Salgın Günlerinde Toplumu ve Siyaseti Yeniden Düşünmek
Abdulkadir Macit / İlem Yayınları
“…esas mesele; modern Batılı sistemin uluslararası arenada birkaç asırdır oluşturduğu belirsizlik, ilkesizlik, uluslararası teamüllerin ihlal edildiği bir risk durumu dikkate alındığı zaman Covid-19 pandemisi ile uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu muhasebe sürgit devam ederken İslam dünyasının, Batılıların insanlığı karşı karşıya getirdiği tahakkümü, sömürüyü ve kriz alanlarını iyi tespit etmesi ve bunlara çözüm tekliflerini sunması gerekmektedir. Kanaatimizce bu durum modernitenin, ortaya çıkardığı sorunların ve risklerin daha ileri bir düzeyde sorgulanmasını beraberinde getirecektir. Tabii olarak bu hususta Müslümanların modernitenin insanlığı sürüklediği tüm krizleri bir imkan olarak idrak ederek modernizme yönelik ileri sorgulamalar sonrasında insanlığa gerçekçi (hakk) ve bütünlüklü bir çözüm üretmeyi başarması gerekmektedir.”
Covid-19 salgının adından daha az söz ettiğimiz bir zaman dilimine girmiş olsak da büyük oranda etkileri devam etmekte ve görünen o ki gelecek zamanlarda da devam edecek. Salgın ile birlikte dünya farklı bir mecraya evriliyor. Artık dile hâkim olmuş ‘Covid-19’ dan önce veya sonra diye yaygın kullanım dahi söz konusu. Önce yaşanan biyolojik süreç ardından tüm katmanlarda etkisini gösteren değişim rüzgârı bir silsile halinde ve bazen de dip dalga olarak devam ediyor. Hal böyle olunca sağlık, siyaset, felsefe, sanat, sosyoloji, ekonomi ve ila ahir her alanda ciddi bir değişim söz konusu. Covid-19 sürecinin henüz başındayken İlem Yayınları bu süreci okuyabilmek adına süreci farklı yönleriyle değerlendiren bir çalışma dosyası yayınladı. Mezkûr kitapta bu dosya çalışmasının siyaset, sosyoloji, veri bilimleri, iktisat, eğitim gibi makalelerin genişletilip derlenmiş halini içeriyor. Kitap, sürecin bizleri hayatın içinde pratik olarak karşılaştığımız noktalardan öte uzun soluklu pratikleri açısından analiz etme çalışıyor. Editöre göre süreç uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliğini ortaya koyuyor. Bugün küreselleşme ile devam eden Batı hegemonyası insanlığı bu noktaya getirdi. Bu tespit ile birlikte Müslümanlar insanlığa bu krizden çıkışın yollarını gösterecek araçlar üretme noktasında çaba gösterip bir umut olma imkanını iyi değerlendirebilmelidir. 25
Perspektif
Erwin Panofsky / Metis Yayınları
“Bir kez daha, perspektif konusunda elde edilen bu başarının aslında bilgi kuramı ve doğa felsefesinde sağlanan başarıların somut bir ifadesinden başka bir şey olmadığını belirtmeliyiz: Sonsuza uzanan ve isteğe göre yeri belirlenebilen bir kaçış noktasını merkez alan mekan anlayışına sahip asıl merkezi perspektifin yavaş yavaş gelişmesiyle birlikte -ki Giotto ve Duccio’nun Yüksek Skolastiğin geçiş dönemine özgü mekan anlayışına uygun düşen mekanlarının aşıldığı yıllardır bunlar- soyut düşüncenin, Aristotalesçi dünya görüşünden o döneme dek hep perdelenmiş kopuşunun kararlılıkla ve apaçık bir biçimde gerçekleştiği yıllar da aynı yıllardır ve bu dönemde, dünyanın merkezini mutlak bir merkez olarak alan, kozmosu bu mutlak merkezin çevresine inşa eden, gökkürenin en dıştaki katmanını da bu kozmosu çevreleyen mutlak bir sınır olarak gören tasavvurdan nihayet feragat edilmiş, böylece sadece Tanrı’da önceden tasarlanmış olarak kalmayan, deneysel gerçeklikte de somut gerçekleştirilen bir sonsuzluk kavramı geliştirilmiştir….”
Perspektif, Latince bir sözcük olup, içinden bakmak anlamına gelir. Bir resim tekniği olarak bakış noktası, ufuk çizgisi, bakılan nesne, nesneye yönlendirilmiş ışınlar gibi araçlardan oluşur. Bakış noktasından izleyicinin nesneyi resim düzleminde ifade etme biçimidir diyebiliriz. Lakin perspektif yalnızca bir resim tekniğidir deyip geçilebilecek bir şey midir? Panofsky kültleşmiş bu eserinde perspektifi çok iyi bir resim tekniği olma kategorisinden çıkarıp Batı düşüncesinin serancamı içinde ve yine ona özgü olacak şekilde bir ‘biçim verme istemi’nin bileşeni haline getirir. Bu istem, Batı kültürünün kültürel, psikolojik, felsefi vb etkilerini perspektif tekniği ile somutlaştırmaktadır. Yazara göre merkezi perspektif, iki temel öncülden hareket eder: Birincisi, hareketsiz tek bir gözle bakıyor olduğumuz öncülüdür; diğeri ise, görme piramidini bölen düzlemsel arakesitin, bizim optik imgemize muadil bir reprodüksiyon olduğudur. Buna göre kabul edilen sonsuz, sabit ve homojen matematiksel mekân gerçeklikle uyuşmaz. Zira yazara göre algı sonsuzluk kavramını tanımaz, bilinçli olarak mekânsal alana bağlıdır. Dolayısıyla homojen mekân, verili değil üretilmiş mekandır.
Mutluluk ve Felsefe
İbn Miskeveyh / Klasik Yayınları
“En erdemli düşünmenin, üzerinde düşünülen en erdemli şey hakkında gerçekleştirilen olduğunu söyledik. Üzerinde düşünülen en erdemli şey ise kendisinden sonra başka hiçbir şeyin düşünülmesine ihtiyaç bırakmayan ve hiçbir zaman başka bir şeye sevketmeyen, bilakis kendisi için istenen, asla başkası için istenmeyendir. O halde en yüce mutluluk, düşünme ve ayırt etmeyi elde etmek suretiyle elde edilir… Daima hayat dolu, ümitvar ve umut dolu olmak, soğukkanlılık, gerçekten küçük bir miktarda olması dışında dünya işlerinde özensiz olmak, diğer insanların durumuyla ilgilendiği zaman uyum göstermek ve görünürde yakınlık kurmak, iç yüzünde ise onlardan ayrı olmak, bu dereceye ulaşan kişinin alametlerindendir. Ayrıca o, başkasından değil, kendiliğinden mutlu ve neşe içindedir ve bu halin, onun için değişmez olması gerekir.”
İnsan için söz konusu olan mutluluk nedir? İnsan bu mutluluğa nasıl ulaşabilir? Mutluluk insanın çabasına ne kadar bağlıdır? Bu vb sorular ahlak felsefesinin kadim sorularındandır. Ve tüm zaman dilimlerinde dahi insanın cevabını aradığı sorulardır. İslam Ahlak felsefesi metinlerinde de bu konu işlene gelmiştir. İbn Miskeveyh bu eserinde söz konusu soruların izini felsefi metinlerinde ışığında olacak şekilde sürüyor. İbn Miskeveyh’e göre mutluluk hikmet yoluyla ve felsefi ilimlerin tahsili neticesinde elde edilebilecektir. Ona göre insanların çoğu servet, sağlık vb maddi şeyleri mutluluğun kaynağı olarak görerek yanılmaktadır, bunlar aracılığıyla insanlar mutluluk zannedilen şeye ulaşmaktadırlar. Oysa ki asıl mutluluk insana has uzak yetkinliğin gerçekleştirilmesiyle mümkün olan mutluluktur. Yine aynı şekilde talih yoluyla elde edilen herhangi bir şey insan için mutluluk sebebi olmaktan uzaktır, asıl mutluluk insanın cehd ve gayretiyle elde edilir. Eser boyunca Aristotales’in fikirleri üzerinden kimi temellendirmelerde yapılmaktadır. Başta da değindiğimiz gibi kadim bir soruya cevap olması sebebiyle eleştirel bir yaklaşımla istifade edilebilecek önemli bir çalışma kanaatimizce.
Ruh Hali
Kemal Sayar / Kapı Yayınları
“Esas itibariyle hayatımıza anlam katan unsurlar üç ana eksenden oluşur. Öncelikle, dünyaya verdiklerimizle bir anlam kazanırız. ‘Biz olmasaydık dünyadan ne eksilecekti, biz hangi değerleri üretiyoruz?’ sorularına verdiğimiz cevaplarla kendi varlığımıza ilişkin bir bilgi ediniriz; ürettiğimiz değerler bize bir anlam duygusu verir. İkinci olarak, dünyadan aldıklarımız hayatımızın anlamını belirler. Çevresinden sevgi ve yakınlık görenler hayata daha olumlu anlamlar atfederler… Hayatı anlamlandırmanın üçüncü ekseni ise kaderimize rıza göstermektir. Şüphesiz, kadere rıza göstermek derken her şeye eyvallah demeyi kastetmiyoruz. Kastımız, hayatın kaçınılmaz gerçekleriyle yüz yüze geldiğimiz zaman bunu kabullenmek ama hayattan asla el etek çekmemektir. ’Ben bu acıya tahammül edebilirim. Bunlar beni yıkmaz. Ben ayaklarım üzerinde kalırım’, yani ‘Yaşadıklarımdan bir şeyler öğreneceğim’, diyebilirsek yine hayatımızı daha anlamlı bir biçimde yaşayabiliriz.”
Ruh Hali, bireysel mutluluk-sosyal mutluluk ve ruhun yaraları diye iki ana başlıkta toparlanmış; Kemal Sayar’ın uzun hayat yolculuğumuzda ruh halimizi konuşmak adına kaleme aldığı, çeşitli denemelerinden oluşuyor. Pandemi sonrası toplumsal olarak yaşanan zor süreçler bu konuyu konuşmayıda elzem kılıyor. İlk bölüm mutluluk, hayatın anlamı, öfke, kıskançlık, evlilik vb konulardan oluşurken; ikinci bölüm depresyon, bağımlılık, takıntılar, narsizim gibi ruh yaraları dediği konuların işlendiği metinlerinden oluşuyor. Sayar, herkes içindeki iyiliği geri çağırsın diyor. Keza insan olmak, ‘kendi taşını koyarken, dünyanın kuruluşuna yardım ettiğini hissetmektir.’ İnsanların yaşadığı anlam boşluklarına da değinen yazar, içimizdeki boşluğu maddi tüketim yoluyla doldurmaya çalıştığımızı ancak bunun içimizdeki boşluğu daha da derinleştirdiğini vurguluyor. Muhabbet havasında olmakla beraber bir kaynak olma yönünü de barındırıyor eser. İnsanın, ‘insan’ olan yönünü konuşma gayretinde olduğu için, eserde herkesin kendinden bir parça bulabileceği kanaatindeyiz.
“Müslümanların birlik içinde olduğu inancı da tarihi temelleri bulunmayan bir yanılgıdır. Hatta bunun tam tersi doğrudur; şöyle ki, aslında sömürgeciliğin yarattığı kötü koşulların saikiyle Müslümanlar arasında küresel bir dayanışma fikrinin ilk tohumları yeşermeye başladı ve Avrupa ırkçılığına karşı ortak bir İslam medeniyeti tahayyülü zaman içinde gelişti. Yani on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Avrupa hegemonyasının zirve yapmasına dek, Müslüman toplumlar dünya çapında siyasi bir birliğe sahip olmayı hayal dahi etmemişti.”
Yeryüzü Yakılıp Yıkılırken Jonathan Crary / Metis Yayınları “Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde. Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü-sisteminin söndürülmesiyle iç içe geçmiş durumda. Artık kapitalizmin en son, ‘yakıp-yıkma’ safhasındayız. Askeri bağlamda bu tabir, yenilmiş bir halkın veya yaklaşan bir ordunun faydalanmasını engellemek …
İmam Şafii: Âlim ve Veli Kecia Ali / Türkçesi: Mehmet Ali Okan Doğan – Vakıfbank Kültür Yayınları ”Şafii, bilinmeyen veya doğrulanamayacak kanıtlara yaslanan geniş kapsamlı mutabakatlardansa metinsel kaynakları yeğ tutar. Bu tercihi, onu ilk dönemlerinde rakiplerinin karşı çıktığı başka bir tercihe götürür: Şafii, bir sahabeden kaynaklanan tek tük rivayetleri dahi, ilahi metinlerin zincirinden boşanmış insan …
İSLAM DÜŞÜNCE GELENEKLERİ
ÖMER TÜRKER
KETEBE YAYINLARI
“İslam dünyası genel olarak bilimlerde ve teknolojide Batı karşısında geri kalmışlığın bedelini önce peyderpey sömürgeleşerek sonra da değerler krizine duçar olmakla ödemeye başlamıştır. Hala da bu kriz, bütün acımasızlığıyla Müslüman dünyayı kasıp kavurmaktadır. Bu bakımdan İslam dünyasının krizi, fıkıh ve tefsir gibi uygulamalı dini bilimlerden ziyade düşünce ve teorik bilimlerdedir. Müslümanlar dünyaya açıklama, isim verme, anlamlandırma ve müeyyide koyma gücünü yitirmiştir. Kuşkusuz bu durum hayatın bütün alanlarına sirayet ettiğinden dini ve felsefi pratik ilimler de krizden derinlemesine etkilenmektedir. Krizin kaynaklarını doğru tespit etmediğimiz sürece çözüm arayışlarımız da sorunlu olacaktır. İğneyi karanlıkta kaybedip aydınlıkta arama işini tadını kaçıracak şekilde uzattığımız söylemek abartı olmaz.”
“Kur’an’a göre insan değersiz bir şey değildir. Maddenin bir kereliğine ve sonsuza kadar yok olacak, minicik bir parçası değildir. Bedeniyle öyle olsa dahi, ruhuyla birlikte doğada sürüklenir ve ‘şeylerin hiç doğmadığı yere’ değil, şeylerin gerçek olduğu yere doğru ilerler. Ahirete inanmayanların, ‘yaşam dünyadan ibarettir, yaşarız ve ölürüz bizi yalnızca zaman yok eder’ diyerek reddettikleri öteyaşamın mevcudiyeti inananların hayatının kilit taşıdır. Onların gerçekten geçici ve yıkıcı olan bu dünyada yaşamalarının sebebi, kalıcı ve mutlu bir dünyada yeniden doğmaktır.
Kitap Seçkisi
Salgın Günlerinde Toplumu ve Siyaseti Yeniden Düşünmek
“…esas mesele; modern Batılı sistemin uluslararası arenada birkaç asırdır oluşturduğu belirsizlik, ilkesizlik, uluslararası teamüllerin ihlal edildiği bir risk durumu dikkate alındığı zaman Covid-19 pandemisi ile uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu muhasebe sürgit devam ederken İslam dünyasının, Batılıların insanlığı karşı karşıya getirdiği tahakkümü, sömürüyü ve kriz alanlarını iyi tespit etmesi ve bunlara çözüm tekliflerini sunması gerekmektedir. Kanaatimizce bu durum modernitenin, ortaya çıkardığı sorunların ve risklerin daha ileri bir düzeyde sorgulanmasını beraberinde getirecektir. Tabii olarak bu hususta Müslümanların modernitenin insanlığı sürüklediği tüm krizleri bir imkan olarak idrak ederek modernizme yönelik ileri sorgulamalar sonrasında insanlığa gerçekçi (hakk) ve bütünlüklü bir çözüm üretmeyi başarması gerekmektedir.”
Covid-19 salgının adından daha az söz ettiğimiz bir zaman dilimine girmiş olsak da büyük oranda etkileri devam etmekte ve görünen o ki gelecek zamanlarda da devam edecek. Salgın ile birlikte dünya farklı bir mecraya evriliyor. Artık dile hâkim olmuş ‘Covid-19’ dan önce veya sonra diye yaygın kullanım dahi söz konusu. Önce yaşanan biyolojik süreç ardından tüm katmanlarda etkisini gösteren değişim rüzgârı bir silsile halinde ve bazen de dip dalga olarak devam ediyor. Hal böyle olunca sağlık, siyaset, felsefe, sanat, sosyoloji, ekonomi ve ila ahir her alanda ciddi bir değişim söz konusu. Covid-19 sürecinin henüz başındayken İlem Yayınları bu süreci okuyabilmek adına süreci farklı yönleriyle değerlendiren bir çalışma dosyası yayınladı. Mezkûr kitapta bu dosya çalışmasının siyaset, sosyoloji, veri bilimleri, iktisat, eğitim gibi makalelerin genişletilip derlenmiş halini içeriyor. Kitap, sürecin bizleri hayatın içinde pratik olarak karşılaştığımız noktalardan öte uzun soluklu pratikleri açısından analiz etme çalışıyor. Editöre göre süreç uluslararası sistemin bir muhasebesinin gerekliliğini ortaya koyuyor. Bugün küreselleşme ile devam eden Batı hegemonyası insanlığı bu noktaya getirdi. Bu tespit ile birlikte Müslümanlar insanlığa bu krizden çıkışın yollarını gösterecek araçlar üretme noktasında çaba gösterip bir umut olma imkanını iyi değerlendirebilmelidir. 25
Perspektif
“Bir kez daha, perspektif konusunda elde edilen bu başarının aslında bilgi kuramı ve doğa felsefesinde sağlanan başarıların somut bir ifadesinden başka bir şey olmadığını belirtmeliyiz: Sonsuza uzanan ve isteğe göre yeri belirlenebilen bir kaçış noktasını merkez alan mekan anlayışına sahip asıl merkezi perspektifin yavaş yavaş gelişmesiyle birlikte -ki Giotto ve Duccio’nun Yüksek Skolastiğin geçiş dönemine özgü mekan anlayışına uygun düşen mekanlarının aşıldığı yıllardır bunlar- soyut düşüncenin, Aristotalesçi dünya görüşünden o döneme dek hep perdelenmiş kopuşunun kararlılıkla ve apaçık bir biçimde gerçekleştiği yıllar da aynı yıllardır ve bu dönemde, dünyanın merkezini mutlak bir merkez olarak alan, kozmosu bu mutlak merkezin çevresine inşa eden, gökkürenin en dıştaki katmanını da bu kozmosu çevreleyen mutlak bir sınır olarak gören tasavvurdan nihayet feragat edilmiş, böylece sadece Tanrı’da önceden tasarlanmış olarak kalmayan, deneysel gerçeklikte de somut gerçekleştirilen bir sonsuzluk kavramı geliştirilmiştir….”
Perspektif, Latince bir sözcük olup, içinden bakmak anlamına gelir. Bir resim tekniği olarak bakış noktası, ufuk çizgisi, bakılan nesne, nesneye yönlendirilmiş ışınlar gibi araçlardan oluşur. Bakış noktasından izleyicinin nesneyi resim düzleminde ifade etme biçimidir diyebiliriz. Lakin perspektif yalnızca bir resim tekniğidir deyip geçilebilecek bir şey midir? Panofsky kültleşmiş bu eserinde perspektifi çok iyi bir resim tekniği olma kategorisinden çıkarıp Batı düşüncesinin serancamı içinde ve yine ona özgü olacak şekilde bir ‘biçim verme istemi’nin bileşeni haline getirir. Bu istem, Batı kültürünün kültürel, psikolojik, felsefi vb etkilerini perspektif tekniği ile somutlaştırmaktadır. Yazara göre merkezi perspektif, iki temel öncülden hareket eder: Birincisi, hareketsiz tek bir gözle bakıyor olduğumuz öncülüdür; diğeri ise, görme piramidini bölen düzlemsel arakesitin, bizim optik imgemize muadil bir reprodüksiyon olduğudur. Buna göre kabul edilen sonsuz, sabit ve homojen matematiksel mekân gerçeklikle uyuşmaz. Zira yazara göre algı sonsuzluk kavramını tanımaz, bilinçli olarak mekânsal alana bağlıdır. Dolayısıyla homojen mekân, verili değil üretilmiş mekandır.
Mutluluk ve Felsefe
“En erdemli düşünmenin, üzerinde düşünülen en erdemli şey hakkında gerçekleştirilen olduğunu söyledik. Üzerinde düşünülen en erdemli şey ise kendisinden sonra başka hiçbir şeyin düşünülmesine ihtiyaç bırakmayan ve hiçbir zaman başka bir şeye sevketmeyen, bilakis kendisi için istenen, asla başkası için istenmeyendir. O halde en yüce mutluluk, düşünme ve ayırt etmeyi elde etmek suretiyle elde edilir… Daima hayat dolu, ümitvar ve umut dolu olmak, soğukkanlılık, gerçekten küçük bir miktarda olması dışında dünya işlerinde özensiz olmak, diğer insanların durumuyla ilgilendiği zaman uyum göstermek ve görünürde yakınlık kurmak, iç yüzünde ise onlardan ayrı olmak, bu dereceye ulaşan kişinin alametlerindendir. Ayrıca o, başkasından değil, kendiliğinden mutlu ve neşe içindedir ve bu halin, onun için değişmez olması gerekir.”
İnsan için söz konusu olan mutluluk nedir? İnsan bu mutluluğa nasıl ulaşabilir? Mutluluk insanın çabasına ne kadar bağlıdır? Bu vb sorular ahlak felsefesinin kadim sorularındandır. Ve tüm zaman dilimlerinde dahi insanın cevabını aradığı sorulardır. İslam Ahlak felsefesi metinlerinde de bu konu işlene gelmiştir. İbn Miskeveyh bu eserinde söz konusu soruların izini felsefi metinlerinde ışığında olacak şekilde sürüyor. İbn Miskeveyh’e göre mutluluk hikmet yoluyla ve felsefi ilimlerin tahsili neticesinde elde edilebilecektir. Ona göre insanların çoğu servet, sağlık vb maddi şeyleri mutluluğun kaynağı olarak görerek yanılmaktadır, bunlar aracılığıyla insanlar mutluluk zannedilen şeye ulaşmaktadırlar. Oysa ki asıl mutluluk insana has uzak yetkinliğin gerçekleştirilmesiyle mümkün olan mutluluktur. Yine aynı şekilde talih yoluyla elde edilen herhangi bir şey insan için mutluluk sebebi olmaktan uzaktır, asıl mutluluk insanın cehd ve gayretiyle elde edilir. Eser boyunca Aristotales’in fikirleri üzerinden kimi temellendirmelerde yapılmaktadır. Başta da değindiğimiz gibi kadim bir soruya cevap olması sebebiyle eleştirel bir yaklaşımla istifade edilebilecek önemli bir çalışma kanaatimizce.
Ruh Hali
“Esas itibariyle hayatımıza anlam katan unsurlar üç ana eksenden oluşur. Öncelikle, dünyaya verdiklerimizle bir anlam kazanırız. ‘Biz olmasaydık dünyadan ne eksilecekti, biz hangi değerleri üretiyoruz?’ sorularına verdiğimiz cevaplarla kendi varlığımıza ilişkin bir bilgi ediniriz; ürettiğimiz değerler bize bir anlam duygusu verir. İkinci olarak, dünyadan aldıklarımız hayatımızın anlamını belirler. Çevresinden sevgi ve yakınlık görenler hayata daha olumlu anlamlar atfederler… Hayatı anlamlandırmanın üçüncü ekseni ise kaderimize rıza göstermektir. Şüphesiz, kadere rıza göstermek derken her şeye eyvallah demeyi kastetmiyoruz. Kastımız, hayatın kaçınılmaz gerçekleriyle yüz yüze geldiğimiz zaman bunu kabullenmek ama hayattan asla el etek çekmemektir. ’Ben bu acıya tahammül edebilirim. Bunlar beni yıkmaz. Ben ayaklarım üzerinde kalırım’, yani ‘Yaşadıklarımdan bir şeyler öğreneceğim’, diyebilirsek yine hayatımızı daha anlamlı bir biçimde yaşayabiliriz.”
Ruh Hali, bireysel mutluluk-sosyal mutluluk ve ruhun yaraları diye iki ana başlıkta toparlanmış; Kemal Sayar’ın uzun hayat yolculuğumuzda ruh halimizi konuşmak adına kaleme aldığı, çeşitli denemelerinden oluşuyor. Pandemi sonrası toplumsal olarak yaşanan zor süreçler bu konuyu konuşmayıda elzem kılıyor. İlk bölüm mutluluk, hayatın anlamı, öfke, kıskançlık, evlilik vb konulardan oluşurken; ikinci bölüm depresyon, bağımlılık, takıntılar, narsizim gibi ruh yaraları dediği konuların işlendiği metinlerinden oluşuyor. Sayar, herkes içindeki iyiliği geri çağırsın diyor. Keza insan olmak, ‘kendi taşını koyarken, dünyanın kuruluşuna yardım ettiğini hissetmektir.’ İnsanların yaşadığı anlam boşluklarına da değinen yazar, içimizdeki boşluğu maddi tüketim yoluyla doldurmaya çalıştığımızı ancak bunun içimizdeki boşluğu daha da derinleştirdiğini vurguluyor. Muhabbet havasında olmakla beraber bir kaynak olma yönünü de barındırıyor eser. İnsanın, ‘insan’ olan yönünü konuşma gayretinde olduğu için, eserde herkesin kendinden bir parça bulabileceği kanaatindeyiz.
İlgili Yazılar
Kitap Seçkisi
“Müslümanların birlik içinde olduğu inancı da tarihi temelleri bulunmayan bir yanılgıdır. Hatta bunun tam tersi doğrudur; şöyle ki, aslında sömürgeciliğin yarattığı kötü koşulların saikiyle Müslümanlar arasında küresel bir dayanışma fikrinin ilk tohumları yeşermeye başladı ve Avrupa ırkçılığına karşı ortak bir İslam medeniyeti tahayyülü zaman içinde gelişti. Yani on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Avrupa hegemonyasının zirve yapmasına dek, Müslüman toplumlar dünya çapında siyasi bir birliğe sahip olmayı hayal dahi etmemişti.”
Kitap Seçkisi
Yeryüzü Yakılıp Yıkılırken Jonathan Crary / Metis Yayınları “Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde. Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü-sisteminin söndürülmesiyle iç içe geçmiş durumda. Artık kapitalizmin en son, ‘yakıp-yıkma’ safhasındayız. Askeri bağlamda bu tabir, yenilmiş bir halkın veya yaklaşan bir ordunun faydalanmasını engellemek …
Kitap Seçkisi
İmam Şafii: Âlim ve Veli Kecia Ali / Türkçesi: Mehmet Ali Okan Doğan – Vakıfbank Kültür Yayınları ”Şafii, bilinmeyen veya doğrulanamayacak kanıtlara yaslanan geniş kapsamlı mutabakatlardansa metinsel kaynakları yeğ tutar. Bu tercihi, onu ilk dönemlerinde rakiplerinin karşı çıktığı başka bir tercihe götürür: Şafii, bir sahabeden kaynaklanan tek tük rivayetleri dahi, ilahi metinlerin zincirinden boşanmış insan …
Kitap Seçkisi
İSLAM DÜŞÜNCE GELENEKLERİ
ÖMER TÜRKER
KETEBE YAYINLARI
“İslam dünyası genel olarak bilimlerde ve teknolojide Batı karşısında geri kalmışlığın bedelini önce peyderpey sömürgeleşerek sonra da değerler krizine duçar olmakla ödemeye başlamıştır. Hala da bu kriz, bütün acımasızlığıyla Müslüman dünyayı kasıp kavurmaktadır. Bu bakımdan İslam dünyasının krizi, fıkıh ve tefsir gibi uygulamalı dini bilimlerden ziyade düşünce ve teorik bilimlerdedir. Müslümanlar dünyaya açıklama, isim verme, anlamlandırma ve müeyyide koyma gücünü yitirmiştir. Kuşkusuz bu durum hayatın bütün alanlarına sirayet ettiğinden dini ve felsefi pratik ilimler de krizden derinlemesine etkilenmektedir. Krizin kaynaklarını doğru tespit etmediğimiz sürece çözüm arayışlarımız da sorunlu olacaktır. İğneyi karanlıkta kaybedip aydınlıkta arama işini tadını kaçıracak şekilde uzattığımız söylemek abartı olmaz.”
Kitap Seçkisi
“Kur’an’a göre insan değersiz bir şey değildir. Maddenin bir kereliğine ve sonsuza kadar yok olacak, minicik bir parçası değildir. Bedeniyle öyle olsa dahi, ruhuyla birlikte doğada sürüklenir ve ‘şeylerin hiç doğmadığı yere’ değil, şeylerin gerçek olduğu yere doğru ilerler. Ahirete inanmayanların, ‘yaşam dünyadan ibarettir, yaşarız ve ölürüz bizi yalnızca zaman yok eder’ diyerek reddettikleri öteyaşamın mevcudiyeti inananların hayatının kilit taşıdır. Onların gerçekten geçici ve yıkıcı olan bu dünyada yaşamalarının sebebi, kalıcı ve mutlu bir dünyada yeniden doğmaktır.