Bir kelimenin anlam derecesini ve derinliğini araştıran bir bilim olan “Semantik”; bir dilin anahtar terimleri üzerinde analitik çalışma ile o dili kullanan halkın dünya görüşü, analitik ufku ve düşüncesini kavramaya, çözümlemeye yardımcıdır. İnsanın soyut düşünme yeteneği, mevcut bildirişim dizgeleri içinde en etkili olan dil; kişinin düşünce faaliyeti, algılarının analizi, fikir dağarcığında taşıdıklarının sentezi için bir programdır. Kur’ân mesajının anlam dünyasını çözümleme konusunda dilin işlevi ve çeşitliliği canlı ve güçlü fonksiyonu var. Dil ile anlam derinliği semantik bilim ile çalışma sahası geniş, yolu uzun analitik bir Kur’ân çözümlemeleri var. Kur’ân kavramlarını hermenötik yaklaşımla belirli bir perspektifle yorumlayan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu (1914-1994), Kur’ân terimleri ile İslâm dünya görüşünü terimlerin semantik analizleriyle kendine ait yeni bir tür yöntem geliştirerek ‘Kur’ânî Dünya Görüşü’ sistematiğini geliştirir. Anlam kuramların “dilsel dünya görüşü öğretisi” ile “etno-linguistik (budun dilbilim)” iki teori olan Lee Weisgerber ile Edward Sapir uzmanlarından epey faydalanan Toshihiko İzutsu; İslâm ahlâk yasasının dâhilinde Kur’ânî düşüncenin sahip olduğu anlam ile dünya insanlarının ahlâkî öğretisini, semantiklerini inceler. Kur’ân’dan referansla üç ahlâkî kavram kategorisi olarak; ilki İlahî sıfatlar nazariyesi olan “İlâhî Ahlâk” kategorisinde Allah’ın isimleri olan ‘Rahîm’, ‘Kerîm’, ‘Gâfir’, ‘Âdil’ gibi ahlâkî mahiyeti olan isimlerdir. İkincisi Kur’ânî anlayışa göre insanın Allah’la olan temel ahlâkî ilişkinin tanımı olan dinî-ahlâkî kavramlardır. Üçüncüsü aynı topluluk içinde insanların temel ahlâkî tavırları olan sosyal ahlâk ilkeleridir. İslâm’ın ilk döneminde Kur’ân ile Cahiliye’nin ahlâkî ilkeleri arasındaki dinamik çeşitliliği kapsamı ve temel ahlâkî kavramların belli başlı analizi Prof. İzutsu’nun çalışmasını bu yazıyla bir katre anlama çabasındayız.
Dil ve kültür genel bilgi çerçevesi geniş ve derin olmakla beraber milletlerarası ilim camiasında haklı bir ünü olan Prof. İzutsu; İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Arapça, Farsça, Türkçe, İbranice, Sanskritçe, eski ve yeni Çince öğrenmesi yanında Doğu milletlerinin kültürüne vakıf biriydi. “Kur’ân’da Allah ve İnsan”, “Kur’ân’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar” iki eserinde İslâm’ın ilk dönem çağındaki kültürel yapısı içindeki edebî mevcut durumun genel görüşü ve kullanılan dilin kelimeleri ile ilâhî beyan olan Kur’ân ayetlerini semantik açıdan karşılaştırmalı analizlerini sunmakta. Semantik tenkitinin bariz bir yönü olan çok karşılaştırmalı anlam çıkarmaları müellifin kavram çalışmalarına model olacak kendine has bir sistem geliştirdi. ‘Kur’ân’î Dünya Görüş’ olarak zikrettiğimiz bu sisteminde Kur’ân ayetlerindeki bir konu hakkında ortak kavramların kökeni, diğer dillerle anlam ve görev ilişkisi noktalarına yoğunlaşmaktadır. Bir kelimenin açık anlamının, fiil tanımı yoluyla, kendi bağlamı içerisinde ve aydınlığa kavuşması ‘bağlamsal tanımlama’; iki kelimeden herhangi birinin analiz amacına hizmet etmesi ve eşanlamlı kelimelerin özel değeri; bir terimin semantik yapısının zıddıyla açıklığa kavuşması; terimin zıddı grubun özel bir alt-sınıfı olarak, anlamı açık olmayan bir X kelimesinin semantik yapısının, o kelimenin negatif formuyla ‘X olmayan’ şeklindeki haliyle açıklanması; bir dilin belirli kelimeleri arasındaki kalıplaşmış semantik ilişkiler bütününe ‘semantik alan’ olması; kelimelerin paralelliğine atıfta bulunan etkili ifadelerle iki ya da daha fazla kelime arasındaki semantik bir bağın varlığının olması; Kur’ân’daki temel ahlâkî terimlerden bazıları anlamlarının tamamen ‘seküler’ yönlerini ortaya koyan dindışı bağlamlarda da kullanılmakla Prof. İzutsu herhangi bir pasajın semantik analiz yöntemini bu yönleriyle stratejik değer kazandırmaktadır.
Kur’ân’daki ahlâkî kavramların nüzul dönemindeki Arap toplumunun edebî kaynaklarındaki yorumlarıyla karşılaştırmalı bir sentez yapan Prof. İzutsu, çağın dünya görüşünün semantik yönlerini keşfetmeye çalışmakta.
Çöl kültüründeki yokluk durumu yardımseverlik ve cömertlik ruhunun, asalet özelliklerinden kılmış varolma mücadelesinin zorunlu bir veçhesi haline getirmiştir. Çöl kültüründe dayanıklık ve bahadırlık olan yiğitlik erdemliği, Cahiliye’de dayanıksız ve yönsüz olan durumunu Allah’a ve Kıyamet Gününe’ne olan kesin inançtan doğan ve güç alan İslamî erdem haliyle tamamen yeni bir tür bahadırlık getirdi. Cahiliyenin özel bir kan kardeşliği biçiminde doğan “vefa erdemi”, İslam kendine özgü bir yolla geliştirdi ve onu tevhidi inanış kanalına akıttı. Mü’minler arasındaki toplumsal ilişkiler alanında ve Allah ile insan arasında dikey ilişkiyi içeren ‘ahit’ düşünce etkisinin hissiyatıyla özgün bir ahlâkî renk vermekte. ‘Sıdk’ ile ‘Hakk’ arasındaki ilişki ile Allah ile insan arasındaki dinî ilişki Kur’ân’daki vahiy, “doğrusözlülük” ile “Hakk” arasında derin bir anlam ilişkisi vardır. Kur’ân’daki vahiy, Hakk’tan başka bir şey değildir ve Allah’ın kendisi de mutlak Hakk’tır.[1] Hakk ya da Gerçeklik olarak Allah, Hakk ya da Gerçeklik olarak Vahiy ve Hakk olarak İslâm yönlerini Prof. İzutsu ele alarak müşrik Arapların Hakk olarak gördükleri inancın ‘hevası’nın saçma icadı, asılsız bir masal ve adlandırma olarak gördükleri putlara karşılık İslâm’da Hakk’ın (doğru), en üstün gerçek, varlık aleminde tam da yaşam ve ölüm sürecini belirleyen diri bir güç olduğu üzerinde durulur. Buna binaen her insanın topraktan yaratıldığı ve bir damla pıhtılaşmış kandan gelişerek biçimli bir bebek halini aldığı sürecin çok ayrıntılı tanımını veren Kur’ân, insanı yoktan var etmeye gücü olan aynı Allah’ın onu tekrar diriltmeye de gücünün yeteceği apaçık bir hakikattir. Arap toplumunun kültürel değerleri, Hz Muhammed’in şahsi özellikleri ve Kur’ân ayetlerindeki ahlâkî değerler hususunda Prof. İzutsu; cömertlik, cesaret, vefâ ve doğrusözlülük kavramların Cahiliye Arap toplumundaki ile İslâm’ın dünya görüşlerini temel noktada hangi yönüyle birleşen ve ayrılan özel yönlerin sentezini yapmaktadır.
Küfür Semantiği
‘Kadirbilmezlik’ ve ‘İnançsızlık’ iki farklı anlamı “KFR” kökü Kur’ân’da kullanılmakla beraber “ke-fe-re” kökünün ise biri ‘küfr’ diğeri ‘küfran’ iki farklı mastarı vardır. İlki iman’ın karşıtıdır; ikincisi ise, çoğu kez şükr’ün yani ‘minnettarlığın’ zıddı olarak kullanılmakta ve genellikle ‘nimete nankörlük etmek’ anlamına gelmektedir. İnsan davranış ve karakterinin seküler temsili olan küfr; elde edilen menfaatleri örtmek, bilerek görmezden gelmek, kelimenin anlam tabiatıyla ‘nankör olmak’ vasfını alır. İnsanın varlığını ve rızkını sınırsız lütuf ve kerem sahibi olan Allah’tan almasına karşılık minnettarlığını göstermekle yükümlüdür. Kâfir ise, Allah’ın lütuf ve keremine nail olduktan sonra, davranışında hiçbir minnettarlık işareti göstermeyen ve hatta isyankar davranan kişidir.[2] Kur’ân’daki ahlâk sistemi bütünü içinde ‘küfr’ güçlü bir yer edinmesi cihetiyle Prof. İzutsu, küfr kavramının semantik yapısının net bir biçimde anlaşılması ve olumlu niteliklerin çoğunun gereğince değerlendirmesini yapar. İman edenlerin kalplerinin Allah’ı andıklarında sükûn bulduğu ve tatlı bir huzura erdiği, dahası mutmain olduklarına karşın kafirlerin kalpleri çok sıklıkla ‘taş gibi katılaşmış’, “dağlar yürütülse yahut yer yarılsa da” (Ra’d, 31) ve “onlara melekler indirsek yahut ölüler kendileriyle konuşsa da” (En’am, 111) ilahi çağrıya inatla kâfirin kalplerinin varlığından haber verilir.
Küfr kavramının anahtar terimleri analitik anlam sahasını çözümleyen ‘fâsık’, “mürtekib-i kebîre” yani “büyük günah işlemiş kişi” kavramsal dokusunun anlaşılmasında anlamlı bir rol oynamakta. Kâfirin eşanlamlısı olarak fâsık, küfr’ün belli bir üst dereceye dönüşmüş hâlini temsil eder. En çok kabul gören görüşe göre fısk, “hurûc ani’l-tâat (itaatten çıkma)” yani ‘Allah’ın emirlerine uymamak’ demektir ki bu da fâsık, kullanım alanı kâfir’den daha geniş bir terim haline getirir. Kalpleri katılaşmıştır, Allah’ı unutmak buna karşın Allah’ın kendi benliğini unutturması, doğru yolda yürümemek olan Allah’ın rehberliğine tabi olmamak ‘fâsık olmak’ kişiliğin işaretleri olması cihetiyle Yunus Sûresi’nin 33. âyeti, “ellezîne fesekû” ile şirk’in bir ‘fısk’ olduğu binaen ‘fısk işleyenler’ tabiri Allah’a ortak koşanlar (müşrikûn) için kullanılmaktadır. ‘Kötü davranışı olan’ biri ancak İslâm ümmetinin bir üyesi kabul edilen “fâcir” kavramıyla ‘Allah’ın buyruğundan çıkanlar’, dinî ölçü ve prensiplerine aykırı hareket eden kimse olmasıyla kelimenin kök anlamı ‘sapmak’ olduğu söylenir; mecazen ‘doğru yoldan ayrılmak’ daha sonra da ‘ahlâkdışı bir iş yapmak’ anlamlarında kullanılır. [3] Küfr kavramının anahtar terimleri analitik anlam sahasını çözümleyen bir diğer de ‘haksızlık yapan’ ya da ‘kötülük eden’ anlamlarıyla ZLM kökü olan “zâlim” terimidir. Zulm, kişinin kendisine konulan sınırları aşıp hakkı olmayan şeyleri yapması anlamında haksızlık yapması; Kur’ân’ın, her yerde, Allah’ın ‘zerre miktarınca’ veya ‘bir hurma lifi kadar’ bile (örneğin, bkz. Nisa, 49.) kimseye haksızlık yapmadığını yinelemesi, kayda değer bir husus… ‘Kişinin sınırı aşması’ dolaysıyla ‘birine karşı taşkınlık ve haksızlık yapması’ anlamlarıyla i’tedâ fiilinin sıfat hâli olan “Mu’tedî”; ‘sınırı aşmak/geçmek’ ayet ikazlarıyla Allah’ın hudutlarını aşmak, semantik analizlerle i’tedâ ve zulm yakın anlam ilişkisini örnekleriyle Prof. İzutsu ele alır. ‘Doğru ölçüyü aşmak veya geçmek’ SRF kökünün “esref (isrâf)” filinden gelip semantik yapısı zâlim ile mu’tedî anlam yapılarında da olan ‘sınırı aşmak’ nosyonunun yanında farklı bir yerde durmakta. İsrâf semantik boyutu ‘belirlenen sınırların ötesine geçmek’, ‘aşırı davranmak’ dolaysıyla ‘itidalsiz olmak’, ‘aşırılık yapmak’ iması güçlü bir etki barındırmaktadır. Ölçüyü taşıran kişi, ‘bozgunculuk çıkarmak’, ‘doğru iş yapmamak’ olarak “müsrif” olan kişi, ‘belirlenen sınırı aştı’ ölçüsüyle semantik alanı genişlemektedir.
“Kur’ân’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar” eserin birçok terimleri yanında “Küfür” kavramı ve onun alt boyutunun ‘semantik yapı’sını belirli bir perspektifle yorumlayan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu (1914-1994), Kur’ânî dünya görüşü ile o dili konuşan kişilerin ortaklaşa paylaştığı ve o kişilere has belirli bir dünya görüşü yansıtan ahlâkî kavramların karşılaşmalı ilişkisini yapmaktadır. Bu genel özelliği tartışma çerçevesiyle anlatmaya çalışmam yanında özel bir yönüyle “Küfür Semantiği” tartışmasına da derin bir duyuş ve bakış açısı kazanmaya bu yazı ile gayret ettim. Kur’ân’ın ahlâkî dili ile Kur’ânî dünya görüşü Müslüman toplumun kültürel birikimi ile zengin bir çeşitlilikle dünya görüşünü ele alan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu, bunu semantik yapının anahtar kavramları analiz ederek göstermektedir. Kur’ân sonrası düşünce sistemi ve gelenekler (fıkıh, kelam, tasavvuf, İslâm felsefesi gibi) Kur’ân’dan ve onun vokabülerinden beslenerek kendi terminolojisini, üst dillerini semantik yapısını çözümleyerek “Kur’ân Semantiği” örneğini bir fiil göstermektedir. Prof. Toshihiko İzutsu, Allah’ın İradesi, ölçülemez derinlikteki bir deryaya benzer; onun derinliğini kavramak ve niçin ve nasıl olup da gördüğümüz şekilde işlediğini anlamak insan aklının sınırlarını aştığını, ifade eder.
Kaynakça:
Toshihiko İzutsu, Kur’ân’da Dînî ve Ahlâkî Kavramlar, çev. Selahattin Ayaz, tahsis M. Kürşad Atalar, Pınar Yayınları
Toshihiko İzutsu, Kur’ân’da Tanrı ve İnsan, çev. M. Kürşat Atalar, Pınar Yayınları.
Sat, Nurullah. Japonya’da İslâm Araştırmaları: Eserleri ve Fikirleri Bağlamında Toshihiko Izutsu. Ankara: Ankara Ünivesitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2018.
Seber, Abdulkerîm. “Izutsu’nun ‘Kur’ân’da Allah ve İnsan’ Adlı Eserinde Uyguladığı Semantik Metodun Tahlil ve Tenkidi”. Hikmet Yurdu 7/13 (Ocak – Haziran 2014/1).
Ekin, Yunus. “T. Izutsu’nun Kur’ân Semantiği Çalışmaları Üzerine Bir Değerlendirme”. İslâmi Araştırmalar Dergisi 18/1 (2005).
Dipnotlar:
[1] Toshihiko İzutsu, Kur’ân’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar, Pınar Yayınları, s. 171.
Batı düşünce tarihinde genel olarak kötü daima öteki, karanlık, günah, iyinin dışında her ne ise odur; insanın tam da kötülükten, haksızlıktan ve acıdan uzaklaştığını düşündüğü anda en şiddetli şekilde ortaya çıkabilen kötülük, sorumluluğu biçimlendiren ve bağışlanmaya götüren bir disiplin aracıdır.
. Filozofik bir soru olan erdem kazanımında doğanın ve alışkanlıkların konumlandırılışı sorunsalı hakkında bir görüş ortaya koymak için konu hakkında düşünmeye teşvik edecek kapsamlı bir akıl yürütmeye ihtiyaç vardır. Söz konusu akıl yürütme hangi çizgide ele alınabilir?
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Peki, esas noktaya gelecek olursak, dini temelden yoksun kalındığında, ahlâki normlar hâlâ bağlayıcılığını koruyabilir mi? İnsanların, kendinden büyük bir otorite olmaksızın, bencillikten ve faydacı hesaplardan arınmış bir etik ilke etrafında birleşebilmesi mümkün müdür?
Ahlâkî Kavramların Semantik Yapısı
Bir kelimenin anlam derecesini ve derinliğini araştıran bir bilim olan “Semantik”; bir dilin anahtar terimleri üzerinde analitik çalışma ile o dili kullanan halkın dünya görüşü, analitik ufku ve düşüncesini kavramaya, çözümlemeye yardımcıdır. İnsanın soyut düşünme yeteneği, mevcut bildirişim dizgeleri içinde en etkili olan dil; kişinin düşünce faaliyeti, algılarının analizi, fikir dağarcığında taşıdıklarının sentezi için bir programdır. Kur’ân mesajının anlam dünyasını çözümleme konusunda dilin işlevi ve çeşitliliği canlı ve güçlü fonksiyonu var. Dil ile anlam derinliği semantik bilim ile çalışma sahası geniş, yolu uzun analitik bir Kur’ân çözümlemeleri var. Kur’ân kavramlarını hermenötik yaklaşımla belirli bir perspektifle yorumlayan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu (1914-1994), Kur’ân terimleri ile İslâm dünya görüşünü terimlerin semantik analizleriyle kendine ait yeni bir tür yöntem geliştirerek ‘Kur’ânî Dünya Görüşü’ sistematiğini geliştirir. Anlam kuramların “dilsel dünya görüşü öğretisi” ile “etno-linguistik (budun dilbilim)” iki teori olan Lee Weisgerber ile Edward Sapir uzmanlarından epey faydalanan Toshihiko İzutsu; İslâm ahlâk yasasının dâhilinde Kur’ânî düşüncenin sahip olduğu anlam ile dünya insanlarının ahlâkî öğretisini, semantiklerini inceler. Kur’ân’dan referansla üç ahlâkî kavram kategorisi olarak; ilki İlahî sıfatlar nazariyesi olan “İlâhî Ahlâk” kategorisinde Allah’ın isimleri olan ‘Rahîm’, ‘Kerîm’, ‘Gâfir’, ‘Âdil’ gibi ahlâkî mahiyeti olan isimlerdir. İkincisi Kur’ânî anlayışa göre insanın Allah’la olan temel ahlâkî ilişkinin tanımı olan dinî-ahlâkî kavramlardır. Üçüncüsü aynı topluluk içinde insanların temel ahlâkî tavırları olan sosyal ahlâk ilkeleridir. İslâm’ın ilk döneminde Kur’ân ile Cahiliye’nin ahlâkî ilkeleri arasındaki dinamik çeşitliliği kapsamı ve temel ahlâkî kavramların belli başlı analizi Prof. İzutsu’nun çalışmasını bu yazıyla bir katre anlama çabasındayız.
Dil ve kültür genel bilgi çerçevesi geniş ve derin olmakla beraber milletlerarası ilim camiasında haklı bir ünü olan Prof. İzutsu; İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Arapça, Farsça, Türkçe, İbranice, Sanskritçe, eski ve yeni Çince öğrenmesi yanında Doğu milletlerinin kültürüne vakıf biriydi. “Kur’ân’da Allah ve İnsan”, “Kur’ân’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar” iki eserinde İslâm’ın ilk dönem çağındaki kültürel yapısı içindeki edebî mevcut durumun genel görüşü ve kullanılan dilin kelimeleri ile ilâhî beyan olan Kur’ân ayetlerini semantik açıdan karşılaştırmalı analizlerini sunmakta. Semantik tenkitinin bariz bir yönü olan çok karşılaştırmalı anlam çıkarmaları müellifin kavram çalışmalarına model olacak kendine has bir sistem geliştirdi. ‘Kur’ân’î Dünya Görüş’ olarak zikrettiğimiz bu sisteminde Kur’ân ayetlerindeki bir konu hakkında ortak kavramların kökeni, diğer dillerle anlam ve görev ilişkisi noktalarına yoğunlaşmaktadır. Bir kelimenin açık anlamının, fiil tanımı yoluyla, kendi bağlamı içerisinde ve aydınlığa kavuşması ‘bağlamsal tanımlama’; iki kelimeden herhangi birinin analiz amacına hizmet etmesi ve eşanlamlı kelimelerin özel değeri; bir terimin semantik yapısının zıddıyla açıklığa kavuşması; terimin zıddı grubun özel bir alt-sınıfı olarak, anlamı açık olmayan bir X kelimesinin semantik yapısının, o kelimenin negatif formuyla ‘X olmayan’ şeklindeki haliyle açıklanması; bir dilin belirli kelimeleri arasındaki kalıplaşmış semantik ilişkiler bütününe ‘semantik alan’ olması; kelimelerin paralelliğine atıfta bulunan etkili ifadelerle iki ya da daha fazla kelime arasındaki semantik bir bağın varlığının olması; Kur’ân’daki temel ahlâkî terimlerden bazıları anlamlarının tamamen ‘seküler’ yönlerini ortaya koyan dindışı bağlamlarda da kullanılmakla Prof. İzutsu herhangi bir pasajın semantik analiz yöntemini bu yönleriyle stratejik değer kazandırmaktadır.
Çöl kültüründeki yokluk durumu yardımseverlik ve cömertlik ruhunun, asalet özelliklerinden kılmış varolma mücadelesinin zorunlu bir veçhesi haline getirmiştir. Çöl kültüründe dayanıklık ve bahadırlık olan yiğitlik erdemliği, Cahiliye’de dayanıksız ve yönsüz olan durumunu Allah’a ve Kıyamet Gününe’ne olan kesin inançtan doğan ve güç alan İslamî erdem haliyle tamamen yeni bir tür bahadırlık getirdi. Cahiliyenin özel bir kan kardeşliği biçiminde doğan “vefa erdemi”, İslam kendine özgü bir yolla geliştirdi ve onu tevhidi inanış kanalına akıttı. Mü’minler arasındaki toplumsal ilişkiler alanında ve Allah ile insan arasında dikey ilişkiyi içeren ‘ahit’ düşünce etkisinin hissiyatıyla özgün bir ahlâkî renk vermekte. ‘Sıdk’ ile ‘Hakk’ arasındaki ilişki ile Allah ile insan arasındaki dinî ilişki Kur’ân’daki vahiy, “doğrusözlülük” ile “Hakk” arasında derin bir anlam ilişkisi vardır. Kur’ân’daki vahiy, Hakk’tan başka bir şey değildir ve Allah’ın kendisi de mutlak Hakk’tır.[1] Hakk ya da Gerçeklik olarak Allah, Hakk ya da Gerçeklik olarak Vahiy ve Hakk olarak İslâm yönlerini Prof. İzutsu ele alarak müşrik Arapların Hakk olarak gördükleri inancın ‘hevası’nın saçma icadı, asılsız bir masal ve adlandırma olarak gördükleri putlara karşılık İslâm’da Hakk’ın (doğru), en üstün gerçek, varlık aleminde tam da yaşam ve ölüm sürecini belirleyen diri bir güç olduğu üzerinde durulur. Buna binaen her insanın topraktan yaratıldığı ve bir damla pıhtılaşmış kandan gelişerek biçimli bir bebek halini aldığı sürecin çok ayrıntılı tanımını veren Kur’ân, insanı yoktan var etmeye gücü olan aynı Allah’ın onu tekrar diriltmeye de gücünün yeteceği apaçık bir hakikattir. Arap toplumunun kültürel değerleri, Hz Muhammed’in şahsi özellikleri ve Kur’ân ayetlerindeki ahlâkî değerler hususunda Prof. İzutsu; cömertlik, cesaret, vefâ ve doğrusözlülük kavramların Cahiliye Arap toplumundaki ile İslâm’ın dünya görüşlerini temel noktada hangi yönüyle birleşen ve ayrılan özel yönlerin sentezini yapmaktadır.
Küfür Semantiği
‘Kadirbilmezlik’ ve ‘İnançsızlık’ iki farklı anlamı “KFR” kökü Kur’ân’da kullanılmakla beraber “ke-fe-re” kökünün ise biri ‘küfr’ diğeri ‘küfran’ iki farklı mastarı vardır. İlki iman’ın karşıtıdır; ikincisi ise, çoğu kez şükr’ün yani ‘minnettarlığın’ zıddı olarak kullanılmakta ve genellikle ‘nimete nankörlük etmek’ anlamına gelmektedir. İnsan davranış ve karakterinin seküler temsili olan küfr; elde edilen menfaatleri örtmek, bilerek görmezden gelmek, kelimenin anlam tabiatıyla ‘nankör olmak’ vasfını alır. İnsanın varlığını ve rızkını sınırsız lütuf ve kerem sahibi olan Allah’tan almasına karşılık minnettarlığını göstermekle yükümlüdür. Kâfir ise, Allah’ın lütuf ve keremine nail olduktan sonra, davranışında hiçbir minnettarlık işareti göstermeyen ve hatta isyankar davranan kişidir.[2] Kur’ân’daki ahlâk sistemi bütünü içinde ‘küfr’ güçlü bir yer edinmesi cihetiyle Prof. İzutsu, küfr kavramının semantik yapısının net bir biçimde anlaşılması ve olumlu niteliklerin çoğunun gereğince değerlendirmesini yapar. İman edenlerin kalplerinin Allah’ı andıklarında sükûn bulduğu ve tatlı bir huzura erdiği, dahası mutmain olduklarına karşın kafirlerin kalpleri çok sıklıkla ‘taş gibi katılaşmış’, “dağlar yürütülse yahut yer yarılsa da” (Ra’d, 31) ve “onlara melekler indirsek yahut ölüler kendileriyle konuşsa da” (En’am, 111) ilahi çağrıya inatla kâfirin kalplerinin varlığından haber verilir.
Küfr kavramının anahtar terimleri analitik anlam sahasını çözümleyen ‘fâsık’, “mürtekib-i kebîre” yani “büyük günah işlemiş kişi” kavramsal dokusunun anlaşılmasında anlamlı bir rol oynamakta. Kâfirin eşanlamlısı olarak fâsık, küfr’ün belli bir üst dereceye dönüşmüş hâlini temsil eder. En çok kabul gören görüşe göre fısk, “hurûc ani’l-tâat (itaatten çıkma)” yani ‘Allah’ın emirlerine uymamak’ demektir ki bu da fâsık, kullanım alanı kâfir’den daha geniş bir terim haline getirir. Kalpleri katılaşmıştır, Allah’ı unutmak buna karşın Allah’ın kendi benliğini unutturması, doğru yolda yürümemek olan Allah’ın rehberliğine tabi olmamak ‘fâsık olmak’ kişiliğin işaretleri olması cihetiyle Yunus Sûresi’nin 33. âyeti, “ellezîne fesekû” ile şirk’in bir ‘fısk’ olduğu binaen ‘fısk işleyenler’ tabiri Allah’a ortak koşanlar (müşrikûn) için kullanılmaktadır. ‘Kötü davranışı olan’ biri ancak İslâm ümmetinin bir üyesi kabul edilen “fâcir” kavramıyla ‘Allah’ın buyruğundan çıkanlar’, dinî ölçü ve prensiplerine aykırı hareket eden kimse olmasıyla kelimenin kök anlamı ‘sapmak’ olduğu söylenir; mecazen ‘doğru yoldan ayrılmak’ daha sonra da ‘ahlâkdışı bir iş yapmak’ anlamlarında kullanılır. [3] Küfr kavramının anahtar terimleri analitik anlam sahasını çözümleyen bir diğer de ‘haksızlık yapan’ ya da ‘kötülük eden’ anlamlarıyla ZLM kökü olan “zâlim” terimidir. Zulm, kişinin kendisine konulan sınırları aşıp hakkı olmayan şeyleri yapması anlamında haksızlık yapması; Kur’ân’ın, her yerde, Allah’ın ‘zerre miktarınca’ veya ‘bir hurma lifi kadar’ bile (örneğin, bkz. Nisa, 49.) kimseye haksızlık yapmadığını yinelemesi, kayda değer bir husus… ‘Kişinin sınırı aşması’ dolaysıyla ‘birine karşı taşkınlık ve haksızlık yapması’ anlamlarıyla i’tedâ fiilinin sıfat hâli olan “Mu’tedî”; ‘sınırı aşmak/geçmek’ ayet ikazlarıyla Allah’ın hudutlarını aşmak, semantik analizlerle i’tedâ ve zulm yakın anlam ilişkisini örnekleriyle Prof. İzutsu ele alır. ‘Doğru ölçüyü aşmak veya geçmek’ SRF kökünün “esref (isrâf)” filinden gelip semantik yapısı zâlim ile mu’tedî anlam yapılarında da olan ‘sınırı aşmak’ nosyonunun yanında farklı bir yerde durmakta. İsrâf semantik boyutu ‘belirlenen sınırların ötesine geçmek’, ‘aşırı davranmak’ dolaysıyla ‘itidalsiz olmak’, ‘aşırılık yapmak’ iması güçlü bir etki barındırmaktadır. Ölçüyü taşıran kişi, ‘bozgunculuk çıkarmak’, ‘doğru iş yapmamak’ olarak “müsrif” olan kişi, ‘belirlenen sınırı aştı’ ölçüsüyle semantik alanı genişlemektedir.
“Kur’ân’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar” eserin birçok terimleri yanında “Küfür” kavramı ve onun alt boyutunun ‘semantik yapı’sını belirli bir perspektifle yorumlayan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu (1914-1994), Kur’ânî dünya görüşü ile o dili konuşan kişilerin ortaklaşa paylaştığı ve o kişilere has belirli bir dünya görüşü yansıtan ahlâkî kavramların karşılaşmalı ilişkisini yapmaktadır. Bu genel özelliği tartışma çerçevesiyle anlatmaya çalışmam yanında özel bir yönüyle “Küfür Semantiği” tartışmasına da derin bir duyuş ve bakış açısı kazanmaya bu yazı ile gayret ettim. Kur’ân’ın ahlâkî dili ile Kur’ânî dünya görüşü Müslüman toplumun kültürel birikimi ile zengin bir çeşitlilikle dünya görüşünü ele alan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu, bunu semantik yapının anahtar kavramları analiz ederek göstermektedir. Kur’ân sonrası düşünce sistemi ve gelenekler (fıkıh, kelam, tasavvuf, İslâm felsefesi gibi) Kur’ân’dan ve onun vokabülerinden beslenerek kendi terminolojisini, üst dillerini semantik yapısını çözümleyerek “Kur’ân Semantiği” örneğini bir fiil göstermektedir. Prof. Toshihiko İzutsu, Allah’ın İradesi, ölçülemez derinlikteki bir deryaya benzer; onun derinliğini kavramak ve niçin ve nasıl olup da gördüğümüz şekilde işlediğini anlamak insan aklının sınırlarını aştığını, ifade eder.
Kaynakça:
Toshihiko İzutsu, Kur’ân’da Dînî ve Ahlâkî Kavramlar, çev. Selahattin Ayaz, tahsis M. Kürşad Atalar, Pınar Yayınları
Toshihiko İzutsu, Kur’ân’da Tanrı ve İnsan, çev. M. Kürşat Atalar, Pınar Yayınları.
Toshihiko İzutsu, İslâm Düşüncesinde İman Kavramı, çev. Selahattin Ayaz, Pınar Yayınları.
Sat, Nurullah. Japonya’da İslâm Araştırmaları: Eserleri ve Fikirleri Bağlamında Toshihiko Izutsu. Ankara: Ankara Ünivesitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2018.
Seber, Abdulkerîm. “Izutsu’nun ‘Kur’ân’da Allah ve İnsan’ Adlı Eserinde Uyguladığı Semantik Metodun Tahlil ve Tenkidi”. Hikmet Yurdu 7/13 (Ocak – Haziran 2014/1).
Ekin, Yunus. “T. Izutsu’nun Kur’ân Semantiği Çalışmaları Üzerine Bir Değerlendirme”. İslâmi Araştırmalar Dergisi 18/1 (2005).
Dipnotlar:
[1] Toshihiko İzutsu, Kur’ân’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar, Pınar Yayınları, s. 171.
[2] İzutsu, age, s. 200
[3] İzutsu, age, s.256.
İlgili Yazılar
Bu Dünyada Yeteri Kadar Acı Yok Mu?
Batı düşünce tarihinde genel olarak kötü daima öteki, karanlık, günah, iyinin dışında her ne ise odur; insanın tam da kötülükten, haksızlıktan ve acıdan uzaklaştığını düşündüğü anda en şiddetli şekilde ortaya çıkabilen kötülük, sorumluluğu biçimlendiren ve bağışlanmaya götüren bir disiplin aracıdır.
Natüralist Çizgide Erdem Kazanımı: Aristoteles, Nikomakhos’a Etik
. Filozofik bir soru olan erdem kazanımında doğanın ve alışkanlıkların konumlandırılışı sorunsalı hakkında bir görüş ortaya koymak için konu hakkında düşünmeye teşvik edecek kapsamlı bir akıl yürütmeye ihtiyaç vardır. Söz konusu akıl yürütme hangi çizgide ele alınabilir?
Ahlâkın Neliği Üzerine
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Seküler Bir Ahlâkın İmkânı Nedir?
Peki, esas noktaya gelecek olursak, dini temelden yoksun kalındığında, ahlâki normlar hâlâ bağlayıcılığını koruyabilir mi? İnsanların, kendinden büyük bir otorite olmaksızın, bencillikten ve faydacı hesaplardan arınmış bir etik ilke etrafında birleşebilmesi mümkün müdür?