Gündelik dil felsefesinin yapıldığı döneme “İkinci Analiz Dönemi” denir. Gündelik dil filozofları biçimsel dilin analizleriyle değil; doğal dillerle ilgilenmiştir. Kuşkusuz gündelik dil filozoflarından bazıları analizlerinde biçimsel dili de kullanmışlardır. Ancak bu analizler çok azdır.
Gündelik dil felsefesi, mantıkçı filozofların bir ideal dil fikrini kabul etmez; dilin ötesine gitmeyi kesinlikle reddeder; yeni bir analizi, semantik analizi benimser; semantik analiz yaparken ifadeleri ve terimleri felsefi problemler gündelik dilde; dilin işleyişini dikkate alır.
Gündelik dil filozofları saf bir “anlam teorisi” ortaya koymaya çalışırlar; çünkü onlara göre dil, anlamın taşıyıcısıdır; iletişim aracıdır ve sosyal bağlamın bir parçasıdır. Gündelik dil felsefesi yine de hakikat sorununu ihmal etmez ama onu ikincilleştirir. Dildeki anlam dil felsefesinin temel konusudur.
Gündelik dil felsefesine göre anlam, bir öz değildir; kelime bu özün yani anlamın dublörlüğünü yapamaz; anlam her kullanımda aynı şekilde görünmez. Dilin işleyişinin dışında, anlam yoktur.[1]
Gündelik dil felsefesi bir lengüistik Kantçılık gibidir. Bilindiği gibi Kant’a göre düşünce kategorileri, objektif anlamlarını veren durumlar dışında uygulanırsa, felsefi antinomiler ortaya çıkar.[2] Tıpkı bunun gibi bir sözce anlamın objektifliğini sağlayan sentaks ve gramer kurallarına uymuyorsa, kullanım ve bağlamlılık ilkelerine aykırıysa, anlamsızdır.
Dil felsefesi, özellikle de gündelik dil felsefesi lengüistik dönemeç diye nitelendirilir. Lengüistik dönemeç, oldukça yaygın bir kullanımdır ve bunun kaynağı da Rorty’dir.
[3] Rorty’nin bu ifadesinde biraz da ironi vardır. Ona bu ironik düşünceyi ilham eden, Austin’in şu ifadesidir:
Kelimeleri incelemek, aynı zamanda kelimelerle anlatılan realiteleri görmektir.[4]
Gündelik dil felsefesinde;
Felsefenin geleneksel sorunları terk edilmemiştir, sadece yeni bir biçimde ortaya konmuştur;
Bu sorunlar spekülatif doktrinlerle ve sübjektif teorilerle değil; dilin analiziyle ve yapısının incelenmesiyle çözülmüştür.
Gündelik dil felsefesi ne doktrinler toplamından ibarettir ne de belli bir yöntemdir; daha çok bir paradigmadır. Comtecu bir terminolojiden ilhamla ifade edersek, gündelik dil felsefesi, bir tür ortak duyu pozitivizmi’dir. Ortak duyu pozitivizmini daha önce Moore, anlam analizine dayanak yapmıştı. Strawson, Austin, Ryle gibi Oxford filozofları onun “ortak duyu” doktrinini belli sınırlar içinde de olsa kabul ederler; bu doktrin sayesinde spekülasyondan uzak durmaya çalışırlar.
Oxford felsefesini Moore’un spekülasyon karşısındaki ihtiyatının lengüistik bir versiyonu gibi görebiliriz.[5]
Bu felsefenin iki kaynağı vardır: Cook Wilson ve Wittgenstein.
Wilson, Bosanquet’ye yazdığı mektupta ise mantıkla ilgili bir problematiğe dikkat çeker ve şunları söyler: “Mantıkçının görevi bir terimin ya da lengüistik bir ifadenin normal kullanımını tespit etmektir.”[6]
Bu satırlardan anlıyoruz ki, Wilson’a göre gündelik dil önemlidir çünkü bilincimizdeki değerli olan ayırımları doğru biçimde yansıtır.
Gündelik dil felsefesinin ikinci kaynağı olan Wittgenstein’a gelince; bu konuda şunlar denebilir: Wittgenstein’ın öncü fikirlerinin ortaya çıkışı 1933 yılına kadar gider. Wittgenstein Mavi Defter’i bu tarihte yazmıştır. Bu kitabın ilk bölümünde gündelik dilin felsefedeki rolüne işaret eder.[7] O, gündelik dil konusunda demektedir ki:
İnanıyorum ki sadece bir dilimiz vardır; bu, gündelik dildir. Yeni bir dil icat etmeye veya bir sembolizm oluşturmaya ihtiyacımız yoktur. Gündelik dilimiz, içerdiği belirsizliklerden kurtulmamız şartıyla kullanacağımız dildir.
Dilimizin sembolize ettiği şeyi açıkça bilirsek, düzenli olduğunu da anlarız.[8]
Bu görüşüyle Wittgenstein, 1930’lu yıllardan itibaren mantıkçılığı terk etti; şu düşünceleri savundu: Felsefi analizler, dilin mantıksal hesaplamasıyla yapılamaz. Felsefî analiz, gündelik dilin çeşitli kullanımlarını analizden ibarettir. Wittgenstein’ın bu düşünceleri Oxford’da yankı yaptı. Oxford filozofları Wittgenstein’dan farklı şekillerde etkilendi. Ama hepsinde şu etkiler ortaktır: Felsefenin konusu gündelik dildir ve yöntemi de gündelik dilin analizidir. Oxford filozofları bu etkiyle, dilin etkilerini kılı kırk yararcasına ele aldılar; iletişimde kullanılan dilin çeşitli görünüşünü betimlediler. Böylece gündelik dil felsefesi doğdu.
Kısaca söylersek, gündelik dil felsefesi, büyük ölçüde Wittgensteincı çizginin çok değişik noktalara doğru evriminden ibarettir.
Fakat şu önemli noktayı da belirtelim:
Gündelik dil filozofları sadece Wittgenstein’dan etkilenmekle kalmamışlardır; pek çok Wittgenstein yorumcusunu da etkilemişlerdir. Diyebiliriz ki, gündelik dil felsefesi, Wittgenstein yorumcularında itiraf etmeseler de açıkça yaşamaktadır.[9]
Gündelik dil felsefesinin iki önemli temsilcisi vardır: Austin ve Strawson. Austin, “performatifler” ve “söz edimleri” kavramlarıyla gündelik dil felsefesine yepyeni ve çok etkin iki paradigma kazandırmıştır. Bu iki kavram dil felsefesinde Austin’in çok az görüştüğü Wittgenstein’ın, kullanım ve dil oyunları kavramları kadar önemlidir. Bu açıdan gerçek anlamda sadece Austin dil filozofudur. O, yalnız dilde görünen sorunlarla, söylemin doğasıyla, eylem oluşuyla, sözcelerdeki nüanslarla, eylem olarak söylemle ilgilenmiştir. Bir şey söyleyen insanın zihnindeki kognitif süreçlere ilgi duymamıştır. Austin gündelik dil felsefenin en önemli temsilcisi olmakla birlikte gündelik dil felsefesi ifadesini kullanmamıştır. O, bu felsefeyi lengüistik fenomenoloji[10] diye niteler.
Strawson’ın etkisine gelince; kısaca şunu diyebiliriz: Strawson 1950’li yılların gerçek mimarı oldu.[11] Onun etkisi, referans konusunda Russell’a yönelttiği eleştirilerle olmuştur. Bu etkiyi Strawson On referring (Referansta Bulunma Eylemi) adlı makalede yapmıştır. Söz konusu makale Mind (Zihin) adlı dergide yayınlanmıştır. Strawson bu makalesinde gündelik dil felsefesinin ilkelerini belirlemiştir. Onun amacı Russell’ı eleştirmekti. Fakat bunun için önce biçimsel mantığın iddialarını reddetmesi gerekiyordu. Bu reddin, dil felsefesi açısından önemi büyüktür. Birkaç kelimeyle buna değinelim.
Gündelik dil felsefesinin temel problematiği, gündelik dili temellendirmek değildir; şu soruların cevabını araştırmaktır: Dilimiz iletişim ya da kullanım sırasında nasıl işler? Söylediğimiz şeye hangi hakla inanırız?
Söylediğimiz şeyi belirlemek için neye ya da kime dayanırız? Söylemek istediğimiz şeyin anlamını nasıl biliriz?
Burada şöyle sorulabilir: Gündelik dil felsefesinin analizleri lengüistik çalışmalar gibi görülemez mi? Bu soruya “evet”, denemez. Kuşkusuz gündelik dil felsefesinde bazı araştırmalar lengüistik için yararlıdır; buna itiraz edilemez. Yine de gündelik dil felsefesi, felsefeyi sözlük bilimine veya lengüistiğe indirgemez.
Austin bunu şöyle açıklar:
“Gündelik dil”, “lengüistik”, “analitik felsefe”, “dilin analizi” dediğimizde bir yanlış anlamayı önlemek gerekir. Bunlardan kastımız şudur: Söylediğimiz şeyi incelediğimizde, hangi durumlarda hangi kelimeleri kullandığımızı düşündüğümüzde, sadece kelimelere ve anlamlara değil; fakat kelimelerle ifade ettiğimizi realitelere de bakarız.[12]
Gündelik dil filozofları metafiziğe karşıttır. Gündelik dilcilere göre metafizikçilerin “sözüm ona felsefi” problemleri sahte sorunlardır; sözceleri de anlamsızdır; onların terimleri kullanma biçimleri analiz edilirse bu, açıkça görülecektir. Örneğin “iyi”, “kötü”, “zorunda olmak”, “değer taşımak” gibi kavramlar alalım. Bunlar analiz edildiğinde, ahlâk felsefesindeki pek çok problemin sahte problem oldukları anlaşılacaktır. Sahte problemlerin ortaya çıkmaması için gündelik dilimizin işleyişi hakkında daha açık bir tasavvura sahip olmalıyız, “…dediğimizde ne yaparız?” sorusunun cevabını vermeliyiz.
Bilindiği gibi “bilgi”, “ben”, “varlık”, obje”, “önerme” ve “ad” vs. metafizikçilerin önemli terimlerindendir. Gündelik dil filozofları demektedirler ki, metafizikçiler bu terimleri kullandıklarında her zaman kendilerine şunu sormalıdır: Bu kelimeler gündelik dilde gerçekten bu anlama gelir mi? Oxford filozoflarının cevabı açıktır: Gelmez. Onlar, kelimelerin metafizik kullanımlarını değil; gündelik kullanımları kabul ederler.[13] Çünkü onlara göre gündelik dil olabildiği kadar iyidir; onda ne düzeltilecek ne de arıtılacak bir şey vardır. Metafizik, gündelik dildeki ince ayırımları göz ardı eder; anlamı belirsizleştirir. Gündelik dil felsefesinin en önemli görevlerinden biri işte burada ortaya çıkar: Gündelik dili analiz ederek belirsizliği gidermek. Kısaca söylersek gündelik dilin analizi felsefe için eleştirel bir araçtır. Metafizikten doğan sahte problemlerle uğraşmak istemiyor muyuz? Yanlış felsefi ayırımlardan kaçınmaya mı çalışıyoruz? O zaman yapılacak şey şudur: Gündelik dildeki ayrımları anlamak ve mantığı gerçekten keşfedilmiş gündelik kullanıma bağlı kalmak.
Gündelik dil felsefesi mantıkçıların biçimsel analizlerine de karşıttır. Gündelik dil felsefesinin iki temel amacı vardır: Dille iletilen mesajı, realiteyle ilişkimizin ifadesini analiz etmek; dünyayı ve kelimeler arasındaki ilişkiyi betimlemek.[14] Bu nedenle o, dili biçimselleştirmeye karşıdır. Gündelik dil felsefesine göre lengüistik fenomenler karmaşıktır; dili soyut biçimselcilikten hareketle ele almamıza engeldir. Dili yeniden oluşturamayız ve tek biçimli olmaya zorlayamayız; sadece onun gündelik hayattaki kullanımlarını analiz edebiliriz.[15]
“Mantığın nesnelerini nesnelerin mantığı saymak, “Skolastik bir yanılgıdır.”[16]
Söylemin içeriğini değil; kendisini analiz etmelidir. Bu analizde şu belirlenmelidir: Söylem ne zaman ve hangi şartlarda ifade edilmiştir? Dili doğru ve anlamlı kullanmak için hangi şartlar gerekir?
Gündelik dil filozofları dediler ki, sözceler, entiteler olarak nesne durumlarından söz etmez; nesne durumlarını belli bir bağlamda ifade ederler. İki şeyi birbirinden ayırmalıdır: Gramatikal entite olarak cümle ve bu cümlenin sözcelenmesi. Nesnenin bir durumunu temsil eden ve doğru veya yanlış olan, cümle değildir; belli bir bağlamda ifade edilmiş sözcedir. Bağlam, dil dışı ögelerden oluşur. Bu dil dışı ögeler şunlardan ibarettir: İletişimin fizik durumu, konuşanların ve dinleyenlerin öncelikli bilgileri (arka plan), diyalojik rolleri, takındıkları tutumlar. Bu ögeler dilin pragmatiğini oluşturur. Bağlamın bütün ögeleri, empirik ve sezgisel analizlerin konusudur. Bu analizin biçimsel ve teorik bir temeli yoktur.[17]
Göstericiler (yer ve zaman zarfları, şahıs zamirleri), nesne durumlarını belirlemede önemlidir; bunlar sözcelemenin bağlamıyla ilgilidir. Cümle sadece bağlamda anlamlıdır. Göstericiler gündelik dili biçimsel dillerden ayırır ve cümleyi de cümlenin diskürsif kullanımı olan iddiadan farklılaştırır.
Gündelik dilcilere göre mantıkçı paradigma dili soyutlaştırmıştır; bu yüzden, dilin kendine referansta bulunma özelliği bilinemez.[18] Bu durumda aktörün niyeti eyleminden çıkarılamaz, en iyimser durumda belki dolaylı olarak çıkarılabilir. Oysa gerçekte konuşanın niyeti konuşmasından anlaşılabilir. Çünkü sözcelemeler sadece kendilerine referansta bulunur ve bir içeriğin ifade edildiği bir anlamı taşır.
Austin’e göre mantıksal analizciler dilin olguyla ilişkisini göz ardı etmeye çalışırlar. Oysa bu, gerçekte imkânsız bir çabadır.
Gündelik dil filozofları şöyle demektedirler: Bizim yöntemimiz ne metafizikçilerin ne de pozitivist, Russellcı ve varoluşçu filozofların yöntemlerine benzer. Russell gibi mantıkçı filozoflar, isteseler de metafizikten kaçamazlar.
Çünkü onlar, biçimsel mantığın bir metafizik olduğunu görmezler.[19]*
Ayrıca biçimsel mantık, matematiğin başka herhangi bir alanına da ait değildir. Bu nedenle bilimde de kullanılamaz. Bilim adamları bunu kullanmamaya özen gösterirler; ama bilimci filozoflar bu mantıkçıların etkisiyle “biçimsel kanıtlamalara başvururlar ve önermeler türetirler. Fakat onların bu girişimleri felsefi açıdan yetersizdir.[20]
Oxford filozofları demektedirler ki, bir an için şunu varsayalım: Mantık, sözcelerimizdeki sözdizimsel kusurları gidermeye yardım eder. Fakat bu, mantık, dilimizin tüm işleyişini açıklar, anlamına gelmez. Mantık ne betimsel yüklemlerin sayısını söyler ne de doğasını açıklar; hepsi bu kadar değildir; mantık, mantıksal olmayan vokabülerimizi iyileştirmemize de yardım edemez.[21]
Kuşkusuz vokabülerimizde pek çok belirsizlik ve elverişsizlik vardır; kimse bunu inkâr edemez; dilimizdeki olumsuzlukları iyileştirme ihtiyacı da açıktır. Fakat “Kesinlikle ve kesinlikle kusursuz bir vokabülere sahip olabiliriz” denirse, bu, ideal olmaktan öte hayaldir. Örneğin renklere ilişkin vokabülerimizi alalım; renk adlarına ilişkin vokabülerimiz son ve kesin şeklini almış değildir; onu yeni renk adlarıyla sürekli geliştirip zenginleştiririz.
1950’li yılların başında Strawson şöyle diyordu:
Günümüzde yeni bir felsefi mantık vardır; pek çok mantık ve metafizik problemini onunla çözebiliriz.”[22]
Oxford Okulu mantığı bir hesaplama gibi görmez; düşüncenin felsefi incelemesi sayar. Mantıkçıların örneklerini çok az kullanır. Bu akımın esin kaynağı, Oxford Üniversitesi mantık profesörlerinden John Cook Wilson’dır. Wilson, 1926’da yazdığı “Statement and Inference” adlı makalesinde şuna dikkat çekiyordu: “Mantıkçının görevi, lengüistik bir terimin ya da bir ifadenin kullanımını tespit etmektir. Her şey buna bağlıdır.[23]
Dipnotlar:
[1] Le grand, Michel, “Langage ordinaire, historicité et science”, dans Revue philosophique de Louvain, tome: 72, p. 540.
[2] Ducrot, Oswald; Todor, Tzveta, Dictionnaire encyclopédique des sciences du langage, Seuil, Paris, 1972, p. 1126.
[3] Rorty, R., The linguistic Turn, University of Chicago Press, Chicago, 1967, 1992, p. 13-32.
[4] Austin, Les écrits philosophiques, Les Éditions du Seuil, Paris, 1994, p. 144.
[5] Rée, Jonathan, “La philosophie anglaise dans les années cinquante”, dans Philosophie analytique et histoire de la philosophie: actes du colloque, édit. Jean-Michel Vienne Vrin, Pris, 2000, p. 43.
[8] Waismann, Friedrich, Wittgenstein et le Cercle de Vienne: Bilingue TER, Paris, 1991, p. 45.
[9] Seymour, Michel, L’institution du langage, PU Montréal, Montréal, 2005, p. 59.
[10] Austin, J. L., Écrits philosophiques, Seuil, Paris, 1994, p. 13.
[11] Ballier, Jean Cassen “Interpréter Kant après Strawson”, dans Kant et les kantismes dans la philosophie dans la philosophie contemporaine: 1804-2004, éditeurs: Christian Berner, Fabien Capeillères, Presses Universitaires du Septentrion, 2007, p. 152.
[12] Austin, J. L., “Plaidoyer pour les excuses”, dans Écrits logiques, tr. Fr. L. Aubert et A.-L. Hacker, Seuil, Paris, 1994, p. 144.
. Filozofik bir soru olan erdem kazanımında doğanın ve alışkanlıkların konumlandırılışı sorunsalı hakkında bir görüş ortaya koymak için konu hakkında düşünmeye teşvik edecek kapsamlı bir akıl yürütmeye ihtiyaç vardır. Söz konusu akıl yürütme hangi çizgide ele alınabilir?
Nerdesin ey Sultan Hamid Han?
Feryadım varır mı bârgâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan
Şu nankör milletinin bak günahına
Tarihler adını andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasi padişahına
Padişah hem zalim hem deli dedik
İhtilâle kıyam etmeli dedik
Şeytan ne dediyse biz belî dedik
Çalıştık fitnenin intihabına
Sonra cinsi bozuk ahlâkı fena
Tarih, bir disiplin olma sıfatıyla insana ait olan tecrübenin kendisiyle ilgilenir. Sadece vakalar veya kişiler özeline indirgenmiş bir içerikle değil, bu tecrübelerin ortak yönelim ve tekrarlarının dayandığı birtakım ortak kurallar dizgesini de tespit etmeye çalışır. Tarih boyunca insan toplulukları birbiri ardına oluşur, ortaya pratikler koyar, kendine tespit edilen zaman dilimini yaşar ve sırasını kendinden sonraki kuşağa bırakır.
. İlk olarak, neoliberalizmin mantığının liberalizmin mantığının radikalleşmiş biçimi olduğu söylenebilir. Bu bakış açısı, neoliberalizmin liberalizmle olan bağını muhafaza ettiğini kabul eder. İkinci olarak, neoliberalizmin mantığı liberalizmin mantığının mutasyona uğramış bir biçimi olarak görülebilir.
Yorgun bedenler, bıkkın gönüller… Kendilerine bile izahını yapamadıkları bir çağda her türlü ikilemin kıskacında aradıklarının derman sunamamasının verdiği sancıyla can çekişmekteler.
Yalnız değiller; yalnız değiliz…
Muhabbet ve merhametin, sadakat ve adaletin, kanaat ve sabrın, itaat ve istişarenin, saygı ve sevginin tasfiye edildiği bir toplumda, ebeveyn çaresizliği arasına sıkıştırılmış çocukların dünyasına dair bir şeyler söylemek için önce onları tanımak gerekiyor. ‘Tanım’lamanın işimize gelen ve rahatsızlık vermeyen tarafı, ‘tanıma’yı silikleştirdiği için bilimsel tasnifler “çocuğa göre” olması gereken davranışlarımızı mekanikleştirmeye başlıyor. İlişkilerin ‘ne’ üzerinden ve ‘ne ile’ kurulacağı karmaşası, ‘tekno-çağ’ın mekanik her aracını tutarsız ilişkiler sarmalında asgari saçmalık seviyesine taşımayı kolaylaştırıyor.
Gündelik Dil Felsefesi
Gündelik dil felsefesinin yapıldığı döneme “İkinci Analiz Dönemi” denir. Gündelik dil filozofları biçimsel dilin analizleriyle değil; doğal dillerle ilgilenmiştir. Kuşkusuz gündelik dil filozoflarından bazıları analizlerinde biçimsel dili de kullanmışlardır. Ancak bu analizler çok azdır.
Gündelik dil felsefesi, mantıkçı filozofların bir ideal dil fikrini kabul etmez; dilin ötesine gitmeyi kesinlikle reddeder; yeni bir analizi, semantik analizi benimser; semantik analiz yaparken ifadeleri ve terimleri felsefi problemler gündelik dilde; dilin işleyişini dikkate alır.
Gündelik dil filozofları saf bir “anlam teorisi” ortaya koymaya çalışırlar; çünkü onlara göre dil, anlamın taşıyıcısıdır; iletişim aracıdır ve sosyal bağlamın bir parçasıdır. Gündelik dil felsefesi yine de hakikat sorununu ihmal etmez ama onu ikincilleştirir. Dildeki anlam dil felsefesinin temel konusudur.
Gündelik dil felsefesine göre anlam, bir öz değildir; kelime bu özün yani anlamın dublörlüğünü yapamaz; anlam her kullanımda aynı şekilde görünmez. Dilin işleyişinin dışında, anlam yoktur.[1]
Gündelik dil felsefesi bir lengüistik Kantçılık gibidir. Bilindiği gibi Kant’a göre düşünce kategorileri, objektif anlamlarını veren durumlar dışında uygulanırsa, felsefi antinomiler ortaya çıkar.[2] Tıpkı bunun gibi bir sözce anlamın objektifliğini sağlayan sentaks ve gramer kurallarına uymuyorsa, kullanım ve bağlamlılık ilkelerine aykırıysa, anlamsızdır.
[3] Rorty’nin bu ifadesinde biraz da ironi vardır. Ona bu ironik düşünceyi ilham eden, Austin’in şu ifadesidir:
Kelimeleri incelemek, aynı zamanda kelimelerle anlatılan realiteleri görmektir.[4]
Gündelik dil felsefesinde;
Gündelik dil felsefesi ne doktrinler toplamından ibarettir ne de belli bir yöntemdir; daha çok bir paradigmadır. Comtecu bir terminolojiden ilhamla ifade edersek, gündelik dil felsefesi, bir tür ortak duyu pozitivizmi’dir. Ortak duyu pozitivizmini daha önce Moore, anlam analizine dayanak yapmıştı. Strawson, Austin, Ryle gibi Oxford filozofları onun “ortak duyu” doktrinini belli sınırlar içinde de olsa kabul ederler; bu doktrin sayesinde spekülasyondan uzak durmaya çalışırlar.
Oxford felsefesini Moore’un spekülasyon karşısındaki ihtiyatının lengüistik bir versiyonu gibi görebiliriz.[5]
Bu felsefenin iki kaynağı vardır: Cook Wilson ve Wittgenstein.
Wilson, Bosanquet’ye yazdığı mektupta ise mantıkla ilgili bir problematiğe dikkat çeker ve şunları söyler: “Mantıkçının görevi bir terimin ya da lengüistik bir ifadenin normal kullanımını tespit etmektir.”[6]
Bu satırlardan anlıyoruz ki, Wilson’a göre gündelik dil önemlidir çünkü bilincimizdeki değerli olan ayırımları doğru biçimde yansıtır.
Gündelik dil felsefesinin ikinci kaynağı olan Wittgenstein’a gelince; bu konuda şunlar denebilir: Wittgenstein’ın öncü fikirlerinin ortaya çıkışı 1933 yılına kadar gider. Wittgenstein Mavi Defter’i bu tarihte yazmıştır. Bu kitabın ilk bölümünde gündelik dilin felsefedeki rolüne işaret eder.[7] O, gündelik dil konusunda demektedir ki:
İnanıyorum ki sadece bir dilimiz vardır; bu, gündelik dildir. Yeni bir dil icat etmeye veya bir sembolizm oluşturmaya ihtiyacımız yoktur. Gündelik dilimiz, içerdiği belirsizliklerden kurtulmamız şartıyla kullanacağımız dildir.
Dilimizin sembolize ettiği şeyi açıkça bilirsek, düzenli olduğunu da anlarız.[8]
Bu görüşüyle Wittgenstein, 1930’lu yıllardan itibaren mantıkçılığı terk etti; şu düşünceleri savundu: Felsefi analizler, dilin mantıksal hesaplamasıyla yapılamaz. Felsefî analiz, gündelik dilin çeşitli kullanımlarını analizden ibarettir. Wittgenstein’ın bu düşünceleri Oxford’da yankı yaptı. Oxford filozofları Wittgenstein’dan farklı şekillerde etkilendi. Ama hepsinde şu etkiler ortaktır: Felsefenin konusu gündelik dildir ve yöntemi de gündelik dilin analizidir. Oxford filozofları bu etkiyle, dilin etkilerini kılı kırk yararcasına ele aldılar; iletişimde kullanılan dilin çeşitli görünüşünü betimlediler. Böylece gündelik dil felsefesi doğdu.
Kısaca söylersek, gündelik dil felsefesi, büyük ölçüde Wittgensteincı çizginin çok değişik noktalara doğru evriminden ibarettir.
Fakat şu önemli noktayı da belirtelim:
Gündelik dil filozofları sadece Wittgenstein’dan etkilenmekle kalmamışlardır; pek çok Wittgenstein yorumcusunu da etkilemişlerdir. Diyebiliriz ki, gündelik dil felsefesi, Wittgenstein yorumcularında itiraf etmeseler de açıkça yaşamaktadır.[9]
Gündelik dil felsefesinin iki önemli temsilcisi vardır: Austin ve Strawson. Austin, “performatifler” ve “söz edimleri” kavramlarıyla gündelik dil felsefesine yepyeni ve çok etkin iki paradigma kazandırmıştır. Bu iki kavram dil felsefesinde Austin’in çok az görüştüğü Wittgenstein’ın, kullanım ve dil oyunları kavramları kadar önemlidir. Bu açıdan gerçek anlamda sadece Austin dil filozofudur. O, yalnız dilde görünen sorunlarla, söylemin doğasıyla, eylem oluşuyla, sözcelerdeki nüanslarla, eylem olarak söylemle ilgilenmiştir. Bir şey söyleyen insanın zihnindeki kognitif süreçlere ilgi duymamıştır. Austin gündelik dil felsefenin en önemli temsilcisi olmakla birlikte gündelik dil felsefesi ifadesini kullanmamıştır. O, bu felsefeyi lengüistik fenomenoloji[10] diye niteler.
Strawson’ın etkisine gelince; kısaca şunu diyebiliriz: Strawson 1950’li yılların gerçek mimarı oldu.[11] Onun etkisi, referans konusunda Russell’a yönelttiği eleştirilerle olmuştur. Bu etkiyi Strawson On referring (Referansta Bulunma Eylemi) adlı makalede yapmıştır. Söz konusu makale Mind (Zihin) adlı dergide yayınlanmıştır. Strawson bu makalesinde gündelik dil felsefesinin ilkelerini belirlemiştir. Onun amacı Russell’ı eleştirmekti. Fakat bunun için önce biçimsel mantığın iddialarını reddetmesi gerekiyordu. Bu reddin, dil felsefesi açısından önemi büyüktür. Birkaç kelimeyle buna değinelim.
Söylediğimiz şeyi belirlemek için neye ya da kime dayanırız? Söylemek istediğimiz şeyin anlamını nasıl biliriz?
Burada şöyle sorulabilir: Gündelik dil felsefesinin analizleri lengüistik çalışmalar gibi görülemez mi? Bu soruya “evet”, denemez. Kuşkusuz gündelik dil felsefesinde bazı araştırmalar lengüistik için yararlıdır; buna itiraz edilemez. Yine de gündelik dil felsefesi, felsefeyi sözlük bilimine veya lengüistiğe indirgemez.
Austin bunu şöyle açıklar:
“Gündelik dil”, “lengüistik”, “analitik felsefe”, “dilin analizi” dediğimizde bir yanlış anlamayı önlemek gerekir. Bunlardan kastımız şudur: Söylediğimiz şeyi incelediğimizde, hangi durumlarda hangi kelimeleri kullandığımızı düşündüğümüzde, sadece kelimelere ve anlamlara değil; fakat kelimelerle ifade ettiğimizi realitelere de bakarız.[12]
Gündelik dil filozofları metafiziğe karşıttır. Gündelik dilcilere göre metafizikçilerin “sözüm ona felsefi” problemleri sahte sorunlardır; sözceleri de anlamsızdır; onların terimleri kullanma biçimleri analiz edilirse bu, açıkça görülecektir. Örneğin “iyi”, “kötü”, “zorunda olmak”, “değer taşımak” gibi kavramlar alalım. Bunlar analiz edildiğinde, ahlâk felsefesindeki pek çok problemin sahte problem oldukları anlaşılacaktır. Sahte problemlerin ortaya çıkmaması için gündelik dilimizin işleyişi hakkında daha açık bir tasavvura sahip olmalıyız, “…dediğimizde ne yaparız?” sorusunun cevabını vermeliyiz.
Bilindiği gibi “bilgi”, “ben”, “varlık”, obje”, “önerme” ve “ad” vs. metafizikçilerin önemli terimlerindendir. Gündelik dil filozofları demektedirler ki, metafizikçiler bu terimleri kullandıklarında her zaman kendilerine şunu sormalıdır: Bu kelimeler gündelik dilde gerçekten bu anlama gelir mi? Oxford filozoflarının cevabı açıktır: Gelmez. Onlar, kelimelerin metafizik kullanımlarını değil; gündelik kullanımları kabul ederler.[13] Çünkü onlara göre gündelik dil olabildiği kadar iyidir; onda ne düzeltilecek ne de arıtılacak bir şey vardır. Metafizik, gündelik dildeki ince ayırımları göz ardı eder; anlamı belirsizleştirir. Gündelik dil felsefesinin en önemli görevlerinden biri işte burada ortaya çıkar: Gündelik dili analiz ederek belirsizliği gidermek. Kısaca söylersek gündelik dilin analizi felsefe için eleştirel bir araçtır. Metafizikten doğan sahte problemlerle uğraşmak istemiyor muyuz? Yanlış felsefi ayırımlardan kaçınmaya mı çalışıyoruz? O zaman yapılacak şey şudur: Gündelik dildeki ayrımları anlamak ve mantığı gerçekten keşfedilmiş gündelik kullanıma bağlı kalmak.
Gündelik dil felsefesi mantıkçıların biçimsel analizlerine de karşıttır. Gündelik dil felsefesinin iki temel amacı vardır: Dille iletilen mesajı, realiteyle ilişkimizin ifadesini analiz etmek; dünyayı ve kelimeler arasındaki ilişkiyi betimlemek.[14] Bu nedenle o, dili biçimselleştirmeye karşıdır. Gündelik dil felsefesine göre lengüistik fenomenler karmaşıktır; dili soyut biçimselcilikten hareketle ele almamıza engeldir. Dili yeniden oluşturamayız ve tek biçimli olmaya zorlayamayız; sadece onun gündelik hayattaki kullanımlarını analiz edebiliriz.[15]
“Mantığın nesnelerini nesnelerin mantığı saymak, “Skolastik bir yanılgıdır.”[16]
Söylemin içeriğini değil; kendisini analiz etmelidir. Bu analizde şu belirlenmelidir: Söylem ne zaman ve hangi şartlarda ifade edilmiştir? Dili doğru ve anlamlı kullanmak için hangi şartlar gerekir?
Gündelik dil filozofları dediler ki, sözceler, entiteler olarak nesne durumlarından söz etmez; nesne durumlarını belli bir bağlamda ifade ederler. İki şeyi birbirinden ayırmalıdır: Gramatikal entite olarak cümle ve bu cümlenin sözcelenmesi. Nesnenin bir durumunu temsil eden ve doğru veya yanlış olan, cümle değildir; belli bir bağlamda ifade edilmiş sözcedir. Bağlam, dil dışı ögelerden oluşur. Bu dil dışı ögeler şunlardan ibarettir: İletişimin fizik durumu, konuşanların ve dinleyenlerin öncelikli bilgileri (arka plan), diyalojik rolleri, takındıkları tutumlar. Bu ögeler dilin pragmatiğini oluşturur. Bağlamın bütün ögeleri, empirik ve sezgisel analizlerin konusudur. Bu analizin biçimsel ve teorik bir temeli yoktur.[17]
Göstericiler (yer ve zaman zarfları, şahıs zamirleri), nesne durumlarını belirlemede önemlidir; bunlar sözcelemenin bağlamıyla ilgilidir. Cümle sadece bağlamda anlamlıdır. Göstericiler gündelik dili biçimsel dillerden ayırır ve cümleyi de cümlenin diskürsif kullanımı olan iddiadan farklılaştırır.
Gündelik dilcilere göre mantıkçı paradigma dili soyutlaştırmıştır; bu yüzden, dilin kendine referansta bulunma özelliği bilinemez.[18] Bu durumda aktörün niyeti eyleminden çıkarılamaz, en iyimser durumda belki dolaylı olarak çıkarılabilir. Oysa gerçekte konuşanın niyeti konuşmasından anlaşılabilir. Çünkü sözcelemeler sadece kendilerine referansta bulunur ve bir içeriğin ifade edildiği bir anlamı taşır.
Austin’e göre mantıksal analizciler dilin olguyla ilişkisini göz ardı etmeye çalışırlar. Oysa bu, gerçekte imkânsız bir çabadır.
Çünkü onlar, biçimsel mantığın bir metafizik olduğunu görmezler.[19]*
Ayrıca biçimsel mantık, matematiğin başka herhangi bir alanına da ait değildir. Bu nedenle bilimde de kullanılamaz. Bilim adamları bunu kullanmamaya özen gösterirler; ama bilimci filozoflar bu mantıkçıların etkisiyle “biçimsel kanıtlamalara başvururlar ve önermeler türetirler. Fakat onların bu girişimleri felsefi açıdan yetersizdir.[20]
Oxford filozofları demektedirler ki, bir an için şunu varsayalım: Mantık, sözcelerimizdeki sözdizimsel kusurları gidermeye yardım eder. Fakat bu, mantık, dilimizin tüm işleyişini açıklar, anlamına gelmez. Mantık ne betimsel yüklemlerin sayısını söyler ne de doğasını açıklar; hepsi bu kadar değildir; mantık, mantıksal olmayan vokabülerimizi iyileştirmemize de yardım edemez.[21]
Kuşkusuz vokabülerimizde pek çok belirsizlik ve elverişsizlik vardır; kimse bunu inkâr edemez; dilimizdeki olumsuzlukları iyileştirme ihtiyacı da açıktır. Fakat “Kesinlikle ve kesinlikle kusursuz bir vokabülere sahip olabiliriz” denirse, bu, ideal olmaktan öte hayaldir. Örneğin renklere ilişkin vokabülerimizi alalım; renk adlarına ilişkin vokabülerimiz son ve kesin şeklini almış değildir; onu yeni renk adlarıyla sürekli geliştirip zenginleştiririz.
1950’li yılların başında Strawson şöyle diyordu:
Günümüzde yeni bir felsefi mantık vardır; pek çok mantık ve metafizik problemini onunla çözebiliriz.”[22]
Oxford Okulu mantığı bir hesaplama gibi görmez; düşüncenin felsefi incelemesi sayar. Mantıkçıların örneklerini çok az kullanır. Bu akımın esin kaynağı, Oxford Üniversitesi mantık profesörlerinden John Cook Wilson’dır. Wilson, 1926’da yazdığı “Statement and Inference” adlı makalesinde şuna dikkat çekiyordu: “Mantıkçının görevi, lengüistik bir terimin ya da bir ifadenin kullanımını tespit etmektir. Her şey buna bağlıdır.[23]
Dipnotlar:
[1] Le grand, Michel, “Langage ordinaire, historicité et science”, dans Revue philosophique de Louvain, tome: 72, p. 540.
[2] Ducrot, Oswald; Todor, Tzveta, Dictionnaire encyclopédique des sciences du langage, Seuil, Paris, 1972, p. 1126.
[3] Rorty, R., The linguistic Turn, University of Chicago Press, Chicago, 1967, 1992, p. 13-32.
[4] Austin, Les écrits philosophiques, Les Éditions du Seuil, Paris, 1994, p. 144.
[5] Rée, Jonathan, “La philosophie anglaise dans les années cinquante”, dans Philosophie analytique et histoire de la philosophie: actes du colloque, édit. Jean-Michel Vienne Vrin, Pris, 2000, p. 43.
[6] Loc. cit.
[7] Devienne, Philippe, Penser l’animal autrement, L’Harmattan, Paris, 2010, p. 15.
[8] Waismann, Friedrich, Wittgenstein et le Cercle de Vienne: Bilingue TER, Paris, 1991, p. 45.
[9] Seymour, Michel, L’institution du langage, PU Montréal, Montréal, 2005, p. 59.
[10] Austin, J. L., Écrits philosophiques, Seuil, Paris, 1994, p. 13.
[11] Ballier, Jean Cassen “Interpréter Kant après Strawson”, dans Kant et les kantismes dans la philosophie dans la philosophie contemporaine: 1804-2004, éditeurs: Christian Berner, Fabien Capeillères, Presses Universitaires du Septentrion, 2007, p. 152.
[12] Austin, J. L., “Plaidoyer pour les excuses”, dans Écrits logiques, tr. Fr. L. Aubert et A.-L. Hacker, Seuil, Paris, 1994, p. 144.
[13] Le grand, p. 540.
[14] Bracops, p. 97.
[15] Loc. cit.
[16] Ambroise, Bruno; Laugier, Sandra, “Introduction générale”, Philosophie du langage, Sens, usage et contexte, Vrin, Paris, 2011, p 22.
[17] Bracops, p. 97.
[18] Habermas, Jürgen, La Pensée post-métaphysique, Arman Colin, Paris, 1993, p. 55.
[19] Rée, p. 43.
* Vurgu bize aittir (Z.Ö).
[20] Loc. cit.
[21] Bouveresse, Jacques, “Langage ordinaire et philosophie”, dans Langages 6e année, no 21, 1971, p. 59.
[22] Strawson, “De l’acte de référence”, p. 25.
[23] Loc. cit.
İlgili Yazılar
Natüralist Çizgide Erdem Kazanımı: Aristoteles, Nikomakhos’a Etik
. Filozofik bir soru olan erdem kazanımında doğanın ve alışkanlıkların konumlandırılışı sorunsalı hakkında bir görüş ortaya koymak için konu hakkında düşünmeye teşvik edecek kapsamlı bir akıl yürütmeye ihtiyaç vardır. Söz konusu akıl yürütme hangi çizgide ele alınabilir?
Tövbenin Siyaseti ya da Siyasetin Tövbesi
Nerdesin ey Sultan Hamid Han?
Feryadım varır mı bârgâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan
Şu nankör milletinin bak günahına
Tarihler adını andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasi padişahına
Padişah hem zalim hem deli dedik
İhtilâle kıyam etmeli dedik
Şeytan ne dediyse biz belî dedik
Çalıştık fitnenin intihabına
Sonra cinsi bozuk ahlâkı fena
Bir Kentin Tarihinden Bugüne
Tarih, bir disiplin olma sıfatıyla insana ait olan tecrübenin kendisiyle ilgilenir. Sadece vakalar veya kişiler özeline indirgenmiş bir içerikle değil, bu tecrübelerin ortak yönelim ve tekrarlarının dayandığı birtakım ortak kurallar dizgesini de tespit etmeye çalışır. Tarih boyunca insan toplulukları birbiri ardına oluşur, ortaya pratikler koyar, kendine tespit edilen zaman dilimini yaşar ve sırasını kendinden sonraki kuşağa bırakır.
Neoliberalizm
. İlk olarak, neoliberalizmin mantığının liberalizmin mantığının radikalleşmiş biçimi olduğu söylenebilir. Bu bakış açısı, neoliberalizmin liberalizmle olan bağını muhafaza ettiğini kabul eder. İkinci olarak, neoliberalizmin mantığı liberalizmin mantığının mutasyona uğramış bir biçimi olarak görülebilir.
Çocukluğun Görsel Devinimi: Teyakkûz Hâlleri
Yorgun bedenler, bıkkın gönüller… Kendilerine bile izahını yapamadıkları bir çağda her türlü ikilemin kıskacında aradıklarının derman sunamamasının verdiği sancıyla can çekişmekteler.
Yalnız değiller; yalnız değiliz…
Muhabbet ve merhametin, sadakat ve adaletin, kanaat ve sabrın, itaat ve istişarenin, saygı ve sevginin tasfiye edildiği bir toplumda, ebeveyn çaresizliği arasına sıkıştırılmış çocukların dünyasına dair bir şeyler söylemek için önce onları tanımak gerekiyor. ‘Tanım’lamanın işimize gelen ve rahatsızlık vermeyen tarafı, ‘tanıma’yı silikleştirdiği için bilimsel tasnifler “çocuğa göre” olması gereken davranışlarımızı mekanikleştirmeye başlıyor. İlişkilerin ‘ne’ üzerinden ve ‘ne ile’ kurulacağı karmaşası, ‘tekno-çağ’ın mekanik her aracını tutarsız ilişkiler sarmalında asgari saçmalık seviyesine taşımayı kolaylaştırıyor.