“Öncelikle, terörizmin bir kişinin davranışını etkilemek, cezaya çarptırmak ya da intikam almak amacıyla yasadışı şiddet kullanımı şeklinde tanımlanması gerektiğini düşünüyorum. Eğer terörü bu şekilde tanımlarsak, keşfedeceğimiz ilk şey, küresel olarak hem hükümetler hem de özel gruplar tarafından çok geniş bir ölçekte hayata geçirildiğidir.”
İkbal Ahmed, 20. Yy’ın en etkili aktivist entellektüellerinden biri olarak kabul edilir. Hindistan ve Pakistan’ın ayrılmasından sonra Pakistan’a göç etmiş, eğitim için gittiği Amerika’da bir kolejde siyaset bilimi hocalığı yapmıştır. Kitap ise Davıd Barsamıan’ın İkbal Ahmed ile yaptığı uzun soluklu söyleşilerden oluşuyor. Kitap, Ahmed’in kişisel anlatısından, emperyalizme, Cezayir bağımsızlık savaşına, Filistin sorununa, Bosna ve Kosova katliamlarına, Ahmed’in Ortadoğu’ya dair geniş perspektifli değerlendirmelerine kadar birçok konuyu içeriyor. İlgi çekici bir şekilde dönemin etkili entellektüelleri Frantz Fanon, Malcom X, Edward Said ve Noam Chomsky ile olan ilişkilerini; bunun yanında Gandhi ve Yaser Arafat gibi siyasilerle olan etkileşimlerinide kitap bağlamında okumak mümkün. Kitabın önsözünü yazan Edward Said, İkbal Ahmed’ten ‘politik meselerlerdeki akıl hocam’ olarak bahsetmektedir.
HAPİSHANE ÇAĞI
IŞIK ERGÜDEN / SEL YAYINLARI
“Kapatma, hukuksal açıdan anlamsız ve işlevsizken; iktisadi açıdan -sistem için- aşırı külfetliyken; felsefi açıdan -insan varlığı için- saçmayken; bunca devasa bir kütlesellikte varlığını sürdürüyorsa, ütopik lafların ve tasarıların ardında başka bir gerçeğe denk düştüğü içindir: Sistem açısından ne işlenen suç ve verilen ceza önemlidir, ne de kapatılan kişinin rehabilitasyonu.”
Yazara göre, Kapitalizm süreğen bir şimdiki zaman duygusu uyandırır, bugün var olan her şey hep varmış, ezeli ve ebediymiş gibi gelir. İnsan, içine doğulan zamanın olguları adeta varlığa içkinmiş, varlığı vazgeçilmezmiş gibi güdülenir. Kitaba göre bu ezeliyeti ve ebediyeti öğretilmiş(!) olgulardan biride hapishane olarak adlandırılan mekândır. Tarihi yaklaşık olarak üç yüzyıl kadar geriye gidebilecek olan bu mekânın doğuşu kapitalizmin ilk nüveleriyle paraleldir denebilir. Hukuk’un suça karşı oluşturduğu bir ceza biçimidir genel algıya göre. Peki, özü itibariyle hapishane neye tekabül eder? Işık Ergüden, kendi hapishane tecrübelerinden de mülhem bu konuyu derinlemesine analiz ederek, dikkate değer bir çalışma ortaya koyuyor. Kitabın amacı olarak da hapishanesizlik talebini her türlü mücadelenin başına koymaktır diyor. Her türlü fiziksel şiddet bir yana bırakılsa bile, kapatılmanın kendisi bizatihi çok büyük bir şiddettir. Israrla güdülenmiş bu insanlık dışı mekânın varlığı tartışılmaya açılmalı ve hapishanesiz bir yaşam talep edilmelidir yazara göre.
HEİDEGGER’İN KULÜBESİ
ADAM SHARR / DERGAH YAYINLARI
“Heidegger’in kulübe yaşamına dair retoriği onu varoluş ile sert bir ilişki içine yerleştirir. O, yapıyı ve çevresini mevcudiyete dair aktif soruların bir parçası olarak ortaya döker. Onun için bu yapı kendi sakinlerini ve etrafını güçlü bir şekilde düşünmeye dair işaretlerin izini sürerek çevreler. Kulübe, içindeki araç-gereç ve (kulübenin) ufak bölümleri, insanın ikamet etmesine olanak sağlayan boş kaplara dönüşür.”
Alman filozof Heidegger, oturma ve yer üzerine yaptığı çalışmaları ile 20. Yy’ın birçok aydınını etkilemiştir. Bu çalışmalar sadece felsefecilerin değil mimarlarında yakından ilgisini çekmiştir. Heidegger, kırsal da kendisi için bir kulübe inşa ettirmiş, yılın belli zamanlarını burada geçirmiştir. Bir dağın yamacında, yerleşim alanından fark edilir bir uzaklıkta bulunan kulübe filozof için önemli bir yere sahiptir. Kulübenin yanında yamaca paralel yerleşmiş çeşmeden, kulübe çevresinden bulunan patika yollara; rüzgârın esişiyle beraber kulübenin ve doğanın ilgi çekici sesleri filozofun varlıkla ilgili yakın temasını arttırmıştır. Adam Sharr, bu denli yoğun teorik anlatının oluştuğu mekânı kendi deyişiyle bir mimar olarak anlatmaya ve analiz etmeye çalışır. Yazar, Kulübenin detaylı fotoğrafları, çizimleri ve maketiyle nitelikli bir metin ortaya koyar.
TÜRK’E TAPMAK
ONUR ATALAY-İLETİŞİM YAYINLARI
“Lenin’in ölümünden sonra, Rus Ortodoks geleneklerindeki mevkilerin seküler karşılıklarını işgal etmeye başlar. Özellikle de üç mevkiin: aziz, peygamber ve şehit. Tıpkı bir aziz gibi vücudu bozulmadan kalacaktır ama bu bozulmama hali azizlerde olduğu gibi emr-i ilahi ile değil bilimin yol göstericiliğiyle sağlanmaktadır. Tıpkı bir peygamber gibi kutsal mesajı taşımıştır, ama bu Tanrı’nın mesajını halka iletmek şeklinde değil, Marksizmin mesajını işçi ve köylülere iletmek şeklinde vaki olmuştur.”
Cumhuriyetin ilanının paralelinde, laiklik kabul edilmiş ve peşi sıra kamusal alan Cumhuriyet kadroları tarafından seküler bir zeminde inşa edilmeye çalışılmıştır. İktidar alanı dinin içeriğinden bağımsızlaştırılıp yeni bir form oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu, yazarın iddiasına göre ‘din’siz bir form olmayıp bilakis ‘seküler bir din’in inşasıdır. Yazara göre, üç yeni kutsal etrafında bu inşa sürdürülmüştür: medeniyet, bilim ve milliyetçilik. Bunların kutsallığı farklı veçheleriyle tekrar tekrar üretilmiştir. Medeniyet, bilim ve milliyetçilik sonunda şef kavramlarının kutsallık halesiyle çevrilip, Cumhuriyet’in ‘yeni insan’ının özü mayalanmıştır. Yazar dönemin kaynaklarını ciddi bir biçimde tasnif ederek, genç cumhuriyetin ‘manevi’ temellerini yeniden değerlendirmeye çalışıp geleneksel dinin evreninden Kemalist kavramlara doğru yaşanan kutsallık naklinin farklı yönlerini ortaya koyuyor.
Hakikat, Postmodern Çağda Bilgelik Arayışı John D. Caputo / Kapı Yayınları “Orta Çağda biri ‘kilise şunu öğretiyor…’ demişse, bu söz odadaki herkesin sesini keserdi. Fakat günümüzde bir Büyük Hakikat adayı varsa, o da bilimdir. Bilim bizim gorilimizdir. Biri ‘bilim diyor ki…’ dediğinde, sohbetin bittiğini düşünürüz. Yani biz postmodernist hermönetler, gözü kara olmalıyız; hem piskoposların, hem …
İSLAM DÜŞÜNCE GELENEKLERİ
ÖMER TÜRKER
KETEBE YAYINLARI
“İslam dünyası genel olarak bilimlerde ve teknolojide Batı karşısında geri kalmışlığın bedelini önce peyderpey sömürgeleşerek sonra da değerler krizine duçar olmakla ödemeye başlamıştır. Hala da bu kriz, bütün acımasızlığıyla Müslüman dünyayı kasıp kavurmaktadır. Bu bakımdan İslam dünyasının krizi, fıkıh ve tefsir gibi uygulamalı dini bilimlerden ziyade düşünce ve teorik bilimlerdedir. Müslümanlar dünyaya açıklama, isim verme, anlamlandırma ve müeyyide koyma gücünü yitirmiştir. Kuşkusuz bu durum hayatın bütün alanlarına sirayet ettiğinden dini ve felsefi pratik ilimler de krizden derinlemesine etkilenmektedir. Krizin kaynaklarını doğru tespit etmediğimiz sürece çözüm arayışlarımız da sorunlu olacaktır. İğneyi karanlıkta kaybedip aydınlıkta arama işini tadını kaçıracak şekilde uzattığımız söylemek abartı olmaz.”
İmam Şafii: Âlim ve Veli Kecia Ali / Türkçesi: Mehmet Ali Okan Doğan – Vakıfbank Kültür Yayınları ”Şafii, bilinmeyen veya doğrulanamayacak kanıtlara yaslanan geniş kapsamlı mutabakatlardansa metinsel kaynakları yeğ tutar. Bu tercihi, onu ilk dönemlerinde rakiplerinin karşı çıktığı başka bir tercihe götürür: Şafii, bir sahabeden kaynaklanan tek tük rivayetleri dahi, ilahi metinlerin zincirinden boşanmış insan …
“Bilimsel Devrim bilimi dinden kurtardı. Yeni bilim ruhu maddeden kurtardı. Dünya bilgisinin kaynağı olarak vahyin yerine akıl ve deney aldı. Bilimsel Devrim’den sonra Tanrı’nın en sonunda doğadan tamamen dışlanması ve bilimin Tanrı’nın varlığını inkâr etmesi kaçınılmazdı. Bu mesnetsiz iddialar popüler bilim tarihinin içine işleyerek sık sık tekrarlanır hale geldi. Evrim ve yaradılış üstüne yazan gazeteciler, küresel ısınmanın kaynaklarını araştıran çevreciler, bilim üstüne eleştiriler yazan feministler ve modern dünyanın yarattığı düş kırıklığına ağıtlar yakan New Age’in peygamber özentileri -hepsi bu mantrayı tekrarlamakta ve on yedinci yüzyılın bilimin dinden boşanmasına tanık olduğu inancını tekrarlamaktadır.
“…esas mesele; modern Batılı sistemin uluslararası arenada birkaç asırdır oluşturduğu belirsizlik, ilkesizlik, uluslararası teamüllerin ihlal edildiği bir risk durumu dikkate alındığı zaman Covid-19 pandemisi ile uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu muhasebe sürgit devam ederken İslam dünyasının, Batılıların insanlığı karşı karşıya getirdiği tahakkümü, sömürüyü ve kriz alanlarını iyi tespit etmesi ve bunlara çözüm tekliflerini sunması gerekmektedir. Kanaatimizce bu durum modernitenin, ortaya çıkardığı sorunların ve risklerin daha ileri bir düzeyde sorgulanmasını beraberinde getirecektir.
Kitap Seçkisi
İMPARATORLUĞA MEYDAN OKURKEN
“Öncelikle, terörizmin bir kişinin davranışını etkilemek, cezaya çarptırmak ya da intikam almak amacıyla yasadışı şiddet kullanımı şeklinde tanımlanması gerektiğini düşünüyorum. Eğer terörü bu şekilde tanımlarsak, keşfedeceğimiz ilk şey, küresel olarak hem hükümetler hem de özel gruplar tarafından çok geniş bir ölçekte hayata geçirildiğidir.”
İkbal Ahmed, 20. Yy’ın en etkili aktivist entellektüellerinden biri olarak kabul edilir. Hindistan ve Pakistan’ın ayrılmasından sonra Pakistan’a göç etmiş, eğitim için gittiği Amerika’da bir kolejde siyaset bilimi hocalığı yapmıştır. Kitap ise Davıd Barsamıan’ın İkbal Ahmed ile yaptığı uzun soluklu söyleşilerden oluşuyor. Kitap, Ahmed’in kişisel anlatısından, emperyalizme, Cezayir bağımsızlık savaşına, Filistin sorununa, Bosna ve Kosova katliamlarına, Ahmed’in Ortadoğu’ya dair geniş perspektifli değerlendirmelerine kadar birçok konuyu içeriyor. İlgi çekici bir şekilde dönemin etkili entellektüelleri Frantz Fanon, Malcom X, Edward Said ve Noam Chomsky ile olan ilişkilerini; bunun yanında Gandhi ve Yaser Arafat gibi siyasilerle olan etkileşimlerinide kitap bağlamında okumak mümkün. Kitabın önsözünü yazan Edward Said, İkbal Ahmed’ten ‘politik meselerlerdeki akıl hocam’ olarak bahsetmektedir.
HAPİSHANE ÇAĞI
“Kapatma, hukuksal açıdan anlamsız ve işlevsizken; iktisadi açıdan -sistem için- aşırı külfetliyken; felsefi açıdan -insan varlığı için- saçmayken; bunca devasa bir kütlesellikte varlığını sürdürüyorsa, ütopik lafların ve tasarıların ardında başka bir gerçeğe denk düştüğü içindir: Sistem açısından ne işlenen suç ve verilen ceza önemlidir, ne de kapatılan kişinin rehabilitasyonu.”
Yazara göre, Kapitalizm süreğen bir şimdiki zaman duygusu uyandırır, bugün var olan her şey hep varmış, ezeli ve ebediymiş gibi gelir. İnsan, içine doğulan zamanın olguları adeta varlığa içkinmiş, varlığı vazgeçilmezmiş gibi güdülenir. Kitaba göre bu ezeliyeti ve ebediyeti öğretilmiş(!) olgulardan biride hapishane olarak adlandırılan mekândır. Tarihi yaklaşık olarak üç yüzyıl kadar geriye gidebilecek olan bu mekânın doğuşu kapitalizmin ilk nüveleriyle paraleldir denebilir. Hukuk’un suça karşı oluşturduğu bir ceza biçimidir genel algıya göre. Peki, özü itibariyle hapishane neye tekabül eder? Işık Ergüden, kendi hapishane tecrübelerinden de mülhem bu konuyu derinlemesine analiz ederek, dikkate değer bir çalışma ortaya koyuyor. Kitabın amacı olarak da hapishanesizlik talebini her türlü mücadelenin başına koymaktır diyor. Her türlü fiziksel şiddet bir yana bırakılsa bile, kapatılmanın kendisi bizatihi çok büyük bir şiddettir. Israrla güdülenmiş bu insanlık dışı mekânın varlığı tartışılmaya açılmalı ve hapishanesiz bir yaşam talep edilmelidir yazara göre.
HEİDEGGER’İN KULÜBESİ
“Heidegger’in kulübe yaşamına dair retoriği onu varoluş ile sert bir ilişki içine yerleştirir. O, yapıyı ve çevresini mevcudiyete dair aktif soruların bir parçası olarak ortaya döker. Onun için bu yapı kendi sakinlerini ve etrafını güçlü bir şekilde düşünmeye dair işaretlerin izini sürerek çevreler. Kulübe, içindeki araç-gereç ve (kulübenin) ufak bölümleri, insanın ikamet etmesine olanak sağlayan boş kaplara dönüşür.”
Alman filozof Heidegger, oturma ve yer üzerine yaptığı çalışmaları ile 20. Yy’ın birçok aydınını etkilemiştir. Bu çalışmalar sadece felsefecilerin değil mimarlarında yakından ilgisini çekmiştir. Heidegger, kırsal da kendisi için bir kulübe inşa ettirmiş, yılın belli zamanlarını burada geçirmiştir. Bir dağın yamacında, yerleşim alanından fark edilir bir uzaklıkta bulunan kulübe filozof için önemli bir yere sahiptir. Kulübenin yanında yamaca paralel yerleşmiş çeşmeden, kulübe çevresinden bulunan patika yollara; rüzgârın esişiyle beraber kulübenin ve doğanın ilgi çekici sesleri filozofun varlıkla ilgili yakın temasını arttırmıştır. Adam Sharr, bu denli yoğun teorik anlatının oluştuğu mekânı kendi deyişiyle bir mimar olarak anlatmaya ve analiz etmeye çalışır. Yazar, Kulübenin detaylı fotoğrafları, çizimleri ve maketiyle nitelikli bir metin ortaya koyar.
TÜRK’E TAPMAK
“Lenin’in ölümünden sonra, Rus Ortodoks geleneklerindeki mevkilerin seküler karşılıklarını işgal etmeye başlar. Özellikle de üç mevkiin: aziz, peygamber ve şehit. Tıpkı bir aziz gibi vücudu bozulmadan kalacaktır ama bu bozulmama hali azizlerde olduğu gibi emr-i ilahi ile değil bilimin yol göstericiliğiyle sağlanmaktadır. Tıpkı bir peygamber gibi kutsal mesajı taşımıştır, ama bu Tanrı’nın mesajını halka iletmek şeklinde değil, Marksizmin mesajını işçi ve köylülere iletmek şeklinde vaki olmuştur.”
Cumhuriyetin ilanının paralelinde, laiklik kabul edilmiş ve peşi sıra kamusal alan Cumhuriyet kadroları tarafından seküler bir zeminde inşa edilmeye çalışılmıştır. İktidar alanı dinin içeriğinden bağımsızlaştırılıp yeni bir form oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu, yazarın iddiasına göre ‘din’siz bir form olmayıp bilakis ‘seküler bir din’in inşasıdır. Yazara göre, üç yeni kutsal etrafında bu inşa sürdürülmüştür: medeniyet, bilim ve milliyetçilik. Bunların kutsallığı farklı veçheleriyle tekrar tekrar üretilmiştir. Medeniyet, bilim ve milliyetçilik sonunda şef kavramlarının kutsallık halesiyle çevrilip, Cumhuriyet’in ‘yeni insan’ının özü mayalanmıştır. Yazar dönemin kaynaklarını ciddi bir biçimde tasnif ederek, genç cumhuriyetin ‘manevi’ temellerini yeniden değerlendirmeye çalışıp geleneksel dinin evreninden Kemalist kavramlara doğru yaşanan kutsallık naklinin farklı yönlerini ortaya koyuyor.
İlgili Yazılar
Kitap Seçkisi
Hakikat, Postmodern Çağda Bilgelik Arayışı John D. Caputo / Kapı Yayınları “Orta Çağda biri ‘kilise şunu öğretiyor…’ demişse, bu söz odadaki herkesin sesini keserdi. Fakat günümüzde bir Büyük Hakikat adayı varsa, o da bilimdir. Bilim bizim gorilimizdir. Biri ‘bilim diyor ki…’ dediğinde, sohbetin bittiğini düşünürüz. Yani biz postmodernist hermönetler, gözü kara olmalıyız; hem piskoposların, hem …
Kitap Seçkisi
İSLAM DÜŞÜNCE GELENEKLERİ
ÖMER TÜRKER
KETEBE YAYINLARI
“İslam dünyası genel olarak bilimlerde ve teknolojide Batı karşısında geri kalmışlığın bedelini önce peyderpey sömürgeleşerek sonra da değerler krizine duçar olmakla ödemeye başlamıştır. Hala da bu kriz, bütün acımasızlığıyla Müslüman dünyayı kasıp kavurmaktadır. Bu bakımdan İslam dünyasının krizi, fıkıh ve tefsir gibi uygulamalı dini bilimlerden ziyade düşünce ve teorik bilimlerdedir. Müslümanlar dünyaya açıklama, isim verme, anlamlandırma ve müeyyide koyma gücünü yitirmiştir. Kuşkusuz bu durum hayatın bütün alanlarına sirayet ettiğinden dini ve felsefi pratik ilimler de krizden derinlemesine etkilenmektedir. Krizin kaynaklarını doğru tespit etmediğimiz sürece çözüm arayışlarımız da sorunlu olacaktır. İğneyi karanlıkta kaybedip aydınlıkta arama işini tadını kaçıracak şekilde uzattığımız söylemek abartı olmaz.”
Kitap Seçkisi
İmam Şafii: Âlim ve Veli Kecia Ali / Türkçesi: Mehmet Ali Okan Doğan – Vakıfbank Kültür Yayınları ”Şafii, bilinmeyen veya doğrulanamayacak kanıtlara yaslanan geniş kapsamlı mutabakatlardansa metinsel kaynakları yeğ tutar. Bu tercihi, onu ilk dönemlerinde rakiplerinin karşı çıktığı başka bir tercihe götürür: Şafii, bir sahabeden kaynaklanan tek tük rivayetleri dahi, ilahi metinlerin zincirinden boşanmış insan …
Kitap Seçkisi
“Bilimsel Devrim bilimi dinden kurtardı. Yeni bilim ruhu maddeden kurtardı. Dünya bilgisinin kaynağı olarak vahyin yerine akıl ve deney aldı. Bilimsel Devrim’den sonra Tanrı’nın en sonunda doğadan tamamen dışlanması ve bilimin Tanrı’nın varlığını inkâr etmesi kaçınılmazdı. Bu mesnetsiz iddialar popüler bilim tarihinin içine işleyerek sık sık tekrarlanır hale geldi. Evrim ve yaradılış üstüne yazan gazeteciler, küresel ısınmanın kaynaklarını araştıran çevreciler, bilim üstüne eleştiriler yazan feministler ve modern dünyanın yarattığı düş kırıklığına ağıtlar yakan New Age’in peygamber özentileri -hepsi bu mantrayı tekrarlamakta ve on yedinci yüzyılın bilimin dinden boşanmasına tanık olduğu inancını tekrarlamaktadır.
Kitap Seçkisi
“…esas mesele; modern Batılı sistemin uluslararası arenada birkaç asırdır oluşturduğu belirsizlik, ilkesizlik, uluslararası teamüllerin ihlal edildiği bir risk durumu dikkate alındığı zaman Covid-19 pandemisi ile uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu muhasebe sürgit devam ederken İslam dünyasının, Batılıların insanlığı karşı karşıya getirdiği tahakkümü, sömürüyü ve kriz alanlarını iyi tespit etmesi ve bunlara çözüm tekliflerini sunması gerekmektedir. Kanaatimizce bu durum modernitenin, ortaya çıkardığı sorunların ve risklerin daha ileri bir düzeyde sorgulanmasını beraberinde getirecektir.