl kalbe özgü bir hissî ve ruhî olması hasebiyle tatma, duyma, görme ve koklama gibi fillerden bir fiildir. Fiillerden bir fiil olan akıl, kendi başına var olan ve açık bir idrak faaliyetidir. İnsanın iki veya daha fazla şey arasında var olan bağlantıyı kavramasıyla akıl tanımı yapan Taha, görünmeyen şeyin varlığı yok olması ile akıl görüneni bilir. Akıl nereye yönelirse orada zaman ve mekân olması, dolaylı ve vasıtayla bilinmesi aklın felsefesini böylece Taha izah etmektedir. Temel olarak üç akıl çeşidi üzerinde durulur: İlki aklın her şeyi idrak edememesi, kendisi üzerine delil getirememesi, hakikati kavrayamaması “Soyut Aklın” (Bir yönüyle çıkarımsal akıl, mantıksal analiz, salt soyutlamalar yapan akıl) sınırlarıdır. İkincisi iyi ameli başka amellerden ayırt etmesine yetecek bir paya sahip olan “Rehber edilmiş akıl” yani “Güçlendirilmiş Akıl”, kişi amelleriyle gerçekleştirmeye çalıştığı amaçların faydası hususunda kesin bilgiye sahiptir. Sonuncusu kalbinin amelleri organlarının amellerine galip gelmiş, iyi amelleri çoğaltmış, mücahedeye dalmış ve yüce Hakk’a yakınlığını artırmaya çabalayan “Desteklenmiş Akıl” yani “Müeyyed Akıl”, manevî bir tecrübenin sonucudur. İşin özü Soyut akıl, salt nazar etmektir; rehberlik edilmiş akıl, salt amel etmektir; desteklenmiş akıl ise ikisini de içerip bunu aşan yoğun ve derin tecrübedir. Bu canlı ve dinamik tecrübe ile marifet oluşmakta ve tahakkuk kazanarak kişi ünsiyet kazanmakta, sekinet elde etmekte, itminan ve muhabbet hâsıl olmasıyla Taha’ya göre bu şekilde kulluk hakiki anlamını elde eder.
Ameli esasların birleştiren yönlerine felsefî bir katkı ile teorik ve pratik bir kabiliyet kazanılabilir. Ameli felsefenin dili, kesin inançları ve epistemolojik pratiği geliştirmeye özgü uygulama sayesinde; pratik karakter kazanılırsa birikerek teşekkül eder ve tarihe mal olur. İslâm felsefesinin değerler bütününü ameli felsefeye derinlik içinde canlılık kazanması, dar dolaşımcı felsefeden geniş dolaşımsal felsefeye (tedâvul/canlı uygulama) dönüşmesi, soru ve delillerine evrensel nitelik kazanılmalı. Felsefenin hakikat arayışında varlığa saf yaklaşım olması bakımından ‘akli düşünceyi’ araç şeklinde kullanması, felsefenin dolaşımsal yerliyi aşmasıyla ilgilidir. İslâm felsefenin evrensel dolaşımcı olması hasebiyle akli düşüncenin birliği, felsefî görüşün saflığını ve ontolojik gerçekliğin birliğini kazanmasıyla felsefî düşünce üretebilir. Öte yandan felsefenin müşahhas özgünlük kazanmasına yani dolaşımsal özelliğini korumaya da ihtiyacı var. İslâm bütün insanlara gelmesi bakımından özel bir topluma değil, herkesin dinidir. İslâm ilk insanın yaratıldığından beri mevcuttur ve insan olduğu sürece varlığını sürdürecek olmasından dolayı özel bir tarihsel dönemin değil, bütün beşer tarihinin dinidir. Bu hakikatle Abdurrahman, Müslüman filozofun İslâm’ın bu inanç özelliği üzerinde uzamsal ve zamansal olarak iki evrenselliğe sahip olduğunu belirtir. Böylece insanın hakikatini, onun asli olgunluğunu ve tarihsel rolünü gözden geçirerek yeni yargılar ve gerçeklikler inşa ederek inanç hakikatini korumalıdır. Müslüman filozof, vahiyden yardım alarak genişletilmiş bir evrensellikle akli düşünceyi yetkinleştirip işitmeyle birleştirerek yüksek idrak ufkunu genişletir, böylece işittiğini anlamasıyla “Haber verilen hakikati korur”. Bir sözün altında kasıt ve amel bulunmasıyla biri fiilî evrensellik diğeri kasıtlı evrensellik kazanarak “Pratik Hakikat” korur. Kur’ân dili özel bir evrenselliğe sahip. Tanrı bu dille melekût âleminde konuşmuştur, diğeri ise insan bu dille mülk âleminde ibadet etmiştir.[1] Kur’ân dilinin melekût âlemiyle ilişkisinde insanların dili haline geldiğine işaret eden Abdurrahman, melekût evrensellik ile mülki evrensellik Müslüman filozofların felsefenin dilini teorik bilgi derecesinden ilahi hikmet derecesine yükselterek, sorunları ve delilleri aydınlığa kavuşturmalarında kullanmaları gerektiğini söyler. Böyle bir bağımsızlık ve özgünlükle dinî inanç, aklî düşünce, davranışsal amel ve Arapça dil düzeyi İslamî dolaşım alanın verilerinde felsefî ve alıntı problemleri onun ölçütüyle değerlendirirler.
Arınma Amelin Sınırları/Bahsi/Tartışması
Yaratıcıya yaratılmışlığın bilincinde ve hareketinde amel etmek Yaratıcının varlığını var olarak kabul etmek iken, buna karşın, amel etmemek ise Yaratıcının varlığı yokmuş gibi davranmaktır. İbadet, muamelat, beşerî ilişkiler Müslümanın amel sınırları dâhilinde Allah ile ilişki halinde her türlü dinî emir ve hareketler varlığın her zerresinde Allah’ı görmek anlamında bir ibadettir. İnsan, Allah’ın kendisinin yaratıcısı, rızık vereni ve sahibi olduğunu hatırlamasının ve onun emir ve yasaklarına itaat etmesinin farkında olmalıdır. Taha, özgürlük çerçevesini “Yaradan’a kendi iradenle kulluk etmen ve yaratılanların seni dışında ve içinde köleleştirmemesidir.”[2]
Allah’a zorunlu biçimde kulluk yapmalarına ilaveten itaatinde serbest kılmak suretiyle onurlandırdığı, böylece dilerse emrine uyabilecek, dilemezse uymayabilecek olması, ‘gönüllü kulluk’tur. Başka delillerle Taha, Hakka kulluğun insanın bütünüyle veya kısmen köleleştirilmesi olmadığını; bilakis, açık bir külli özgürleşme, kapsamlı ve bir çift özgürlük olduğunu ifade eder. Esaslarını kabul etmek ve gerektiği gibi yerine getirmeye niyet etmek, “Dinî Amel”in birçok derecesindeki içinde olan ilkidir. Gaybî esaslarına iman etmeyi, kalbî ve bedenen Allah’a kulluk etme çabası izler. Bu çaba bizatihi insanın kendisine ilişen gizli hastalıklardan kurtulmasına göre yükseldiği dereceler olmakla arınma ameli (tezekkevî), dindara da arınan (mutezekkî) dereceleridir. Belirlenmiş hedefin doğası ile bu hedefe ulaşmak için kullanılan aracın uygunluğu amele akılcılık niteliği kazandıran iki husustur. Bu pratik akılcılığı, “Arınma Ameli”ne uygulanmasıyla diğer amellerde bulunan akılcılık özellikleri içinde tasavvur edilebilecek “en akıllı akılcılık” olabilir. Bizatihi insanı en mükemmel şekilde özgürleştirmek hedefiyle ilahi iradeye uymada en ileri çabayı harcama aracıdır. Taha’nın arınma amelinin mezkûr doğası tanımı, “İnsanı çeşitli köleliklerden kurtaracak ölçüde Allah’a kulluk çabasıdır.”[3] İfadesi ile arınma amelinden iki tür kulluk ameli çıkabileceğini söyler: birincisi, sahibinin köleliği uzaklaştırma gücüne sahip olmasına rağmen ona sabretmeyi tercih ettiği ve bu sabrı Allah’ın rızasına ulaştıran bir yakınlık kıldığı kulluk amelidir. İkincisi, köleyi kölelik hâline razı eden kulluk amelidir. Bunlara karşılık arınmanın benimsendiği kulluk ise ahirette mükâfat umut ederek köleliği kabullenme veya olgusal gerçekliğin eziciliğinden kaçarak içsel hisle yetinme değildir; aksine, insanı kölelik boyunduruğundan kurtaran ve onurunu geri kazandıran ‘canlı kulluktur’; çünkü arınan bunda Allah’a yaklaşma niyetiyle yaparak onun şeriatın gereklerinden kendisi için bu yakınlaşmayı gerçekleştirecek her şeyi araştırır. Müslüman, ihlası ölçüsünde kendisine kazandırdığı ameli bilgisi sayesinde hedeflediği şeyi kazanır. İhlası arttıkça amelini azımsar, kendisini amelinden uzak görür çünkü amelini Hakk’a ait görür; kendisini amelin faili değil, gerçekleştiği yer diye görür. Böylece ihlas ve kazanılmış bilgiyle arınma amelinin etkisi katlanır, faydası genişler.
Bireysel ve toplumsal davranışın selâmet kazanması, potansiyel yönleriyle arınma ameli ile insan benliğinin derinliklerindeki hasta köklere nüfuz etmesiyle yerine manevî tohumları eken ameldir. İnsanın idrak kuvvetlerini dönüştüren, salt nesnel sebepler anlamın ötesine geçmelidir. Duyusu eşyayı bütün yaratılmışlarla dışsal görünümleriyle idrak etmeyi aşarak ve Hakk’ı onlarda görme düzeyine ulaşmalıdır. Arınma amelinin bu dönüştürme özelliğiyle insanın hem iç dünyasını hem de dışını dönüştürür; böylece -Allah’ın izniyle- insan ilahi emaneti taşıyacak güce erişir.
Arınma amelinde bütüncül özelliğinde insan, kendisinde duygu, akıl, irade, vicdan ve hayal gibi yönlerden birinin diğerinden bağımsız olmadığı bütüncül bir özden ibarettir. İbadet ve zikre dalmayla içsel hayat, dışsal hayatın farklı alanları arasında sınırlar çekmez, aksine varlıkların birbiriyle bağlantılı olduğu kapsayıcı bir âlemdir. Bizatihi benlik kendi kendisiyle bağlantı kurar ama yüce Allah ile bağlantısı kendi kendisiyle bağlantısından daha güçlüdür. Arınma amelinin bütüncüllüğünde varlığın sırrıyla bağlantı kurarak psikoloji, toplumsal, dinî, iktisadî, siyasî gibi farklı hayat alanları da iç içe geçirerek güzel biçimlendirme, parçaların uyumu ve yapısının düzenini sağlar.
Arınma amelinin sürekliliği insanın belini kıran buhran ve belaların isabet ettiği, kriz ve belalardan çıkış yolu veya kendilerine tahammül etmek için bir yardım bulamadığı dönemlerle sınırlı değildir. Bizatihi arınmanın amelini Allah’a yürüyüş (es-seyru ilâ’llâh) başka bir ifadeyle yürüyüşünü -kulluğunu- sürdürür. Başka bir nitelik olarak artan bir değişim içinde arınma ameli yükseliş olarak insani hâller içinde sürekli değişim geçirmesine başka amel derecelerine yükselmesidir. Arınma amelinin diğer amellerdeki kalpleri ve akılları dönüştürme gücüyle, hayatın alanlarının ve insanın ondaki yönlerinin bütünlüğü vardır. Aynı şekilde kesintisiz süreklilikle ve yenilenme sürecinin yükselişiyle arınma amelinin esasları ihlas şartına uygun şekilde Allah’a kulluk etmektir.
Arınma amelinin hakikatleri diyalektik, iç içelik ilişkisiyle ilim ve amel birbiriyle gerekliliği yanında amel yeni bilgilere kapı aralar; Allah’a kapsayıcı ve kâmil bir kulluk bilinci kazandırır. Arınanın kalbinde Hakk’a kulluk ile dolar ve yaratılmışlara yer kalmaz. İnsani kölelikten kurtararak, manevî bir diriliş etkeni sağlar. Taha, arınma amelini dünyevî işler olan kurumlardan, vatan sınırlarını aşarak bütün dünyayı içine alacak kadar geniş, liberal ve cumhuriyetçi özgürlüğe de üstün bir otoritelerin üzerinde olduğunu söyler. Bu yönüyle zaman ve mekân ötesi geniş bir ufuk ve bilince sahip “emri bi’l-ma’ruf nehyi ani’l-münker” müessesine arınma ameli prensibini getirmektedir.
Ahlâki ve ameli meselelerin gelenek ve yeniden düşünme faaliyetlerinin çabasıyla “ahlâkî öz benliğin teşekkülü” üzerinden aklî teknikler, düşünce biçimleri ve modern ruhun arayışı çerçevelerinde bir bütünlük ifade edilir. Amel, ahlâk nefis tezkiyesi yoluyla ruhun üzerindeki perdeleri yırtmasıyla Allah’ın emirlerine riayet ve ibadetlere devam etmek suretiyle yüksek ruhî değerlerle buluşmaktır. Ahlâkî öz benlik, iyi insan karakteriyle benliğinin saf yaratılmasını gerçekleştirmesi ile beraber geçim uğraşının saf rızık olarak verilmesini de gerçekleştiren karakteridir. İslâm’ın inanç ve ameli nizamıyla kulluk bilincindeki iyi insan, Allah’a kulluğu seçerse, ameli Allah’ın kastıyla kasteden, onun bekasıyla bâki ve genişliğiyle genişler, sonunda ahlâk ve amel ile bütünleşen Müslüman aklın inşa ettiği bir dünya görüşü ortaya çıkar. Bu yazının anlam ve ifadesi; ahlâk araştırmaları ve modernite eleştirileri yapan İslâmî eleştirel ekol mensubu Taha Abdurrahman’ın seküler çağın ağdalı bir hale gelen ahlâk krizine alternatif bir perspektifle “ahlâkî öz benliğin teşekkülü” çözümünü “Desteklenmiş Akıl” yani “Müeyyed Akıl” yoluyla manevî bir tecrübeyi kurtarıcı yapmak, şeklinde ifade edilebilir.
Kaynakça
Taha Abdurrahman, Amel Sorunsalı -Bilim ve Düşüncenin Pratik Temelleri Üzerinde Bir Araştırma-, çev. Tahir Uluç, Pınar Yay. 1. Baskı, Mart 2021.
Taha Abdurrahman, Ahlâk Sorunsalı, çev. Tahir Uluç, Pınar Yay.
Taha Abdurrahman, Dini Amel ve Aklın Yenilenmesi, çev. Mehmet Emin Güleçyüz, Pınar Yay.
Wael B. Hallaq, Modernitenin Reformu -Abdurrahman Taha’nın Felsefesinde Ahlak ve Yeni İnsan-, çev. Tahir Uluç, Ketebe Yay. 1. Baskı, Mayıs 2020.
Yavuz Köktaş, Seküler Dünyaya Hikmetli Cevap -Taha Abdurrahman Felsefesi-, Pınar Yay.
Dipnotlar:
[1] Abdurrahman Taha, Amel Sorunsalı, s. 71.
[2] Taha, age. s.191.
[3] Taha, age. 199 s.
İlgili Yazılar
Kaymak
Tevfikbey Mahallesi’nin ara sokaklarında yeni aldığı Chelsea botunun kaldırımı döven sesiyle yürüyordu. Otobüsten iner inmez akşam ezanı kulaklarına dolmuştu. Etrafı şöyle bir kolaçan etti, Sefaköy’ün boğuk, tıkış tıkış binaları arasında tek bir minare yükselmiyordu. Geçen arabaların yanıp sönen farları ve sıra sıra dükkânların spot lambaları, caddeyi ışıl ışıl parlatıyordu.
Doğu’da Eğitime ve Eğitimciye Bakmak: İki Dil Bir Bavul’dan Okul Tıraşı’na Bir Okuma
İki Dil Bir Bavul (2008), iki yönetmenin elinden çıkmış, hem belgesel yönü hem de dramatik unsurları harmanlayan kurmaca özelliğiyle öne çıkan bir yapımdır. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde (Demirci Köyü) yapılan film, Anadolu’nun doğusunda bir köye atanmış genç bir öğretmenin yaşadığı deneyimleri konu edinir.
Tuz Basılan
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Bir Rutinbozar ve Çocuksavar Olarak Savaş
“Her şey tıpatıp aynıydı: Islık çalan sütçü, aynı at arabası… ama arabada çok fazla süt şişesi vardı ve bu kötüye işaretti. Her fazla şişe gece bir ailenin daha bombalandığı anlamına geliyordu.”