Bazı yönetmenlerin film yapma arzusu çok öncelere dayanır. Gökyüzü Kadar Kırmızı filminin yönetmeni Bortone’un ileride müzikle ilgili bir film yapmak istemesi ve 2004 Fransız yapımı “Koro” (Les Choristes) filminin yönetmeni Christophe Barratier’in küçük yaştan itibaren müziğe olan sevdasından ötürü müzikle alâkalı bir film yapmak istemesi buna örnek gösterilebilir. Yönetmenlerin birçoğu kendi hissettiklerini, yaşadıklarını belgelemek, hatıralarını görselliğe dökmek amacı içinde olabiliyorlar.
1945 tarihli Fransız filmi “Bülbül Yuvası”nın yeniden çevrimi Koro, öğretmen ve öğrenci ilişkisinde müziğin önemine vurgu yapan bir filmdir. Koro’daki hikâyenin odağındaki Mathieu, Türkçe adı “Yerin Dibi Yatılı Yetimhane Okulu” şeklinde tercüme edebileceğimiz (Fond de l’Etang Internat Orphelinat) mekâna müzik öğretmeni olarak çalışmak için gelir. Mathieu’nun şarkı söylemeyi öğrettiği yatılı okulda, öğrencilerin zihinlerini açmak için kararlılık gösterdiği, yetimhanedeki çocukları terbiye etmek için müziği bir eğitim aracı olarak nasıl kullandığından söz edilir. Bunun için koro kurulmasını öneren öğretmen, aşırı kuralcı ve merhametsiz okul müdürünün engellerini aşmaya çalışır. Öğrencilerin çoğunun sorunlu ve haylaz olduğunu gören öğretmen Mathieu, çocukların bazılarının savaş yetimi olduğunu öğrenir ve müziğin gizemi ile onları yeni bir keşfe davet eder. Ancak öğrencilerin koroya ve müziğe pek de niyetleri olduğu söylenemez. Okulun müdürü Rachin’in disiplin ve cezalandırma anlayışı ile çocukların isteksiz oluşları arasında müzik öğretmenine düşen tek şey azmetmek, sabretmek ve keşfetmek olacaktır.
Sıkıntılı bölgelere atanan birçok idealist öğretmenin belki de ilk düşündükleri husus “buradan nasıl kurtulurum” değil, “buraya nasıl tutunurum ve burada nasıl bir eğitim metodu uygulamalıyım” olmuştur. Derdi olan, amaç güden, idealleri olan her öğretmen için burada kısaca tırnak içine aldığımız cümlelere çok daha fazlasını eklemek gerektiği hepimizin malûmudur. Şablonların, dört duvarın, işe yaramaz kuralların olduğu bir yerde kuralları yıkmak ve yeniden olması gerekenleri yazmak için önce gönülleri fethetmek, yetimlerin başını okşamak için mektebe gelen Mathieu’nun hayat hikayesi, çok da uzağımızda, bilmediğimiz yerlerde geçen hikayeler olmasa gerek. Yatılı okulun paslanmış kapısına geldiğinde öğretmen şimdiden içeride pas tutmuş şeyleri bir bir tahmin etmeye başlayacaktır. Asıl pas tutan demir korkuluklar değil, şiddeti ve öfkeyi bir kırbaç gibi çocuklara yönelten, özel anlamda okul müdürünün yüzünde, genel anlamda ise bu yöneticileri üreten ve onlara cesaret veren sistemin kendisindedir.
Bir öğretmenin, öğrencileriyle ilk kez karşı karşıya geldiğinde nasıl bir ruh hâli çöker simasına bilemeyiz. Ancak Mathieu öğretmen, “Yerin Dibine” geldiğinde ezilmiş, cezalandırılmış öğrencileri gördüğünde beyninden vurulmuşa döner. Öğretmen henüz sınıfın yüzünü görmeden, bu keşmekeşin kendi içinde zulümler barındırdığını, haksızlığa karşı sesini yükseltenlerin susturulduğunu anlamakta pek de geç kalmaz. Bir hata işleyen öğrencinin bulunması için onun ihbar edilmesi emrini veren müdür, Mathieu öğretmenin “birilerini ispiyonlamanın muhbirliği yüceltmekten başka bir işe yaramayacağı” çıkışını duyar. Müdüre göre öğretmen, fazlasıyla yumuşak kalplidir, öncekiler de bu yöntemi benimsemiştir ancak bu yöntem katiyen işe yaramayacaktır. Müdür için tek yol ve usûl; cezadır. Başka şekilde buradaki sorunlu çocuklarla baş etmek mümkün değildir.
Cezanın, yasaklamanın ve anlam ifade etmeyen disiplinin bir terbiye aracı olarak kullanılmasına rıza göstermeyen Mathieu, zor kullanmanın, haksızlık yapmanın, adil olmamanın ve yasaklar getirmenin/üretmenin bir çözüm olamayacağını iyice bellemiştir.
Birileri için okuldaki çocuklar tam anlamıyla baş belasıdır ancak Mathieu, onları teker teker tanıyarak gönüllere girmenin, erdemli olmanın yollarını gösterecektir. Erdemli olmak ve çocukların gönlünde yer edinmenin ilk önemli örneğini sınıfta gösteren öğretmen Mathieu, aniden içeri giren müdüre verdiği cevapla “birini ihbar etmenin asla iyi bir yöntem olmayacağını” yineleyerek, merhametli olmanın, bağışlamanın yollarını öğrencilere gösterir. Bir eğitimcinin filmde hatırda tutması gereken ilk sahne burası olmalıdır kanaatimce. Çünkü “hoş görmek, bağışlamak, ince ruhlu olmak, hâlden anlamak, iyilik etmek, kol kanat germek” başta olmak üzere sahneyi destekleyici sözü Hazreti Peygamber’den buraya nakletmek gerekir: “Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.”
Bir öğretmen için en zor yöntemlerden biri sınıftaki afacanlarla uğraşmaktır. Sürekli sınıfın ahengini bozan, uslanmayan afacanlar… Mathieu, ilginç bir şekilde sınıftaki en haylaz olanlarla diyalog kurarak, onların gönüllerine girme, böylece sınıfa farklı biri olduğunu hissettirme arayışına girer. La Querrec ve Morhange adlı çocuklarla işe başlayan öğretmen, La Querrec’e merhamet etme bilincini, yaptığı hatayı düzeltmeyi öğretmeye başlar. Morhange adlı öğrenciye sınıfta sükûneti sağlama ve öğretmen geri gelinceye değin sınıfa başkanlık etme görevi vererek “sorumluluk bilincine” dikkatleri çeker. Öğretmenin buradaki uygulaması eğitimci için de ufuk açıcı sahneler arasındadır. Çünkü Mathieu karakterine sürekli hatırlatılan; bu çocukların güvenilmez, haylaz, bela olduklarıydı. Ancak o, bu duruma aldırış etmeden, her öğrencisine değerli olduklarının mesajını anlatmanın peşinden gidecek; öğrenciler anlamasa, görevi suistimal etse de öğretmen, böyle bir usûl ile işe başlamasının bilincinde hareket edecektir. Mathieu öğretmenin öğrencisine “Bay Morhange” diye hitap etmesi ise ona atfedilen değere bir işarettir, çocuk da kendisinin değerli olduğunu zamanla anlayacak ve koronun en önemli ismi hâline gelecektir.
Öğretmenin sinema rehberinde Koro’ya daha fazla eğildiğimizde değerli olmanın, değer verilmenin en önemli mihenk taşı olduğunu idrak etmeye başlarız. Öğrencilerinin sürekli alay konusu olan Mathieu, bu anlayışın tam zıddına onların ileride ne olmak istediklerini kağıda yazmalarıyla gösterir. Sert mizaca karşı halimliği, hatalar içinde boğulmaya karşı akl-ı selim davranmayı, hor görmeyi ya da değer vermemeyi değil kadirşinaslığı öğreten Mathieu, yetim çocukların başını ara sıra okşayarak “hilm” kavramı üzerinde durmaya bizleri davet edercesine rolünü oynar. Buna göre eğitimcinin ‘hilm’ anlayışı, “akıllı ve kültürlü olmakla kazanılan, beşeri münasebetlerde hoşgörülü, bağışlayıcı ve medeni davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlâkî erdem”e[2] dayanır.
Öğretmen, bulunduğu yerin rengine bürünen değil, ait olduğu yere renk verendir. Bu söz düsturunca öğretmen, var olan yanlışları kaldırmanın derdindedir ve ilk kaldırılması gereken toplu cezalardır. Ferdin birine ait hatayı gruba mâl etmek yanılgısını düzeltmek ile işe başlanmalı o takdirde. Bu sorunla paralel diğer bir sorun “etki-tepki”dir, yani öğrenci hata yaptığında cezasının geciktirilmeden uygulanması. Mathieu’nun güler yüzlü olması ve çocuklara esprili hareketler yapması “etki-tepki” anlayışını tehdit eder. Çocukların dünyasına girebilmek, alışık oldukları dünyanın kapılarını kırmak için bu anlayışın karşısında durması gerektiğini anlar. Çünkü buradaki kapılar, asık suratlı ve anlayışsız insanlarla doludur. İşte Mathieu, hiç kimseyi kırmadan, ezmeden ve ezdirmeden merhamet ve adalet derslerini ilmik ilmik dokur mektebe.
Sıra her sesi keşfetmeye geldiği an, onca öğrencinin ses cümbüşünden bir “koro” oluşturulacağı fikri çıkar. Mathieu için öğrenci gibi ses de terbiye edilebilir çünkü insan, kendinde var olan cevherin farkına varamaz çoğu zaman. Onu bir fikir işçisi muallim ancak ortaya çıkarabilir ve bu muallimin mektepli olmasına lüzum yoktur. O muallim, insanın ruhuna inebilmeyi hikmetle, güzel sözle, latifliğiyle öğrenmiş ve çırasında yanan ateşle karanlığı bir nebze de olsa aydınlatabilmiştir. Mathieu, artık bundan böyle o çırayı Koro’nun sesini oluşturan saf dünyalara bırakmaya çalışır. Böylece onların da etraflarını aydınlatmalarını ister. Bu değil midir eğitimcinin asıl arzusu?
Koro, bundan böyle eğitimci için etkili bir yöntemdir ve o yöntem sayesinde çocuklar kendilerinin değerli olduklarının da farkına varırlar. Bundan öncesinde ne kendilerini ne de çevrelerini değerli bulan öğrencilerin dünyaya bakışlarını değiştirir Koro.
Son olarak Koro filminin adının da önemli bir ayrıntı olduğunu düşünmek gerek. Çünkü Koro, belirli seslerden üretilmiş bir yapıtı haykırmak için bir araya gelen topluluktan daha fazlasını bize anlatarak, eğitimci ile öğrenci arasındaki bağı güçlü kılmanın yollarını aramamıza, unutulmaya yüz tutmuş değerleri hatırlamamıza vesile olur bir anlamda. Öyleyse Koro; ceza ve şiddet, salt disiplin ve kuralcılık zincirlerini kırarak; her sesin, ferdin değerli olduğunu ortaya koyan, köhneleşmiş sistem içinde köreltilmeye çalışılan bir zihniyete karşı savaş anlamı taşır.
Eğitimci için küçük bir öneri
Branşı uygun olan eğitimciler, bir sınıf korosu kurmanın yollarını arayabilir diğer meslektaşlarıyla. Onlarla filmi ve Koro‘nun ortaya çıkarılma sürecini mütalaa edebilir. Film sınıf ortamında izlendikten sonra öğrencilerden; “filmde ne gibi karakter yapıları olduğu, öğrenci-öğretmen ilişkisine dair önemli gördükleri ayrıntıları” bir kâğıda yazmaları ve sonraki gün okula geldiklerinde duygularını sesli olarak sınıfa iletmeleri istenebilir.
Önerilen Filmler
400 Darbe (1959)
Cennet Sineması (1988)
Ekim Düşü (1999)
Billy Elliot (2000)
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2004)
Yerdeki Yıldızlar (2007)
Bumm Bumm Bole (2010)
Temple Grandin (2010)
Dibnotlar:
Dr. Öğr. Üyesi Yunus Namaz, Fırat Üniversitesi.
[2]Mustafa Çağrıcı, “Hilm”, TDV İslam Ansiklopedisi, 18.cilt, s.33
Geçtiğimiz haftalarda içimizi ısıtan, yüreğimizi soğutan bir habere dikkat kesildik. Habere konu olan olay bir okul bahçesinde geçiyordu. Çocuklar dışarda oyun oynarken, okul bahçesine yanaşan kamyon, karşısında kalabalık bir ordu buldu. Adı boykot listelerinin başlarında yer alan dondurma markasının nakliye aracının içeriye geçişini engelleyen bahçedeki çocuklardı. Alnı öpülesi çocuklar…
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm; Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm. Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum.” Gılgamış hepimiz adına konuşuyor, onun ölümden korktuğu gibi hepimiz korkarız ölümden. “Old Men Never Die” orijinal adıyla “Piremard’ha Nemimirand” (Ölümsüzler Köyü), …
On dokuzuncu yüzyıl İsveç kırsalına uzanmadan önce otuz beş yıl öncesinin Bayburt’una uzanmalıyız. İsveç’le Bayburt arasındaki göbek bağını hemen herkes bilir. Selma Lagerlöf ile dedemin tanış olduğunu da söylersem ve Nils Holgersson’un, kıymalı pideyle tatlandırılmış dede-nine-torun pazar sabahı resitalinin gizli kahramanı olduğunu da eklersem beni kovalamayın, olmayan arabamın egzozuna gazoz kutuları bağlamayın lütfen.
Hangi coğrafyada ne ölçüde insanlıktan çıkıldığını ve hangi insanlara insan olma hakkı tanınmadığını uzunca tartışmadan başka bir tuhaflığın peşine düşeceğim: Aynı beyaz adam iktisadi açıdan verimsiz bulduğu kölelik sisteminden vazgeçip öldürmeyen ama süründüren İşçi-işveren; toprak sahibi-ortakçı gibi unvanları keşfetti.
Yüzündeki öfkeyi kim görmüş başka bir yüzde?
Başka yüzlerin öfkesi, anlata anlata bitirilemeyecek borçlar çıkarır.
Küsmüş suratlar dökülür insanların öfkelerinden.
Haklı ile haksız birbirine girer.
Alacaklı çıkarır bizim alışık olduğumuz öfkeler.
Hiçbir yüzde göremediğimiz bu öfke hâlbuki,
Kaşını malayani görünceye çatan pirifânininki sanki.
Temiz yüzlü, pak.
Sorunlu Olan Öğrenciler Mi Yoksa Onların Yetiştirilme Biçimleri Mi? Bir Eğitim Metodu Olarak Koro’dan Sesler
Bazı yönetmenlerin film yapma arzusu çok öncelere dayanır. Gökyüzü Kadar Kırmızı filminin yönetmeni Bortone’un ileride müzikle ilgili bir film yapmak istemesi ve 2004 Fransız yapımı “Koro” (Les Choristes) filminin yönetmeni Christophe Barratier’in küçük yaştan itibaren müziğe olan sevdasından ötürü müzikle alâkalı bir film yapmak istemesi buna örnek gösterilebilir. Yönetmenlerin birçoğu kendi hissettiklerini, yaşadıklarını belgelemek, hatıralarını görselliğe dökmek amacı içinde olabiliyorlar.
1945 tarihli Fransız filmi “Bülbül Yuvası”nın yeniden çevrimi Koro, öğretmen ve öğrenci ilişkisinde müziğin önemine vurgu yapan bir filmdir. Koro’daki hikâyenin odağındaki Mathieu, Türkçe adı “Yerin Dibi Yatılı Yetimhane Okulu” şeklinde tercüme edebileceğimiz (Fond de l’Etang Internat Orphelinat) mekâna müzik öğretmeni olarak çalışmak için gelir. Mathieu’nun şarkı söylemeyi öğrettiği yatılı okulda, öğrencilerin zihinlerini açmak için kararlılık gösterdiği, yetimhanedeki çocukları terbiye etmek için müziği bir eğitim aracı olarak nasıl kullandığından söz edilir. Bunun için koro kurulmasını öneren öğretmen, aşırı kuralcı ve merhametsiz okul müdürünün engellerini aşmaya çalışır. Öğrencilerin çoğunun sorunlu ve haylaz olduğunu gören öğretmen Mathieu, çocukların bazılarının savaş yetimi olduğunu öğrenir ve müziğin gizemi ile onları yeni bir keşfe davet eder. Ancak öğrencilerin koroya ve müziğe pek de niyetleri olduğu söylenemez. Okulun müdürü Rachin’in disiplin ve cezalandırma anlayışı ile çocukların isteksiz oluşları arasında müzik öğretmenine düşen tek şey azmetmek, sabretmek ve keşfetmek olacaktır.
Sıkıntılı bölgelere atanan birçok idealist öğretmenin belki de ilk düşündükleri husus “buradan nasıl kurtulurum” değil, “buraya nasıl tutunurum ve burada nasıl bir eğitim metodu uygulamalıyım” olmuştur. Derdi olan, amaç güden, idealleri olan her öğretmen için burada kısaca tırnak içine aldığımız cümlelere çok daha fazlasını eklemek gerektiği hepimizin malûmudur. Şablonların, dört duvarın, işe yaramaz kuralların olduğu bir yerde kuralları yıkmak ve yeniden olması gerekenleri yazmak için önce gönülleri fethetmek, yetimlerin başını okşamak için mektebe gelen Mathieu’nun hayat hikayesi, çok da uzağımızda, bilmediğimiz yerlerde geçen hikayeler olmasa gerek. Yatılı okulun paslanmış kapısına geldiğinde öğretmen şimdiden içeride pas tutmuş şeyleri bir bir tahmin etmeye başlayacaktır. Asıl pas tutan demir korkuluklar değil, şiddeti ve öfkeyi bir kırbaç gibi çocuklara yönelten, özel anlamda okul müdürünün yüzünde, genel anlamda ise bu yöneticileri üreten ve onlara cesaret veren sistemin kendisindedir.
Bir öğretmenin, öğrencileriyle ilk kez karşı karşıya geldiğinde nasıl bir ruh hâli çöker simasına bilemeyiz. Ancak Mathieu öğretmen, “Yerin Dibine” geldiğinde ezilmiş, cezalandırılmış öğrencileri gördüğünde beyninden vurulmuşa döner. Öğretmen henüz sınıfın yüzünü görmeden, bu keşmekeşin kendi içinde zulümler barındırdığını, haksızlığa karşı sesini yükseltenlerin susturulduğunu anlamakta pek de geç kalmaz. Bir hata işleyen öğrencinin bulunması için onun ihbar edilmesi emrini veren müdür, Mathieu öğretmenin “birilerini ispiyonlamanın muhbirliği yüceltmekten başka bir işe yaramayacağı” çıkışını duyar. Müdüre göre öğretmen, fazlasıyla yumuşak kalplidir, öncekiler de bu yöntemi benimsemiştir ancak bu yöntem katiyen işe yaramayacaktır. Müdür için tek yol ve usûl; cezadır. Başka şekilde buradaki sorunlu çocuklarla baş etmek mümkün değildir.
Birileri için okuldaki çocuklar tam anlamıyla baş belasıdır ancak Mathieu, onları teker teker tanıyarak gönüllere girmenin, erdemli olmanın yollarını gösterecektir. Erdemli olmak ve çocukların gönlünde yer edinmenin ilk önemli örneğini sınıfta gösteren öğretmen Mathieu, aniden içeri giren müdüre verdiği cevapla “birini ihbar etmenin asla iyi bir yöntem olmayacağını” yineleyerek, merhametli olmanın, bağışlamanın yollarını öğrencilere gösterir. Bir eğitimcinin filmde hatırda tutması gereken ilk sahne burası olmalıdır kanaatimce. Çünkü “hoş görmek, bağışlamak, ince ruhlu olmak, hâlden anlamak, iyilik etmek, kol kanat germek” başta olmak üzere sahneyi destekleyici sözü Hazreti Peygamber’den buraya nakletmek gerekir: “Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.”
Bir öğretmen için en zor yöntemlerden biri sınıftaki afacanlarla uğraşmaktır. Sürekli sınıfın ahengini bozan, uslanmayan afacanlar… Mathieu, ilginç bir şekilde sınıftaki en haylaz olanlarla diyalog kurarak, onların gönüllerine girme, böylece sınıfa farklı biri olduğunu hissettirme arayışına girer. La Querrec ve Morhange adlı çocuklarla işe başlayan öğretmen, La Querrec’e merhamet etme bilincini, yaptığı hatayı düzeltmeyi öğretmeye başlar. Morhange adlı öğrenciye sınıfta sükûneti sağlama ve öğretmen geri gelinceye değin sınıfa başkanlık etme görevi vererek “sorumluluk bilincine” dikkatleri çeker. Öğretmenin buradaki uygulaması eğitimci için de ufuk açıcı sahneler arasındadır. Çünkü Mathieu karakterine sürekli hatırlatılan; bu çocukların güvenilmez, haylaz, bela olduklarıydı. Ancak o, bu duruma aldırış etmeden, her öğrencisine değerli olduklarının mesajını anlatmanın peşinden gidecek; öğrenciler anlamasa, görevi suistimal etse de öğretmen, böyle bir usûl ile işe başlamasının bilincinde hareket edecektir. Mathieu öğretmenin öğrencisine “Bay Morhange” diye hitap etmesi ise ona atfedilen değere bir işarettir, çocuk da kendisinin değerli olduğunu zamanla anlayacak ve koronun en önemli ismi hâline gelecektir.
Öğretmenin sinema rehberinde Koro’ya daha fazla eğildiğimizde değerli olmanın, değer verilmenin en önemli mihenk taşı olduğunu idrak etmeye başlarız. Öğrencilerinin sürekli alay konusu olan Mathieu, bu anlayışın tam zıddına onların ileride ne olmak istediklerini kağıda yazmalarıyla gösterir. Sert mizaca karşı halimliği, hatalar içinde boğulmaya karşı akl-ı selim davranmayı, hor görmeyi ya da değer vermemeyi değil kadirşinaslığı öğreten Mathieu, yetim çocukların başını ara sıra okşayarak “hilm” kavramı üzerinde durmaya bizleri davet edercesine rolünü oynar. Buna göre eğitimcinin ‘hilm’ anlayışı, “akıllı ve kültürlü olmakla kazanılan, beşeri münasebetlerde hoşgörülü, bağışlayıcı ve medeni davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlâkî erdem”e[2] dayanır.
Öğretmen, bulunduğu yerin rengine bürünen değil, ait olduğu yere renk verendir. Bu söz düsturunca öğretmen, var olan yanlışları kaldırmanın derdindedir ve ilk kaldırılması gereken toplu cezalardır. Ferdin birine ait hatayı gruba mâl etmek yanılgısını düzeltmek ile işe başlanmalı o takdirde. Bu sorunla paralel diğer bir sorun “etki-tepki”dir, yani öğrenci hata yaptığında cezasının geciktirilmeden uygulanması. Mathieu’nun güler yüzlü olması ve çocuklara esprili hareketler yapması “etki-tepki” anlayışını tehdit eder. Çocukların dünyasına girebilmek, alışık oldukları dünyanın kapılarını kırmak için bu anlayışın karşısında durması gerektiğini anlar. Çünkü buradaki kapılar, asık suratlı ve anlayışsız insanlarla doludur. İşte Mathieu, hiç kimseyi kırmadan, ezmeden ve ezdirmeden merhamet ve adalet derslerini ilmik ilmik dokur mektebe.
Sıra her sesi keşfetmeye geldiği an, onca öğrencinin ses cümbüşünden bir “koro” oluşturulacağı fikri çıkar. Mathieu için öğrenci gibi ses de terbiye edilebilir çünkü insan, kendinde var olan cevherin farkına varamaz çoğu zaman. Onu bir fikir işçisi muallim ancak ortaya çıkarabilir ve bu muallimin mektepli olmasına lüzum yoktur. O muallim, insanın ruhuna inebilmeyi hikmetle, güzel sözle, latifliğiyle öğrenmiş ve çırasında yanan ateşle karanlığı bir nebze de olsa aydınlatabilmiştir. Mathieu, artık bundan böyle o çırayı Koro’nun sesini oluşturan saf dünyalara bırakmaya çalışır. Böylece onların da etraflarını aydınlatmalarını ister. Bu değil midir eğitimcinin asıl arzusu?
Son olarak Koro filminin adının da önemli bir ayrıntı olduğunu düşünmek gerek. Çünkü Koro, belirli seslerden üretilmiş bir yapıtı haykırmak için bir araya gelen topluluktan daha fazlasını bize anlatarak, eğitimci ile öğrenci arasındaki bağı güçlü kılmanın yollarını aramamıza, unutulmaya yüz tutmuş değerleri hatırlamamıza vesile olur bir anlamda. Öyleyse Koro; ceza ve şiddet, salt disiplin ve kuralcılık zincirlerini kırarak; her sesin, ferdin değerli olduğunu ortaya koyan, köhneleşmiş sistem içinde köreltilmeye çalışılan bir zihniyete karşı savaş anlamı taşır.
Eğitimci için küçük bir öneri
Branşı uygun olan eğitimciler, bir sınıf korosu kurmanın yollarını arayabilir diğer meslektaşlarıyla. Onlarla filmi ve Koro‘nun ortaya çıkarılma sürecini mütalaa edebilir. Film sınıf ortamında izlendikten sonra öğrencilerden; “filmde ne gibi karakter yapıları olduğu, öğrenci-öğretmen ilişkisine dair önemli gördükleri ayrıntıları” bir kâğıda yazmaları ve sonraki gün okula geldiklerinde duygularını sesli olarak sınıfa iletmeleri istenebilir.
Önerilen Filmler
400 Darbe (1959)
Cennet Sineması (1988)
Ekim Düşü (1999)
Billy Elliot (2000)
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2004)
Yerdeki Yıldızlar (2007)
Bumm Bumm Bole (2010)
Temple Grandin (2010)
Dibnotlar:
Dr. Öğr. Üyesi Yunus Namaz, Fırat Üniversitesi.
[2]Mustafa Çağrıcı, “Hilm”, TDV İslam Ansiklopedisi, 18.cilt, s.33
İlgili Yazılar
Koltuğun Hacmi
Geçtiğimiz haftalarda içimizi ısıtan, yüreğimizi soğutan bir habere dikkat kesildik. Habere konu olan olay bir okul bahçesinde geçiyordu. Çocuklar dışarda oyun oynarken, okul bahçesine yanaşan kamyon, karşısında kalabalık bir ordu buldu. Adı boykot listelerinin başlarında yer alan dondurma markasının nakliye aracının içeriye geçişini engelleyen bahçedeki çocuklardı. Alnı öpülesi çocuklar…
Ölümsüzler Köyü
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm; Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm. Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum.” Gılgamış hepimiz adına konuşuyor, onun ölümden korktuğu gibi hepimiz korkarız ölümden. “Old Men Never Die” orijinal adıyla “Piremard’ha Nemimirand” (Ölümsüzler Köyü), …
Nils Holgersson Dedemin Nesi Olur? Bayburt-İsveç Hattında Bir Çocuk Edebiyatı Kanonunun Öyküsü
On dokuzuncu yüzyıl İsveç kırsalına uzanmadan önce otuz beş yıl öncesinin Bayburt’una uzanmalıyız. İsveç’le Bayburt arasındaki göbek bağını hemen herkes bilir. Selma Lagerlöf ile dedemin tanış olduğunu da söylersem ve Nils Holgersson’un, kıymalı pideyle tatlandırılmış dede-nine-torun pazar sabahı resitalinin gizli kahramanı olduğunu da eklersem beni kovalamayın, olmayan arabamın egzozuna gazoz kutuları bağlamayın lütfen.
Beyaz Adama Aldırma, Umudunu Kaybetme
Hangi coğrafyada ne ölçüde insanlıktan çıkıldığını ve hangi insanlara insan olma hakkı tanınmadığını uzunca tartışmadan başka bir tuhaflığın peşine düşeceğim: Aynı beyaz adam iktisadi açıdan verimsiz bulduğu kölelik sisteminden vazgeçip öldürmeyen ama süründüren İşçi-işveren; toprak sahibi-ortakçı gibi unvanları keşfetti.
Sinvar’ın Âsası
Yüzündeki öfkeyi kim görmüş başka bir yüzde?
Başka yüzlerin öfkesi, anlata anlata bitirilemeyecek borçlar çıkarır.
Küsmüş suratlar dökülür insanların öfkelerinden.
Haklı ile haksız birbirine girer.
Alacaklı çıkarır bizim alışık olduğumuz öfkeler.
Hiçbir yüzde göremediğimiz bu öfke hâlbuki,
Kaşını malayani görünceye çatan pirifânininki sanki.
Temiz yüzlü, pak.
Yaşı zindanlara sığmayan bir öfke.